Günümüzde ceza soruşturmalarında en kritik deliller artık çekmecelerde değil; telefonlarda, bilgisayarlarda ve bulut hesaplarında. Bu nedenle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 134. maddesi, uygulamada en sık başvurulan koruma tedbirlerinden birini düzenliyor. Anayasa Mahkemesi'nin 2026 yılında verdiği iptal kararıyla birlikte bu madde yeniden gündemin merkezine oturdu.

Genel Çerçeve: Arama ve El Koyma

Arama ve el koyma, CMK'nın koruma tedbirleri arasında yer alır. Her ikisi de Anayasa'nın 20. ve 21. maddelerinde güvence altına alınan özel hayatın gizliliği ve konut dokunulmazlığı ile mülkiyet hakkına doğrudan müdahale niteliği taşıdığından, ancak kanunda öngörülen şartlarla ve ölçülülük ilkesine uygun şekilde uygulanabilir.

Adli Arama (CMK 116–122)

Adli arama, bir suçun delillerini elde etmek veya şüpheliyi yakalamak amacıyla kişinin üstünün, eşyasının, konutunun, işyerinin ya da ona ait diğer yerlerin araştırılmasıdır.

Şüpheli veya sanık hakkında arama yapılabilmesi için, yakalanabileceği ya da suç delillerinin elde edilebileceği hususunda somut delillere dayanan makul şüphe bulunması yeterlidir (m.116). Diğer kişiler bakımından ise eşik daha yüksektir; bu kişiler hakkında ancak şüphelinin yakalanması, suç izlerinin araştırılması veya belirli eşyanın ele geçirilmesi amacıyla ve bunların aranan yerde bulunduğunu gösteren olgular varsa arama yapılabilir (m.117).

Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 2023/6070 E. ve 2023/5092 K. sayılı kararında da; “14.01.2014 tarihli olay tutanağına göre, saat 03:45 sıralarında... Havalimanı Araştırma Büro Amirliğince, sanığın ismi verilerek Kıbrıs'a uçak ile gideceği ve uyuşturucu madde götüreceğine dair alınan ihbar üzerine, ... ismi ile sorgulama yapıldığında... Hava yollarına ait 14.01.2014 günü saat 05:50'de...rezervasyon numarasıyla 520 sefer sayılı uçak ile Kıbrıs -Ercan'a gidecek olan bir şahsın olduğunun anlaşıldığı, sanığın saat 05:10 sıralarında dış hatlar giden katı kontuarlarında check-in işlemleri yaptığı esnada yakalanarak arama kabinine götürüldüğü ve yapılan üst aramasında, sağ bacağının çorabının içerisinde suça konu uyarıcı maddelerin ele geçirildiği suç üstü hali bulunmayan olayda, dosya içerisinde hiçbir arama kararı veya yazılı arama emri bulunmadığı; suça konu uyuşturucu maddenin ele geçirilmesinden önce sanıkla ilgili olarak suç şüphesinin ve emarelerinin ortaya çıktığı, bu durumda görevlilerce, 5271 sayılı Kanun'un 2/e, 161 ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu'nun Ek 6 ncı maddeleri uyarınca derhal Cumhuriyet savcısına olayın haber verilip Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda soruşturma işlemlerine devam edilmesi ve 5271 sayılı Kanun'un 116 ncı ve 119 uncu maddeleri uyarınca Cumhuriyet savcısının yazılı arama emri veya Sulh Ceza Hakiminden alınacak adli arama kararı uyarınca sanığın üstünde ve eşyalarında arama yapılması gerektiğinin anlaşılması karşısında; usulüne uygun adli arama emri veya kararı almadan delil elde etmek amacıyla yapılan aramanın açıkça hukuka aykırı olup, bu arama sonucunda elde edilen delillerin hükme esas alınamayacağı” şeklinde ifadelere yer verilerek dosya içerisinde hiçbir arama kararı olmadan yapılmış olan aramaya dayanılarak ele geçirilmiş olan suç konusu eşyaların hiçbir surette hükme esas alınamayacağını ifade etmiştir.

Arama kararını kural olarak hâkim verir. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı, savcıya ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile arama yapılabilir. Ancak konut, işyeri ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda kolluk amirinin arama emri vermesi mümkün değildir (m.119). Kararda veya emirde aramanın nedeni olan fiil, aranacak kişi veya yer, aranacak eşya ve kararın geçerli olacağı süre açıkça gösterilmelidir.

Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 2020/7056 E. ve 2021/6604 K. sayılı kararında; “Dosya kapsamına göre; Cumhuriyet Savcısı tarafından gecikmesinde sakınca bulunduğundan bahisle verilmiş yazılı bir arama izni bulunmasına rağmen arama kararında gecikmesinde sakınca bulunan halin gerekçesinin belirtilmediği, dosya içerisinde bulunan 14.05.2015 tarihli arama tutanağının tarih ve saati incelendiğinde aramanın hafta içi mesai saatleri içerisinde yapılmış olması nedeniyle arama kararının Savcılık tarafından verilemeyeceği, buna göre yapılan aramanın usul ve yasaya aykırı olduğu, sanık aşamalardaki savunmalarında ise suça konu işyerinin kendisine ait olmadığını beyan etmiş olup, ele geçen kaçak eşya miktarı ile usulsüz arama sonucu kanuna aykırı olarak elde edilen delil (eşya) dışında sanığın mahkumiyetini gerektirecek başka bir delil de elde edilemediği gözetildiğinde, beraati yerine yazılı gerekçeyle mahkumiyetine karar verilmesi” şeklinde ifadelere yer verilerek savcılık tarafından verilmiş olan arama kararlarında gecikmesinde sakınca olan halin mutlaka belirtilmesi aksi durumun aramayı hukuka aykırı hale getireceği açık ve net bir şekilde ifade edilmiştir.

Yine Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 2022/18364 E. ve 2024/4581 K. sayılı kararında; “Sanık hakkında kurulan hükme yönelik temyiz sebeplerinin incelenmesinde, 13.01.2014 tarihli arama tutanağının tarih ve saati incelendiğinde aramanın hafta içi mesai saatleri içerisinde yapılmış olması nedeniyle arama kararının gecikmesinde sakınca bulunan hâlin gerekçelendirilmeksizin savcılık tarafından verilemeyeceği, buna göre yapılan aramanın usul ve yasaya aykırı olduğu, ayrıca arama kararında arama saatinin de belirtilmediği, sanığın aşamalarda suçlamayı kabul etmediği anlaşılmakla; sanığın cezalandırılmasına yeterli her türlü şüpheden uzak, kesin, somut delil elde edilemediğinden ve üzerine atılı suçu işlediğinin sabit olmaması nedenleri ile beraatine, suça konu kaçak sigaraların müsaderesine kararı verilmesinde hukuka aykırılık görülmemiştir.” şeklinde ifade edildiği üzere arama kararında arama saatinin belirtilmemesinin arama kararını hukuka aykırı hâle getireceği ifade edilmiştir.

Yine Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 2023/9742 E. ve 2025/6548 K. sayılı kararında; “Cumhuriyet savcısı tarafından tarafından gecikmesinde sakınca bulunduğundan bahisle verilen yazılı arama iznine istinaden sanık ...'a ait iş yerinde saat 13.20 sıralarında yapılan arama sonucu 89 paket gümrük kaçağı sigaranın ele geçirildiği, her ne kadar arama kararı gecikmesinde sakınca bulunan hal nedeniyle verilmiş ise de aramanın yapılacağı saatin kararda belirtilmemesi, kararın ihbardan 3 gün sonra verilmiş olması ve arama tutanağının tarih ve saati incelendiğinde aramanın hafta içi mesai saatleri içerisinde yapılmış olması nedeniyle arama kararının savcılık tarafından verilemeyeceği” şeklinde ifadelere yer verilerek hafta içi mesai saatlerinde arama kararının savcılık tarafından verilemeyeceği ifade edilmiştir.

Ayrıca kanun aramayı çeşitli güvencelere bağlamıştır. Konut, işyeri ve kapalı alanlarda gece arama kural olarak yapılamaz (m.118). Cumhuriyet savcısı bulunmadan yapılan bu tür aramalarda o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişinin hazır bulundurulması gerekir (m.119/4). Arama sonunda tutanak düzenlenir ve ilgiliye istemi halinde aramanın nedenini ve el konulan eşyayı gösteren bir belge verilir (m.121). Hazirun tanıkları olmadan yapılmış olan aramalar Yargıtay tarafından hukuka aykırı olarak addedilebilmektedir.

Zira Yargıtay 10. Ceza Dairesi 2021/13664 E. ve 2025/7441 K. sayılı kararında; “5271 sayılı CMK'nın 119/4. maddesine aykırı olarak sanığa ait evde ve bahçesinde yapılan arama sırasında hazirun bulundurulmadığı, yukarıdaki açıklamalar ışığında sanığa ait evde ve bahçesinde yapılan arama sonucu ele geçirilen uyuşturucu maddelerin hukuka aykırı olarak elde edilmiş delil niteliğinde olduğu ve mahkûmiyet hükmüne esas alınamayacağı, ele geçirilen uyuşturucu madde dışında uyuşturucu madde ticareti yapıldığına ilişkin başkaca da bir delil bulunmadığı gözetilmeden sanığın beraati yerine mahkûmiyet kararı verilmesi, hukuka aykırı görülmüştür.” şeklinde ifadelere yer vererek sanığa ait evde ve bahçede hazirun tanığı bulundurulmadan yapılmış olan arama işlemini hukuka aykırı bulmuş ve bu yolla elde edilmiş olan delili hukuka uygun bir delil olarak nitelendirmemiştir.

Yine Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 2015/13312 E. ve 2016/5401 K. sayılı kararında; “CMK.nun 119/4. maddesinde Cumhuriyet Savcısı hazır olmaksızın konut, iş yeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşularından iki kişinin bulundurulması gerektiğinin belirtildiği, aynı Yasanın 206/2-a maddesinde ise; kanuna aykırı olarak elde edilen delillerin reddedileceği belirtilmiş olup incelemeye konu olayda, ... Sulh Ceza Mahkemesi'nin 15.07.2010 gün ve 2010/778 değişik iş sayılı kararı ile sanığın evinde arama yapılmasına karar verilmesinin ardından kolluk görevlileri tarafından yapılan arama işlemine Cumhuriyet Savcısının katılmadığı, arama işlemi sırasında CMK.nun 119/4. maddesi uyarınca o yer ihtiyar heyetinden veya komşularından iki kişinin bulunması gerekmekte olup, yapılan aramada o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan kimsenin bulunmadığı halde arama yapılmıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 28.04.2015 gün, 2013/464 esas, 2015/132 sayılı kararında da belirtildiği üzere bu şekilde yapılan aramanın kanuna uygun olmadığı ve bu arama sonucunda elde edilen delilin CMK.nun 206/2-a maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği ve hükme esas alınamayacağı tüm aşamalarda ele geçen silahın varlığının ve zilyetliğinin sanıkca reddedildiği, sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair kanuna aykırı ele geçirilen silah dışında mahkumiyetine yeterli delil bulunmadığı cihetle, atılı suçtan beraati yerine yazılı şekilde CMK.nun 119/4, 206/2-a ve 217. maddelerine aykırı olarak mahkumiyet kararı verilmesi” şeklinde ifadelere yer verilerek hazirun tanıkları bulundurulmadan yapılmış olan aramanın hukuka aykırı olduğunu ifade etmiştir. Ancak Yargıtay bazı kararlarında aksi görüşü benimsemektedir.

Bu kapsamda Yargıtay 7. Ceza Dairesi 2023/14525 E. ve 2026/1852 K. sayılı kararında; “5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 119/4. maddesi uyarınca o yer ihtiyar heyetinden veya komşularından iki kişi hazır bulundurulmasını da gerektirmediğinden ele geçirilen taklit markalı eşyaların hukuka uygun yöntem ile elde edildiği ve sanığa isnat olunan suçun sabit olduğu anlaşılmakla, sanığın mahkûmiyetine karar verilmesi gerekirken yerinde olmayan gerekçe ile beraatine karar verilmesi” şeklinde ifadelere yer vererek iki tane hazirun tanığının mevcut olmamasını ilgili delili tek başına hukuka aykırı hale getiren bir sebep olarak değerlendirmemiştir. Ancak kararda bu görüşe katılmayan; “Dosya kapsamı ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 09.04.2025 tarihli ve 2024/10-360 Esas, 2025/151 Karar sayılı, 18.06.2025 tarihli ve 2024/7-381 Esas, 2025/259 Karar sayılı kararlarında da belirtildiği üzere, 5271 sayılı Kanunun 119/4. maddesinin "Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, iş yeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulur." açık amir hükmüne aykırı olarak sanığın iş yerindeki aramanın, o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi hazır bulundurulması yerine sadece muhtar hazır edilerek yapılması nedeniyle icrası bakımından hukuka aykırı ve bu arama işlemi sırasında ele geçirilen suça konu eşyanın hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş yasak delil niteliğinde olduğu, ayrıca arama sırasında sanık ...’ın hazır olmadığı, 29.06.2021 tarihli duruşmada sanığın hazır olmadığından bahisle aramaya itirazının bulunduğu, iş yerinin kendisine ait olmadığını söylemesi ve suçlamayı da kabul etmemesi karşısında, 5271 sayılı Kanunun 217. maddesinde hâkimin ancak hukukun izin verdiği yöntemlerle elde edilen delilleri dikkate alabileceğinin hüküm altına alındığı, anılan Kanunun 206/2-a bendinde de ortaya konulmak istenen delilin kanuna aykırı olarak elde edilmiş olması hâlinde reddolunacağı belirterek hukuka uygun elde edilmeyen delillerin ispat aracı olarak kabul edilmeyeceği ve hükme esas alınamayacağının açıkça düzenlenmiş olması, aksi yönde bir uygulamanın izah edilen gerekçelerle Anayasa'nın 38/2, 5271 sayılı Kanunun 206/2-a, 217/2, 230/1. madde ve fıkralarına aykırı olacağının anlaşılması karşısında; sanığın iş yerinde yapılan arama işleminin ve bu işlem sonucunda elde edilen delillerin hukuka aykırı olarak elde edildiğinin kabulü gerektiği, hukuka aykırı ele geçirilmiş eşya dışında, suçlamayı kabul etmeyen sanığın isnat edilen suçu işlendiğine ilişkin başkaca delil de bulunmadığı gözetilerek, müsnet suçtan beraati yönündeki bölge adliye mahkemesi ceza dairesi kararına yönelik temyiz isteminin esastan reddine karar verilmemesi yönündeki sayın çoğunluğun kararına katılmıyorum.” şeklinde bir karşı oy da mevcuttur. Biz de karşı oya katılıyoruz. Zira, CMK 206/2-a bendinde açıkça kanuna aykırı her türlü delilin hükme esas alınamayacağı ifade edilmiştir. Bu kapsamda kanımızca da dairenin çoğunluğunun görüşü hukuka aykırıdır.

Bu itibarla adli arama; usulüne uygun bir hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hal somut olarak gerekçelendirilmiş yazılı bir Cumhuriyet savcısı emri bulunmasını, bu karar veya emirde arama saatinin ve geçerlilik süresinin açıkça gösterilmesini ve konut, işyeri ile kapalı alanlarda yapılan aramalarda CMK 119/4 uyarınca iki hazırun tanığının aramanın başından sonuna kadar hazır bulundurulmasını gerektiren, şekli güvencelere sıkı sıkıya bağlı bir koruma tedbiridir. Bu güvencelerden herhangi birine aykırı olarak yapılan arama sonucunda elde edilen deliller, Anayasa’nın 38/6, CMK’nın 206/2-a, 217/2 ve 230/1-b maddeleri uyarınca hükme esas alınamaz. Bu delillerin dışında mahkûmiyete yeterli başka bir delil bulunmadığı hallerde ise sanığın beraatine karar verilmesi zorunludur.

El Koyma (CMK 123–133)

El koyma, ispat aracı olarak yararlı görülen veya müsaderesi gereken eşyanın muhafaza altına alınmasıdır (m.123). Eşyayı rızasıyla teslim etmeyen kişiye karşı uygulanır.

El koyma kararını da kural olarak hâkim verir; gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı, savcıya ulaşılamıyorsa kolluk amiri el koyma işlemini gerçekleştirebilir (m.127). Hâkim kararı olmadan yapılan el koyma 24 saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur; hâkim 48 saat içinde karar vermezse el koyma kendiliğinden kalkar.

Taşınmazlara, hak ve alacaklara el koyma (m.128), posta kurumunda el koyma (m.129) ve şirket yönetimi için kayyım atanması (m.133) gibi özel hallerde ise kanun daha ağır şartlar arar ve tedbiri belirli katalog suçlarla sınırlar. Soruşturma veya kovuşturma bakımından artık gerekli olmayan eşya hak sahibine iade edilir (m.131). Hukuka aykırı arama ve el koyma nedeniyle zarar görenler ise CMK 141 uyarınca devletten tazminat talep edebilir.

İşte dijital materyaller söz konusu olduğunda bu genel kurallar yetersiz kalır: Bir telefon veya bilgisayar, bir evden çok daha fazla özel bilgi barındırabilir. Kanun koyucu bu nedenle bilgisayar araması için ayrı ve daha sıkı bir rejim öngörmüştür: CMK 134.

CMK 134 ve Bilgisayarda Arama

CMK 134, şüphelinin kullandığı bilgisayar, bilgisayar programları ve kütüklerinde arama yapılmasını, kayıtlardan kopya alınmasını, bu kayıtların çözülerek metne dönüştürülmesini ve gerektiğinde cihazlara el konulmasını düzenler.

Bu tedbir için genel aramadaki makul şüphe yeterli değildir; somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka surette delil elde etme imkânının olmaması gerekir. Bu yönüyle bilgisayar araması, kanun koyucu tarafından son çare niteliğinde bir tedbir olarak kurgulanmıştır.

Kural olarak hâkim kararı aranır; gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla yapılan işlem yirmi dört saat içinde hâkim onayına sunulur; hâkim de kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkimin aksine karar vermesi hâlinde çıkarılan kopyalar ve çözümü yapılan metinler derhâl imha edilir. Bilgisayara, programlara veya kütüklere şifrenin çözülememesi ya da gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması ya da işlemin uzun sürecek olması nedeniyle girilemiyorsa, çözümün yapılabilmesi ve kopyaların alınabilmesi için bu araçlara el konulabilir. El koyma sırasında sistemdeki verilerin tamamının yedeği alınır ve istenmesi halinde bu yedeğin bir kopyası şüpheliye veya vekiline verilir.

Zira Yargıtay 10. Ceza Dairesi 2020/12500 E. ve 2021/12899 K. sayılı kararında; “5271 sayılı CMK'nın 288. ve 294. maddelerinde yer alan düzenlemeler ile 289. maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık halleri dikkate alınıp, sanık müdafiinin dilekçesinde belirttiği temyiz sebeplerinin hükmün hukuki yönüne ilişkin olduğu değerlendirilerek, anılan sebeplere bağlı olarak yapılan incelemede, 1- 5271 sayılı CMK’nın 134. maddesinin 1. fıkrasında yazılı ‘’ (1) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada, somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka surette delil elde etme imkânının bulunmaması halinde, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı tarafından şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına, bu kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine karar verilir. Cumhuriyet savcısı tarafından verilen kararlar yirmi dört saat içinde hâkim onayına sunulur. Hâkim kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi hâlinde çıkarılan kopyalar ve çözümü yapılan metinler derhâl imha edilir’’ hükmünün suç şüphesi altında bulunan şahıslardan ele geçirilen ve bilgisayar niteliğindeki cep telefonları için de geçerli olduğu kabul edilerek; Kolluk görevlilerinin daha önceden tanıdıkları ve durumundan şüphelendikleri sanığın yanına gittiklerinde sanığın telefonunun çalması üzerine CMK’nın 134. maddesi kapsamında alınmış bir karar bulunmaksızın, cep telefonunu sanıktan alarak, mesajlar bölümü ve diğer mesajlaşma uygulamalarını inceledikleri, bu inceleme esnasında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan haklarında ayrı soruşturma yürütülen tanıklar ... ve ...’un buluşmak için sanığın telefonunu aramaları üzerine kolluk görevlileri tarafından sanığın telefonundan mesaj attırılmak suretiyle tanıklarla buluşmasının sağlandığı ve tanıkların yakalandığı, tanıklarla yapılan şifai görüşme sonrasında Cumhuriyet savcısına olayın haber verildiği ve alınan yazılı arama emri ile sanığa ait ikamette yapılan aramada net 1,952 gram eroinin ele geçtiği, soruşturmanın devamında da yine sanığa ve tanıklara ilişkin CMK’nın 134. maddesi kapsamında verilmiş bir karar bulunmaksızın telefonlarında bulunan mesaj ve farklı uygulamalardan tespit edilen mesaj kayıtlarının resim ve tutanak şeklinde dosya kapsamına girdiği ve tanık beyanları ile birlikte bu mesaj içeriklerinin hükme esas alındığı, anlaşılmakla; Kişilerin birbirleri ile haberleşmeleri ve bunların içeriklerinin "iletişim" kapsamına girdiği akıllı cep telefonuna ilişkin haberleşme kayıtlarının tümü hakkında CMK'nın 135 ila 138. maddeleri uyarınca; yine aynı zamanda akıllı telefonlar kayıtlı bilgi ve verileri otomatik olarak işleme tabi tutma özelliğine sahip olduklarından, bilgisayar özelliği nedeniyle de taşıdığı bilgi ve verilerde arama ve el koyma yapılması için CMK'nın 134. maddesi uyarınca arama ve el koyma kararı alınması gereklidir. Akıllı olmayan tuşlu telefonlar ise nitelikleri nedeniyle sadece haberleşme için kullanıldığından bu telefonlar yönünden CMK'nın 135. maddesi uyarınca arama kararı alınmalıdır. Yukarıda anlatıldığı üzere 5271 sayılı CMK’nın 134. maddesi kapsamında şüphelinin cep telefonu incelenip, telefondan ele geçirilen bilgilerin kayıt altına alınabilmesi için hakim kararı veya belirlenen sürelerde hakim onayına sunulmak üzere Cumhuriyet savcısının yazılı emrinin bulunması gerektiği, sanığın rızası bulunsa dahi kolluk görevlileri tarafından şüphelilerin telefonlarının incelenip, telefon içeriğindeki mesaj ve benzeri bilgilerin kayıt altına alınamayacağı ve bu kurallara uyulmadan elde edilen delillerin hukuka aykırı bir biçimde ele geçirildiğinin kabulü gerektiği, yine CMK'nın 2/e ve 161. maddesinin 2. fıkrası ile PVSK'nın Ek 6. maddeleri uyarınca, (edinilen bilgi veya alınan ihbar veya şikâyet üzerine veya kendiliğinden bir suçla karşılaşan kolluğun) kolluk görevlilerinin olay yerinde kişilerin ve toplumun sağlığına, vücut bütünlüğüne veya malvarlığına zarar gelmemesi ve suçun delillerinin kaybolmaması ya da bozulmaması için gerekli acele tedbirleri aldıktan sonra durumu derhal Cumhuriyet savcısına bildirmesi ve Cumhuriyet savcısının talimatı doğrultusunda gerekli soruşturma işlemlerini yapması gerekirken somut olayda durumundan şüphelendikleri sanıktan telefonunu alan kolluk görevlilerinin suç şüphesini tespit etikten sonra Cumhuriyet savcısını arayıp olayı haber verdikten sonra alacakları talimat üzerine işlem yapmaları gerekirken sanığa ait telefondan mesaj attırmak suretiyle sanığın tanıklarla buluşmasını ve tanıkların kimliklerinin tespitini sağladıkları, bu şekilde elde edilen telefon mesajları ile tanık beyanlarının 5271 sayılı CMK'nın 134 ve 161. maddelerine aykırı olarak ele geçirildiği ve bu durumun CMK'nın 217/2. maddesine aykırı olduğu anlaşıldığından, söz konusu deliller dikkate alınmadan yapılan incelemede; Antalya Adli Tıp Kurumunun 10/09/2018 tarihli raporuna göre idrarında kodein tespit edilen sanığın 10/07/2018 tarihinde ikametinde yapılan aramada ele geçirilen kişisel kullanma sınırındaki net 1,952 gram eroini kullanmak dışında bir amaçla bulundurduğuna ilişkin savunmasının aksine, kuşkuyu aşan yeterli ve kesin delil bulunmadığı; sanığın, hukuka uygun olarak ele geçirilen delillerle ispatlanabilen fiilinin kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunu oluşturduğu gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan hüküm kurulması,” şeklinde ifadelere yer vererek bilgisayar ve bilgisayar kütüğü niteliğindeki cep telefonları ve benzeri cihazlar üzerinde arama yapılması için bir arama kararı verilmesinin zorunlu olduğunu ifade etmiştir.

Yine Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2025/94 E. ve 2025/227 K. sayılı kararında; “Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; CMK'nın 134. maddesinde düzenlenen tedbire ilişkin olarak kanun koyucunun amacının ceza davasında delil oluşturabilecek dijital verilerin mevcut hâllerinin korunması, bu verilere imajlarının alınmasından önce müdahale etme imkânının ortadan kaldırılması ve şüphelinin mağduriyetinin önlenmesi olduğunun kabulü gerekmektedir. Bu itibarla suç ve arama tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan CMK'nın 134. maddesi uyarınca bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması ya da kolluk personelinin yetersizliği, ekipman yokluğu, ortamın incelemeye elverişli olmaması, soruşturmanın kapsamı gibi objektif olarak kabulü gereken zorunlu nedenlerden dolayı mahallinde inceleme yapılamaması nedenleriyle suça konu dijital verilere el konulduğu hususu tutanakta belirtilmeden, elkoyma işlemine geçildiği sırada da sistemdeki verilerin yedeklemesi yapılmadan ve istenmesi hâlinde yedekten bir kopya alınıp şüpheli veya müdafiine verilmeden ya da somut olayın özelliklerine göre mahallinde yedekleme yapma ve yedekten kopya verme olanağının bulunmadığının objektif olarak kabulünde zorunluluk bulunan hâllerde, dijital delillere imaj alınmadan önce müdahale edildiği intibasını ortadan kaldıracak önlemler alınmadan inceleme yapılması hâlinde arama ve elkoyma işleminin yasaya ve hukuka uygunluğundan bahsetmek mümkün olmayacak ve elde edilen veriler hukuka aykırı yöntemle elde edilen delil niteliğinde olacaktır. Bu anlamda yapılan yedekleme işlemi soruşturmanın güvenilirliği, tarafsızlığı ve adil yargılanma hakkına uygunluğu açısından son derece önem taşımaktadır.” şeklinde ifadelere yer verilerek sistemdeki verilerin yedeklenmesi yapılmadan ve talep halinde bir kopya alınıp şüpheli veya müdafiine verilmeden veya dijital delillere imaj alınmadan önce müdahale edildiği intibasını ortadan kaldıracak önlemler alınmadan inceleme yapıldığına ilişkin bir şüphe söz konusu olması hâlinde bahse konu delilin hukuka aykırı olarak elde edildiği kabul edilecektir.

Bu şartlara uyulmadan yapılan arama sonucunda elde edilen veriler, Anayasa'nın 38/6, CMK'nın 206 ve 217. maddeleri uyarınca hukuka aykırı delil niteliği taşır ve hükme esas alınamaz.

Anayasa Mahkemesi’nin CMK 134’ü İptal Kararının Değerlendirilmesi

Anayasa Mahkemesi, 12 Şubat 2026 tarihli, E.2023/128, K.2026/36 sayılı kararıyla CMK 134. maddeyi iptal etti. Karar, Bursa 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nin bir kaçakçılık davasında yaptığı itiraz başvurusu üzerine verildi ve 25 Mayıs 2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımlandı.

Mahkeme, maddenin suçların önlenmesi ve aydınlatılması bakımından meşru bir amaca hizmet ettiğini kabul etmekle birlikte bazı önemli eksikliklere dikkat çekti.

Kararda öncelikle, el konulan veya kopyalanan dijital verilerin ne kadar süreyle saklanacağına ve hangi şartlarda imha edileceğine ilişkin kanunda herhangi bir güvence bulunmadığı vurgulandı. Mahkeme ayrıca kişisel verilerin işlenmesi sürecinin şeffaf biçimde yürütülmesini sağlayacak düzenlemelerin eksikliğine ve şüpheliye ait cihazlarda soruşturmayla hiçbir ilgisi olmayan çok sayıda kişisel verinin de bulunabileceğine işaret etti. Bu hususun önemini yukarıda vermiş olduğumuz Ceza Genel Kurulu kararında da ifade etmiştik.

Bu gerekçelerle Mahkeme, kuralın Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı ve kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına orantısız bir sınırlama getirdiğine hükmetti. Uygulama imkânı kalmayan diğer fıkralar da 6216 sayılı Kanun uyarınca iptal edilerek madde bütünüyle ortadan kaldırıldı.

İptal Kararının Yürürlük Tarihi

AYM, yasama organına süre tanımak için iptal hükmünün dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verdi.

Buna göre CMK 134, 25 Şubat 2027 tarihine kadar yürürlükte kalmaya devam etmekte ve bu tarihe kadar yapılan aramalar mevcut hükme göre değerlendirilecektir. Yasama organı bu süre içinde AYM'nin işaret ettiği güvenceleri içeren yeni bir düzenleme yapmazsa, dijital aramalar bakımından ciddi bir kanuni boşluk söz konusu olacaktır.

Belirtmek gerekir ki 12. Yargı Paketi'nin (7589 sayılı Kanun) ilk metninde CMK 134'e ilişkin bir değişiklik yer alıyordu; ancak bu hüküm TBMM Genel Kurulu görüşmeleri sırasında tekliften çıkarıldı. Bu yazının tarihi itibarıyla yasalaşmış yeni bir düzenleme bulunmamaktadır.

Uygulamada Dikkat Edilecek Hususlar

Kanımızca iptal kararı henüz yürürlüğe girmemiş olsa da gerekçesi bugünden savunma pratiğine yön verebilir.

Her şeyden önce arama kararı titizlikle denetlenmelidir. Kararda kuvvetli şüpheyi gösteren somut deliller ve başka surette delil elde etme imkânının bulunmadığı yeterince gerekçelendirilmemişse, elde edilen verilerin hukuka uygunluğu tartışmaya açılabilir. Yedekleme (imaj) işleminin usulüne uygun yapılıp yapılmadığı ve hash değerlerinin tutanağa geçirilip geçirilmediği de kontrol edilmeli, yedeğin bir kopyası mutlaka talep edilmelidir.

Bunun yanında soruşturmayla bağlantısı olmayan kişisel veriler, avukat–müvekkil yazışmaları ve üçüncü kişilere ait veriler bakımından inceleme kapsamının sınırlandırılması istenmelidir. Verilerin süresiz saklanması ve imhaya ilişkin güvencelerin bulunmaması, AYM'nin gerekçesi doğrultusunda Anayasa'nın 20. maddesi çerçevesinde itiraz ve bireysel başvuru süreçlerinde güçlü bir argüman olarak kullanılabilir.

Sonuç

Sonuç olarak, bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma tedbiri, özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına yoğun bir müdahale niteliği taşıdığından, CMK'nın 116 ve devamı maddelerinde düzenlenen genel arama ve el koyma tedbirine nazaran daha sıkı şekli güvencelere tabi kılınmıştır. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere; usulüne uygun bir hâkim kararı ya da süresi içinde hâkim onayına sunulmuş bir Cumhuriyet savcısı kararı bulunmaksızın, el koymanın gerekçesi tutanağa geçirilmeksizin, yedekleme (imaj alma) işlemi yapılmaksızın ve talep hâlinde yedeğin bir kopyası şüpheli veya müdafiine verilmeksizin elde edilen dijital veriler, Anayasa'nın 38/6, CMK'nın 206/2-a ve 217/2. maddeleri uyarınca hukuka aykırı delil niteliğinde olup hükme esas alınamaz.

Anayasa Mahkemesi'nin 12.02.2026 tarihli ve E.2023/128, K.2026/36 sayılı kararı ise söz konusu güvencelerin kanuni düzeyde yetersiz kaldığını tespit etmesi bakımından dijital ceza muhakemesi alanında önemli bir eşik teşkil etmektedir. İptal hükmünün 25.02.2027 tarihinde yürürlüğe girecek olması karşısında, kanun koyucu tarafından yapılacak yeni düzenlemenin; verilerin saklanma süresi ve imhası, inceleme kapsamının suçla ilgili verilerle sınırlandırılması ile şüphelinin kopya alma ve denetim imkânları bakımından açık, öngörülebilir ve ölçülü güvenceler içermesi gerekmektedir. Aksi hâlde, hem soruşturmanın etkinliği hem de temel hak ve özgürlüklerin korunması bakımından telafisi güç sonuçlarla karşılaşılması kaçınılmaz olacaktır.