1. Giriş
Anayasa Mahkemesinin bugün Resmî Gazete'de yayımlanan Mahammad Rzayev ve Roberto Nejat Dilmen kararı, ilk bakışta sıradan bir bireysel başvuru kararı gibi görünebilir. Oysa bu karar, Mahkemenin 2024 yılında S.Ü. başvurusunda ortaya koyduğu ilkeyi tereddüde yer bırakmayacak biçimde tekrarlamakta ve ülkemizdeki tüm ortaöğretim kurumlarını doğrudan ilgilendiren yapısal bir soruna işaret etmektedir: Lise öğrencilerine verilen disiplin cezalarının kanuni bir dayanağı yoktur. Anayasa Mahkemesinin yaklaşımı esas alındığında, bu boşluk kanun koyucu tarafından doldurulmadıkça öğrencinin eğitim hakkına dokunan disiplin cezalarının Anayasa'ya uygun biçimde verilebilmesi artık mümkün görünmemektedir.
2. İlk Adım: S.Ü. Kararı
Olay, Çankırı'da 11. sınıfta okuyan bir öğrencinin, derste sınıf arkadaşını bıçakla yaralamaya teşebbüs ettiği gerekçesiyle Millî Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği uyarınca örgün eğitim dışına çıkarma cezası almasıyla başlamıştır. Savcılık, yaralama kastını ispatlayacak yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiş, idare mahkemesi de işlemi iptal etmiştir. Ancak bölge idare mahkemesi, disiplin ve ceza soruşturmalarının konusunun tam olarak örtüşmediğini belirterek iptal kararını kaldırmış ve davayı kesin olarak reddetmiştir.
Anayasa Mahkemesi ise meseleye bambaşka bir yerden bakmıştır. Öğrencinin bıçağı neden getirdiği, fiilin sabit olup olmadığı ya da cezanın ağır olup olmadığı tartışmalarına hiç girmemiş; doğrudan şu soruyu sormuştur: Bu cezanın kanuni dayanağı var mı?
Cevap olumsuzdur. Yönetmeliğin dayanak maddesinde İlköğretim ve Eğitim Kanunu, Millî Eğitim Temel Kanunu, Mesleki Eğitim Kanunu, Özel Öğretim Kurumları Kanunu ve ilgili kanun hükmünde kararnameler sayılmaktadır. Ne var ki bu düzenlemelerin hiçbirinde ortaöğretim öğrencilerine uygulanacak disiplin suç ve cezalarına ilişkin tek bir hüküm bulunmamaktadır. Kınamadan örgün eğitim dışına çıkarmaya kadar uzanan bütün disiplin rejimi, yani hangi fiile hangi cezanın verileceği, cezayı hangi kurulun vereceği ve hangi makamın onaylayacağı, tamamen idarenin kendi çıkardığı bir yönetmelikle belirlenmiştir.
Mahkeme bu tabloyu Anayasa'nın 13. maddesindeki "ancak kanunla sınırlama" ilkesi karşısında değerlendirmiş ve açık bir sonuca ulaşmıştır: Temel hak ve özgürlükler idare tarafından ilk elden, bir kanuna dayanmaksızın sınırlandırılamaz. Bir müdahale demokratik toplum düzeni bakımından ne kadar gerekli olursa olsun, salt idari bir düzenlemeye dayanıyorsa kanunilik şartını karşılamaz. Mahkeme, devletin eğitim alanında geniş bir düzenleme yetkisi bulunduğunu ve eğitim hizmetinin yürütülmesi için yönetmeliklere ihtiyaç duyulduğunu da kabul etmiştir. Ancak bu yetkinin sınırı bellidir: Konu bir temel hakkın sınırlandırılması olduğunda idare, kanunun çizdiği çerçeve olmaksızın kural koyamaz.
Bu nedenle Mahkeme, müdahalenin meşru bir amaca dayanıp dayanmadığını ve ölçülü olup olmadığını incelemeye dahi gerek görmeden eğitim hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Kararın asıl önemi de buradadır: İhlal, somut olayın özelliklerinden değil, sistemin kendisinden kaynaklanmaktadır.
3. İkinci Adım: Rzayev ve Dilmen Kararı
Bugün Resmî Gazete'de yayımlanan karar, S.Ü. kararında ortaya konan ilkenin tesadüfi olmadığını, yerleşik bir içtihat hâline geldiğini göstermektedir.
Bu kez başvurucular, özel bir okulda öğrenim gören iki lise öğrencisidir. Biri okul yöneticileri ve öğretmenlere yönelik sözlü saldırı ve tehdit, diğeri ise sosyal medya paylaşımları yoluyla bir arkadaşını tehdit ve hakaret iddiasıyla okul değiştirme cezası almıştır. Dikkat çekici olan, her iki dosyada da bölge idare mahkemelerinin S.Ü. kararından aylar sonra, 2024 yılının Kasım ayında, cezaları hukuka uygun bulmasıdır. Yani Anayasa Mahkemesinin 2024 yılı başındaki tespitine rağmen idari yargı, aynı Yönetmeliğe dayanan cezaları onaylamaya devam etmiştir.
Anayasa Mahkemesi kısa ve net bir gerekçeyle ihlal kararı vermiştir. Mahkemeye göre bu başvurulardaki disiplin cezalarının da tek dayanağı Yönetmeliktir ve S.Ü. kararında benimsenen ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren hiçbir durum yoktur. Mahkeme, her iki başvurucu için yeniden yargılama yapılmasına ve ayrı ayrı manevi tazminat ödenmesine hükmetmiştir.
Bu kararın iki önemli mesajı vardır. Birincisi, ilke yalnızca en ağır yaptırım olan örgün eğitim dışına çıkarma cezası için değil, okul değiştirme cezası için de aynen geçerlidir. Öğrencinin kayıtlı olduğu okula erişimini engelleyen, onu okulundan koparan her disiplin cezası eğitim hakkına bir müdahaledir ve bu müdahale kanuni dayanaktan yoksundur. İkincisi, Mahkeme artık bu tür başvuruları ayrıntılı bir incelemeye gerek duymadan, önceki kararına atıfla sonuçlandırmaktadır. Bu, ileride önüne gelecek benzer başvurularda sonucun büyük ölçüde baştan belli olduğu anlamına gelir.
4. Pratik Sonuç: Disiplin Rejimi Fiilen İşlemez Hâle Geldi
Bu iki kararın birlikte okunmasından çıkan sonuç açıktır: Mevcut hukuki durumda ortaöğretim öğrencilerine eğitim hakkını sınırlayan nitelikte bir disiplin cezası verilmesi, Anayasa'nın kanunilik ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Okuldan kısa süreli uzaklaştırma, okul değiştirme ve örgün eğitim dışına çıkarma cezalarının tamamı, öğrencinin okula erişimini doğrudan etkilediği için bu kapsamdadır. Kınama cezasının eğitim hakkına müdahale oluşturup oluşturmadığı ayrıca tartışılabilir; ancak kanuni dayanak eksikliği bu ceza bakımından da aynı şekilde mevcuttur.
Bu durum uygulamada çok yönlü sorunlar doğuracaktır. Okul idareleri bakımından, okul öğrenci ödül ve disiplin kurullarının vereceği her ceza, yargı önüne taşındığında Anayasa Mahkemesi içtihadı karşısında hukuka aykırı bulunma riski taşımaktadır. İdari yargı bakımından, idare mahkemeleri ve bölge idare mahkemeleri Anayasa Mahkemesinin yerleşik hâle gelen bu içtihadını görmezden gelemez; aksi hâlde her dosya bireysel başvuruya, oradan da ihlal ve tazminat kararına dönüşecektir. Devlet bakımından, her ihlal kararı yeniden yargılama, manevi tazminat ve yargılama gideri anlamına gelmekte; sorun yapısal olduğu için bu maliyet de tekrarlanmaya devam edecektir. Öğrenciler ve veliler bakımından ise disiplin cezası almış ya da hakkında soruşturma yürütülen öğrenciler, cezaya karşı açacakları davalarda artık güçlü bir anayasal argümana sahiptir.
Burada bir yanlış anlamanın da önüne geçmek gerekir. Anayasa Mahkemesi okullarda disiplinin gereksiz olduğunu ya da öğrencilerin her davranışının yaptırımsız kalması gerektiğini söylememektedir. Okulda şiddet, tehdit ve zorbalık gibi fiillerin diğer öğrencilerin eğitim hakkını ve okul düzenini tehdit ettiği tartışmasızdır. Mahkemenin itirazı disiplinin kendisine değil, disiplinin hangi araçla düzenlendiğinedir. Sorun içerikte değil, yetkidedir.
5. Çözüm: Kanun Koyucu Harekete Geçmelidir
Bu tablo karşısında tek kalıcı çözüm, Türkiye Büyük Millet Meclisinin ortaöğretim öğrencilerinin disiplin rejimini kanunla düzenlemesidir. Yönetmelikte yapılacak değişiklikler, ne kadar ayrıntılı ve özenli olursa olsun, sorunu çözmeyecektir; çünkü eksik olan şey yönetmeliğin kalitesi değil, kanunun kendisidir.
Yapılacak kanuni düzenlemede öncelikle hangi tür fiillerin disiplin suçu oluşturduğu, en azından genel hatlarıyla ve öngörülebilir biçimde belirlenmelidir. Kınamadan örgün eğitim dışına çıkarmaya kadar uygulanabilecek cezaların türleri ve her bir cezanın öğrencinin eğitim hayatına etkisi de kanunda sayılmalıdır. Savunma hakkı, velinin sürece katılımı, soruşturmanın süresi, kurulların oluşumu ve itiraz yolları kanuni güvenceye kavuşturulmalıdır. S.Ü. olayında ilk derece mahkemesinin dile getirdiği, aynı kişinin hem kararı veren hem de itirazı inceleyen kurulda yer alması sorunu da bu düzenlemeyle çözülmelidir.
Muhatabı çocuk olan bir disiplin rejiminde çocuğun üstün yararı ve ölçülülük ilkesi de göz ardı edilmemelidir. Öğrencinin yaşı, psikolojik durumu, akademik geçmişi ve olayın koşulları cezanın belirlenmesinde gözetilmeli; rehberlik, arabuluculuk ve onarıcı uygulamalar gibi cezai olmayan araçlara da yer verilmelidir. Kanunun çizdiği bu çerçeve içinde kalmak kaydıyla, uygulamaya ilişkin ayrıntılar elbette yönetmelikle düzenlenebilir.
Yükseköğretim öğrencilerinin disiplin rejiminin kanunda çerçevelendiği düşünüldüğünde, çok daha korunmaya muhtaç bir grup olan ve büyük çoğunluğu çocuklardan oluşan ortaöğretim öğrencileri bakımından bu güvencenin yokluğu ayrıca dikkat çekicidir.
6. Sonuç
Anayasa Mahkemesi, S.Ü. kararıyla bir sorunu tespit etmiş, bugün yayımlanan Rzayev ve Dilmen kararıyla da bu tespitin arkasında durduğunu açıkça göstermiştir. Artık mesele, tek tek dosyalarda verilecek ihlal kararlarıyla geçiştirilebilecek bir mesele değildir. Okul yönetimlerinin hukuki belirsizlik içinde karar vermek zorunda kaldığı, mahkemelerin Anayasa Mahkemesi içtihadı ile mevcut yönetmelik arasında sıkıştığı ve devletin her dosyada tazminat ödediği bu tablo ancak kanun koyucunun müdahalesiyle sona erebilir.
Next