Avukatlar olarak okumalarımızın önemli bir kısmını kanunlar, mahkeme kararları ve dosyalar oluşturuyor. Sürekli yetişmesi gereken bir dilekçe, incelenmesi gereken bir dosya, hazırlanılması gereken bir duruşmamız var. Bu yoğunluk içinde roman okumak, ötelenmesi gereken bir meşgale gibi görülüyor. Oysa insan hayatıyla bu kadar yakından ilgili bir meslekte edebiyata da yer açmak gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü dosyalar bize sadece olayın hukuken önemli görülen kısımlarını anlatıyor. Roman ise o olayın içinde yaşayan insanın dünyasına girmemizi sağlıyor. Bir tutanakta birkaç cümleyle anlatılan bekleyişin, korkunun veya kaybın, bir insanın hayatında ne kadar geniş bir yer kaplayabileceğini hissettiriyor.
Roman okumanın empati ve başkalarının düşüncelerini anlama becerisine katkıda bulunabileceğini söyleyen araştırmalar var. Elbette her roman okuyan kişinin daha anlayışlı olacağı söylenemez. Fakat roman bize bu beceriyi çalıştırabileceğimiz bir alan açar ve başka hayatların içine girme imkanı sunabilir.
Toplum olarak buna çok ihtiyacımız var. Başkalarının yaşadıklarını, ancak kendi başımıza geldiğinde anlayabildiğimiz çok fazla mesele bulunuyor. Özellikle insanların özgürlüğü, güvenliği ve geleceği hakkında karar veren hakimlerin, savcıların ve kolluk görevlilerinin, karşılarındaki insanın dünyasını anlamaya ayrıca ihtiyaçları olduğunu düşünüyorum. Aynı ihtiyaç biz avukatlar için de geçerli elbette.
Bir hakim için sıradaki dosya olan şey, karşısındaki insanın hayatındaki en önemli mesele olabilir. Bir savcı için tamamlanmayı bekleyen soruşturma, bir aile için gelecek demek olabilir. Kollukta tekrar tekrar anlatılan bir olay, anlatan kişi açısından her defasında yeniden yaşanan bir acı olabilir.
Empati elbette hukuk kuralının yerine geçmez. Bir kişinin acısını anlamak, iddiasını peşinen doğru kabul etmeyi gerektirmez. Ancak o iddiayı gerçekten dinlemeyi, soruyu özenle sormayı ve verilen kararın insan hayatındaki karşılığını düşünmeyi sağlar.
John Grisham’ın Yargıcın Listesi romanı, bu düşüncelerle okunabilecek kitaplardan biri. Okumanızı tavsiye ederim.
Adliyeden romana uzanan bir yol
Grisham, avukatlık yapmış bir yazar. Yazarlığa yönelmesinde de tanık olduğu bir yargılamanın belirleyici olduğunu anlatıyor. Mesleki deneyimini, adliye gözlemlerini ve ceza adalet sisteminin sorunlarını romanlarına taşıyor.
Grisham, hukukun içindeki gerçek çatışmalardan kurgu üretiyor: Gücün nasıl kullanıldığı, bir insanın sesini duyurmakta neden zorlandığı, delillerin nasıl değerlendirildiği ve sistemin kendi hatalarıyla yüzleşip yüzleşemediği gibi sorulardan.
Yargıcın Listesi de okuru rahatsız edici bir ihtimalle karşılaştırıyor: Adaleti sağlamakla görevli kişinin kendisi ağır suçlar işliyorsa, onu kim ve nasıl araştıracak?
Romanın merkezinde, babası yaklaşık yirmi yıl önce öldürülmüş Jeri bulunuyor. Cinayet çözülememiş; yıllar geçtikçe dosyanın aydınlatılması ihtimali zayıflamış. Jeri ise araştırmayı bırakmamış. İzini sürdüğü kişinin başka cinayetlerle de bağlantılı olduğundan şüphelenmektedir.
Şüphelendiği kişi ise görevdeki bir yargıçtır.
Jeri, elindeki bilgileri yargıçların mesleki davranışlarını inceleyen kurulda çalışan Lacy’ ye ulaştırır. Karşılarındaki kişi hukuku, soruşturma usullerini ve adli yöntemleri bilmektedir. Geçmişte kendisine haksızlık ettiğini düşündüğü insanların listesini tutmaktadır.
Makamın arkasındaki insan
Romanın yarattığı gerilim, suç işleyen kişinin yargıç olmasından kaynaklanıyor. Hukuku uygulama yetkisiyle kişisel hesaplaşma aynı insanda buluşuyor.
Bu elbette uç bir kurgu. Ancak roman, daha genel ve güncel bir soruyu düşünmemizi sağlıyor. Bir kişiye verilen makam ve yetki, onun davranışlarını sorgulamamıza engel olabilir mi?
Bir yargıç da öfkelenebilir, önyargı geliştirebilir, yanılabilir ve kendi düşüncesine gereğinden fazla güvenebilir. Aynı durum savcı, kolluk görevlisi ve avukat için de geçerlidir. Mesleki unvanlar, insanın bu özelliklerini kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Bu nedenle hukuk, yetki verirken sınırlar da koyar; gerekçe, denetim ve itiraz mekanizmaları da öngörür.
Sorun, makamın kişiye sağladığı itibarın, onun hakkındaki iddiaları araştırmanın önüne geçmesidir. Bir iddia, yöneldiği kişinin unvanı nedeniyle peşinen reddedildiğinde, gerçeğe ulaşma imkanı baştan sonlanıyor.
Bugünün hukuk uygulamalarını düşünürken de aynı dikkat gerekiyor. Bir kolluk tutanağının resmi belge olması, içeriğinin tartışılamayacağı anlamına gelmez. Bir iddianın iddianamede yer alması, kanıtlandığını göstermez. Bir mahkumiyet kararı verilmiş olması da kararın hatalı olmadığını göstermez.
Yirmi yıllık arayış bize ne anlatıyor?
Bir avukat olarak romanda üzerinde en çok durmak istediğim kişi Jeri. Çünkü hikayenin ilerlemesi, onun yıllar boyunca sürdürdüğü arayışa bağlı.
Jeri’nin hikayesi, hukuki mücadelenin zamanla ilişkisini düşündürüyor. İnsanlar çoğu zaman haklı olduklarını anlattıklarında, doğru başvuruyu yaptıklarında veya ellerindeki bilgiyi sunduklarında kısa sürede sonuç almayı bekliyor. Sonuç gelmeyince de yorgunluk başlıyor: “Daha ne yapabilirim?”, “Bir kez daha anlatmanın ne faydası var?”, “Bunca yıldan sonra ne değişecek?”
Bu soruları küçümsemek mümkün değil. Hukuki mücadele zaman, para ve dayanma gücü gerektiriyor. Her başvurunun başarıya ulaşacağını söylemek de dürüstçe olmaz.
Ancak ilk olumsuz cevabı, gerçeğin son sözü olarak kabul etmek zorunda değiliz. Yeni bir delil, daha önce görülmeyen bir bağlantı, değişen bir içtihat veya başvuruyu dikkatle inceleyen bir kişi, sürecin yönünü değiştirebilir. Bunun için bilgilerin korunması, belgelerin düzenlenmesi ve kullanılabilecek yolların takip edilmesi gerekir.
Uzun soluklu mücadele, aynı iddiayı hiç değiştirmeden tekrar etmek değildir. Delilleri yeniden değerlendirmek, eksikleri görmek, yöntemi geliştirmek ve gerektiğinde başka bir hukuki yola başvurmaktır.
Mağdurun ısrarı, kurumların görevini unutturmamalı
Jeri’nin kararlılığı etkileyici. Fakat bu kararlılığı överken başka bir soruyu gözden kaçırmamak gerekiyor: Bir insan, kendisini ilgilendiren ağır bir suçun araştırılması için neden hayatının bu kadar büyük bir bölümünü harcamak zorunda kalır?
Adaletin işlemesi, herkesin olağanüstü sabır ve araştırma gücü göstermesine bağlı olmamalı. Her mağdur delil arayamaz, bağlantıları kuramaz veya yıllarca başvuru yapacak imkanı bulamaz. Bir kısmı korkar, bir kısmı yorulur, bir kısmı da ekonomik nedenlerle geri çekilir.
Bu nedenle mağdurun vazgeçmemesi kadar, onu dinleyecek ve iddiasını özenle araştıracak kurumların varlığı da önemlidir.
Bu kapsamda avukatların da müvekkile yalnızca “Mücadeleye devam edin” demesi yeterli değil. Hangi başvurunun neden yapılacağını açıklamak, gerçekçi ihtimalleri göstermek, dosyayı düzenli takip etmek ve sonuçları anlaşılır biçimde paylaşmak gerekiyor. Umut vermek kadar, belirsizliği dürüstçe anlatmak da mesleki sorumluluk.
Hakim, savcı ve kolluk bakımından ise başlangıç noktası, başvuran kişiyi gerçekten dinlemek ve anlamaktır. Yıllardır aynı olayı anlatan insanın tekrarından rahatsız olmadan önce, neden hala bir cevap aradığını düşünmek gerekir.
Dosyanın içindeki hayatı görebilmek
Yargıcın Listesi, merak duygusuyla okunabilecek bir gerilim romanı. Benim bu hikayeden çıkardığım asıl soru ise şu: Bir dosyayı incelerken, onun içinde geçen insan hayatını ne kadar görebiliyoruz?
Roman okumak bu soruya tek başına cevap vermeyebilir fakat bizi kendi bakışımızın dışına çıkmaya zorlayabilir. Bir başvurunun arkasındaki bekleyişi, tekrar edilen bir şikayetin arkasındaki çaresizliği ve hukuki mücadelenin insana yüklediği ağırlığı düşünmemizi sağlayabilir.
Hukukun bilgiye, usule ve elbette delile ihtiyacı var. Onları uygulayan insanların da dikkatle dinlemeye, yanılabileceklerini kabul etmeye ve başkasının yaşadıklarını anlamaya ihtiyacı var.
Belki bu yüzden, özellikle insan hayatı hakkında karar verenlerin, zaman zaman hukuk kitaplarının yanına bir roman koyması gerekir. Dosyada birkaç satırla karşılaştığımız insanın, o satırların çok ötesinde bir hayatı olduğunu hatırlamak için...
Next