Av. Halim Yılmaz, X paylaşımında Çağlayan Adliyesinin yedinci katından sesleniyor. Yedi aydır tutuklu bulunan müvekkilleri hakkında dava açılması veya adli kontrolle tahliye edilmeleri talebini iletmek üzere adliyeye gitmiş. Anlattığına göre önce güvenlik kontrolünün önünde sıraya giriliyor. Sıra geldiğinde güvenlik görevlisi talebi alıp dosya savcısının kâtibini telefonla arıyor. Yarım saat ve birkaç arama sonunda verilen cevap, kâtibin telefona cevap vermediği. Savcıyla görüşmek, randevu almak, telefonla ulaşmak mümkün olmadığı gibi, görüşme talebini iletecek kâtibe ulaşmak da mümkün olmuyor. Paylaşım, müvekkilin “Niye davam açılmıyor?” sorusuna nasıl cevap verileceği sorusuyla bitiyor.
Bu anlatımda görüşme talebi, konusu değerlendirilerek reddedilmiş değildir. Talep, kendisini değerlendirebilecek makama ulaşamamıştır. Güvenlik görevlisinin yaptığı telefon araması, müdafi ile soruşturma makamı arasındaki iletişimin belirleyici aşamasına dönüşmüştür. Telefon açılmadığında avukatın hangi yola başvuracağı belirsizdir. Güvenlik görevlisi soruşturmanın muhatabı olmadığı hâlde avukatın adliyedeki mesleki faaliyeti onun masasının önünde sona ermektedir. Tutuklu müvekkilin bekleyişi ise devam eder.
Yakın tarihte görüştüğümüz büyük bir baronun başkanı da avukatların adliyede yaşadığı sorunları iletmek üzere defalarca randevu talep etmesine rağmen kabul edilmediğinden yakınıyordu. Belirli bir dosyanın sonucunu görüşmek isteyen bir avukattan söz etmiyoruz. Meslektaşlarının ortak sorunlarını anlatmaya çalışan bir baro başkanı var. Bir görüşmenin ertelenmesi yoğunlukla açıklanabilir. Tekrarlanan taleplerin karşılıksız kalması ise bu sorunların hangi yoldan konuşulacağı sorusunu doğurur. Bireysel başvuruların sonuç vermediği yerde devreye girmesi beklenen meslek örgütü de muhatap bulamıyorsa, avukatın önündeki yollar iyice daralmış demektir.
Üstelik baronun ileteceği sorunlar, adliyenin kendi işleyişini değerlendirebilmesi için de bir bilgi kaynağıdır. Avukatlar farklı mahkemelerde, soruşturma bürolarında ve kalemlerde tekrar eden aksaklıkları günlük çalışmaları sırasında görürler. Bu deneyimin dinlenmesi, aynı sorunun yüzlerce dosyada yeniden yaşanmasını önleyebilir. Görüşmeye zaman ayrılmadığında sorun ortadan kalkmaz; yeni dilekçelere, tekrar eden başvurulara, koridorlarda bekleyişlere ve gerilime dönüşür. Görüşme için ayrılamayan zamanın daha sonra nerelerde harcandığını da hesaba katmak gerekir.
Av. Necip Şener’in X paylaşımı, meselenin avukat açısından ne anlama geldiğini başka bir yönden açıklıyor. Şener, hâkim ve savcılarla görüşmek için özel bir heves duymadığını; yakın dostluklarını kendisi veya dosyaları için talepte bulunmanın aracına dönüştürmediğini belirtiyor. Buna karşılık ihmal edilen işler veya gözden kaçan ayrıntılar nedeniyle görüşme ihtiyacı doğabildiğini, kırk saniyelik bir açıklamanın yıllara yayılabilecek bir yargılamayı kısaltabildiğini söylüyor. İşin bölünmemesi için bir düzen kurulmasını da gerekli buluyor. Kendi bürosuna randevusuz gelinmesinden duyduğu rahatsızlığı ifade ederken, yurttaşın avukatını değiştirebilmesiyle hâkimini veya savcısını tercihine göre değiştirememesi arasındaki farka dikkat çekiyor.
Dosyayla uğraşan avukat, kısa bir açıklamanın önemini bilir. Yanlış anlaşılmış bir talep, eksik yazılmış bir müzekkere veya dosyada bulunduğu hâlde görülmemiş bir belge, birbirini izleyen gereksiz işlemlere yol açabilir. Avukat bazen dilekçesinde zaten yazılı olan hususun fark edilmesini sağlamaya çalışır. Buradan, her dosyanın bir de odada anlatılması gerektiği sonucu çıkarılamaz. Yazılı başvuruların düzenli ve zamanında değerlendirildiği bir işleyiş, görüşme ihtiyacının önemli bölümünü zaten azaltır. Fakat yazılı yolun aksadığı yerde sözlü iletişim de bütünüyle kapatıldığında, aksaklığın nasıl giderileceği cevapsız kalır.
Avukatlık Kanunu’nun 2. maddesi, yargı organlarının avukatlara görevlerini yerine getirirken yardımcı olmasını öngörür. Bu yükümlülüğün günlük hayattaki karşılığı üzerinde durmak gerekir. Yardımcı olmak, avukatın talebini kabul etmek veya istediği kararı vermek anlamına gelmez. Başvurunun ilgili yere ulaşmasını, dosyanın kanuni sınırlar içinde incelenebilmesini ve acil talebin zamanında değerlendirmeye sunulabilmesini sağlayan bir işleyişi gerektirir. Hükümden avukatın istediği anda makam odasına girme yetkisi çıkarılamaz. Buna karşılık avukatı sürekli geri çevirip talebini ulaştırabileceği etkili bir yol da göstermeyen uygulamanın bu yükümlülükle bağdaşması güçtür.[1]
Hâkim ve savcıların çalışmak için kesintisiz zamana ihtiyaç duydukları açıktır. Dosya okumak, deliller arasında ilişki kurmak ve karar üzerinde düşünmek dikkat ister. Gün boyunca gelişigüzel çalınan kapılar bu çalışmayı aksatabilir. Avukatlar da kendi mesailerinden bunun ne anlama geldiğini bilirler. Randevu sistemi, belirli görüşme saatleri ve acil talepler için ayrı bir iletişim yolu bu nedenle makul düzenlemelerdir. Ancak randevu alınamıyor, telefona cevap verilmiyor ve başvurunun ne durumda olduğu öğrenilemiyorsa, çalışma düzeni gerekçesi bir noktadan sonra açıklama gücünü kaybeder.
Görüşme talebinin her durumda haklı olduğu da söylenemez. Özellikle hâkimle görüşme bakımından avukatlığın bazı alışkanlıklarını gözden geçirmek gerekir. “Dosyayı bir de sözlü anlatayım” düşüncesiyle başlayan konuşmada tanığın güvenilirliği, bilirkişi raporunun doğruluğu veya karşı tarafın davranışları tartışılıyorsa, yargısal değerlendirmeye yönelik tek taraflı bir ikna faaliyeti yürütülmektedir. Diğer taraf orada değildir; açıklamayı düzeltemez, itiraz edemez, hangi hususun öne çıkarıldığını bilemez. Görüşmenin kısa sürmesi veya avukatın iyi niyeti bu usul sorununu ortadan kaldırmaz.
HSK’nin Türk Yargı Etiği Bildirgesi Rehberi bu ayrımı açıkça yapmaktadır. Rehberin basılı 55. sayfasındaki açıklamalarda, hâkimin görev sınırları içinde taraflarla ve vekilleriyle görüşebileceği; eşitliği, tarafsızlığı ve tarafsız görünümü koruması gerektiği belirtilir. Diğer tarafın yokluğunda dosyanın esasını veya delillerini tartışmaya yönelik görüşme taleplerinin reddedilmesi, konuşma bu yöne evrilirse nezaketle sonlandırılması öngörülür. Savcıların soruşturma konusunda taraflarla ve avukatlarıyla görüşmeleri ise ayrıca ele alınır; tarafsızlığın korunması, görüşmelerin esas olarak adliyede ve mesai saatlerinde yapılması istenir. Dolayısıyla genel bir görüşme yasağından söz edilemez.[2]
Savcıyla görüşmenin farklı değerlendirilmesinin sebebi, muhakemedeki görevidir. CMK’nin 160. maddesi, savcıya şüphelinin lehine ve aleyhine delilleri toplama ve haklarını koruma yükümlülüğü verir. Müdafiin toplanmamış bir delili göstermesi, silinmek üzere olan kamera kayıtlarının korunmasını istemesi veya isnadın dayanağındaki bir yanılgıyı açıklaması, soruşturmanın sağlıklı yürütülmesine katkıda bulunabilir. Savcının objektif davranma yükümlülüğü, savunmanın açıklamalarından uzak durmasını gerektirmez; bu açıklamaları da ciddiyetle değerlendirmesini gerektirir.[3]
Bu nedenle hâkimle tek taraflı esas görüşmesine ilişkin sınırlamayı savcı–müdafi iletişimine aynen taşımak doğru olmaz. Savcıyla görüşmenin hiçbir etik sınırının bulunmadığını söylemek de isabetli değildir. Kişisel yakınlıkla ayrıcalık elde etme, kayıt dışında sonuç sağlama veya dosyadaki bilgiyi hukuka aykırı biçimde edinme girişimleri kabul edilemez. Görüşmede açıklanan somut delil ve taleplerin dosyaya geçirilmesi, sonradan ne istendiğinin ve nasıl işlem yapıldığının anlaşılabilmesi bakımından önemlidir. Sözlü temas, muhakemenin dışında gelişen ve içeriği yalnız görüşenlerin bildiği ikinci bir sürece dönüşmemelidir.
Karşılaştırmalı hukukta iletişimin sınırlarını ve güvencelerini düzenleyen örnekler bulunmaktadır. Amerikan Barolar Birliğinin Yargısal Etik Model Kuralları’ndaki 2.9 numaralı kural, hâkimin görülmekte olan veya görülmesi beklenen uyuşmazlık hakkında tek taraflı iletişimini esas olarak yasaklar. Zorunlu takvim, idari işler ve acil durum iletişiminde ise esasa girilmemesi, taraflardan birine avantaj sağlanmaması, diğer tarafların bilgilendirilmesi ve cevap imkânı gibi koşullar aranır. Bunlar model kurallardır; ABD’de bağlayıcı düzenlemeler ilgili yargı çevresine göre incelenmelidir. Bununla birlikte yaklaşımın dayandığı kaygı açıktır: Karar sürecine etkisi olabilecek temasın diğer tarafın bilgisi dışında gelişmesini önlemek.[4]
İngiltere ve Galler’de hukuk yargılamasına ilişkin Civil Procedure Rules’un 39.8 numaralı kuralı, mahkemeyle esasa veya usule ilişkin iletişimin diğer taraflara açıklanmasını, yazılıysa örneğinin iletilmesini öngörür. Salt rutin, çekişmesiz idari iletişim kapsam dışında tutulmuş; ayrıca istisnalar düzenlenmiştir. Burada usule ilişkin bir talebin de karşı tarafı etkileyebileceği kabul edilmektedir. Duruşmanın öne alınması veya bir işlemin öncelikle yapılması yalnızca takvimle ilgili görünse bile tarafların durumunu değiştirebilir.[5]
Alman Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 160b maddesi, savcılığın süreci ilerletmeye elverişli olduğunda muhakemenin durumunu ilgililerle görüşmesini düzenler ve görüşmenin önemli içeriğinin dosyaya geçirilmesini ister. 202a maddesi de mahkemenin ana yargılamanın açılmasını değerlendirdiği aşamada benzer bir imkân tanır. Görüşme, muhakemenin ilerlemesine hizmet edebilen bir faaliyet olarak kabul edilirken denetlenebilirliği korunmaktadır. Bizim de yalnız kapının açılıp açılmamasını tartışmanın ötesine geçerek iletişimin usulünü konuşmamız gerekir.[6]
Av. İlker Atamer’in X paylaşımında aktardığı olay, meselenin daha ağır bir boyutunu gösteriyor. Atamer’in anlatımına göre bir avukat, soruşturma dosyasındaki taleplerinin değerlendirilmemesi ve savcının görüşmeyi reddetmesi üzerine kibar bir dille sitem eden, taleplerini yineleyen bir dilekçe veriyor. Ardından hakkında yargı görevi yapanı etkilemeye teşebbüs suçundan işlem başlatılıyor. Dilekçeyi, ihbar evrakını ve sürecin sonucunu görmüş değiliz. Somut olay hakkında kesin hüküm kuramayız. Ancak savunmanın taleplerini yinelemesinin hangi koşullarda suç isnadına dönüştürülebileceği sorusunu sormak zorundayız.
Avukatın işi, muhatabının hukuki değerlendirmesine etki etmeyi de içerir. Delili açıklar, isnadın dayanağını tartışır, farklı bir sonuca ulaşılması gerektiğini savunur. Yerine getirilmeyen talebini yeniden hatırlatabilir. Hukuki gerekçelerle ikna çabası ile hukuka aykırı etkileme arasındaki ayrım bu yüzden zorunludur. Bir makamın eleştiriden rahatsız olması, suçun unsurlarının yerine geçemez. Hangi sözün, hangi bağlamda ve hangi hukuka aykırı sonucu sağlamak amacıyla söylendiği ortaya konulmalıdır.
Üstelik TCK’nin 277. maddesinde soruşturma evresini kapsayan ibareler 2014 yılında kanun metninden çıkarılmıştır. Anlatılan davranış yalnız soruşturma dosyasındaki taleplerle ilgiliyse, bu hükmün uygulama alanı öncelikle sorgulanmalıdır. TCK’nin 288. maddesinde düzenlenen ayrı suç bakımından ise hukuka aykırı etkileme amacı yanında aleniyet aranır. Dosyaya dilekçe sunulması, tek başına bu koşulun gerçekleştiğini göstermez. Suçun başlığındaki “etkileme” kelimesinden hareketle savunma faaliyetini şüpheli hâle getirmek, kanun metnindeki sınırları gözden kaçırma tehlikesi taşır.[7]
Böyle bir işlemin mesleki etkisi, sonunda ceza verilip verilmemesiyle sınırlı kalmayabilir. Müvekkilinin talebini takip eden avukat, kendi davranışını açıklamak zorunda bırakılır. Sonraki dilekçesinde talebinin hukuki dayanağı kadar yeniden başvurmasının nasıl karşılanacağını da düşünmeye başlayabilir. Bu ihtimal, savunmayı kendi kendisini sınırlamaya yöneltebilir. Kuşkusuz her görüşme reddi veya gecikme de hâkim ya da savcı bakımından suç oluşturmaz; sorumluluk somut koşullarıyla değerlendirilmelidir. Aynı özen, avukatın mesleki faaliyetinin suç olarak nitelendirilmesinde de gösterilmelidir.
Sorunun meslek içindeki yakınmaların ötesine geçtiğini gösteren bir açıklama da vardır. Hukuki Haber’in 22 Eylül 2022 tarihli haberinde, dönemin Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın hâkim ve savcıları avukatlarla görüşmeye ve yurttaşları dinlemeye çağırdığı aktarılmaktadır. Bu çağrı, erişilebilirliğin önemini teslim eder. Bununla birlikte konuşmada, karar adil olduğu ve üst mahkeme denetiminden geçtiği sürece kiminle görüşüldüğünün önem taşımadığı yönündeki yaklaşım yeterli değildir. Kararın sonucu kadar oluşum sürecinin de güven vermesi gerekir. Tek taraflı esas görüşmesinin yarattığı sorun, kararın sonradan onanmasıyla kendiliğinden giderilmez.[8]
Necip Şener’in, güvendiği hâkim ve savcıyla karşı taraf vekilinin görüşmesinden rahatsızlık duymayacağı yönündeki yaklaşımı kişisel güvenin mesleki ilişkilerdeki yerini gösteriyor. Fakat herkes aynı kişiyi tanımayabilir ve aynı güveni paylaşmayabilir. Usul güvenceleri, birbirini tanımayan insanların da yargısal işleyişe güvenebilmesini sağlamalıdır. Ayrıca savunmanın hâkimle temasında gösterilen hassasiyet iddia makamı bakımından da korunmalıdır. Nitekim ABA Savcılık Standartları 3-3.3, savcının hâkimle yetkisiz tek taraflı dosya görüşmesini de yasaklamaktadır.[9]
Bazı avukatların kolaylıkla ulaşabildiği, aynı nitelikteki talepler için diğerlerinin geri çevrildiği bir işleyiş, mesleki eşitliği de bozar. Hukuki usulün yanında kişisel tanışıklıklara dayanan başka bir erişim düzeni oluşur. Genç avukat, meslekte etkili olmanın dosyaya hâkimiyetten başka koşulları bulunduğunu düşünmeye başlar. Müvekkilin “Savcıyı tanıyor musunuz?” sorusu böyle bir ortamda güçlenir. Avukatın emeği, hazırladığı savunma kadar hangi kapıdan girebildiği üzerinden değerlendirilmeye başlanır. Herkese açık ve işleyen başvuru yolları, avukatlık hizmetinin değerini kişisel bağlantılardan korumak bakımından da önemlidir.
Çözüm için barolarla adliye yönetimlerinin düzenli biçimde bir araya gelmesi gerekir. Olağan başvuruların nasıl iletileceği, acil taleplerin kime ulaştırılacağı, randevunun nasıl alınacağı ve görüşmenin hangi koşullarda kayda geçirileceği belirlenebilir. Görüşme mümkün olmadığında gösterilen alternatif yolun gerçekten işlemesi sağlanabilir. Tutuklu dosyalar ile kaybolabilecek delillere ilişkin başvuruların zamanında değerlendirmeye sunulması, genel evrak akışının rastlantılarına bırakılmamalıdır. Baro başkanının görüşme talebinin karşılıksız kalması, tam da bu ortak çalışma imkânını ortadan kaldırdığı için ayrıca önem taşır.
Halim Yılmaz’ın anlattığı yedinci kata döndüğümüzde henüz talebin haklılığına ilişkin bir değerlendirmeye gelinmediğini görüyoruz. Avukat, önce talebini iletecek bir muhatap aramaktadır. Hâkim ve savcının her an görüşmeye hazır olması beklenemez. Ancak bir kişinin özgürlüğü hakkında başvuru yapmak için adliyeye gelen müdafiin, kâtibe ulaşılamadığı cevabıyla belirsizliğe gönderilmemesi gerekir. İçerideki çalışma düzeni korunurken dışarıda bekleyen avukatın dosyasında da zaman geçmektedir. Tutuklu müvekkili, adliyedeki telefonun neden açılmadığını değil, tahliye talebine ne cevap verildiğini soracaktır.
Kaynaklar
[1] 1136 sayılı Avukatlık Kanunu, m. 2. Türkiye Barolar Birliği mevzuat metni.
[2] HSK, Türk Yargı Etiği Bildirgesi Rehberi, basılı s. 55, açıklama 12–13.
[3] 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, m. 160/2. UYAP Mevzuat ve İçtihat Programı.
[4] American Bar Association, Model Code of Judicial Conduct, Rule 2.9, Ex Parte Communications
[5] İngiltere ve Galler, Civil Procedure Rules, Part 39, kural 39.8.
[6] Almanya, Strafprozessordnung (StPO), §160b ve §202a.
[7] 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, m. 277 ve 288; m. 277’deki değişiklik için 6545 sayılı Kanun, m. 69.
[8] Hukuki Haber, “Hâkim ve savcılara: Avukatlara kapınızı kapatmayın”, 22 Eylül 2022.
[9] American Bar Association, Criminal Justice Standards for the Prosecution Function, Standard 3-3.3.
X paylaşımları: Av. Halim Yılmaz, Av. Necip Şener ve Av. İlker Atamer. Metinde bu paylaşımlardaki anlatımlar sahiplerine atfedilerek aktarılmıştır.
Next