İki kişi düşünelim. Hikayeleri hayali ama yaşadıkları bizler için gerçek.

Birincisi, son yıllarda büyük kazançlar sağlayan bir yatırım fonunun işlemlerinden on milyonlarca lira kazanan biri. Fon sorunlu çıkıyor, binlerce küçük yatırımcı parasını alamıyor. Konu medyada gündem olunca suçlamalar konuşuluyor. Ve bir gün televizyonda bir bakanın şu sözlerini duyuyor: Gönüllü iade ederlerse sorun yok.

İkincisi, yıllar önce mahkum edilmiş biri. Hakkındaki hüküm, yasal olarak suç olmayan bir eylemin sonradan suç olarak değerlendirilmesinden hareketle kurulmuş. Yıllarca hak aramış, sonunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ihlal kararı vermiş. Dosyası yeniden açılmış. Ama yeni duruşmalarda karşısına çıkan, eski gerekçenin başka cümlelerle yeniden yazılmış hali. Mesleğine dönemiyor, üzerindeki suçlama kalkmıyor. Ona kimse “sorun yok” demiyor.

Bu iki hikayeyi yan yana koyduğumuzda şu soru kendiliğinden ortaya çıkıyor. İktidarın çözüm iradesini belirleyen nedir?

Bakanın ‘sorun yok’ ifadesi

Birinci hikayenin gerçek karşılığı, son haftaların en büyük ekonomik gündemi oldu. Sermaye Piyasası Kurulu 17 Eylül’de 131 fonun tasfiyesine karar verdi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlattı; haksız kazanç sağladığı belirlenen 141 kişi ve 73 şirketin mal varlıkları donduruldu, yurt dışına çıkış yasağı getirildi, onlarca kişi tutuklandı.

Böyle bir tabloda, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek 10 milyon lira ve üzerinde kazanç sağlayanların gönüllü iadeye davet edileceğini anlatırken şunu söyledi: “Gönüllü iade ederlerse sorun yok, etmezlerse tabii ki hukuki bir süreç Adalet Bakanlığımız tarafından işletilecek.”

Bakan şunu demek istiyor. Parayı yatıran için hukuki süreç işletilmeyecek, hukuki süreç yalnızca ödemeyenler için devreye girecek. Yani suç şüphesinin ciddiyeti soruşturma, tutuklama ve mal varlığı dondurma kararlarıyla ortaya konmuşken, yargı önünde hesabının sorulması ödeme şartına bağlanıyor. Ceza adaleti, bir tahsilat aracına dönüşüyor.

Bu cümlenin hukukta bir karşılığı yok

Soruşturma, savcının takdirine bırakılmış bir lütuf değil, kanundan doğan bir yükümlülüktür. Bir bakanın, yürütme organının bir üyesi olarak, kimin hakkında soruşturma yürütülüp kimin hakkında yürütülmeyeceğine dair bir vaatte bulunma yetkisi de yoktur.

Zararın giderilmesinin cezaya etkisi de kanunla belirlenir ve zannedildiği kadar da cömert değildir. Sermaye Piyasası Kanunu’nun 107. maddesi, işlem bazlı piyasa dolandırıcılığında pişmanlığı ancak kazancın iki katının, en az 500 bin lira olmak üzere, Hazineye ödenmesi şartıyla tanır. Ödeme soruşturma başlamadan önce yapılırsa cezaya hükmolunmaz; soruşturma başladıktan sonra yapılırsa ceza yalnızca yarı oranında indirilir. Kazancı fona geri vermek bu şartları karşılamaz; soruşturma zaten başlamış olduğu için, şartları eksiksiz yerine getiren biri bile cezadan tamamen kurtulamaz.

Peki hukuken karşılığı olmayan bir ifade neden bu kadar önemli? Çünkü bu ifade hukuki sonucu olmasa da bir anlayışı yansıtıyor. “Sorun yok” ifadesi, hukuka aykırılığa pazarlık konusu gibi yaklaşan bir tavrın ürünüdür. Parayı getirirsen kapanır, getirmezsen açılır. Kamuoyu hukuku çoğu zaman kanun metinlerinden değil, yetkililerin sözlerinden öğreniyor. Ve bu sözler, ceza adaletinin herkes için aynı kurallarla işlemediğini göstermiş oldu.

Esneklik nerede, ısrar nerede?

Bu tavrın bir de öbür yüzü var. Aynı devlet, fon mağdurlarının zararını gidermek için olağanüstü bir hız ve esneklik gösterdi. Tasfiye kararından yaklaşık beş hafta sonra özel bir kanun Meclisten geçti. Her fon için ayrı geri kazanım hesapları açıldı, cebri tahsilat yolları tanımlandı, el konulan bazı varlıkların ceza davasının sonucu beklenmeden paraya çevrilmesine imkan tanındı.

Yatırımcıların birikimlerini geri alabilmesi için çözüm üretilmesi elbette değerlidir. Ama bu tablo bir soruyu kaçınılmaz olarak akla getiriyor. Para söz konusu olduğunda bu kadar esnek ve çözüm odaklı olabilen iktidar, hak söz konusu olduğunda neden bu kadar yapıcı değil?

Başka dosyalarda neden aynı çözüm iradesini göremiyoruz?

AİHM Büyük Dairesi Kavala, Demirtaş ve Yalçınkaya kararlarında bireysel hakların ihlal edildiğine karar verdi. Böyle bir ihlal kararından sonra beklenen, bu yanlış kararların ve karara dayanak yapılan anlayışın değiştirilmesidir. Benzer durumdaki çok sayıda kişiyi ilgilendiren sistemik bir ihlal nedeniyle yargı uygulamasının değişmesi, gerekiyorsa yasal düzenleme yapılması beklenir.

Yeniden yargılama önceki hükmü başka cümlelerle korumanın aracına dönüşürse, kişi için başlayan şey etkili bir giderim süreci olmaz. Aynı suçlamanın yeni bir aşaması olur.

Bir tarafta güçlü bir suç şüphesine rağmen “parayı yatır, sorun yok” denebilirken, diğer tarafta uluslararası bir mahkemenin ihlal kararı bile suçlama alışkanlığını değiştirmeye yetmiyorsa, ceza adaletinde bir sorun var demektir.

Talep, sertlik değil tutarlılık

Buradaki talep, elbette fon soruşturmasında daha sert davranılması değildir. O dosyada da masumiyet karinesi geçerlidir ve herkesin sorumluluğu kendi fiili üzerinden değerlendirilmelidir. Talep, hukukun her dosyada aynı ciddiyetle ve aynı kurallarla uygulanmasıdır. Anayasa’nın 10. maddesindeki kanun önünde eşitlik ilkesi de bunu gerektirir. Suç isnadı da sorumluluktan kurtulmanın şartları da siyasi tercihlere, ekonomik güce veya dosyanın taşıdığı etikete göre değişmemelidir.

Giderilmesi gereken zarar yalnızca para kaybı değildir

Yatırımcının kaybettiği parayı geri alabilmesi için çözüm üretilmesi önemlidir ve yapılmalıdır. Aynı hassasiyet, hukuka aykırı bir mahkumiyetin sonuçlarını yaşayan insanlar için de gösterilmelidir.

Birinin zararı hesap hareketlerinde görünür. Diğerinin zararı çalışamadığı yıllarda, kaybettiği meslekte, ailesinden ayrı kaldığı zamanda ve üzerinde taşımaya devam ettiği suçlamada ortaya çıkar.

Devletin bu zararları giderim sorumluluğu, yalnızca parasal olarak hesaplanabilen kayıplarla sınırlı değildir. Bir ihlal kararının gereğini yerine getirmek de somut bir çözüm iradesi ister. Önceki değerlendirmeyi sorgulamayı, gerektiğinde hatayı kabul etmeyi ve kişinin hayatına yüklenen hukuki sonuçları ortadan kaldırmayı.

Hukukun ölçüsü

Bakanın cümlesi hukuken bir sonuç doğurmasa bile o cümlenin söylenebilmiş olması, bir anlayışın varlığını gösteriyor: Para geri geldiğinde kapanabilen bir hesap fikri.

Girişteki iki kişiden birine, güçlü bir suç şüphesine rağmen “sorun yok” denebiliyorsa, haklılığı uluslararası bir mahkeme kararıyla tespit edilmiş diğerine de en azından şu söz verilebilmelidir: İhlali gidermek için ne gerekiyorsa yapılacak.

Kaybedilen parayı geri getirmek için gösterilen irade, ihlal edilmiş hakları geri vermek için de gösterilmelidir.