Boşanma veya ayrılık sonrasında velayet tek bir ebeveyne bırakıldığında, birçok aile birkaç yıl içinde ikinci bir kırılma noktasıyla karşılaşıyor: iş değişikliği, yeniden evlilik ya da yurt dışına yerleşme isteği nedeniyle çocuğun yaşadığı şehrin değişmesi. 2026 itibarıyla aile mahkemelerinde bu tür ihtilaflar, boşanma davasının kendisi kadar sık gündeme geliyor; çünkü Türk Medeni Kanunu velayet hakkını düzenlerken şehir değiştirme ya da yurt dışına çıkış konusunda açık ve tek bir cümlelik bir sınır koymuyor. Bu belirsizlik, hem velayeti elinde tutan ebeveyni hem de diğer ebeveyni endişeye sürüklüyor.
Velayet Sahibi Ebeveynin Yerleşim Yeri Belirleme Yetkisi
TMK m. 339 uyarınca velayet hakkına sahip ebeveyn, çocuğun bakımı, eğitimi ve yerleşim yerinin belirlenmesi konusunda karar verme yetkisine sahiptir. Bu, kanunun açıkça tanıdığı bir haktır ve kural olarak diğer ebeveynden ayrıca izin alınmasını gerektirmez.
Somut bir örnek üzerinden düşünelim: İstanbul’da yaşayan ve velayeti kendisinde olan bir anne, aldığı yeni bir iş teklifi nedeniyle İzmir’e taşınmak istiyor. Baba, hafta sonları düzenli olarak çocuğunu görmeye alışmış durumda ve bu taşınmayı engellemek istiyor. Kanun metnine bakıldığında anne, çocuğun yerleşim yerini değiştirme konusunda yasal olarak yetkili; ancak bu yetki, aşağıda değineceğimiz sınırlarla birlikte okunmalı.
Yerleşim Yeri Özgürlüğü ile Kişisel İlişki Hakkının Çatışması
Burada mesele, tek bir maddeyle değil, iki farklı hakkın birlikte değerlendirilmesiyle çözülüyor. Velayeti olmayan ebeveynin kişisel ilişki kurma hakkı, TMK m. 323 ve 324’te güvence altına alınmıştır ve bu hak, velayet sahibinin tek taraflı kararlarıyla fiilen ortadan kaldırılamaz.
Uygulamada tartışmalı olan nokta tam da burası: Şehir değişikliği kararı, gerçekten iş veya aile nedeniyle mi alınıyor, yoksa diğer ebeveynle olan ilişkiyi zorlaştırmak için bir araç olarak mı kullanılıyor? Mahkemeler, salt “kanunda izin şartı yok” mantığıyla hareket etmek yerine, taşınmanın gerçek amacını ve çocuğun diğer ebeveynle ilişkisine etkisini birlikte tartıyor. Kanaatimce doğru yaklaşım da budur; çünkü velayet, ebeveynin kişisel özgürlüğü değil, çocuğun yararına tanınmış bir sorumluluktur.
Yurt dışı seyahatlerde izin belgesinin geçerlilik süresi genellikle 6 ay ile sınırlıdır.
Yurt Dışına Çıkış: Kimin İznine İhtiyaç Var?
Yurt dışı seyahatler söz konusu olduğunda tablo biraz daha nettir. Velayet tek bir ebeveyne aitse, kural olarak çocuğu yurt dışına çıkarmak için diğer ebeveynden muvafakatname alınması zorunlu değildir; sınır kapılarındaki uygulama da bu esasa göre işler. Buna karşılık velayet ortak kullanılıyorsa, çıkış için diğer ebeveynin noter onaylı izin belgesini vermesi gerekir.
Örneğin, velayeti babada olan bir çocuğun yaz tatilinde anneannesini ziyaret için Almanya’ya götürülmesi durumunda, baba ek bir belge sunmak zorunda kalmaz. Ancak pratikte gidilecek ülkenin kendi mevzuatı, sınırda diğer ebeveynin muvafakatini talep edebilir; bu nedenle seyahat öncesi hedef ülkenin uygulamasının ayrıca kontrol edilmesi gerekir. Düzenlenecek muvafakatname veya izin belgesinin, uygulamada genellikle son 6 ay içinde alınmış olması istenir.
Mahkemenin Koyduğu Tedbirler ve Yurt Dışı Çıkış Yasağı
Kanundaki genel kural, mahkeme kararıyla her zaman geriye çekilebilir. Diğer ebeveyn, çocuğun yurt dışına götürülmesinin kişisel ilişkiyi fiilen imkânsız hale getireceğini veya çocuğun geri dönmeme riski taşıdığını düşünüyorsa, aile mahkemesinden ihtiyati tedbir talep edebilir.
Bu türden bir başvuru genellikle şu senaryoda karşımıza çıkar: Velayeti elinde tutan ebeveyn yurt dışına yerleşme niyetini açıkça beyan ettiğinde, diğer ebeveyn hızla mahkemeye başvurup çocuğun pasaportuna veya sınır dışına çıkışına yönelik bir tedbir kararı almak ister. Mahkeme bu talebi değerlendirirken çocuğun üstün yararını, taşınmanın gerekçesini ve mevcut kişisel ilişki düzenlemesinin fiilen sürdürülüp sürdürülemeyeceğini birlikte inceler; bu değerlendirmede çocuğun üstün yararı kriteri belirleyici konumdadır.
Kişisel ilişkinin fiilen sürdürülüp sürdürülemediği, mahkemenin değerlendirmesinde belirleyici olur.
Şehir Değişikliği Velayetin Değiştirilmesine Yol Açabilir mi?
Şehir değiştirmenin kendisi, tek başına velayetin diğer ebeveyne devredilmesi için yeterli bir sebep değildir. Ancak taşınma, kişisel ilişkiyi sürekli ve kasıtlı biçimde engelleyen bir davranışla birleştiğinde durum değişir.
Şöyle bir vaka düşünelim: Anne çocuğuyla birlikte başka bir şehre taşınıyor, ardından baba her ay planlanan görüşme günlerinde çeşitli bahanelerle çocuğu göstermiyor ve iletişim bilgilerini de paylaşmıyor. Bu tablo tekrarlandığında mahkeme, artık yalnızca “nerede yaşanacağı” sorusuyla değil, velayetin çocuğun yararına uygun kullanılıp kullanılmadığı sorusuyla ilgilenir. Bu noktada velayetin değiştirilmesi davası gündeme gelebilir; zira kanun, yerleşim yeri seçimini bir hak olarak tanırken, bunun kişisel ilişkiyi boğma aracına dönüşmesine izin vermez.
Peki Ebeveynler Bu Süreçte Ne Yapmalı?
Uygulamada karşılaşılan uyuşmazlıkların büyük kısmı, taraflar arasında önceden yazılı ve net bir düzenleme yapılmamasından kaynaklanıyor. Anlaşmalı boşanma aşamasında dahi protokole şehir değişikliği ve yurt dışı seyahat konusunun eklenmesi, ileride yaşanabilecek pek çok anlaşmazlığın önüne geçer.
Şehir değiştirmeyi veya yurt dışına yerleşmeyi planlayan bir ebeveynin izlemesi gereken yol şu şekilde özetlenebilir:
- Taşınma kararını, mümkünse diğer ebeveyne makul bir süre önceden yazılı olarak bildirmek
- Kişisel ilişkinin nasıl sürdürüleceğine dair somut bir plan (görüşme takvimi, ulaşım, iletişim) sunmak
- Yurt dışı seyahatlerde hedef ülkenin giriş şartlarını önceden araştırmak ve gerekiyorsa muvafakatname hazırlamak
- Anlaşmazlık öngörüyorsa, sürecin başında bir avukata veya arabulucuya danışarak tedbir riskini önceden değerlendirmek
Diğer ebeveyn için ise en isabetli adım, taşınmayı otomatik olarak bir tehdit gibi algılamak yerine, önce kişisel ilişkinin fiilen nasıl etkileneceğini somut olarak ortaya koymak ve gerekirse bunu mahkemeye taşımaktır. Zira mahkemeler, soyut kaygılardan çok, çocuğun günlük hayatına ve mevcut ilişkisine yansıyan somut zararı esas alıyor.
Yasal Uyarı
Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Her somut olay kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir; hukuki işlem yapmadan önce mutlaka bir avukata danışınız.
Next