AYNI SEL, İKİ AYRI MAHKEME

İstanbul Selinde Zarar Gören Araçlar: Kasko Sel Teminatı, "Motor Su Aldı" Reddi, İdarenin Hizmet Kusuru ve Aracın Konumuna Bağlanan Yargı Yolu

GİRİŞ

13 Ekim 2026 gecesi başlayıp 14 Ekim boyunca süren sağanak, İstanbul'da çok sayıda aracı sular altında bıraktı. Basına yansıyan resmî açıklamalara göre 14 Ekim günü 06.00 ile 20.00 arasında AFAD ve 112'ye ulaşan 2.518 ihbarın 1.277'si su baskını, 76'sı araçlarla ilgiliydi; İBB'ye aynı gün gece saatlerine kadar gelen 6.937 ihbarın 5.711'i İSKİ'ye yönlendirildi. Ayazağa'da taşan dere park hâlindeki ve seyir hâlindeki araçları sürükledi, Küçükçekmece'de bir sitenin, Sarıyer'de bir alışveriş merkezinin otoparkı su altında kaldı. Bu veriler ilk günlerin açıklamalarına dayanmaktadır ve kesinleşmiş değildir.

Araç sahiplerinin sorusu tektir: Bu zararı kim ödeyecek? Kaskosu olan için mesele; sel ek teminatının kapsamı, "motor su aldı" savunması, ihbar ve ispat kuralları ile kaskonun karşılamadığı kalemlerdir. Kaskosu olmayan için mesele, yağmur suyu altyapısını işleten idarenin hizmet kusurudur. Her iki durumda da son sorun, idareye karşı davanın hangi yargı kolunda açılacağıdır.

Yazının iki tezi vardır. Birincisi: Sel dosyalarında sürücünün suya girme kusuru ile aracın sonradan çalıştırılması birbirinden ayrılmalıdır; ilki mal sigortasında teminatı kaldırmaz, ikincisi TTK m. 1448/2 uyarınca yalnızca artırdığı zarar ölçüsünde indirim sebebidir ve bu sınır poliçelere eklenen tam ret şartlarıyla aşılamaz. İkincisi: Uyuşmazlık Mahkemesi yargı yolunu, idarenin ihlal ettiği görevin niteliğine göre değil, zarar anında aracın nerede bulunduğuna göre belirlemekte ve böylece aynı selden doğan zararları iki ayrı yargı koluna dağıtmaktadır.

I. KASKODA SEL VE SU BASKINI EK TEMİNATI

Önce bir yanlış anlamayı gidermek gerekir: Zorunlu trafik sigortası, aracın üçüncü kişilere verdiği zararı karşılayan bir sorumluluk sigortasıdır; selde sigortalının kendi aracında oluşan hasar bu sigortanın konusu değildir. Kendi araç hasarı için başvurulacak sigorta kaskodur.

Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları (Kasko GŞ) A.4 maddesi, bazı zararların ancak ek sözleşmeyle teminata alınabileceğini düzenler; sel ve su baskını zararları 4.5. bentte yer alır. Poliçede bu ek teminat yoksa sel zararı, ana teminattaki çarpma veya devrilme kavramlarına dayanılarak kural olarak kaskoya yüklenemez ve araç sahibi için kalan yol idareye veya yapı sahibine başvurudur. Ek teminat varsa, A.4.5'in lafzı aracın park hâlinde su altında kalması ile seyir hâlinde suya girmesi arasında bir ayrım yapmaz. "Sel değil, sürücünün tercihi" savunması bu nedenle teminatın tanımına değil, aşağıdaki kusur ve yükümlülük tartışmasına aittir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin onadığı bir tahkim dosyasında, şiddetli yağıştan oluşan su birikintisine giren aracın motorunun ön hava kanalından su çekerek kilitlendiği olayda zarar A.4.5 kapsamında görülmüş, sigortacının arıza savunmasına karşın teminat dışılığa ilişkin somut delil sunulmadığı belirtilmiş ve karar onanmıştır (Yargıtay 4. HD, E. 2024/4448, K. 2024/6570, T. 26.06.2024).

Motorun su çekmesiyle oluşan mekanik hasar, sigortacılarca sıklıkla "arıza" olarak nitelendirilir. Oysa Kasko GŞ A.4.15, mekanik ve elektronik arızaları ancak "sigorta kapsamına giren bir olaydan doğmadıkça" kapsam dışında sayar; sel teminatlı araçta motorun suyu çekmesi teminat kapsamındaki olayın doğal sonucudur. "Sel ve su baskını" kavramı genel şartlarda tanımlanmadığından, şehrin genelini etkileyen bir sağanakta yolda biriken suyu kapsam dışında tutan dar yorumlar da genel işlem koşullarındaki belirsizliğin düzenleyen aleyhine yorumlanacağını öngören TBK m. 23 karşısında savunulması güç yorumlardır.

Aracın üzerine ağaç, direk veya duvar devrilmesi ayrı bir nitelendirme sorunu doğurur. Bir cismin araca çarpması ana teminatın tipik alanıdır; ancak Kasko GŞ A.4.4 toprak kayması ve fırtına nedeniyle oluşan zararları da ek sözleşmeye bağlamıştır. Sebebin bu doğa olaylarından biri olduğunu ve ek teminatın bulunmadığını sigortacı ispatlamadıkça zarar ana teminat içinde kalır. Devrilen duvarın malikinin TBK m. 69 uyarınca yapı maliki olarak sorumluluğu da ayrıca değerlendirilmelidir. Kısa bir not olarak, konut ve işyerlerindeki sel zararları DASK'ın değil, yangın poliçesine eklenen sel ve su baskını ek teminatının konusudur (Yangın Sigortası Genel Şartları A.3).

II. "MOTOR SU ALDI" REDDİ: İNDİRİM Mİ, TAM RET Mİ?

Sel dosyalarındaki en yaygın ret gerekçesi, motorun hava emişinden su çekerek kilitlenmesidir (hidrolik kilitlenme). Sigortacılar bunu üç olguya dayandırır: Su dolu yola bilerek girilmesi, aracın su içindeyken veya sudan çıktıktan sonra çalıştırılması ve uyarılara rağmen kullanıma devam edilmesi. Bu olguların hukuki nitelikleri farklıdır.

Rizikodan önceki davranış, yani su dolu yola girme, olsa olsa sürücünün kusurudur. Kasko bir mal sigortasıdır ve sürücünün kusuru, teminat dışı hâl olarak öngörülmedikçe sigortacının sorumluluğunu kaldırmaz. Kasko GŞ A.5'te sayılan hâller arasında taksirle suya girme yoktur; kanuni sınır, rizikonun kasten gerçekleştirilmesidir (TTK m. 1429). Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi, sel ek teminatlı aracın baraj kenarında manevra yaparken kayarak suya girdiği ve sürücünün yüzde yüz kusurlu bulunduğu olayda, sürücünün kusurunun zararı önleme ve azaltma yükümlülüğüne aykırılık sayılamayacağını, mal sigortasında sigortalının kusurlu olup olmamasının sigortacının sorumluluğunu değiştirmeyeceğini kabul etmiştir (Ankara BAM 21. HD, E. 2024/1264, K. 2026/126, T. 11.02.2026; kesin). Sonuç isabetlidir; ancak kayarak suya düşen bir aracın zararının "su baskını" olarak nitelendirilmesi tartışmaya açıktır ve olay ana teminattaki "düşme" kapsamında da değerlendirilebilirdi. Kararın asıl değeri, kusur ile yükümlülük ihlalini ayırmasındadır: Aniden dolan bir alt geçide giren sürücünün kusuru teminatı ortadan kaldırmaz.

Rizikodan sonraki davranış ise farklı bir rejime tabidir. Aracın su çekildikten sonra çalıştırılması, TTK m. 1448/1'deki zararı önleme ve azaltma yükümlülüğüne ve Kasko GŞ B.1.2'deki "sigortalı değilmişçesine" koruma önlemi alma yükümlülüğüne aykırılık oluşturabilir. Yaptırım TTK m. 1448/2'de bellidir: Aykırılık sigortacı aleyhine bir durum yaratmışsa, kusurun ağırlığına göre tazminattan indirim yapılır. Kasko GŞ B.3.3.3 de aynı sonucu "bunun sonucu zarar miktarında bir artış olursa" kaydıyla tekrarlar ve hakların tamamen düşmesini yalnızca rizikoya kasten sebebiyet verme veya zararı kasten artırma hâline bağlar. Demek ki kural tam ret değil indirimdir ve indirim yalnızca çalıştırmanın artırdığı zarar kısmıyla sınırlıdır; selin elektrik aksamına, döşemeye ve kabin içine verdiği zarar indirimin konusu olamaz. Bu ayrımı yapma yükü indirimden yararlanmak isteyen sigortacıdadır.

Suya girdikten sonra kullanıma devam edilmesi bakımından Ankara BAM 21. HD'nin bir başka kararı öğreticidir. Yoğun yağışta köprü altındaki su birikintisinden geçen araç, sekiz gün ve yaklaşık bin kilometre sonra motor bloğu çatlayarak durmuş; sigortacı arıza kayıtlarına rağmen aracın kullanıldığını savunmuş, ilk derece mahkemesi de zararın selden doğduğunun ispatlanamadığı gerekçesiyle davayı reddetmişti. Daire, genel şartlara aykırılığı ispat yükünün sigortacıda olduğunu, ikaz lambalarının hiç yanmamış ya da su tahliye edilince sönmüş olabileceğini belirterek hasar bedelini kabul etmiştir (Ankara BAM 21. HD, E. 2021/788, K. 2023/478, T. 29.03.2023). "Olay ile arıza arasında zaman geçti" savunması tek başına yeterli değildir.

Poliçelere eklenen "aracın su içinde çalıştırılması sonucu motorun su çekmesi teminat dışıdır" türünden özel şartlar bu noktada sınanmalıdır. TTK m. 1452/3, 1446 ilâ 1449. maddelerin sigorta ettiren aleyhine değiştirilemeyeceğini, değiştirilirse Kanun hükmünün uygulanacağını öngörür. Rizikodan sonraki bir davranışı tam ret sonucuna bağlayan şart, görünüşte bir teminat dışı hâl olsa da işlevi bakımından 1448. maddedeki yükümlülüğün daha ağır bir yaptırıma bağlanmasıdır. Kanaatimizce bu tür şartlar öğretide "gizli yükümlülük" olarak tartışılan kategoriye girer ve TTK m. 1452/3 nedeniyle ancak kusur oranında indirim doğurabilir. Bu görüş yargı kararlarında henüz açıkça tartışılmamıştır; ancak teminat dışılığın ispat yükünü sigortacıya yükleyen yerleşik uygulamayla uyum içindedir.

III. İHBAR, İSPAT YÜKÜ VE SİGORTA TAHKİM YOLU

Sigortalı, rizikoyu öğrendiği tarihten itibaren en geç beş iş günü içinde sigortacıya bildirimde bulunmakla yükümlüdür (Kasko GŞ B.1.1). Bu sürenin kaçırılması sigortalıyı kendiliğinden haksız kılmaz: TTK m. 1446/2'ye göre geç bildirim ancak ödenecek tazminatta artışa neden olmuşsa ve kusurun ağırlığına göre indirim sebebidir; sigortacı rizikoyu daha önce fiilen öğrenmişse bu hükümden de yararlanamaz (m. 1446/3). Toplu zarar olaylarında eksper randevularının günlerce geciktiği düşünüldüğünde, birkaç günlük gecikme nedeniyle tam ret verilmesinin kanuni dayanağı yoktur. Bilgi ve belge verme yükümlülüğünün ihlali de yalnızca ödenecek tutarı artırmışsa indirim doğurur (TTK m. 1447).

İspat bakımından temel kural TTK m. 1409/2'dir: Rizikonun teminat dışında kaldığını sigortacı ispat eder. Bu avantaj ihbarın doğruluğuna bağlıdır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin onadığı bir dosyada sel teminatlı araç yağmur suyu birikintisinde hasar görmüş, ancak sürücü sigortacıya yanlış bildirilmişti; banka kamerası aracı sürücü belgesi yasaklı kişinin kullandığını gösterince ispat yükünün sigortalıya geçtiği kabul edilmiş ve dava reddedilmiştir (Yargıtay 4. HD, E. 2022/840, K. 2023/12730, T. 28.11.2023). Ders açıktır: Sel teminatı varken aracın park hâlinde olduğunu söylemek sigortalıya bir şey kazandırmaz, ama gerçeğe aykırı bir beyan TTK m. 1409/2'nin sağladığı ispat avantajını elinden alır.

Sigortacı, belgelerin eksiksiz verilmesinden ve eksper raporunun tesliminden itibaren en geç 10 iş günü içinde ödeme yapmalıdır; borç her hâlde ihbardan 45 gün sonra muaccel olur (Kasko GŞ B.3.3.4.1). Ret veya eksik ödemede genel mahkemeler yanında Sigorta Tahkim Komisyonuna da başvurulabilir. Ön şart, sigortacıya başvurulmuş ve talebin olumsuz sonuçlanmış olmasının belgelenmesidir; sigortacının on beş iş günü içinde yazılı cevap vermemesi de yeterlidir (5684 sayılı Kanun m. 30/13). Hakemler dört ay içinde karar vermek zorundadır (m. 30/16) ve talebi reddedilen aleyhine vekâlet ücreti tarifenin beşte biridir (m. 30/17). Toplu afet sonrasında çok sayıda benzer uyuşmazlığın hızla çözülmesi bakımından tahkim belirgin bir avantaj sunar; ancak yalnızca sigortacıya karşı işletilebilir, idareye karşı talepler tahkimin konusu değildir.

IV. PERT, AĞIR HASAR KAYDI VE KASKONUN KARŞILAMADIĞI KALEMLER

Suya gömülen araçlarda elektronik aksam nedeniyle onarımın ekonomik olmaması sık görülür. Onarım masrafı aracın riziko tarihindeki değerini aşar ve araç onarım kabul etmez hâle gelirse tazminat hurda tescil belgesine, onarımı mümkün ağır hasarda ise "trafikten çekilmiştir" belgesine bağlanır; araç hasarlı hâliyle sigortalıya bırakılacaksa sigortacı bildirdiği sovtaj bedelini bir ay süreyle garanti etmiş sayılır (Kasko GŞ B.3.3.2.2). Rayiç değer ve sovtaj sorunları bu seride ayrıca incelendiğinden burada tekrarlanmamıştır; ancak sel sonrasında çok sayıda hasarlı aracın aynı anda piyasaya çıkması, sovtaj tekliflerinin gerçekçiliğini her zamankinden önemli kılmaktadır.

Kasko ödese bile zararın tamamı karşılanmaz. Üç kalem kural olarak kaskonun dışında kalır: poliçedeki muafiyet, ağır hasar ve "selden hasarlı" geçmişin yarattığı değer kaybı ile kullanım kaybı. Ankara BAM 21. HD, yukarıda anılan 2023 tarihli kararında hasar bedelini kabul ederken değer kaybı talebini kasko teminatında bulunmadığı gerekçesiyle reddetmiştir. Kullanım ve gelir kaybı ise Kasko GŞ A.4.8 uyarınca ancak ek sözleşmeyle ve poliçe limitiyle sınırlı olarak teminata alınabilir. Bu kalemlerin muhatabı, zararın oluşumunda kusuru bulunan idare veya yapı sahibidir. Böylece kaskolu araç sahibi de kalan zararı için aşağıdaki idari sorumluluk ve yargı yolu sorunlarıyla karşılaşır.

V. KASKOSUZ ARAÇ VE KALAN ZARAR: İDARENİN HİZMET KUSURU

Anayasa m. 125/son uyarınca idare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür. İstanbul'da muhatap çoğu zaman İSKİ'dir: 2560 sayılı Kanun'un 1. maddesine göre İBB'ye bağlı bir kamu tüzel kişisi olan İSKİ, 2. maddenin (b) bendi uyarınca yağış sularını toplayıp uzaklaştıracak tesisleri kurmak, işletmek ve bakımını yapmakla görevlidir. Yol ve alt geçitlerin bakımı İBB'nin veya ilçe belediyesinin, büyük dere ıslahı DSİ'nin görev alanına girebileceğinden başvurular bütün ilgili idarelere birlikte yöneltilmelidir.

İdarelerin ilk savunması "afet boyutunda yağış"tır. Danıştay 8. Dairesi, Ankara'da Haziran 2022'deki yağışta su basan bir işyeri için verilen ret kararını bozarken, doğal afetin ancak öngörülemez ve önlenemez olup kamu hizmetiyle ilgisi kurulamıyorsa illiyet bağını kesebileceğini, kategorik olarak her afetin illiyeti kestiğinin kabul edilemeyeceğini, bilirkişi heyetinde meteoroloji mühendisinin bulunması ve her idarenin kusurunun ayrı ayrı araştırılması gerektiğini, afet niteliğinin ise indirim sebebi olarak gözetilebileceğini belirtmiştir (Danıştay 8. D., E. 2024/4025, K. 2026/634, T. 09.02.2026). Adli yargıda da tablo farklı değildir: Ankara BAM 25. HD, yağmur sularının tahliye edilememesi sonucu hasarlanan kaskosuz araç için, rögarların yetersiz kaldığını ve Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre yağışın mücbir sebep ağırlığında olmadığını belirterek idareyi hasar ve araç mahrumiyet bedelinden haksız fiil esaslarına göre sorumlu tutmuştur (Ankara BAM 25. HD, E. 2025/599, K. 2026/1228, T. 24.06.2026; kesin). İki yargı kolu sel zararında esasa ilişkin aynı soruları sormakta ve aynı delillere başvurmaktadır. Bu benzerlik, aşağıdaki yargı yolu ayrımının esasa ilişkin bir gereklilikten doğmadığını göstermektedir.

VI. YARGI YOLU: ARACIN KONUMUNA BAĞLANAN GÖREV

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun (KTK) 110. maddesi, "bu Kanundan doğan sorumluluk davalarının" adli yargıda görüleceğini düzenler; Anayasa Mahkemesi hükmü, aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi amacıyla Anayasa'ya uygun bulmuştur (AYM, E. 2013/68, K. 2013/165, T. 26.12.2013). Uyuşmazlık Mahkemesi, altyapı kusurundan doğan sel zararının bu kapsamda olup olmadığını aracın konumuna göre belirlemektedir.

Araç karayolu üzerindeyse adli yargı görevlidir. İzmir'de caddede park hâlinde iken rögar taşmasıyla hasar gören araç için kaskocunun açtığı rücu davasında, aracın karayolunda park edilmesinin KTK m. 3'teki "araçların karayolları üzerindeki hal ve hareketleri" kapsamına girdiği kabul edilmiştir (Uyuşmazlık Mahkemesi, E. 2022/588, K. 2023/84, T. 23.01.2023). Antalya'da karayolunda park hâlindeki araçların sel baskınında hasar görmesi (Uyuşmazlık Mahkemesi, E. 2025/58, K. 2025/360, T. 05.05.2025) ve Aksaray'da seyir hâlindeki aracın yolda selde kalması (Uyuşmazlık Mahkemesi, E. 2025/289, K. 2025/393, T. 16.06.2025) olaylarında da aynı sonuca varılmıştır. Araç karayolu dışındaysa idari yargı görevlidir. Başakşehir selinde site otoparkındaki araca 1.002.120 TL ödeyen kaskocunun İBB, Başakşehir Belediyesi, İSKİ ve DSİ aleyhine açtığı rücu davası (Uyuşmazlık Mahkemesi, E. 2025/181, K. 2025/367, T. 16.06.2025) ile Samsun'da boş alanda park hâlindeki aracın üzerine yağmur sularının yıktığı istinat duvarının devrilmesi olayı (Uyuşmazlık Mahkemesi, E. 2026/47, K. 2026/140, T. 09.03.2026) idari yargıya bırakılmıştır.

Ölçüt öngörülebilir görünse de kanaatimizce dört yönden sorunludur. Birincisi, aynı zarar olayını mağdurun aracını nereye park ettiğine göre bölmektedir. Ayazağa'da taşan dere aynı dakikada caddedeki ve bir sitenin açık otoparkındaki araçları sürüklemişse, kaynak aynı dere yatağı, iddia aynı ıslah eksikliği, davalı aynı idare olduğu hâlde ilki asliye hukuk mahkemesine, ikincisi idare mahkemesine gidecektir.

İkincisi, "park hâlindeki aracın yoldaki hâli trafiktir" önermesi KTK m. 3'ün lafzını zorlamaktadır. Anayasa Mahkemesinin gerekçesi, karayolu üzerinde "aynı seyir çizgisinde hareket eden, aynı tür risk üreten araçlar" arasında kamu-özel ayrımı yapılmasına neden bulunmadığıdır; yani araç işletmesinin riskine ilişkindir. Yağmur suyu kanalının yetersizliğinde ise araç işletmesinin yarattığı bir risk yoktur.

Üçüncüsü, KTK m. 110 "bu Kanundan doğan" davaları kapsar. İSKİ'nin yağış sularını uzaklaştırma görevi KTK'dan değil, 2560 sayılı Kanun'un 2/b bendinden doğar. KTK m. 13'teki karayolu yapısını güvenli bulundurma yükümlülüğü ise yolun yapım, bakım ve işletmesiyle görevli kuruluşlara yöneliktir. Yola ait drenajın bakımsızlığı bu kapsamda düşünülebilir; kentsel yağmur suyu şebekesinin veya dere ıslahının yetersizliği ise KTK'dan doğan bir yükümlülüğün ihlali değildir.

Dördüncüsü, sınırlar tutarlı çizilmemiştir. KTK m. 2/a Kanun'u kamuya açık park yerlerine de uygular; Başakşehir dosyasında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı bu hükme dayanmış, Mahkeme ise itirazı tartışmadan hizmet kusuru gerekçesiyle sonuca ulaşmıştır. Kamuya açık bir alışveriş merkezi otoparkındaki araçlar için sonuç belirsizdir. Samsun dosyasında aynı davacının aynı olay için belediyelere karşı açtığı dava idare mahkemesince KTK m. 110 gerekçesiyle reddedilmiş, su idaresine karşı dava ise idari yargıya bırakılmıştır; tek zarar davalılara göre de bölünmüştür. Karayolundaki araçlara ilişkin üç kararın üçünde de idari yargı yönünde karşı oy bulunmakta (ikisinde iki üye); seyir hâlindeki araç ile site otoparkı kararları aynı gün ve aynı heyetçe zıt yönde verilmiştir. Maliyeti Aksaray dosyası göstermektedir: Temmuz 2017'deki olay için idare mahkemesi, asliye hukuk mahkemesi ve bölge adliye mahkemesi arasında gidip gelen dosyada Uyuşmazlık Mahkemesi ancak Haziran 2025'te karar vermiştir. Sekiz yıl, yalnızca görevli mahkemeyi bulmakla geçmiştir.

Kanaatimizce isabetli ölçüt, aracın konumu değil, ihlal edildiği ileri sürülen görev normudur. İddia, KTK'nın doğrudan düzenlediği yol güvenliği yükümlülüklerine dayanıyorsa (su dolan alt geçidin trafiğe kapatılmaması, uyarı işareti konulmaması, yol drenajının bakımsızlığı gibi) adli yargı; kentsel yağmur suyu şebekesi, kanalizasyon veya dere ıslahının yetersizliğine dayanıyorsa aracın konumundan bağımsız olarak İYUK m. 2/1-b uyarınca idari yargı görevli olmalıdır. Buna karşı, KTK m. 110'un geniş yorumunun mağdura ön başvuru şartı olmayan ve daha uzun zamanaşımına tabi bir yol sağladığı ileri sürülebilir; bu itiraz göz ardı edilemez. Ancak asıl ihtiyaç ölçütün öngörülebilir olmasıdır. Toplu zarar doğuran afet olaylarında aynı olaydan doğan ve aynı idareye yöneltilen taleplerin tek yargı kolunda görülmesini sağlayacak açık bir yasal düzenleme, hukuki güvenliği önemli ölçüde artıracaktır.

VII. SÜRELER: YARGI YOLU BELİRSİZKEN HAK KAYBINI ÖNLEMEK

İdari yargıda dava öncesinde idareye başvuru zorunludur: Başvuru, eylemin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylemden itibaren beş yıl içinde yapılır; otuz gün içinde cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır (İYUK m. 13/1) ve altmış günlük dava süresi işlemeye başlar (İYUK m. 7). Adli yargıda idareye karşı haksız fiil davasında kural olarak TBK m. 72'deki zamanaşımı uygulanır. Kasko alacağı ise muacceliyetten itibaren iki yıl ve her hâlde rizikodan itibaren altı yılda zamanaşımına uğrar (TTK m. 1420). Temkinli yol, yargı yolu tartışmalı her dosyada bir yıl dolmadan bütün ilgili idarelere yazılı başvuru yapmaktır; bu başvuru idari yolu açık tutar ve adli yargıdaki davaya zarar vermez. İYUK m. 13/2, adli yargıda açılan davanın görev yönünden reddi hâlinde idari yargıda ön başvuru şartı aranmayacağını öngörse de yanlış yolda geçen yılları geri getirmez. Kasko uyuşmazlığının sonucunu beklemek de doğru değildir; idari başvuru süresi bu sırada işlemeye devam eder.

VIII. KASKOCUNUN RÜCUU VE SİGORTALININ KALAN ZARARI: ÖNCELİK SORUNU

Kasko sigortacısı tazminatı ödediğinde, ödediği tutar kadar sigortalının yerine geçer (TTK m. 1472/1; Kasko GŞ B.4.3). İzmir ve Başakşehir dosyaları, sel zararı ödeyen kaskocuların idarelere rücu ettiğini ve yargı yolu ayrımının rücu davalarına da uygulandığını göstermektedir. Halef hakkı olduğu gibi devraldığından süre sorunları da rücu davasına taşınır; kaskocunun ödeme tarihini beklemeden idari başvuru süresini gözetmesi temkinli olacaktır. Sigortalı da rücu davasına yararlı belge ve bilgileri vermekle yükümlüdür (Kasko GŞ B.4.3).

TTK m. 1472/2 uyarınca sigortalı, sigortayla karşılanmayan kalan zarar için sorumlulara başvurma hakkını korur. Ödeme gücü yüksek bir idareye karşı kaskocunun rücu alacağı ile sigortalının kalan zararı normalde çatışmaz; ancak sel dosyalarında bu çatışma gerçek bir ihtimaldir. Afet niteliği illiyeti kesmese bile indirim sebebi olabildiğinden, idare zararın yalnızca bir kısmından sorumlu tutulabilir. Bu durumda sınırlı tutarın önce kaskocuya mı, sigortalının kalan zararına mı gideceği sorusunu TTK m. 1472/2 açıkça çözmemektedir. Kanaatimizce halefiyetin amacı sigortalının zararını gidermek olduğundan halef bu hakkı selefinin aleyhine kullanamamalı, sigortalının karşılanmayan zararı idarenin indirimli sorumluluğundan öncelikle karşılanmalıdır; bu görüş de içtihatta yerleşmiş değildir. Öte yandan sigortalı, idareyle anlaşırken onu bütün zarardan ibra ederse, sigortacıya geçen hakları ihlal ettiği için TTK m. 1472/2 uyarınca sigortacıya karşı sorumlu olabilir.

IX. UYGULAMA NOTLARI

· Su içindeki araç çalıştırılmamalı, çekiciyle taşınmalıdır; kurtarma ve koruma için yapılan makul giderler faydasız kalsalar bile sigortacıca ayrıca ödenir (TTK m. 1448/3).

· Hasar beş iş günü içinde ihbar edilmeli; aracın park hâlinde mi olduğu yoksa suya mı girdiği, kimin kullandığı ve motorun çalıştırılıp çalıştırılmadığı gerçeğe uygun yazılmalıdır.

· "Motor su aldı" reddinde hasarın selden ve çalıştırmadan doğan kısımlarının ayrıştırılması istenmeli; tam ret yerine TTK m. 1448/2'deki indirim rejimi ve TTK m. 1452/3 ileri sürülmelidir. Cevap verilmezse on beş iş günü sonunda tahkime başvurulabilir.

· Su seviyesi, tıkalı mazgallar ve çevredeki araçlar saat bilgisiyle fotoğraflanmalı; ALO 153 ve AKOM kayıtları ile itfaiye ve zabıta tutanakları saklanmalı, gerekirse delil tespiti istenmelidir.

· Araç karayolundaysa adli, site otoparkı veya boş alan gibi karayolu dışındaysa idari yargı esas alınmalı; her durumda bir yıl dolmadan bütün ilgili idarelere yazılı başvuru yapılmalıdır.

SONUÇ

Sigorta boyutunda sel ve su baskını ek teminatı aracın park ya da seyir hâlinde olmasına göre ayrım yapmaz ve motorun su çekmesi teminat kapsamındaki olayın doğal sonucudur. Sürücünün suya girme kusuru teminatı kaldırmaz; aracın sonradan çalıştırılması ise TTK m. 1448/2 uyarınca yalnızca artırdığı zarar ve kusurun ağırlığı oranında indirim sebebidir. Geç ihbar da ancak zararı artırmışsa indirim doğurur ve doğru ihbar yapıldığı sürece ispat yükü sigortacıdadır. Tam ret öngören özel şartların TTK m. 1452/3 karşısında sınanması, sel dosyalarının önümüzdeki dönemdeki en önemli tartışmalarından biri olacaktır.

İdare bakımından Danıştay ve bölge adliye mahkemesi kararları aynı noktada buluşmaktadır: Olağanüstü yağış kendiliğinden mücbir sebep değildir ve afet niteliği çoğu durumda ancak indirim sebebidir. Asıl sorun yargı yolundadır. Aracın konumunu esas alan ölçüt, aynı zarar olayını, aynı kusur iddiasını ve aynı davalıyı iki yargı koluna dağıtmaktadır. Görev normuna dayalı bir ölçüt ve uzun vadede toplu afet zararlarını tek yargı kolunda toplayan bir yasal düzenleme, mağdurları yıllar süren görev tartışmalarından kurtaracaktır. O güne kadar uygulayıcıya düşen, aracın konumunu ilk gün belgelemek, kasko ihbarını doğru ve süresinde yapmak ve idari başvuru süresini hiçbir dosyada kaçırmamaktır.

KAYNAKÇA

· Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m. 125.

· 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, m. 1409, 1420, 1429, 1446, 1447, 1448, 1452, 1472.

· 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m. 23, 69, 72.

· 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu, m. 2, 3, 13, 110.

· 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, m. 2, 7, 13.

· 2560 sayılı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun, m. 1, 2.

· 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu, m. 30.

· Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları, A.4, A.5, B.1, B.3.3, B.4.3.

· Yangın Sigortası Genel Şartları, A.3.

· Anayasa Mahkemesi, E. 2013/68, K. 2013/165, T. 26.12.2013.

· Uyuşmazlık Mahkemesi, E. 2022/588, K. 2023/84, T. 23.01.2023.

· Uyuşmazlık Mahkemesi, E. 2025/58, K. 2025/360, T. 05.05.2025.

· Uyuşmazlık Mahkemesi, E. 2025/289, K. 2025/393, T. 16.06.2025.

· Uyuşmazlık Mahkemesi, E. 2025/181, K. 2025/367, T. 16.06.2025.

· Uyuşmazlık Mahkemesi, E. 2026/47, K. 2026/140, T. 09.03.2026.

· Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2022/840, K. 2023/12730, T. 28.11.2023.

· Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2024/4448, K. 2024/6570, T. 26.06.2024.

· Danıştay 8. Dairesi, E. 2024/4025, K. 2026/634, T. 09.02.2026.

· Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi, E. 2021/788, K. 2023/478, T. 29.03.2023 (temyiz yolu açık olarak verilmiştir).

· Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi, E. 2024/1264, K. 2026/126, T. 11.02.2026.

· Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi, E. 2025/599, K. 2026/1228, T. 24.06.2026.

· İstanbul Valiliği, AFAD ve İBB açıklamaları; Sabah, İndigo Dergisi ve Takvim haberleri, 14-15 Ekim 2026.

· Küçükcankurtaran, Melih: "Yoldaki Toprak Yığını, Eksik İşaretleme ve Belediyenin Sorumluluğu", hukukihaber.net, 2026.

· Küçükcankurtaran, Melih: "Pert Araçta Şişirilmiş Sovtaj ve Ödenmeyen Hurda Bedeli", hukukihaber.net, 2026.