17 Eylül 2026 tarihli işlem kısıtlaması öncesinde ve aynı gün verilen fon satış emirleri ile tasfiye sürecinin hukuki değerlendirmesi
17 Eylül 2026 öncesinde verilen ancak sonuçlanmayan fon satış emirleri ile aynı gün işlem kısıtlaması nedeniyle iptal edilen emirler, farklı hukuki sonuçlar doğurabilir. Yatırımcının ödeme ve tazminat talepleri bakımından belirleyici olan; talimatın ne zaman verildiği, TEFAS’a ne zaman iletildiği ve hangi nedenle gerçekleşmediğidir.
Kurum yükümlülüğünü zamanında ve gereği gibi yerine getirseydi yatırımcı satış bedelini alabilecek veya tasfiyede farklı bir ödeme hakkına sahip olacak mıydı? Olası bir davanın temelinde bu soru bulunur.
Ekrandaki “reddedildi” veya “iptal edildi” bildirimi, cevabı tek başına vermez. Emrin kabulü, platforma iletilmesi, satışın gerçekleşmesi ve bedelin ödenmesi ayrı aşamalardır. Kurumun geciktirdiği bir talimat ile zamanında iletilmesine rağmen işlem kısıtlaması nedeniyle sonuçlanmayan bir talimat aynı şekilde değerlendirilemez.
Bu çalışma, satış emrinin işlem geçmişi ile tasfiye kurallarını birlikte ele alarak hangi yatırımcının, hangi kuruluşa karşı, hangi delillerle alacak veya tazminat talebinde bulunabileceğini incelemektedir.
1. Satış emrinin iletim tarihi, tasfiyedeki ödeme hakkını değiştirebilir
Satış emrinin TEFAS’a ne zaman iletildiği, yatırımcının tasfiyeden nasıl ödeme alacağını etkileyebilir. Gerçekleşmeyen her emir aynı hukuki sonucu doğurmaz.
SPK’nın 2026/61 sayılı Bülteni’ndeki A/6 hükmüne göre, kapsama giren gerçekleşmemiş iade talimatlarının karşılığı fon borcu olarak kaydedilir ve tasfiyede elde edilen nakitten öncelikle ödenir. Burada yatırımcı, payı oranında tasfiye bakiyesini bekleyen kişiden farklı bir ödeme hakkına sahiptir.
SPK’nın 2026/61 sayılı Bülteni’ndeki A/6 hükmü ile 28 Eylül 2026 tarihli açıklaması birlikte değerlendirildiğinde, Kurulun açıkladığı uygulamaya göre iki durum ayrılmaktadır:
• 16 Eylül ve öncesinde TEFAS’a iletilmiş, ancak fonun temerrüdü veya fiyat açıklamaması nedeniyle gerçekleşmemiş talimatlar A/6 kapsamında değerlendirilir.
• 17 Eylül’de TEFAS’a iletilip işlem kısıtlaması nedeniyle iptal edilmiş talimatların sahiplerine ise tasfiye bakiyesinden katılma payları oranında ödeme yapılır.
Bu nedenle iki grubun da tasfiyeye dâhil olması, aynı ödeme hakkına sahip oldukları anlamına gelmez. Açıklamada belirtilen 16 Eylül saat 13.30 sonrası ile 17 Eylül saat 13.30 öncesi talimatların aynı fiyat valörüne tabi olması da bu ayrımı kaldırmaz. Fiyatın belirleneceği tarih ile emrin platforma iletildiği tarih farklı işlevlere sahiptir.
Öncelikli ödeme, tam ve derhâl tahsil garantisi değildir. Ödeme, fon varlıklarından elde edilen nakitle yapılır. A/6 tek başına, eksik kalan tutarı bankanın tamamlamasını veya bu alacakların diğer bütün fon borçlarından önce ödenmesini gerektirmez. Hüküm, bütün emirler için tek bir fiyat tarihi de belirlemez. Alacak tutarı; emrin işlem ve fiyat valörü, fon izahnamesi ve mutabakat kayıtları üzerinden belirlenmelidir. Özellikle fiyat açıklanmamışsa, ekranda son görülen değer doğrudan alacak tutarı kabul edilemez.
Bu ayrım, emri geciktiren kurumun sorumluluğu bakımından önemlidir. Örneğin 16 Eylül’de iletilmesi gereken bir emir, kurumun yükümlülüğüne aykırı olarak 17 Eylül’de iletilmişse, yatırımcı öncelikli ödeme hakkını kaybetmiş olabilir. Ancak yalnızca tarih farkı yeterli değildir; kurumun emri ne zaman iletmekle yükümlü olduğu ve zamanında iletim hâlinde yatırımcının A/6’dan yararlanıp yararlanamayacağı belirlenmelidir.
Zamanında iletimle elde edilebilecek ödeme ile yatırımcının aldığı ve alabileceği ödemeler karşılaştırılır. Gecikme, tahsil edilecek tutarı azaltmış veya tahsilatı ertelemişse, bundan doğan zarar kurumun ihlaliyle bağlantısı ölçüsünde talep edilebilir.
Dolayısıyla işlem kısıtlaması, daha önceki bir gecikmenin sorumluluğunu kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Temel soru şudur: Emir zamanında iletilseydi hangi hak korunacak, yatırımcı hangi kayıptan kurtulacaktı?
Kaynaklar: SPK, 2026/61 sayılı Bülten, A/5–6; SPK, 28 Eylül 2026 tarihli Basın Duyurusu.
2. Hangi yatırımcıların tazminat talebi gündeme gelebilir?
Aynı fonda yatırım yapan kişilerin talepleri, satış emirlerinin hangi aşamada ve neden sonuçlanmadığına göre farklılaşır.
|
Yatırımcının durumu |
Hukuki değerlendirmede belirleyici nokta |
|
Teknik sorun nedeniyle emir verilememiş |
Satış girişiminin kurumdan kaynaklanan bir aksaklıkla engellenip engellenmediği ve işlem yapılabilseydi zararın önlenip önlenemeyeceği |
|
Emir kabul edilmiş, ancak iletilmemiş veya geç iletilmiş |
Gecikmenin satış fiyatını, işlemin gerçekleşmesini veya tasfiyedeki ödeme hakkını etkileyip etkilemediği |
|
Emir reddedilmiş veya iptal edilmiş |
İşlemin hangi kuruluş tarafından, hangi gerekçeyle yapıldığı ve bu gerekçenin geçerliliği |
|
Satış gerçekleşmiş, bedel ödenmemiş |
Ödeme yükümlüsünün, alacak tutarının ve ödeme tarihinin belirlenmesi |
|
Satış emri veya girişimi bulunmuyor |
Fon yönetimi ya da bilgilendirme yükümlülüğünün ihlali gibi ayrı bir talep dayanağının bulunup bulunmadığı |
Tazminat talebinin temelini, kurumun ihlali nedeniyle yatırımcının daha olumsuz bir ekonomik durumda kalması oluşturur. Bu nedenle gecikmenin belgelenmesi kadar, zamanında işlem yapılsaydı sonucun nasıl değişeceğinin gösterilmesi de önemlidir.
Emir oluşturulamamışsa satış girişimi; tarihli hata mesajları, uygulama kayıtları ve eş zamanlı çağrı merkezi başvurularıyla desteklenebilir. Sistemde emir bulunmaması, girişimde bulunulmadığını tek başına göstermez; ancak yalnızca “satmayı düşünüyordum” beyanı da engellenmiş bir satış işlemini kanıtlamaz.
3. Banka veya aracı kurum ne zaman sorumlu olur?
Geçerli satış emrinin yanlış kaydedilmesi, süresinde iletilmemesi veya dayanaksız biçimde iptal edilmesi, yatırımcının zararına yol açmışsa sorumluluk doğurabilir. Önce kurumun hangi işlemi, ne zaman ve nasıl yapmakla yükümlü olduğu belirlenmelidir. Bunun için müşteri sözleşmesi, üstlenilen hizmet, fonun işlem koşulları ve ilgili mevzuat birlikte değerlendirilir.
Emrin verildiği tarih ile TEFAS’a iletildiği tarihin farklı olması, tek başına yükümlülük ihlalini göstermez. Örneğin 16 Eylül’de kabul edilen emrin 17 Eylül’de iletilmesi, uygulanacak kurallara uygunsa yalnızca bu tarih farkı nedeniyle kuruma sorumluluk yüklenemez. Buna karşılık aynı gün iletilmesi gereken emrin ertesi güne bırakılması yükümlülüğe aykırılık oluşturabilir. Bu ayrım, talimatın tarih ve saati ile fonun ve platformun işlem kuralları üzerinden yapılmalıdır.
İleri tarihli fiyat veya ödeme valörü, emrin iletiminin de o tarihe kadar bekletilebileceği anlamına gelmez. İletim, fiyatın belirlenmesi ve ödeme ayrı aşamalardır. İncelemede, emrin iletilmesi gereken son tarih ve saat ile fiilî iletim anı karşılaştırılmalı; varsa gecikmenin nedeni ve yatırımcının kaybına etkisi belirlenmelidir.
Sözleşmeye aykırılığa dayanan taleplerde yatırımcı, ihlali, zararı ve aralarındaki bağlantıyı ortaya koymalıdır. TBK m.112 uyarınca kusursuzluğunu ispat yükü ise borçlu kurumdadır. Bu nedenle kurumun yalnızca “teknik sorun yaşandı” demesi yeterli değildir; aksaklığın neden kendisine yüklenemeyeceğini somut kayıtlarla açıklaması gerekir. Türk Borçlar Kanunu, m.112 — TBMM.
Sözleşmedeki sorumsuzluk kaydı da kurumu kendiliğinden sorumluluktan kurtarmaz. TBK m.115, ağır kusurdan sorumsuzluğa ilişkin önceden yapılan anlaşmaları kesin hükümsüz sayar. Aynı maddenin üçüncü fıkrası, kanun veya yetkili makam izniyle yürütülen uzmanlık hizmetlerinde hafif kusura ilişkin sorumsuzluk anlaşmalarını da geçersiz kabul eder. Bu nedenle teknik aksaklıklardan sorumluluk alınmadığını belirten genel bir sözleşme hükmü, tek başına yeterli savunma oluşturmaz. Türk Borçlar Kanunu, m.115 — TBMM.
Sorumluluk incelemesi, emri alan kuruluşla sınırlı kalmayabilir. Fonun yönetimi, değerlemesi veya saklanmasına ilişkin ihlallerde, bu görevleri üstlenen kuruluşların sorumluluğu da değerlendirilir. Nitekim Sermaye Piyasası Kanunu m.56, portföy saklayıcısının yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle katılma payı sahiplerine verdiği zararlardan sorumluluğunu düzenler. SPK, Portföy Saklama Kuruluşları Tanıtım Rehberi.
Tasfiyeyi yürüten kuruluş ise yalnızca bu göreve atanmış olması nedeniyle geçmişteki bütün zararların borçlusu hâline gelmez; kendi görev ve ihlalleri bakımından değerlendirilir. Her kuruluş yönünden ihlal edilen yükümlülük ve bu ihlalin doğurduğu zarar ayrı ayrı gösterilmelidir.
4. Gerçekleşmeyen emirlere ilişkin içtihatlar ne gösteriyor?
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesinin 21.11.2024 tarihli, E.2022/713, K.2024/1825 sayılı kararı, gerçekleşmeyen emirlerde teknik sorun savunmasının ve zarar kalemlerinin nasıl değerlendirildiğini göstermektedir. Karar Forex işlemlerine ilişkindir; fon satışları bakımından işlem koşullarındaki farklılıklar gözetilerek değerlendirilmelidir.
Uyuşmazlıkta yatırımcının kâr-al emirleri gerçekleştirilmemiş; aracı kurum, ekranda görünen fiyatın teknik hatadan kaynaklandığını savunmuştur. Mahkeme, bu savunmanın kanıtlanmadığını ve aynı sırada başka müşterilerin işlemlerinin gerçekleştirildiğini dikkate almıştır. Kurumun, emirlerin gerçekleşmemesinde kendisine kusur yüklenemeyeceğini ispatlayamadığı gerekçesiyle kâr kaybının karşılanmasını yerinde bulmuştur.
Buna karşılık, yatırımcının daha sonra uğradığı teminat kaybı ayrı değerlendirilmiştir. Yatırımcının pozisyonlarını kapatma imkânı bulunduğu hâlde işlemleri sürdürmesi nedeniyle, bu kayıpla kurumun ihlali arasındaki nedensellik bağının kesildiği kabul edilmiştir. Tarafların istinaf başvuruları esastan reddedilmiştir.
Karardan çıkarılabilecek sonuç, gerçekleşmeyen bir emrin sonraki bütün kayıpları kendiliğinden kurumun sorumluluğuna sokmadığıdır. Teknik sorun savunması somut kayıtlarla desteklenmeli; her zarar kaleminin ihlalle bağlantısı ayrıca incelenmelidir. Ancak işlem kısıtlaması nedeniyle satış yapamayan fon yatırımcısı, pozisyonunu kapatma imkânı bulunduğu hâlde açık tutan yatırımcıyla aynı durumda değildir. Yatırımcının kaybı önleyebileceği yönündeki değerlendirme, gerçekten kullanabileceği bir işlem imkânının bulunmasına dayanmalıdır.
Karar metni: İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesi, E.2022/713, K.2024/1825.
5. Tazminat nasıl hesaplanır?
Tazminatın ölçüsü, kurumun ihlali nedeniyle yatırımcının uğradığı kayıptır. Emir gereği gibi yerine getirilseydi oluşacak ekonomik durum ile gerçekleşen durum karşılaştırılır. Önce ihlalin satış bedelini, tasfiyedeki ödeme hakkını veya tahsilat zamanını nasıl etkilediği belirlenmelidir.
Satış daha düşük bedelle gerçekleşmişse, gecikmeden doğan fiyat farkı hesaplanır. Örneğin 100.000 fon payının, zamanında işlenen emre uygulanması gereken 10 TL yerine gecikme nedeniyle 8,50 TL’den satılması hâlinde fark 150.000 TL’dir. Örnek, vergi, kesinti ve faiz etkileri dışarıda bırakılarak hesaplanmıştır.
Hesapta esas alınacak fiyat, ilgili emre uygulanması gereken geçerli fiyattır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, hatalı fiyat verileriyle yapılan Forex işlemlerine ilişkin E.2020/5562, K.2022/2600 sayılı kararında, hatalı veriden doğan kazancı korumamış; yatırımcının işlem öncesi bakiyesinin korunmasını istemiştir. Bozma sonrası hüküm, E.2023/1165, K.2024/3688 sayılı kararla onanmıştır. Bu karar, ekrandaki tutarın tek başına yeterli olmadığını gösterir; fon fiyatının hatalı sayılmasına veya gerekçesiz biçimde reddedilmesine dayanak oluşturmaz. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 08.05.2024 tarihli karar metni.
Satış gerçekleşmemişse, zamanında işlem yapılsaydı hangi tutarın tahsil edilebileceği ortaya konulmalıdır. Örneğin yatırımcının 1.000.000 TL tahsil edebileceği belirlenmiş, nihai tasfiyede toplam 720.000 TL ödenmiş ve başka hak kalmamışsa fark 280.000 TL’dir. Ancak zamanında iletilen emrin de fonun temerrüdü veya fiyat açıklamaması nedeniyle sonuçlanmayacağı anlaşılıyorsa, bedelin mutlaka tahsil edileceği varsayımıyla hesap yapılamaz.
Gecikme, tasfiyede öncelikli ödeme hakkını kaybettirmişse, bu kaybın tahsilata etkisi incelenir. Yatırımcının öncelik korunsaydı ne kadar ve ne zaman ödeme alabileceği ile mevcut durumda aldığı ve alabileceği ödemeler karşılaştırılır. Önceliğin kaybı, emir tutarının tamamının zarar olduğu anlamına gelmez.
Tasfiye sürerken ödenmemiş tutarın tamamı kesinleşmiş kayıp sayılamaz. Buna karşılık, tahsili belirsiz bir hak da üzerinde yazılı tutar kadar nakit varmış gibi hesaba katılamaz. Kalan tasfiye hakkının değeri; fonun varlıkları, borçları, ödeme sırası ve tahsil imkânı üzerinden değerlendirilmelidir. Değerin henüz belirlenememesi, bu hakkın tamamen yok sayılmasını veya eksiksiz tahsil edilecek kabul edilmesini haklı kılmaz.
Ara ödemeler de zarar hesabına dâhildir. Nitekim SPK’nın 1 Ekim 2026 tarihli duyurusunda, kapsamındaki Tera, Pusula, Atlas ve Hedef Portföy fonlarında yapılacak ara ödemenin nihai tasfiye tutarından düşüleceği, payların ise nihai ödeme sırasında iade edileceği belirtilmiştir. Payların hesapta görünmeye devam etmesi, ara ödeme ile payların tam değerinin birlikte hesaba katılmasını gerektirmez. Alınan ödeme ile kalan hakkın değeri belirlenirken aynı tutar iki kez sayılmamalıdır. SPK, 1 Ekim 2026 tarihli Ara Ödeme Duyurusu.
Bedel tam olarak fakat geç ödenmişse, gecikmeden doğan kayıp değerlendirilir. Temerrüdün koşulları oluşmuşsa temerrüt faizi; ayrıca koşulları kanıtlanmışsa faizin karşılamadığı ek zarar talep edilebilir. Başka bir yatırımda kazanç sağlanabileceği varsayımı tek başına yeterli değildir.
Her zarar kaleminin hangi ihlalden doğduğu ve nasıl hesaplandığı açıklanmalı; fiyat farkı, tasfiye kaybı ve gecikme zararı birlikte değerlendirilirken aynı kaybın birden fazla kez karşılanması önlenmelidir.
6. Hangi deliller belirleyicidir?
Temel delil, satış emrinin hangi aşamada ve neden durduğunu gösteren işlem kayıtlarıdır. Ekran görüntüsü yatırımcının karşılaştığı durumu gösterebilir; ancak emrin kabulünü, TEFAS’a iletimini ve iptal nedenini tek başına açıklamayabilir.
|
İspatlanacak konu |
Başlıca deliller |
|
Emrin verilmesi ve kabulü |
Emir numarası, onay mesajı, tarih ve saat içeren ekran kaydı |
|
Emrin iletilmesi veya gecikmesi |
Kurumun iletim kayıtları, TEFAS kabul ve yanıt kayıtları |
|
Ret veya iptalin nedeni |
Hata kodu açıklaması, işlem geçmişi ve kurumun yazılı cevabı |
|
Uygulanacak fiyat ve ödeme tarihi |
Olay tarihinde geçerli izahname, işlem saatleri ve valör koşulları |
|
Zararın tutarı |
Hesap hareketleri, sonraki satışlar, kalan paylar ve tasfiye ödemeleri |
Kayıtların kurumda bulunması, yatırımcının bunlara dayanmasına engel değildir. HMK m.219, tarafların belge sunma yükümlülüğünü açıkça düzenler:
“Taraflar, kendilerinin veya karşı tarafın delil olarak dayandıkları ve ellerinde bulunan tüm belgeleri mahkemeye ibraz etmek zorundadırlar.”
Kaynak: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m.219 — Adalet Bakanlığı.
Bu nedenle ilgili emir ve zaman aralığı belirtilerek kayıtların mahkemeye sunulması istenebilir. Kayıtların kaybolması veya sonradan kullanılmasının önemli ölçüde zorlaşması ihtimalinde, hukuki yarar koşuluyla delil tespiti de değerlendirilebilir. HMK m.400.
Bilirkişi incelemesi, emrin neden gerçekleşmediğini ve gereği gibi işlenseydi uygulanacak fiyat ile ödeme tarihini açıklamalı; gerçekleşen sonuçla olması gereken sonuç arasındaki farkı hesaplamalıdır. Teknik ve mali tespit bilirkişinin, hukuki sorumluluğun değerlendirilmesi mahkemenin görevidir.
7. Dava hangi yolla açılır ve tasfiyenin bitmesi beklenmeli midir?
Görevli mahkeme, uyuşmazlığın doğduğu ilişkinin hukuki niteliğine göre belirlenir. Yatırımcının gerçek kişi veya karşı tarafın banka olması tek başına yeterli değildir. Yatırımcının ticari veya mesleki amaçla hareket edip etmediği değerlendirilirken sözleşmenin içeriği, sunulan hizmet ve somut işlemlerin özellikleri dikkate alınır.
Kararlarda farklı yatırım ilişkileri için farklı görev sonuçlarına ulaşılmıştır. Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, 20.09.2016 tarihli, E.2016/8375, K.2016/8081 sayılı kararında, yatırım fonu hesabındaki isim hatası nedeniyle paranın çekilememesinden doğan uyuşmazlıkta tüketici mahkemesini görevli belirlemiştir. İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesi ise 21.11.2024 tarihli, E.2022/713, K.2024/1825 sayılı Forex kararında, sözleşmedeki ticari amaç kaydını ve işlem hacmini dikkate alarak ticaret mahkemesini görevli kabul etmiştir. Bu kararlar bütün fon davaları için tek bir görev kuralı oluşturmaz; her uyuşmazlık kendi sözleşme ve işlem koşulları içinde değerlendirilmelidir.
Uyuşmazlık tüketici işlemi niteliğindeyse, 2026 yılı için 186.000 TL’nin altındaki uyuşmazlıklarda tüketici hakem heyetine başvurulur. Bu tutar ve üzerindeki uyuşmazlıklarda ise kural olarak dava şartı arabuluculuk sonrasında tüketici mahkemesinde dava açılır. Parasal sınır, başvuru yılına göre kontrol edilmelidir. Ticari dava niteliğindeki alacak ve tazminat talepleri ise TTK m.5/A kapsamında arabuluculuk tamamlandıktan sonra asliye ticaret mahkemesine götürülür.
Dava açmak için her durumda tasfiyenin bitmesini beklemek gerekmez. Ancak alacak talebinde ödeme zamanının gelmiş; tazminat talebinde zararın doğmuş olması gerekir. Zararın kurumun ihlalinden kaynaklandığı da gösterilmelidir. Zararın doğması ile tutarının henüz tam hesaplanamaması farklı konulardır. Tasfiye ödemeleri ve kalan hakların talep tutarına etkisi ayrıca değerlendirilir.
Tutar başlangıçta tam hesaplanamıyorsa kısmi dava imkânı değerlendirilebilir. 7589 sayılı Kanun ile HMK m.107 kaldırılmış; m.109’a, kısmi davada talebin tahkikat sona erinceye kadar bir defaya mahsus, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmadan artırılmasını sağlayan hüküm eklenmiştir. Artırılan kısım bakımından da zamanaşımı dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır. Kaldırılmadan önce açılmış belirsiz alacak davalarında ise geçiş hükmü uyarınca eski m.107 uygulanmaya devam eder.
Bu imkân, sonradan belirlenen tutarın aynı davada istenmesini kolaylaştırır; zararın ve ihlalle bağlantısının ispatı gereğini ortadan kaldırmaz. Dava açılmadan önce dolmuş zamanaşımını da canlandırmaz.
Tasfiyeyi beklemek, zamanaşımını kendiliğinden durdurmaz. Süre ve başlangıç tarihi; sözleşmenin niteliği, talebin dayanağı ve varsa özel hükümler üzerinden belirlenmelidir. Bu nedenle bekleme kararı, görevli merci, başvuru koşulları, dava türü ve zamanaşımı birlikte incelendikten sonra verilmelidir.
Kaynaklar: 7589 sayılı Kanun, m.19–20 ve geçici m.1/10; Ticaret Bakanlığı, Tüketici Hakem Heyetlerine İlişkin Bilgilendirme; Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, E.2016/8375, K.2016/8081; İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesi, E.2022/713, K.2024/1825.
8. Dava hazırlığı nereden başlamalı?
Dava hazırlığı, satış emrinin başından sonuna kadar belgelenmesiyle başlar. Fon kodu, pay miktarı, talimatın verildiği tarih ve saat, emir onayı, hata mesajları, kurum yazışmaları ve alınan ödemeler bir araya getirilmelidir. Kuruma yapılacak yazılı başvuruda, emrin kabul, iletim ve iptal kayıtlarının korunması; işlemin neden gerçekleşmediğinin açıklanması istenmelidir.
Bu kayıtlar üç soruya cevap vermelidir: Hangi kuruluş yükümlülüğünü ihlal etti? İhlal olmasaydı yatırımcı hangi bedeli veya ödeme hakkını elde edecekti? Bu nedenle uğradığı zarar ne kadar?
Davanın kime yöneltileceği, hangi tutarın istenebileceği ve hangi delillere dayanılacağı bu cevaplarla belirlenir. Aynı fonda zarar etmiş olmak, yatırımcıların aynı hukuki durumda bulunduğunu göstermez. Her talep, yatırımcının işlem geçmişi, ilgili kuruluşun ihlali ve bu ihlalden doğan kayıp üzerinden kurulmalıdır.
Next