Türkiye'de evli çiftlerin mal rejimini düzenleyen hükümler, Türk Medeni Kanunu'nun 2002 yılında yürürlüğe girmesiyle bugünkü halini aldı ve hukukumuzda dört ayrı mal rejimi tanınıyor. Buna karşın birçok çift evlenirken hiçbir sözleşme yapmadığı için kendiliğinden yasal rejime, yani edinilmiş mallara katılma rejimine tabi oluyor. Yıllar sonra bu durumu değiştirmek isteyenlerin aklındaki soru hep aynı oluyor: Evlilik sürerken mal rejimi sözleşmesi yapılabilir mi, yoksa bu yalnızca evlenmeden önce mi mümkün?

Cevap kısaca şu: eşler evlilik süresince de yeni bir mal rejimi sözleşmesi yaparak mevcut rejimlerini değiştirebilir. Bunun geçerli olması için sözleşmenin noterde düzenleme veya onaylama şeklinde yapılması, tarafların bunu bizzat imzalaması ve değişikliğin kural olarak yapıldığı tarihten ileriye etkili olması gerekir. Taraflardan biri rıza göstermezse bu yol kapanır ve mahkemeye başvurma seçeneği öne çıkar. 2026 itibarıyla bu kurallar aynı şekilde geçerliliğini sürdürüyor.

Yasal Mal Rejimi ile Sözleşmeyle Belirlenen Rejim Arasındaki Fark

İstanbul'da küçük bir atölye işleten Ahmet ile eşi Zeynep'i örnek alalım. Evlenirken herhangi bir sözleşme yapmadılar ve farkında olmadan yasal rejime, yani edinilmiş mallara katılma rejimine tabi oldular. Bu rejimde evlilik süresince edinilen mal varlığı kural olarak paylaşıma konu olurken, miras veya kişisel ihtiyaç için edinilen bazı mallar bu paylaşımın dışında tutuluyor.

Oysa Türk hukuku, eşlere bunun dışında mal ayrılığı, paylaşmalı mal ayrılığı ve mal ortaklığı rejimlerinden birini seçme hakkı da tanıyor. Özellikle kendi işini kuran, ticari ortaklığa giren veya mesleki risk taşıyan eşler için bu seçim, ileride çıkabilecek mal paylaşımı uyuşmazlıklarının önüne geçmek açısından belirleyici olabiliyor.

Evlilik Sırasında Sözleşmeyle Mal Rejimini Değiştirmenin Şartları

Ahmet ile Zeynep, atölyelerini büyütüp bir ortaklık kurmaya karar verdiklerinde, olası ticari riskleri aile mal varlığından ayırmak için mal ayrılığı rejimine geçmek istediler. Böyle bir durumda yapılması gereken, noterde düzenleme veya onaylama şeklinde yeni bir mal rejimi sözleşmesi imzalamaktır; bu şekle uyulmadan yapılan bir anlaşma kesin hükümsüz sayılır.

Burada gözden kaçırılan asıl sınır, değişikliğin geçmişe değil ileriye etkili olmasıdır. Yani sözleşme imzalandığı tarihten önceki mal varlığı hareketleri, eski rejime göre değerlendirilmeye devam eder. Ayrıca değişiklik, alacaklılardan mal kaçırma amacı taşıyorsa, bu işlem alacaklı tarafından dava yoluyla sorgulanabilir; dolayısıyla borç ilişkisi olan bir dönemde yapılan değişiklikler her zaman daha dikkatli ele alınmalıdır.

Mahkeme Kararıyla Mal Ayrılığına Geçiş Ne Zaman Gerekir?

Peki eşlerden biri değişikliğe rıza göstermiyorsa ne olur? Türk Medeni Kanunu'nun 206. maddesi, haklı bir sebebin varlığı halinde eşlerden birinin tek başvurusuyla mahkemenin mevcut rejimi mal ayrılığına çevirmesine izin veriyor. Diğer eşin borca batık hale gelmesi, payının haczedilmesi veya diğer eşin ya da ortak mal varlığının menfaatini ciddi şekilde tehlikeye düşürmesi, kanunun örnek gösterdiği haklı sebeplerden bazıları.

Örneğin bir eşin ticari faaliyeti ağır borç yüküne girip alacaklıların eşin payına el atma riski doğurduğunda, diğer eş rızaya ihtiyaç duymadan doğrudan dava açabilir. Bu yol, anlaşmayla değişiklikten farklı olarak tek tarafın iradesiyle işletilebilen istisnai bir mekanizmadır.

Mahkemenin bu kararı verebilmesi için somut ve ciddi bir tehlikenin ortaya konması gerekir; sadece eşler arasındaki güvensizlik veya genel geçimsizlik, bu dava için yeterli bir haklı sebep sayılmaz. Mahkeme, ortaya konan delilleri incelerken diğer eşin ve varsa ortak çocukların ekonomik güvenliğini de gözeterek karar verir.

Anlaşmalı Değişiklik mi, Dava Yolu mu? Hangisi Daha Doğru Yaklaşım

Bu konuda meslek içinde iki farklı eğilim görülüyor. Bir görüş, güvenceyi artırmak adına her rejim değişikliğinin mahkeme denetiminden geçmesini daha sağlıklı buluyor. Bu görüşe katılmıyorum; kanunun sözleşme özgürlüğü ilkesini bu kadar dar yorumlamak, maddenin amacını aşan bir yaklaşım olur.

Taraflar arasında gerçek bir anlaşma varsa, noter işlemiyle yapılan sözleşme hem daha hızlı hem de daha az maliyetlidir ve çekişme doğurmaz. Mahkeme yolu ise kanunda da görüldüğü gibi istisnai bir denetim mekanizması olarak tasarlanmıştır; rıza yokluğu veya somut bir tehlike hali olmadan bu yola başvurmak, hem gereksiz zaman kaybına hem de aile içinde güven sorununa yol açabilir. Dolayısıyla doğru sıralama, önce anlaşma imkanının değerlendirilmesi, dava yolunun ise ancak rıza sağlanamadığında düşünülmesidir.

Uygulamada Sık Karşılaşılan Hatalar

Bu konuda danışanların en çok karıştırdığı iki başlık var. Birincisi, sadece sözlü anlaşmayla veya adi bir yazılı belgeyle rejim değiştirdiğini düşünmek; noter şekli olmadan bu işlem hukuken hiç yapılmamış sayılır. İkincisi, boşanma sürecinde hazırlanan mal paylaşımı protokolü ile evlilik süresince yapılan mal rejimi sözleşmesini aynı şey zannetmek. Bu iki belge farklı amaçlara hizmet eder ve boşanma aşamasındaki anlaşmalı protokollerde gözden kaçan ayrıntılara da anlaşmalı boşanma protokolünde atlanan kritik maddeler yazısında yer verilmişti.

Son yıllarda özellikle kendi işini kuran veya miras yoluyla mal varlığı artan eşlerin bu konuda bilgi arama eğilimi gözle görülür şekilde yükseliyor. Bu da gösteriyor ki mal rejimi sözleşmesi artık sadece evlilik öncesi bir formalite değil, evlilik boyunca ihtiyaç duyulabilecek bir araç olarak görülüyor.

Mal rejimi değişikliği gündeme geldiğinde dikkat edilmesi gereken noktaları şöyle özetleyebiliriz:

- Değişiklik, noterde düzenleme veya onaylama şeklinde yapılmalı; şekle uyulmaması sözleşmeyi hükümsüz kılar.

- Yeni rejim, imza tarihinden itibaren ileriye etkili olur; geçmiş mal varlığı hareketlerini kapsamaz.

- Rıza sağlanamıyorsa, haklı sebep varlığında mahkemeye başvurarak mal ayrılığına geçiş istenebilir.

- Borç ilişkisi olan dönemlerde yapılan değişiklikler, alacaklılar tarafından sorgulanabilir.

Bu süreçler aile hukuku kapsamında değerlendirilen konular arasındadır ve her somut olayda ayrı bir değerlendirme gerektirir.

Yasal Uyarı

Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Her somut olay kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir; hukuki işlem yapmadan önce mutlaka bir avukata danışınız.