Giriş

Sel ve su baskınları, Türkiye'de özellikle yoğun yağışların yaşandığı dönemlerde önemli can ve mal kayıplarına yol açan doğal afetler arasında yer almaktadır. Plansız kentleşme, yetersiz altyapı sistemleri, dere yataklarına yapılan müdahaleler, yağmur suyu tahliye kanallarının kapasite yetersizliği ve gerekli koruyucu tedbirlerin alınmaması, bu olayların meydana getirdiği zararların artmasına neden olmaktadır.

Özellikle şehir merkezlerinde meydana gelen su baskınları sonucunda park halindeki veya seyir halindeki araçların sular altında kalması, motor ve elektronik sistemlerinin zarar görmesi, araçların kullanılamaz hale gelmesi ve ekonomik değerlerini kaybetmesi sıklıkla karşılaşılan sorunlardandır.

Bu zararların giderilmesi bakımından başlıca iki hukuki sorumluluk rejimi gündeme gelmektedir. Bunlardan ilki, kamu hizmetinin hiç işlememesi, geç işlemesi veya gereği gibi işlememesi nedeniyle idarenin hizmet kusurundan doğan sorumluluğudur. İkincisi ise kasko sigortası kapsamında sigorta şirketinin sözleşmeden doğan tazminat yükümlülüğüdür.

Bununla birlikte sel nedeniyle zarar gören aracın kasko sigortasının bulunmaması, araç sahibinin tazminat talep etme hakkını ortadan kaldırmaz. Zararın meydana gelmesinde belediyenin veya ilgili kamu idaresinin altyapı hizmetlerini gereği gibi yerine getirmemesinin etkili olması halinde idarenin mali sorumluluğu gündeme gelebilir.

Diğer taraftan kasko sigortası bulunan araçlarda da sigorta şirketinin sorumluluğunun kapsamı tartışma konusu olabilmektedir. Özellikle sel sularının aracın motoruna girmesi nedeniyle meydana gelen mekanik hasarlar, onarım sırasında ortaya çıkan ilave zararlar, katma değer vergisi ve aracın ikinci el piyasa değerindeki azalma bakımından farklı hukuki değerlendirmeler yapılmaktadır.

Nitekim Yargıtay ve bölge adliye mahkemesi kararlarında, sel nedeniyle meydana gelen motor hasarlarının sigorta teminatı kapsamında değerlendirilmesi, sigortalının ihbar yükümlülüğü, onarımın gecikmesinden doğan zararlar ve araç değer kaybının sigorta sözleşmesindeki konumu ayrı ayrı ele alınmıştır.

İdarenin doğal afetlerden kaynaklanan sorumluluğu bakımından ise temel mesele, sel olayının mücbir sebep niteliğinde olup olmadığı ve zararın oluşumunda idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığıdır.

Gürsel tarafından kaleme alınan İdarenin Doğal Afetler Neticesinde Meydana Gelen Zararlardan Sorumluluğu başlıklı çalışmada, idarenin afet öncesinde zararları önlemeye yönelik tedbirler alma ve afet sonrasında gerekli kamu hizmetlerini yürütme yükümlülüğünün bulunduğu, bu hizmetlerin aksaması halinde idarenin tazminat sorumluluğunun doğabileceği ifade edilmiştir.[1]

Bu makalede sel ve su baskınlarının hukuki niteliği, idarenin hizmet kusurundan doğan sorumluluğu, taşkınları önlemeye ilişkin kanuni yükümlülükler, mücbir sebep ve illiyet bağı, kasko sigortasının kapsamı, araçlarda meydana gelen değer kaybı, onarım ve kurtarma giderleri, başvuru usulleri, görevli yargı mercii ve ilgili yargı kararları ayrıntılı olarak incelenecektir.

Sel ve Su Baskınının Hukuki Niteliği

Sel, yoğun yağış, kar erimesi, akarsu taşması veya su birikmesi gibi nedenlerle suyun olağan sınırlarının dışına çıkarak çevresindeki alanları kaplaması ve zarar meydana getirmesidir.

Su baskını ise bir alanın su altında kalmasını ifade etmekte olup doğal sebeplerin yanında altyapı eksiklikleri, drenaj sistemlerinin çalışmaması, kanalizasyon hatlarının tıkanması veya insan müdahaleleri sonucunda da meydana gelebilmektedir.

Sel ve su baskınlarının meydana gelmesinde yalnızca meteorolojik olaylar etkili olmamaktadır. Topografik yapı, toprak özellikleri, bitki örtüsü, yapılaşma biçimi ve insan faaliyetleri de bu olayların oluşumunda veya meydana getirdikleri zararların artmasında belirleyici olabilmektedir.

Bayraktar ve Sahtıyancı tarafından hazırlanan 17-18 Temmuz 2019 Akçakoca ve Cumayeri (Düzce) Sel Felaketi Sonuçları ve Müdahale Çalışmaları başlıklı araştırmada, sel olaylarının oluşumunda yoğun yağışın yanında plansız yapılaşma, ormanlık alanlardan taşınan malzemelerin akarsu kapasitesini etkilemesi ve yerleşim alanlarının konumunun da önem taşıdığı ortaya konulmuştur.[2]

Bu nedenle selin doğal bir olay olması ile meydana gelen zararın hukuki açıdan kaçınılmaz olması birbirinden ayrılmalıdır. Örneğin yoğun yağış nedeniyle bir dere yatağının taşması doğal bir olay olarak değerlendirilebilir. Ancak dere yatağının daraltılması, gerekli ıslah çalışmalarının yapılmaması veya taşkın riski bilinen bölgelerde koruyucu tedbirlerin alınmaması nedeniyle zararın ağırlaşması halinde idarenin sorumluluğu ayrıca incelenmelidir.

Benzer şekilde şehir içindeki bir alt geçidin suyla dolması sonucunda araçların zarar görmesi halinde yalnızca yağış miktarının belirlenmesi yeterli olmayacaktır. Alt geçidin drenaj kapasitesi, tahliye pompalarının çalışma durumu, bakım kayıtları, meteorolojik uyarılar ve trafik güvenliği tedbirleri birlikte değerlendirilmelidir.

Dolayısıyla sel nedeniyle meydana gelen araç zararlarının hukuki niteliği belirlenirken olayın oluşum sebepleri ile zararın önlenebilirliği arasında bağlantı kurulmalıdır.

İdarenin Hukuki Sorumluluğunun Anayasal Dayanağı

İdarenin eylem ve işlemlerinden doğan zararları giderme yükümlülüğü, hukuk devleti ilkesinin ve idarenin mali sorumluluğunun temel sonuçlarından biridir.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI

Madde 125 –

İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.

Aynı maddenin son fıkrasında:

"İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür."

hükmüne yer verilmiştir.

Anayasa'nın 125. maddesi, idarenin kamu gücünü kullanırken veya kamu hizmetlerini yürütürken kişilere verdiği zararların tazmin edilmesinin anayasal dayanağını oluşturmaktadır.

İdarenin sorumluluğu, kusurlu sorumluluk ve kusursuz sorumluluk olmak üzere iki temel başlık altında incelenmektedir. Kusurlu sorumlulukta kamu hizmetinin kuruluşunda, düzenlenmesinde veya işleyişinde meydana gelen aksaklıklar esas alınırken kusursuz sorumlulukta belirli şartların varlığı halinde hizmet kusuru bulunmasa dahi idarenin tazminat yükümlülüğü gündeme gelebilmektedir. Sel ve su baskınlarından doğan zararlar bakımından öncelikle idarenin hizmet kusuru incelenmektedir. Bununla birlikte somut olayın özelliklerine göre kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığı da değerlendirilebilir.

Gürsel, idarenin doğal afetlerden kaynaklanan sorumluluğunun belirlenmesinde idari davranışın, zararın ve illiyet bağının varlığının araştırılması gerektiğini; afetin mücbir sebep niteliğinin ise sorumluluğun sınırlarının belirlenmesinde önem taşıdığını ifade etmektedir.[3]

Hizmet Kusuru ve Sel Nedeniyle Meydana Gelen Zararlar

Hizmet kusuru, kamu hizmetinin kuruluşunda, düzenlenmesinde veya işleyişinde meydana gelen aksaklıklar sonucunda kişilerin zarara uğraması halinde idarenin sorumluluğunu doğuran hukuki sebeptir.

İdare hukukunda hizmet kusuru genel olarak üç şekilde ortaya çıkmaktadır:

Kamu hizmetinin hiç işlememesi.

Kamu hizmetinin geç işlemesi.

Kamu hizmetinin kötü veya gereği gibi işlememesi.

Sel ve su baskınları bakımından bu üç durumun da gerçekleşmesi mümkündür.

Örneğin, taşkın riski bulunan bir bölgede gerekli yağmur suyu tahliye sisteminin hiç kurulmamış olması kamu hizmetinin hiç işlememesi kapsamında değerlendirilebilir. Mevcut altyapı eksikliklerinin ilgili idare tarafından bilinmesine rağmen uzun süre giderilmemesi kamu hizmetinin geç işlemesi bakımından önem taşıyabilir. Yağmur suyu tahliye sisteminin teknik gerekliliklere aykırı biçimde yapılması, kapasitesinin yetersiz olması veya bakımının gerçekleştirilmemesi ise hizmetin gereği gibi işlememesi kapsamında incelenebilir.

Bu çerçevede hizmet kusuruna neden olabilecek başlıca durumlar şunlardır:

-Yağmur suyu tahliye sistemlerinin yetersiz kapasitede kurulması.

-Rögar ve kanalizasyon hatlarının bakımının yapılmaması.

-Dere yataklarının daraltılması veya gerekli ıslah çalışmalarının gerçekleştirilmemesi.

-Alt geçitlerde su tahliye sistemlerinin çalışmaması.

-Daha önce su baskını yaşanan bölgelerde gerekli önlemlerin alınmaması.

-Sel tehlikesi bulunan yolların trafiğe kapatılmaması.

-Meteorolojik uyarılara rağmen gerekli koruyucu tedbirlerin uygulanmaması.

-Taşkın riski bulunan alanlarda gerekli planlama ve denetim faaliyetlerinin yürütülmemesi.

Ancak hizmet kusurunun varlığı değerlendirilirken idarenin görev alanı, teknik imkanları, olayın öngörülebilirliği ve alınabilecek tedbirlerin niteliği dikkate alınmalıdır. Her altyapı eksikliği tek başına tazminat sorumluluğu doğurmaz. Eksiklik ile meydana gelen zarar arasında uygun illiyet bağının bulunması gerekir.

Taşkın Sulara ve Su Baskınlarına Karşı Korunma Kanunu

Sel ve su baskınlarına karşı alınacak önlemler bakımından özel düzenlemelerden biri 4373 sayılı Taşkın Sulara ve Su Baskınlarına Karşı Korunma Kanunu'dur.

Bu Kanun, taşkın tehlikesi bulunan alanların belirlenmesi, suyun akışını engelleyen yapı ve tesislere müdahale edilmesi, taşkın tehlikesinin bildirilmesi ve koruma çalışmalarının yürütülmesine ilişkin hükümler içermektedir.

4373 SAYILI TAŞKIN SULARA VE SU BASKINLARINA KARŞI KORUNMA KANUNU

Madde 1 –

"Yüksek seviye gösteren umumî ve hususi, kapalı veya akar suların taşmasiyle su altında kalan veya su baskınlarına uğrayabilecek olan sahaların sınırları Cumhurbaşkanı kararı ile tesbit ve ilân edilir."

Bu düzenleme, taşkın riski bulunan sahaların önceden belirlenmesine ilişkin kanuni bir mekanizma öngörmektedir.

Kanun'un 2. maddesinde, belirlenen taşkın sahalarında suyun akışını engelleyen bina, tesis ve diğer engeller hakkında uygulanacak işlemler düzenlenmiştir.

Kanun'un 3. maddesinde ise belirlenen alanlarda izinsiz tesisat, inşaat ve tadilat yapılması ile ağaç dikilmesine ilişkin yasaklar ve müdahale usulleri yer almaktadır.

4373 SAYILI KANUN

Madde 4 –

"Daimî bakıma tabi olsun olmasın kenar ve setlerin taşkın sularla yıkılma tehlikesine veya halkın su afetine maruz bulunduğunu görenler, bunu derhal mahallin Su İşleri Nafia Müdür ve teşkilâtına veya en yakın muhtarlara, jandarma dairelerine veyahut mülkiye âmirlerine haber vermeğe mecburdurlar."

Kanun'un 5. maddesinde ise tehlikenin aşağı bölgelere yayılması ihtimalinde bu bölgelere de en hızlı şekilde haber verilmesi öngörülmüştür.

Bu hükümler, taşkınlarla mücadelede yalnızca afet meydana geldikten sonra müdahale edilmesini değil, tehlikenin tespit edilmesi, bildirilmesi ve yayılmasının önlenmesi amacıyla koruyucu tedbirler alınmasını da kapsamaktadır.

Bununla birlikte 4373 sayılı Kanun, sel nedeniyle zarar gören her araç sahibi lehine doğrudan ve koşulsuz bir tazminat hakkı tanıyan genel bir düzenleme niteliğinde değildir.

Kanun'daki yükümlülüklerin ihlal edilmesi, ilgili idarenin görev ve yetkileriyle bağlantılı olmak ve zarar ile illiyet bağı kurulmak şartıyla hizmet kusurunun belirlenmesinde dikkate alınabilir.

Belediyelerin ve Diğer Kamu İdarelerinin Sorumluluğu

Sel ve su baskınlarının önlenmesine ilişkin kamu hizmetleri tek bir idarenin görev alanıyla sınırlı olmayabilir. Belediyeler, büyükşehir belediyeleri, su ve kanalizasyon idareleri, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü ve diğer ilgili kamu kurumları, mevzuatla kendilerine verilen görevler çerçevesinde sorumluluk taşıyabilir.

5393 SAYILI BELEDİYE KANUNU

Madde 14 –

Belediye, mahalli müşterek nitelikte olmak şartıyla imar, su ve kanalizasyon, ulaşım gibi kentsel altyapı hizmetlerini yapar veya yaptırır.

Bu düzenleme, belediyelerin altyapı hizmetlerine ilişkin temel görevlerini ortaya koymaktadır. Büyükşehir belediyelerinde ise 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ve ilgili su ve kanalizasyon idaresinin kuruluş mevzuatı ayrıca dikkate alınmalıdır.

Örneğin bir alt geçitte meydana gelen su baskını nedeniyle araçların zarar görmesi halinde alt geçidin hangi idarenin sorumluluğunda bulunduğu, su tahliye sisteminin bakım ve işletmesinin hangi kuruma ait olduğu ve ilgili idarelerin görevlerini yerine getirip getirmediği araştırılmalıdır.

Aynı şekilde dere taşması nedeniyle araçların zarar görmesi halinde dere yatağının ıslahı, taşkın koruma tesisleri ve ilgili altyapı hizmetlerinin hangi kamu kurumunun sorumluluğunda olduğu belirlenmelidir.

Dolayısıyla yalnızca olayın belediye sınırları içerisinde gerçekleşmiş olması, meydana gelen bütün zararlardan doğrudan belediyenin sorumlu tutulması için yeterli değildir.

Sorumlu idarenin belirlenmesinde ilgili hizmetin niteliği, mevzuattaki görev dağılımı ve zararın meydana gelmesine neden olan eylem veya ihmal esas alınmalıdır.

Mücbir Sebep ve İdarenin Sorumluluğuna Etkisi

Sel nedeniyle meydana gelen zararların tazmini bakımından en önemli hukuki tartışmalardan biri, olayın mücbir sebep niteliği taşıyıp taşımadığıdır.

Mücbir sebep, genel olarak sorumlunun faaliyet alanı dışında meydana gelen, öngörülemeyen ve gerekli bütün tedbirlere rağmen önlenemeyen olağanüstü olayları ifade etmektedir.

Mücbir sebebin temel unsurları şunlardır:

Dışsallık.

Öngörülemezlik.

Önlenemezlik veya kaçınılmazlık.

Bu unsurların somut olayda gerçekleşmesi halinde mücbir sebep, idarenin eylem veya ihmali ile zarar arasındaki illiyet bağını kesebilir. Ancak selin doğal afet olarak nitelendirilmesi, her durumda mücbir sebep kabul edilmesini gerektirmez.

Özellikle geçmiş yıllarda aynı bölgede benzer su baskınlarının yaşanmış olması, ilgili kurumlara şikayetlerde bulunulması, meteorolojik uyarıların mevcut olması veya teknik imkanlarla zararın önlenebilir nitelikte bulunması, mücbir sebep savunmasının değerlendirilmesinde önem taşımaktadır. Gürsel'in çalışmasında da doğal afetlerin belirli koşullarda mücbir sebep niteliği taşıyabileceği, ancak idarenin afet öncesi ve sonrasındaki yükümlülüklerini yerine getirmemesinin hizmet kusuruna dayalı sorumluluk doğurabileceği belirtilmiştir.[4]

Bu nedenle selin meydana gelmesinin önlenememesi ile sel nedeniyle oluşan zararın azaltılmasının mümkün olup olmaması ayrı ayrı incelenmelidir. Örneğin olağanüstü yağışın tamamen engellenmesi mümkün olmasa dahi taşkın riski bilinen bir alt geçidin zamanında trafiğe kapatılması veya gerekli uyarıların yapılmasıyla araçların zarar görmesi önlenebilecek olabilir. Bu durumda selin doğa olayı niteliği, idarenin yerine getirmediği koruyucu yükümlülükler bakımından sorumluluğunu kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

İdarenin Sorumluluğunun Şartları

Sel ve su baskınlarından kaynaklanan araç zararlarında idarenin sorumluluğunun doğabilmesi için belirli koşulların gerçekleşmesi gerekir.

Bunlar genel olarak:

İdareye isnat edilebilir bir eylem veya ihmalin bulunması.

Hukuken tazmin edilebilir bir zararın meydana gelmesi.

İdari davranış ile zarar arasında uygun illiyet bağının bulunması.

Hizmet kusuruna dayalı sorumlulukta kamu hizmetinin kuruluşunda veya işleyişinde kusur bulunması.

Sorumluluğu ortadan kaldıran veya azaltan nedenlerin değerlendirilmesi.

şeklinde sıralanabilir.

İdari davranış, yalnızca idarenin aktif olarak gerçekleştirdiği işlemlerden ibaret olmayıp yerine getirmesi gereken bir yükümlülüğü ihmal etmesi şeklinde de ortaya çıkabilir. Zararın ise gerçek, belirlenebilir ve hukuken tazmin edilebilir nitelikte olması gerekir. Örneğin sel nedeniyle aracın motorunun zarar görmesi, elektronik sistemlerinin bozulması veya aracın ekonomik olarak onarılamaz hale gelmesi maddi zarar niteliğindedir.

Bununla birlikte zarar gören kişinin davranışları da sorumluluğun belirlenmesinde etkili olabilir. Sürücünün açıkça tehlikeli olduğu belirtilen ve trafiğe kapatılmış bir yola uyarılara rağmen girmesi halinde müterafik kusur gündeme gelebilir. Buna karşılık park edilmesine izin verilen bir alanda bulunan aracın, gerekli altyapı tedbirlerinin alınmaması nedeniyle zarar görmesi halinde sorumluluk farklı şekilde değerlendirilebilir.

İdarenin sorumluluğuna ilişkin öğretide, doğal olayların öngörülebilirliği ve önlenebilirliği kadar zararın meydana gelmesinde insan faaliyetlerinin etkisinin de araştırılması gerektiği kabul edilmektedir. Çoban Atik'in doğal oluşumlardan kaynaklanan zararlar üzerine yaptığı inceleme, bu unsurların idarenin sorumluluğunun belirlenmesindeki önemini ortaya koymaktadır.[5]

Kasko Sigortası Bulunmayan Araç Sahiplerinin Tazminat Hakkı

Sel nedeniyle aracı zarar gören kişilerin kasko sigortasının bulunmaması, idarenin hizmet kusurundan kaynaklanan zararlarının tazminini talep etmelerine engel oluşturmaz.

Kasko sigortası, sigorta ettiren ile sigortacı arasında kurulan sözleşmesel bir ilişkiye dayanırken idarenin hizmet kusurundan doğan sorumluluğu kamu hukuku hükümlerine dayanmaktadır. Dolayısıyla kasko sigortasının bulunmaması ile idarenin tazminat sorumluluğunun doğup doğmaması birbirinden ayrı hukuki meselelerdir.

Örneğin belediyenin veya ilgili altyapı idaresinin sorumluluğunda bulunan yağmur suyu tahliye sisteminin tıkanması nedeniyle caddeyi su basması ve park halindeki araçların zarar görmesi halinde, idarenin hizmet kusuru bakımından sorumluluğu araştırılabilir. Bu durumda araç sahibi, zararının meydana gelmesine neden olan kamu hizmetindeki eksikliği ve bu eksiklik ile zarar arasındaki bağlantıyı ortaya koyarak ilgili idareye başvurabilir.

Ancak yalnızca sel meydana gelmiş olması veya aracın su altında kalması, idarenin tazminat sorumluluğunun kabulü için yeterli değildir.

Zararın idareye isnat edilebilir bir eylem veya ihmalden kaynaklandığının belirlenmesi gerekir. Bu nedenle kaskosu bulunmayan araç sahipleri bakımından olay yerindeki altyapı koşullarının, meteorolojik verilerin, önceki su baskınlarının ve ilgili idarenin bakım kayıtlarının araştırılması önem taşımaktadır.

Kasko Sigortasının Hukuki Niteliği ve Sel Teminatı

Kasko sigortası, motorlu kara taşıtlarında meydana gelebilecek ve sigorta sözleşmesi kapsamında güvence altına alınmış zararların karşılanmasını amaçlayan bir mal sigortası türüdür.

Kasko sigortasının kapsamı, Türk Ticaret Kanunu, Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları ve taraflar arasında düzenlenen poliçe hükümlerine göre belirlenmektedir.

6102 SAYILI TÜRK TİCARET KANUNU

Madde 1429 –

Sigortacı, aksine sözleşme yoksa sigorta ettirenin, sigortalının, lehtarın ve bunların hukuken fiillerinden sorumlu bulundukları kişilerin ihmallerinden kaynaklanan zararları tazmin ile yükümlüdür.

Aynı maddede, sigorta ettirenin, sigortalının ve ilgili kişilerin rizikonun gerçekleşmesine kasten sebep olmaları halinde sigortacının sorumluluğuna ilişkin istisnalar düzenlenmiştir. Sel ve su baskını nedeniyle meydana gelen zararlar bakımından poliçenin teminat kapsamı ayrıca değerlendirilmelidir.

Özellikle sel sularının aracın motoruna girmesi sonucunda piston, silindir, biyel, motor bloğu ve elektronik sistemlerde meydana gelen zararların teminat kapsamında bulunup bulunmadığı, uyuşmazlıkların önemli bir bölümünü oluşturmaktadır.

Bu noktada zararın gerçekten sel nedeniyle meydana gelip gelmediğinin belirlenmesi gerekir. Sigorta şirketi tarafından hasarın mekanik arızadan veya sürücü hatasından kaynaklandığının ileri sürülmesi halinde, zararın oluşum mekanizmasının teknik incelemeyle ortaya konulması önem taşımaktadır.

Sel Nedeniyle Meydana Gelen Motor Hasarlarının Sigorta Teminatı Kapsamında Değerlendirilmesi

Sel sularının aracın motoruna girmesi sonucunda meydana gelen zararların sigorta teminatı kapsamında bulunup bulunmadığı, yargı kararlarına konu olmuştur.

Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesinin 17.04.2018 tarihli kararında, sel sularına maruz kalan aracın motor silindirine su girmesi nedeniyle meydana gelen hasarın kasko sigortası kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir.

Karara konu olayda, sigortalı araç 02.11.2012 tarihinde sel sularına maruz kalmış, motorunda hasar meydana gelmiş ve sigorta şirketi hasarın mekanik arızadan kaynaklandığını ileri sürerek ödeme yapmayı reddetmiştir.

Sigortalı tarafından açılan davada, bilirkişi incelemeleri sonucunda hasarın sel sularından kaynaklandığı belirlenmiş ve ilk derece mahkemesince 13.893,00 TL'nin faiziyle birlikte tahsiline karar verilmiştir.

Sigorta şirketinin istinaf başvurusu üzerine yapılan incelemede, aracın sel sularına maruz kalması sonucunda silindir içerisine su girmesi nedeniyle hasarlandığı, genel şartlarda ve poliçede bu zararın teminat dışında bırakıldığına ilişkin bir hüküm bulunmadığı değerlendirilmiştir.

Ayrıca sigortalının rizikoyu usulüne uygun bildirdiği ve gerçeğe aykırı bildirimde bulunarak yükümlülüklerini kasten ihlal ettiğinin ispatlanamadığı belirtilmiştir. Bu gerekçelerle sigorta şirketinin istinaf başvurusu esastan reddedilmiştir.[6]

Karar, sel nedeniyle meydana gelen motor hasarlarının sırf mekanik nitelikte olmaları nedeniyle teminat dışında bırakılamayacağını göstermektedir. Önemli olan, mekanik hasarın meydana gelmesine neden olan rizikonun poliçe kapsamında bulunup bulunmadığıdır.

Sel Sularına Maruz Kalan Aracın Çalıştırılması ve Sigortalının Kusuru

Sel nedeniyle zarar gören araçlarda karşılaşılan sorunlardan biri de aracın su baskınından sonra çalıştırılması veya çalıştırılmaya teşebbüs edilmesi sonucunda motor hasarının ağırlaşmasıdır.

Sigorta şirketleri, bu gibi durumlarda hasarın doğrudan sel nedeniyle meydana gelmediğini, sigortalının veya sürücünün davranışları sonucunda oluştuğunu ileri sürebilmektedir. Ancak bu savunmanın kabulü, somut olayın özelliklerine ve sigortalının davranışının hukuki niteliğine bağlıdır.

Yargıtayın 03.03.2008 tarihli kararına konu olayda, park halindeyken sele maruz kalan aracın sürücüsü tarafından çalıştırılmaya çalışılması sonucunda motor bloğunda ve biyellerde hasar meydana gelmiştir.

Sigorta şirketi, sürücünün aracı çalıştırmak amacıyla sürekli marşa basmasının hasarı meydana getirdiğini ileri sürerek tazminat talebine karşı çıkmıştır.

İlk derece mahkemesi, motor bloğu ve biyellerdeki hasarın kullanıcı hatası olarak yorumlanamayacağını, böyle bir durumla karşılaşan sürücülerin nasıl hareket etmeleri gerektiğini bilemeyebileceklerini ve hasarın kasten meydana getirildiğinin sabit olmadığını değerlendirerek davayı kısmen kabul etmiştir.

Yargıtay, sigorta şirketinin temyiz itirazlarını reddetmiş ve hasarın teminat kapsamında değerlendirilmesine ilişkin yaklaşımı yerinde bulmuştur.[7]

Bu karar, sel nedeniyle aracın çalıştırılmaya çalışılmasının her durumda sigorta teminatını ortadan kaldırmayacağını göstermektedir. Bununla birlikte sigortalının zararı önleme ve azaltma yükümlülükleri ayrıca değerlendirilmelidir.

Özellikle sel sularına maruz kalan aracın çalıştırılmaması, mümkünse güvenli biçimde kurtarılması ve çekici yardımıyla servise götürülmesi, zararın ağırlaşmasının önlenmesi bakımından önem taşımaktadır.

Sel Nedeniyle Meydana Gelen Hasarlarda Katma Değer Vergisinin Tazmini

Sigorta şirketinin sorumluluğu kapsamında karşılanacak gerçek zararın belirlenmesinde onarım giderleriyle birlikte katma değer vergisinin de değerlendirilmesi gerekebilir.

Yargıtayın 03.03.2008 tarihli kararında bu husus açık biçimde tartışılmıştır. Karara konu uyuşmazlıkta, sel nedeniyle hasarlanan aracın onarım giderlerinin belirlenmesine ilişkin bilirkişi raporunda ekspertiz raporundaki bedeller esas alınmış, ancak katma değer vergisi hesaba dahil edilmemiştir.

Yargıtay, davacı tarafından sunulan faturalar kapsamında onarım servisine KDV ödendiğinin anlaşılması karşısında, gerçek zarar kapsamında ödenen bu bedelin de sigorta şirketinden talep edilebileceğini kabul etmiştir.

Bu nedenle eksik incelemeye dayalı kararın davacı yararına bozulmasına hükmedilmiştir.[7]

Söz konusu karar, gerçek zararın hesaplanmasında yalnızca yedek parça ve işçilik bedellerinin esas alınmasının her durumda yeterli olmayacağını ortaya koymaktadır. Ancak KDV'nin tazmini bakımından somut olayda giderin gerçekten doğup doğmadığı, sigortalının hukuki ve mali durumu ile poliçe hükümleri ayrıca değerlendirilmelidir.

Sel Nedeniyle Araçta Meydana Gelen Değer Kaybı

Sel ve su baskını sonucunda hasarlanan araçların onarılması, aracın ekonomik değerinin her durumda tamamen eski haline dönmesini sağlamayabilir. Özellikle motorun tamamen değiştirilmesi, elektronik sistemlerin zarar görmesi veya aracın ağır su baskınına maruz kaldığının hasar kayıtlarında yer alması, ikinci el piyasa değerini etkileyebilir. Bu durumda araç sahibinin uğradığı değer kaybının hangi kişi veya kurumdan talep edilebileceği önem kazanmaktadır.

Değer kaybı, aracın hasar öncesindeki piyasa değeri ile gerekli onarımın yapılmasından sonraki piyasa değeri arasındaki fark olarak ifade edilebilir.

Ancak araçta meydana gelen değer kaybının varlığı ile bu kaybın kasko sigortası kapsamında karşılanması birbirinden ayrı meselelerdir.

Kasko Sigortasında Değer Kaybının Teminat Kapsamı

Ankara Bölge Adliye Mahkemesinin 21.02.2019 tarihli kararında, sel nedeniyle motoru hasarlanan araçta meydana gelen değer kaybının kasko sigortası kapsamında karşılanıp karşılanmayacağı değerlendirilmiştir.

Karara konu olayda, sel sularının aracın pistonlarına girmesi sonucunda motor hasarı meydana gelmiş ve sigorta şirketi tarafından 42.719,17 TL tutarında onarım gideri karşılanmıştır.

Bununla birlikte araç sahibi, motorun değiştirilmesi nedeniyle aracın ikinci el piyasa değerinin düştüğünü ileri sürerek 35.000,00 TL değer kaybının tahsilini talep etmiştir.

Bilirkişi raporunda aracın olay öncesindeki rayiç değerinin 200.000,00 TL, onarım sonrasındaki değerinin ise 165.000,00 TL olduğu belirlenmiştir.

İlk derece mahkemesi, kasko sigortasının bir mal sigortası olduğunu, hasar nedeniyle meydana gelen değer kaybının poliçede açıkça güvence altına alınmadıkça kasko teminatı kapsamında bulunmadığını belirterek davayı reddetmiştir.

YARGILAMA BİR CEZAYA DÖNÜŞTÜĞÜNDE
YARGILAMA BİR CEZAYA DÖNÜŞTÜĞÜNDE
İçeriği Görüntüle

Bölge adliye mahkemesi de poliçede ayrıca değer kaybı klozunun bulunmadığını dikkate alarak ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulmuş ve istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir.[8]

Karar, sel nedeniyle meydana gelen araç değer kaybının kasko sigortasından talep edilebilmesi bakımından poliçede açık bir teminat bulunmasının önemini ortaya koymaktadır. Ancak bu kararın sigorta sözleşmesinden doğan sorumluluğa ilişkin olduğu unutulmamalıdır.

Araçta meydana gelen değer kaybının kasko sigortası kapsamında bulunmaması, zararın meydana gelmesinden hukuken sorumlu olan başka bir kişiye veya idareye karşı tazminat talep edilmesini kendiliğinden engellemez. Dolayısıyla idarenin hizmet kusurunun bulunduğu ve değer kaybının bu kusurla bağlantılı olduğunun ispatlandığı durumlarda, söz konusu zarar kaleminin de tazmini talep edilebilir.

Yetkili Servisin Gecikmesi Nedeniyle Hasarın Artması

Sel nedeniyle zarar gören araçlarda ilk müdahalenin zamanında yapılması, zararın büyümesinin önlenmesi bakımından önem taşımaktadır. Özellikle motor içerisine su girmesi, metal parçalarda korozyon meydana gelmesi ve elektronik sistemlerin zarar görmesi gibi durumlarda müdahalenin gecikmesi ilave hasarlara yol açabilir.

Bu nedenle araç sahibinin, sigorta şirketinin ve yetkili servisin yükümlülükleri ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 23.09.2010 tarihli, 2010/1878 E. ve 2010/7181 K. sayılı kararında, sel nedeniyle hasarlanan aracın onarımına geç başlanması sonucunda zararın artmasından yetkili servisin sorumlu tutulup tutulamayacağı incelenmiştir.

Karara konu olayda sigorta şirketi, sigortalı araçta meydana gelen hasarın giderilmesi amacıyla servise ödeme yapmış, ancak onarımın gecikmesi nedeniyle hasarın arttığını ileri sürerek 8.329,26 TL tutarında tazminat talep etmiştir.

İlk derece mahkemesi davayı kabul etmiş, ancak Yargıtay eksik inceleme nedeniyle kararı bozmuştur.

Yargıtay, servisin eksper talimatı olmadan araca müdahale edip edemeyeceğinin, zamanında müdahale edilmesi halinde zararın önlenip önlenemeyeceğinin ve hasarın artmasında servisin kusurunun bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiğini belirtmiştir.

Bu kapsamda iki sigorta hukuku uzmanı ve bir makine mühendisinden oluşan bilirkişi kurulundan ayrıntılı ve denetime elverişli rapor alınması gerektiğine hükmedilmiştir.[9]

Karar, sel nedeniyle meydana gelen zararın artmasında yetkili servisin kusurunun bulunup bulunmadığının teknik inceleme sonucunda belirlenmesi gerektiğini göstermektedir.

Dolayısıyla sel nedeniyle zarar gören araçlarda yalnızca ilk hasarın kaynağı değil, onarım sürecinde meydana gelen ilave zararların hangi kişi veya kurumun davranışından kaynaklandığı da araştırılmalıdır.

Sel Nedeniyle Talep Edilebilecek Maddi Zarar Kalemleri

Sel ve su baskınları sonucunda araçlarda meydana gelen zararlar yalnızca aracın onarım bedelinden ibaret olmayabilir. Aracın hasar durumu, kullanım amacı, ekonomik değeri ve zararın kapsamına göre farklı maddi zarar kalemleri gündeme gelebilir.

Başlıca zarar kalemleri şunlardır:

Araç onarım bedeli: Motor, elektronik sistemler, kaporta, iç döşeme ve diğer parçaların onarımı için yapılan giderler.

Araç rayiç değerinden kaynaklanan zarar: Aracın ekonomik olarak onarılamaz hale gelmesi durumunda, olay öncesindeki değeri ile varsa hasarlı kalıntı değeri dikkate alınarak belirlenen zarar.

Araç değer kaybı: Onarım yapılmasına rağmen aracın ikinci el piyasa değerinde meydana gelen azalma.

Çekici ve kurtarma giderleri: Aracın sel bölgesinden çıkarılması ve servise götürülmesi için yapılan makul giderler.

Araç mahrumiyeti zararı: Aracın onarım süresince kullanılamaması nedeniyle meydana gelen ve şartları oluşan zarar.

Ticari kazanç kaybı: Ticari amaçla kullanılan aracın faaliyetten uzak kalması nedeniyle ortaya çıkan, ispatlanabilir net kazanç kaybı.

Ekspertiz ve hasar tespit giderleri: Zararın belirlenmesi amacıyla yapılan gerekli ve makul giderler.

Bu zararların tazmini bakımından temel ilke, gerçek zararın karşılanmasıdır. Zarar gören kişinin malvarlığında meydana gelen eksilmenin belirlenmesi, tazminatın kapsamının saptanması bakımından önem taşımaktadır. Ancak zarar kalemlerinin tamamının her somut olayda tazmin edileceği söylenemez. Talep edilen zararların meydana gelen olayla bağlantılı, ispatlanabilir ve hukuken tazmin edilebilir nitelikte olması gerekir.

Özellikle araç değer kaybı ve kazanç kaybı gibi kalemler bakımından uzman bilirkişi incelemesi önem taşımaktadır. Ayrıca sigorta şirketi tarafından karşılanan tutarların da dikkate alınması gerekir. Zarar gören kişinin aynı zarar nedeniyle birden fazla kişiden mükerrer tazminat elde etmesi mümkün değildir.

Sigortalının Rizikoyu Bildirme ve Zararı Azaltma Yükümlülüğü

Kasko sigortası kapsamında meydana gelen zararın karşılanabilmesi bakımından sigortalının rizikoyu bildirme ve zararın artmasını önlemeye yönelik yükümlülükleri bulunmaktadır.

6102 SAYILI TÜRK TİCARET KANUNU

Madde 1446 –

Sigorta ettiren, rizikonun gerçekleştiğini öğrenince durumu gecikmeksizin sigortacıya bildirir.

Bu hüküm, rizikonun gerçekleşmesinden sonra sigorta şirketinin bilgilendirilmesine ilişkin temel yükümlülüğü düzenlemektedir.

Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları kapsamında rizikonun öğrenilmesinden itibaren en geç beş iş günü içerisinde bildirim yapılması öngörülmektedir.

Bu nedenle sel nedeniyle aracı zarar gören sigortalının, olayın meydana gelmesinden sonra mümkün olan en kısa sürede sigorta şirketine başvurması önem taşımaktadır. Bunun yanında Türk Ticaret Kanunu'nun 1448. maddesi kapsamında sigorta ettirenin zararı önleme, azaltma ve artmasına engel olma yükümlülüğü bulunmaktadır.

Sel nedeniyle zarar gören araçlarda bu yükümlülük özellikle önemlidir. Aracın su baskınına maruz kalmasından sonra çalıştırılmaya devam edilmesi, motor içerisinde bulunan suyun mekanik hasarı artırmasına neden olabilir.

Bununla birlikte sigortalının bu yükümlülükleri ihlal ettiğinin ileri sürülmesi halinde, ihlalin niteliği ve zarara etkisi somut olayın koşullarına göre değerlendirilmelidir.

Nitekim Yargıtayın 03.03.2008 tarihli kararında, sel nedeniyle zarar gören aracın çalıştırılmaya çalışılması sonucunda meydana gelen motor hasarının, somut olayın koşulları çerçevesinde sigorta teminatı kapsamında bulunduğu kabul edilmiştir.[10]

Dolayısıyla sigortalının davranışlarının değerlendirilmesinde kusurun niteliği, zararın oluşum şekli ve poliçe hükümleri birlikte incelenmelidir.

Sel Nedeniyle Araçlarda Meydana Gelen Zararların İspatı

Sel ve su baskını nedeniyle açılan tazminat davalarında ispat, uyuşmazlığın sonucunu doğrudan etkileyen temel meselelerden biridir. Zarar gören kişinin öncelikle aracının zarar gördüğünü, zararın kapsamını ve tazminat talebinin dayanağını ortaya koyması gerekir.

İdarenin hizmet kusuruna dayanılan uyuşmazlıklarda, meydana gelen zarar ile idarenin yerine getirmediği yükümlülük arasındaki illiyet bağının belirlenmesi önem taşımaktadır. Sigorta sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda ise rizikonun gerçekleşmesi, zararın kapsamı ve poliçe teminatının içeriği incelenmelidir.

Bu kapsamda başlıca deliller şunlardır:

Sel ve su baskınına ilişkin fotoğraf ve video kayıtları.

Olay yerindeki güvenlik kamerası görüntüleri.

Meteoroloji Genel Müdürlüğünün yağış verileri.

AFAD, itfaiye ve kolluk tutanakları.

Araç hasar tespit ve ekspertiz raporları.

Yetkili servis kayıtları ve onarım faturaları.

Çekici ve kurtarma giderlerine ilişkin belgeler.

Sigorta poliçesi ve hasar dosyası.

Daha önce aynı bölgede yaşanan su baskınlarına ilişkin kayıtlar.

İlgili idarenin altyapı bakım ve onarım kayıtları.

Bilirkişi incelemesi ve keşif.

Özellikle selin meydana geldiği bölgede daha önce benzer olayların yaşanmış olması, idarenin riskten haberdar olup olmadığının belirlenmesinde önem taşıyabilir.

Bu noktada Danıştay 6. Dairesinin 27.06.1957 tarihli, 1956/4241 E. ve 1957/1609 K. sayılı kararına ilişkin olarak doktrinde aktarılan değerlendirme dikkat çekicidir. Anılan kararda, yıllardır yağışlar nedeniyle suların toplandığı ve binaların su baskınlarına maruz kaldığı bir sokakta belediyenin gerekli önlemleri almamasının hizmet kusuru oluşturduğu kabul edilmiştir.[11]

Bu yaklaşım, sel nedeniyle meydana gelen araç zararlarında da riskin önceden bilinip bilinmediğinin ve ilgili idarenin gerekli önlemleri alıp almadığının araştırılması bakımından önem taşımaktadır.

İdareye Başvuru ve Tam Yargı Davası

Sel nedeniyle meydana gelen zararın idarenin kamu hizmetinin yürütülmesinden kaynaklandığı durumlarda, uyuşmazlığın niteliğine göre idari yargıda tam yargı davası açılması gündeme gelebilir.

Tam yargı davaları, idarenin eylem ve işlemleri nedeniyle kişisel hakları ihlal edilen bireylerin uğradıkları zararların giderilmesini amaçlamaktadır.

2577 SAYILI İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU

Madde 2/1-b –

İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları.

Bu düzenleme, idarenin eylem ve işlemlerinden kaynaklanan zararların idari yargıda tazminine ilişkin temel hukuki dayanaklardan biridir.

Ancak tam yargı davası açılmadan önce, zararın idari eylemden kaynaklandığı durumlarda ilgili idareye başvuru yapılması gerekmektedir.

2577 SAYILI İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU

Madde 13/1 –

İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların, idari dava açmadan önce bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir.

Bu hüküm uyarınca, idari eylemden kaynaklanan zararlar bakımından kural olarak öğrenme tarihinden itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içerisinde ilgili idareye başvurulması gerekir. İdarenin başvuruyu reddetmesi veya otuz gün içerisinde cevap vermemesi halinde, ilgili dava açma süresi içerisinde tam yargı davası açılabilir.

Bununla birlikte uyuşmazlığın bir idari işlemden veya özel kanunla farklı yargı yoluna tabi tutulan bir faaliyetten kaynaklanması halinde uygulanacak usul farklılaşabilir. Bu nedenle sel nedeniyle meydana gelen her araç zararında aynı başvuru usulünün uygulanacağı kabul edilmemelidir.

Görevli ve Yetkili Mahkeme

Sel ve su baskınlarından kaynaklanan zararların tazmini bakımından görevli mahkemenin belirlenmesi, zararın hukuki sebebine göre yapılmalıdır. İdarenin genel kamu hizmetinin yürütülmesinden kaynaklanan hizmet kusuruna dayalı uyuşmazlıklarda idari yargının görevli olması gündeme gelebilir.

Buna karşılık karayolunun yapımı, bakımı, işletilmesi veya trafik güvenliğine ilişkin sorumluluklardan kaynaklanan uyuşmazlıklarda 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 110. maddesi dikkate alınmalıdır.

2918 SAYILI KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU

Madde 110 –

İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlar dahil olmak üzere, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür.

Bu nedenle karayolu altyapısından kaynaklanan araç zararları bakımından uyuşmazlığın Karayolları Trafik Kanunu kapsamında bulunup bulunmadığı ayrıca incelenmelidir.

Öte yandan Çoban Atik'in çalışmasında aktarılan Uyuşmazlık Mahkemesinin 05.05.2025 tarihli, 2025/180 E. ve 2025/348 K. sayılı kararında, belediyenin altyapı tesislerindeki hizmet kusurundan kaynaklanan zararın tazminine ilişkin uyuşmazlıkta idari yargının görevli olduğu değerlendirilmiştir.[12]

Bu karar, altyapı hizmetlerinden kaynaklanan bütün uyuşmazlıkların aynı yargı kolunda görüleceği anlamına gelmemektedir. Görevli yargı merciinin belirlenmesinde olayın gerçekleşme şekli, zarar doğuran faaliyetin niteliği ve uygulanacak özel kanun hükümleri birlikte değerlendirilmelidir. Kasko sigortası sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda ise sigorta ilişkisinin niteliğine göre adli yargı görevli olacaktır.

Dolayısıyla sel nedeniyle araçta meydana gelen zararın sigorta şirketinden talep edilmesi ile idarenin hizmet kusuruna dayanılarak tazminat istenmesi, farklı hukuki sebeplere ve yargılama usullerine tabi olabilir.

Yargısal Görünüm

Sel ve su baskınlarından kaynaklanan araç zararlarına ilişkin yargı kararları, tazminat sorumluluğunun kapsamının somut olayın özelliklerine göre belirlendiğini göstermektedir. Yargıtay ve bölge adliye mahkemesi kararları özellikle sigorta teminatının kapsamı, motor hasarlarının oluşum şekli, araç değer kaybı, sigortalının yükümlülükleri ve onarım sürecinde meydana gelen ilave zararlar üzerinde yoğunlaşmaktadır. İdari yargı bakımından ise hizmet kusuru, mücbir sebep, zararın öngörülebilirliği ve idarenin gerekli önlemleri alıp almadığı temel değerlendirme ölçütleridir.

Makalede yer verdiğimiz yargı kararları çerçevesinde aşağıdaki hukuki sonuçlara ulaşılmaktadır:

Sel nedeniyle meydana gelen motor hasarları: Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesinin 17.04.2018 tarihli kararında, sel sularının motor silindirine girmesi sonucunda meydana gelen hasarın poliçe kapsamında bulunduğu kabul edilmiş ve sigorta şirketinin istinaf başvurusu reddedilmiştir.

Araç değer kaybı: Ankara Bölge Adliye Mahkemesinin 21.02.2019 tarihli kararında, kasko poliçesinde ayrıca değer kaybı teminatı bulunmaması nedeniyle sigorta şirketinin değer kaybından sorumlu tutulamayacağı kabul edilmiştir.

Motorun çalıştırılması nedeniyle meydana gelen zarar: Yargıtayın 03.03.2008 tarihli kararında, sel sularına maruz kalan aracın çalıştırılmaya çalışılması sonucunda meydana gelen hasarın somut olayda sigorta teminatı kapsamında bulunduğu değerlendirilmiştir.

Onarımın gecikmesi nedeniyle artan zarar: Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 23.09.2010 tarihli, 2010/1878 E. ve 2010/7181 K. sayılı kararında, yetkili servisin geç müdahalesi nedeniyle hasarın artıp artmadığının uzman bilirkişi kurulu tarafından araştırılması gerektiğine hükmedilmiştir.

İdarenin hizmet kusuru: Danıştay 6. Dairesinin 27.06.1957 tarihli, 1956/4241 E. ve 1957/1609 K. sayılı kararında, yıllardır su baskını yaşanan bölgede gerekli önlemlerin alınmamasının belediyeye atfedilebilir hizmet kusuru oluşturduğu kabul edilmiştir.

Bu kararlar birlikte değerlendirildiğinde, sel nedeniyle meydana gelen araç zararlarında tek bir sorumluluk rejiminin bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Sigorta şirketinin sözleşmeden doğan sorumluluğu, idarenin hizmet kusurundan kaynaklanan sorumluluğu ve yetkili servisin onarım sürecindeki kusurundan doğabilecek sorumluluğu birbirinden ayrı hukuki temellere dayanmaktadır.

Sonuç

Sel ve su baskınları nedeniyle araçlarda meydana gelen zararlar, Türk hukukunda idarenin mali sorumluluğu, sigorta hukuku ve borçlar hukuku bakımından önemli sonuçlar doğurmaktadır. Özellikle yoğun yağışlar sonucunda araçların sular altında kalması, motor ve elektronik sistemlerinin zarar görmesi veya ekonomik değerlerinin azalması halinde zararın hangi kişi veya kurum tarafından karşılanacağı, olayın oluşum şekline ve hukuki sorumluluk şartlarına göre belirlenmelidir.

İdarenin sorumluluğu bakımından temel mesele, meydana gelen zararın kamu hizmetinin hiç işlememesi, geç işlemesi veya gereği gibi işlememesi sonucunda ortaya çıkıp çıkmadığıdır. Yağmur suyu tahliye sistemlerinin yetersizliği, kanalizasyon hatlarının bakımının yapılmaması, dere yataklarının ıslah edilmemesi ve taşkın riski bulunan bölgelerde gerekli tedbirlerin alınmaması, idarenin hizmet kusurunun değerlendirilmesinde önem taşıyan hususlardır.

Selin doğal afet niteliğinde olması, idarenin her durumda sorumluluktan kurtulmasını sağlamaz. Mücbir sebep değerlendirmesinde olayın öngörülebilirliği, önlenebilirliği ve dışsallığı somut olayın koşullarına göre araştırılmalıdır. Bunun yanında kasko sigortası bulunan araçlarda sigorta şirketinin sorumluluğu, poliçenin teminat kapsamına göre belirlenmektedir.

Bu kapsamda Yargıtay ve bölge adliye mahkemesi kararlarında sel nedeniyle meydana gelen motor hasarlarının sigorta teminatı kapsamında değerlendirilebileceği, buna karşılık araç değer kaybının poliçede ayrıca güvence altına alınmadığı durumlarda sigorta şirketinden talep edilemeyeceği kabul edilmiştir.

Ayrıca aracın onarımına geç başlanması sonucunda zararın artması halinde yetkili servisin sorumluluğu da gündeme gelebilmektedir.

Sonuç olarak sel nedeniyle araçlarda meydana gelen zararların tazmininde, yalnızca zararın varlığının ortaya konulması yeterli olmayıp zararın kaynağı, sorumlu kişi veya kurum, illiyet bağı, sigorta teminatı ve uygulanacak yargılama usulü birlikte değerlendirilmelidir.

Özet

Sel nedeniyle aracı zarar gören kişilerin kasko sigortasının bulunmaması, tazminat talep etme haklarını ortadan kaldırmaz. Altyapı yetersizliği veya gerekli koruyucu tedbirlerin alınmaması nedeniyle meydana gelen zararlarda idarenin hizmet kusurundan doğan sorumluluğu gündeme gelebilir.

Kasko sigortası bulunan araçlarda sel nedeniyle oluşan motor hasarları poliçe kapsamında karşılanabilir. Sigortalının, rizikonun gerçekleştiğini öğrendiği tarihten itibaren en geç beş iş günü içerisinde durumu sigorta şirketine bildirmesi gerekmektedir. Bu yükümlülük, Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları kapsamında düzenlenmiş olup bildirim süresine uyulmamasının hukuki sonuçları somut olayın koşullarına göre değerlendirilir. Araç değer kaybının sigorta şirketinden talep edilebilmesi bakımından ise poliçedeki teminat hükümleri önem taşımaktadır.

Selin mücbir sebep oluşturup oluşturmadığı, her somut olayda öngörülebilirlik ve önlenebilirlik unsurları dikkate alınarak belirlenmelidir.

İdari eylemlerden kaynaklanan zararlarda İYUK m. 13 kapsamında başvuru sürelerine uyulmalı; görevli mahkeme ise uyuşmazlığın hukuki niteliğine göre tespit edilmelidir.

Av. Didem DELİDOLU

KAYNAKÇA

[1] Gürsel E, ‘İdarenin Doğal Afetler Neticesinde Meydana Gelen Zararlardan Sorumluluğu’ (2018) 1(2) R&S – Research Studies Anatolia Journal 330-343.

[2] Bayraktar H ve Sahtıyancı E, ‘17-18 Temmuz 2019 Akçakoca ve Cumayeri (Düzce) Sel Felaketi Sonuçları ve Müdahale Çalışmaları’ (2020) 4(2) Dirençlilik Dergisi 239-255 https://doi.org/10.32569/resilience.755777.

[3] Gürsel (n 1) 331-333.

[4] Gürsel (n 1) 330-343.

[5] Çoban Atik A, ‘Obrukların Neden Olduğu Zararlarda İdarenin Sorumluluğu Meselesi ve İdarenin Obruk Oluşumunu Önlemeye Yönelik Görevleri’ (2026) 34(2) Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 1205-1269 https://doi.org/10.15337/suhfd1944118.

[6] Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi, 17.04.2018 (Adana 2 Asliye Ticaret Mahkemesi, 2013/74 E, 2017/1011 K, 22.06.2017 tarihli kararın istinaf incelemesi).

[7] Yargıtay, 03.03.2008 (Kütahya 1 Asliye Hukuk Mahkemesi, 2004/579 E, 2006/302 K, 20.09.2006 tarihli kararın temyiz incelemesi).

[8] Ankara Bölge Adliye Mahkemesi, 21.02.2019 (2016/66 E, 2017/384 K sayılı ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesi).

[9] Yargıtay 17 HD, 2010/1878 E, 2010/7181 K, 23.09.2010.

[10] Yargıtay, 03.03.2008 (n 7).

[11] Danıştay 6 D, 1956/4241 E, 1957/1609 K, 27.06.1957, aktaran Çoban Atik (n 5).

[12] Uyuşmazlık Mahkemesi, 2025/180 E, 2025/348 K, 05.05.2025, aktaran Çoban Atik (n 5) 1235-1236.

MEVZUAT

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Kanun Numarası: 2709, Kabul Tarihi: 18.10.1982, RG 09.11.1982/17863 (Mükerrer), m 125.

İdari Yargılama Usulü Kanunu, Kanun Numarası: 2577, Kabul Tarihi: 06.01.1982, RG 20.01.1982/17580, m 2, 7 ve 13.

Taşkın Sulara ve Su Baskınlarına Karşı Korunma Kanunu, Kanun Numarası: 4373, Kabul Tarihi: 14.01.1943, RG 21.01.1943/5310.

Belediye Kanunu, Kanun Numarası: 5393, Kabul Tarihi: 03.07.2005, RG 13.07.2005/25874, m 14.

Büyükşehir Belediyesi Kanunu, Kanun Numarası: 5216, Kabul Tarihi: 10.07.2004, RG 23.07.2004/25531.

Karayolları Trafik Kanunu, Kanun Numarası: 2918, Kabul Tarihi: 13.10.1983, RG 18.10.1983/18195, m 110.

Türk Ticaret Kanunu, Kanun Numarası: 6102, Kabul Tarihi: 13.01.2011, RG 14.02.2011/27846, m 1429, 1446, 1448 ve 1472.

Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları.

Mevzuat erişim adresi: https://www.mevzuat.gov.tr/