Bir sosyal medya hesabının tamamına erişimin engellenmesi, yalnızca o hesaptaki tek bir paylaşım hukuka aykırı bulunduğunda bile hukuka uygun sayılmaz. Anayasa Mahkemesi, 2014 yılından itibaren verdiği kararlarla bir platformun veya hesabın bütününe yönelik toptan engellemenin, Anayasa’nın 26. maddesinde korunan ifade özgürlüğüne ağır bir müdahale oluşturduğunu söylüyor. 2025 yılı sonunda yürürlüğe giren yeni düzenleme ise bu dengeyi bir kez daha değiştirdi ve erişim engeli kararlarının önüne “ilk bakışta ihlal” ölçütü gibi yeni bir eşik koydu.

2026 itibarıyla artık on iki yılı aşan bir içtihat birikimi var. Buna rağmen pratikte en çok karşılaşılan soru hâlâ aynı. Bir kullanıcının ya da bir işletmenin sosyal medya hesabı tamamen kapatıldığında bu, hangi koşulda meşru bir tedbir, hangi koşulda ise anayasal bir ihlal sayılır? Bu sorunun cevabı, tek bir paylaşımla hesabın bütününü aynı kefeye koyup koymadığımıza bağlı.

Anayasa Mahkemesi’nin Twitter Kararı: Hesap Düzeyinde Engelleme Neden Farklı Değerlendirilir?

Konunun kilometre taşı, Anayasa Mahkemesi’nin Yaman Akdeniz ve Diğerleri başvurusu üzerine verdiği karardır (Başvuru No: 2014/3986, T. 02.04.2014). Dönemin idaresi, belirli paylaşımlar gerekçesiyle twitter.com’un tamamına erişimi engellemişti. Mahkeme, sorunlu olduğu iddia edilen içerik tek birkaç paylaşımken platformun bütününün kapatılmasının, milyonlarca kullanıcının ifade özgürlüğünü ve bilgi alma hakkını orantısız biçimde kısıtladığına karar verdi.

Bunu bugünün diline çevirmek gerekirse. Diyelim ki bir esnaf, rakibiyle girdiği bir tartışma yüzünden şikâyet edildi ve paylaştığı tek bir gönderi yüzünden Instagram hesabının tamamına erişim engellendi. Takipçileri artık o hesaba hiç ulaşamıyor, geçmiş yıllara ait tüm paylaşımlar da birlikte erişime kapanıyor. Mahkemenin 2014 kararındaki mantık tam olarak buraya işliyor. Sorunlu kabul edilen içerik belli ve ayrıştırılabilirse, tedbir de o içerikle sınırlı olmalı, hesabın tamamını kapatmak ölçülülük ilkesini zedeler.

Erişim engeli kararları, hesabın tamamını mı yoksa tek bir içeriği mi kapsadığına göre değerlendirilir.

5651 Sayılı Kanun’un 9. Maddesinin İptali ve 11. Yargı Paketi’yle Gelen Yeni Ölçüt

İnternet ortamındaki yayınları düzenleyen temel çerçeve, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’dur. Bu kanunun kişilik haklarına dayalı erişim engellemesini düzenleyen hükmü, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı sonrasında dokuz ay sonra, 2024 yılının Ekim ayında yürürlükten kalktı. Mahkemenin gerekçesi özetle şuydu. Kişilik haklarının ihlal edildiği iddiası tek başına, bir hakimin somut olayı değerlendirmesi ve ölçülülük denetimi yapması beklenmeden hızlıca erişim engeline dönüşmemeli.

Bu boşluğu dolduran düzenleme, 25 Aralık 2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 7571 sayılı Kanun’la (kamuoyunda “11. Yargı Paketi”) geldi. Yeni düzenleme, kişilik haklarına dayalı erişim engeli taleplerini karara bağlarken artık sadece “iddia var mı” sorusuyla yetinmiyor, hakimin “ilk bakışta ihlal” bulunup bulunmadığını somut gerekçeyle değerlendirmesini şart kılan bir eşik getiriyor. Pratikte bu, örneğin boşanma sürecindeki bir kişinin eski eşi hakkında açtığı bir erişim engeli talebinin, artık sadece dilekçedeki iddiaya değil mahkemenin ilk bakışta gördüğü somut emareye dayanması gerektiği anlamına geliyor.

Kişilik Haklarının Korunması mı, İfade Özgürlüğü mü: Hangi Yaklaşım Daha Doğru?

Burada iki görüş birbiriyle gerilim içinde. Bir tarafta, kişilik haklarının hızlı korunması gerektiğini savunanlar var. Bu görüşe göre özellikle mağdur durumundaki kişiler için (örneğin intikam pornosu, çocuğuna yönelik paylaşımlar ya da sahte hesaplar), yargı sürecinin yavaşlığı beklenemeyecek kadar ağır bir zarara yol açabilir. Diğer tarafta ise ifade özgürlüğünü önceleyenler, hızlı ve gerekçesiz engelleme yetkisinin kötüye kullanılmaya son derece açık olduğunu, özellikle eleştirel içeriklerin “kişilik hakkı ihlali” kisvesiyle susturulabildiğini vurguluyor.

Kanaatimce doğru yaklaşım, bu iki değeri birbirine rakip görmek değil, tedbirin kapsamını içerikle sınırlı tutmak. Yani mesele “engelleme olsun mu olmasın mı” değil, “engelleme neyi kapsıyor” sorusu. Bir hesabın tek bir paylaşımı kişilik hakkını ihlal ediyorsa, hukuken aranması gereken tedbir o paylaşımın kaldırılması ya da ona erişimin engellenmesidir, hesabın veya platformun tamamının kapatılması değil. 2025 sonunda gelen “ilk bakışta ihlal” ölçütü de tam bu noktada, hızlı tedbir ihtiyacıyla keyfi engellemeyi ayırmaya çalışıyor. Yeterli mi, bunu önümüzdeki dönemde Anayasa Mahkemesi’nin yeni düzenleme üzerine vereceği kararlar gösterecek.

İtiraz ve bireysel başvuru süreçleri, her olayın somut koşullarına göre ayrı değerlendirilir.

Hesabınıza veya Paylaşımınıza Erişim Engeli Geldiğinde İzlemeniz Gereken Yol

Peki ama bu süreç fiilen nasıl işliyor? Örneğin bir sosyal medya kullanıcısı, hesabına veya belirli bir paylaşımına erişimin engellendiğini öğrendiğinde önce engelleme kararının hangi makamdan ve hangi gerekçeyle verildiğini netleştirmeli. Kişilik hakkı iddiasına dayanan talepler sulh ceza hâkimliği üzerinden, özel hayatın gizliliğine dayananlar ise doğrudan Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu üzerinden ilerleyebiliyor.

Karar hukuka aykırı görülüyorsa önce kararı veren mercie itiraz yolu işletilmeli, bu aşamada tedbirin içerikle orantılı olup olmadığı, hesabın tamamının mı yoksa tek bir paylaşımın mı kapsandığı açıkça ortaya konmalı. İtiraz sonuçsuz kalır ve ortada bir temel hak ihlali iddiası varsa, iç hukuk yolları tüketildikten sonra Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru imkânı gündeme gelir. Paylaşımın içeriği hakaret niteliğindeyse, karşı tarafın da şikâyet ve tazminat yollarına başvurabileceği unutulmamalı; bilişim ve kişilik hakları alanındaki uyuşmazlıklarda süreç genellikle iki taraflı ilerliyor.

Sonuç: Erişim Engeli Kararlarında Ölçülülük Testi Nasıl Uygulanmalı?

Toparlarsak, bir erişim engeli kararının hukuka uygun olup olmadığını değerlendirirken sorulması gereken soru hep aynı. Tedbir, iddia edilen ihlalle orantılı mı, yoksa ihlalin sınırlarını aşıp hesabın veya platformun tamamını mı kapsıyor? 2014 yılındaki Twitter kararından 2025 sonunda yürürlüğe giren 11. Yargı Paketi’ne kadar olan süreç, bu sorunun cevabını netleştirmeye çalışan bir çizgi izliyor.

Uygulamada izlenmesi gereken yol, her olayın kendi koşullarına göre şu şekilde özetlenebilir.

- Engelleme kararının dayandığı mercii ve hukuki gerekçeyi netleştirin.

- Tedbirin kapsamının içerikle sınırlı olup olmadığını, hesabın tamamına yayılıp yayılmadığını değerlendirin.

- Kararı veren mercie süresi içinde itiraz edin ve ölçülülük argümanını açıkça ortaya koyun.

- İç hukuk yolları tükendiğinde, temel hak ihlali iddiasını Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yoluyla taşımayı değerlendirin.

Bilişim hukuku ve kişilik haklarına ilişkin uyuşmazlıklar, ilgili diğer çalışma alanlarıyla da (örneğin ceza hukuku veya kişiler hukuku) kesişebilir; bu nedenle çalışma alanları arasındaki bu bağlantı, somut olayın değerlendirilmesinde ayrıca önem taşır.

Yasal Uyarı

Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Her somut olay kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir; hukuki işlem yapmadan önce mutlaka bir avukata danışınız.