I. Giriş: Bir genel yetki hükmü (CMK. 161/3), özel bir koruma tedbirinin (CMK. 119) güvencesini ortadan kaldırabilir mi?

Ceza muhakemesinin amacı maddi gerçeğe ulaşmaktır. Ancak bu amaç, her türlü yöntemi meşru kılmaz; maddi gerçeğe ancak hukuka uygun yöntemlerle ulaşılabilir. Yasa koyucu tarafından temel haklara müdahale oluşturan koruma tedbirlerinin belirli koşullara ve sıkı usul güvencelerine bağlanmasının nedeni de budur.

Adli arama da kişinin özel hayatına ve özellikle konut dokunulmazlığına doğrudan müdahale oluşturan koruma tedbirlerinden biridir. Bu müdahalenin keyfiliğe dönüşmesini önlemek amacıyla aramanın hangi makamın kararı veya emriyle, hangi koşullarda ve hangi usulle gerçekleştirilebileceği kanunda açıkça düzenlenmiştir.

Bu bağlamda tartışılması gereken önemli meselelerden biri, Cumhuriyet savcısının adli kolluğa acele hâllerde sözlü emir verebileceğini düzenleyen CMK' nın 161/3. maddesinin, adli arama işlemleri bakımından da uygulanıp uygulanamayacağıdır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.11.2025 tarihli, 2023/597 E. ve 2025/492 K. sayılı kararında, acilliği beraberinde taşıyan zorunluluk hâlinde söz konusu düzenlemenin arama işlemlerinde de uygulanabileceği kabul edilmiştir. Doktrinde Serap Keskin-Kiziroğlu da bu görüşü savunmuştur (Serap Keskin-Kiziroğlu, 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nda Basit Arama (Adli Arama), Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2009, C. 58, S. 1, s. 153).

Ancak bu yaklaşımın, CMK' nın 119. maddesindeki açık düzenleme karşısında ne ölçüde kabul edilebilir olduğu, yalnızca soruşturmanın etkinliği açısından değil, kanunilik, hukuki güvenlik, ölçülülük, insan hakları ve temel hakların korunması ilkeleri bakımından da değerlendirilmelidir.

II. CMK'nın 161/3 ve 119. maddeleri arasındaki normatif ilişki

CMK'nın 161/3. maddesinde;

"Cumhuriyet savcısı, adlî kolluk görevlilerine emirleri yazılı; acele hâllerde, sözlü olarak verir. Sözlü emir, en kısa sürede yazılı olarak da bildirilir."

hükmüne yer verilmiştir.

CMK'nın 119. maddesinin birinci fıkrasında;

"Hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hâllerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri arama yapabilirler. Ancak, konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda arama, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile yapılabilir."

hükmüne yer verilmiştir.

Maddenin ikinci fıkrasında ise arama karar veya emrinde; aramanın nedenini oluşturan fiilin, aranılacak kişinin, aramanın yapılacağı konut veya diğer yerin adresinin ya da eşyanın ve karar veya emrin geçerli olacağı zaman süresinin açıkça gösterilmesi gerektiği düzenlenmiştir.

İki düzenleme arasındaki farklılık gözden kaçırılmamalıdır.

CMK'nın 161/3. maddesi, Cumhuriyet savcısının adli kolluğa vereceği emirlerin şeklini genel olarak düzenlemektedir. Buna karşılık 119. madde, adli arama tedbirinin uygulanma koşullarını, yetkili makamları ve bu müdahaleye özgü usul güvencelerini özel olarak belirlemiştir. Dolayısıyla 161/3. madde, arama bakımından 119. maddede öngörülen özel usul şartlarını ortadan kaldıran bağımsız bir yetkilendirme normu olarak değerlendirilemez. Zira 161/3. madde, adli kolluğa verilecek emirlerin genel şeklini; 119. madde ise temel haklara müdahale oluşturan arama tedbirinin özel yetkilendirme koşullarını düzenlemektedir.

Özellikle konutta arama bakımından kanun koyucu, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde dahi Cumhuriyet savcısının yazılı emrini açıkça aramıştır. Bu nedenle genel nitelikteki sözlü emir yetkisinin, özel düzenlemenin öngördüğü yazılılık güvencesini etkisizleştirecek biçimde yorumlanması mümkün değildir.

Dolayısıyla mesele, Cumhuriyet savcısının acele hâllerde kolluğa sözlü emir verebilip veremeyeceği değildir. Asıl mesele, genel nitelikteki bu yetkinin, özel olarak yazılılık şartına bağlanmış bir koruma tedbiri bakımından uygulanıp uygulanamayacağıdır.

Kanaatimce burada özel hüküm-genel hüküm ilişkisi belirleyicidir.

Lex specialis derogat legi generali ilkesi gereğince, özel düzenlemenin bulunduğu bir alanda genel düzenleme, özel hükmün öngördüğü güvenceyi ortadan kaldıracak biçimde uygulanamaz.

Kanun koyucunun genel emir yetkisini düzenleyen 161/3. maddeye karşılık, arama bakımından ayrıca yazılı emir şartı öngörmüş olması, bu özel güvencenin genel hüküm aracılığıyla bertaraf edilemeyeceğini göstermektedir.

III. Aciliyet ve zorunluluk, yazılı emir şartının istisnası olabilir mi?

Sözlü emir görüşünün en önemli dayanağı, bazı durumlarda delillerin kaybolmasının veya değiştirilmesinin önlenmesi için derhâl hareket edilmesi gerekliliğidir.

Bu tartışmada birbirinden ayrılması gereken iki husus bulunmaktadır:

1. Arama yapılmasını gerektiren gecikmesinde sakınca bulunan hâlin varlığı.

2. Bu hâlin, aramanın yazılı emir olmaksızın gerçekleştirilmesine imkân verip vermediği.

İlk durum, CMK'nın 119. maddesinde zaten düzenlenmiştir. İkinci durum ise aynı maddede öngörülmemiştir.

Başka bir ifadeyle kanun koyucu, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde hâkim kararının beklenemeyeceğini kabul etmiş; ancak bu durumda dahi Cumhuriyet savcısının yazılı emrini zorunlu tutmuştur.

Çünkü yazılı emir, yalnızca işlemin kayda geçirilmesini sağlayan bir belge değildir. Aynı zamanda arama kararının kapsamını, gerekçesini, yetkili makamın iradesini ve müdahalenin sınırlarını belirleyen hukuki bir güvencedir.

Gecikmesinde sakınca bulunan hâl, hâkim kararının beklenememesini açıklayabilir; ancak kanun koyucunun aynı hâl için ayrıca öngördüğü yazılı emir şartının neden uygulanmayacağını tek başına açıklayamaz.

Aksi kabul, kanun koyucunun özellikle yazılılık şartına bağladığı bir müdahalenin, yorum yoluyla daha düşük bir güvenceye tabi tutulması sonucunu doğurur.

Burada şu sorunun cevabı önemlidir:

Kanun koyucu, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde dahi yazılı emri zorunlu tutmuşken, hangi gerekçeyle daha acil olduğu ileri sürülen durumlarda bu şarttan vazgeçilebilecektir?

IV. Arama Yönetmeliği ve yazılılık güvencesinin işlevi

Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 7. maddesi, adli arama karar ve emirlerinin kapsamı bakımından önemli düzenlemeler içermektedir.

Bu düzenlemeler uyarınca arama talep, karar veya emrinde aramanın nedenini oluşturan fiilin, aranılacak kişinin veya yerin ve kararın geçerli olacağı sürenin gösterilmesi gerekir.

Arama yetkisinin denetlenebilmesi, öncelikle hangi konut, kişi veya eşya bakımından verildiğinin belirli olmasına bağlıdır.

Sözlü emir görüşünün uygulamada ortaya çıkarabileceği en önemli sorunlardan biri de budur.

Örneğin kolluk görevlilerinin bir konutta arama yapmak istemesi hâlinde, aramanın hukuki dayanağı ve kapsamı işlem anında hangi nesnel belge üzerinden doğrulanacaktır? Henüz yazılı hâle getirilmemiş bir sözlü emir, aramanın kapsamının işlem öncesinde belirlenmesini ve müdahalenin sınırlarının denetlenmesini güçleştirecektir. Özellikle konut dokunulmazlığına müdahale söz konusu olduğunda, aramanın hangi adresi, hangi bağımsız bölümü ve hangi kapsamı içerdiğinin önceden belirlenebilir olması, keyfî müdahalelere karşı temel bir güvencedir.

Daha önemlisi, savcının belirli bir daire için sözlü emir verdiği, kolluğun ise başka bir dairede arama yaptığı iddiası ortaya çıktığında, emrin kapsamı nasıl belirlenecektir?

Savcının sonradan "Ben o daire için değil, diğer daire için izin vermiştim." demesi ihtimali karşısında, kolluğun yaptığı aramanın yetki sınırları içerisinde kalıp kalmadığı hangi nesnel verilerle denetlenecektir? Unutulmamalıdır ki; söz uçar yazı kalır.

Ayrıca, yazılı arama emrinin işlemden önce mi yoksa aramadan sonra mı düzenlendiği konusunda uyuşmazlıklar ortaya çıkabilecek; bu durum, aramanın hukuki dayanağının ve yetki sınırlarının denetlenmesini güçleştirecektir.

Sonradan yapılan yazılı bildirim de sorunu bütünüyle gidermez. Zira sonradan düzenlenen belgenin, arama öncesinde verilen emrin içeriğini doğru yansıtıp yansıtmadığı her zaman denetlenemeyebilir.

V. Anayasal güvenceler bakımından değerlendirme

Anayasa'nın 20. maddesi özel hayatın gizliliğini, 21. maddesi ise konut dokunulmazlığını güvence altına almaktadır.

Anayasa'nın 21. maddesi, konut dokunulmazlığına müdahalede hâkim kararını temel kural olarak benimsemiş; gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde ise kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emrini istisna olarak kabul etmiştir. Böylece anayasal düzeyde dahi konuta müdahale bakımından yazılılık güvencesine açıkça yer verilmiştir.

CMK' nın 119. maddesi de bu anayasal güvenceyi somutlaştırarak konutta arama bakımından Cumhuriyet savcısının yazılı emrini zorunlu tutmuştur. Bu nedenle 161/3. maddenin, 119. maddede öngörülen yazılılık şartını etkisizleştirecek biçimde yorumlanması, yalnızca kanun hükümleri arasındaki ilişki bakımından değil, anayasal güvencenin korunması bakımından da sorunludur.

Anayasa Mahkemesinin Mehmet Cengiz ve Rıdvan Cengiz kararında (B. No: 2019/21704, 20.09.2023), Cumhuriyet savcısının yazılı arama emri bulunmasına rağmen CMK'nın 119. maddesinin dördüncü fıkrasında öngörülen arama tanığı güvencesine uyulmaması nedeniyle özel hayata saygı ve konut dokunulmazlığı haklarının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Karar, konutta aramaya ilişkin kanuni usul güvencelerinin yalnızca şekli düzenlemeler olarak görülemeyeceğini, bunlara uyulmamasının temel hak ihlaline yol açabileceğini göstermesi bakımından önemlidir.

Anayasa Mahkemesinin yaklaşımında olduğu gibi, AİHM'in Sözleşme'nin 8. maddesi kapsamında geliştirdiği içtihatta da özel hayata ve konut dokunulmazlığına müdahalenin yalnızca iç hukukta bir dayanağının bulunması yeterli görülmemektedir. Müdahalenin keyfîliğe karşı yeterli ve etkili usul güvenceleriyle çevrelenmesi de gerekmektedir. Bu nedenle iç hukukta öngörülmüş özel usul güvencelerinin yorum yoluyla etkisizleştirilmesi, Sözleşme'nin 8. maddesi kapsamında yapılacak değerlendirmede önem taşır.

VI. Sözlü emir kabulünün doğurabileceği sistemik sakıncalar

Sözlü emir görüşünün kabul edilmesinin yalnızca tekil arama işlemleri bakımından değil, ceza muhakemesi sisteminin bütünü açısından da sonuçları bulunmaktadır.

Birincisi, aramanın hukuka uygunluğunun denetimi kolluk ve savcının sonradan yapacağı açıklamalara bağımlı hâle gelebilecektir. Temel haklara müdahale oluşturan bir işlemin denetimi, işlemi gerçekleştiren makamların sonradan vereceği beyanlara bırakılmamalıdır.

İkincisi, sözlü emir istisnasının sınırlarının belirsizleşmesi, istisnanın zamanla olağan uygulamaya dönüşmesi riskini beraberinde getirecektir.

Son olarak, arama işleminin başlangıcında mevcut olması gereken hukuki yetkilendirmenin sonradan düzenlenen belgelerle açıklanmaya çalışılması, delilin elde edilme sürecinin güvenilirliği konusunda tartışmalara neden olacaktır.

Bu riskler, yazılı emir şartının basit bir şekil koşulu değil, arama yetkisinin keyfî kullanılmasını önleyen yapısal bir güvence olduğunu göstermektedir.

VII. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.11.2025 tarihli, 2023/597 E., 2025/492 K. sayılı kararının değerlendirilmesi

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.11.2025 tarihli, 2023/597 E. ve 2025/492 K. sayılı kararında benimsenen yaklaşım, acil durumlarda delillerin kaybolmasının önlenmesi ve soruşturmanın etkinliğinin sağlanması düşüncesine dayanmaktadır. Bu pratik gerekçeler anlaşılabilir olmakla birlikte, kararın tartışmaya açık yönü, 161/3. maddedeki genel emir yetkisinin 119. maddedeki özel yazılılık şartıyla nasıl bağdaştırıldığıdır.

Ancak burada önemli bir ayrımın gözetilmesi gerekir. Ceza Genel Kurulunun önüne gelen uyuşmazlık, konutta gerçekleştirilen bir aramaya değil, kişinin elindeki çanta ve poşetlerde yapılan aramaya ilişkindir. Bu nedenle kararda benimsenen genel yaklaşımın, Anayasa'nın 21. maddesinde ayrıca güvence altına alınan konut dokunulmazlığına müdahale bakımından da aynı şekilde uygulanıp uygulanamayacağı ayrıca değerlendirilmelidir. Zira konutta arama, yalnızca CMK' nın 119. maddesinde özel olarak düzenlenmiş bir koruma tedbiri değil, aynı zamanda Anayasa'nın açık yazılı emir güvencesine tabi kıldığı bir temel hak müdahalesidir.

Ceza muhakemesinde temel haklara müdahale oluşturan koruma tedbirlerinin koşulları, soruşturmanın etkinliği gerekçesiyle kıyas veya yorum yoluyla temel haklar aleyhine genişletilemez. Ceza muhakemesinde kıyas ceza kanundan farklı olarak kabul edilmiştir. Ancak bu kıyas özgürlükler aleyhine değil özgürlükler lehine yapılabilmektedir. Kanun koyucunun açıkça belirlediği usul güvencesinin yorum yoluyla etkisizleştirilmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz.

VIII. Sonuç

Kanaatimce, CMK'nın 119. maddesinde konutta arama bakımından açıkça öngörülen yazılı emir şartı, 161/3. maddedeki genel sözlü emir yetkisine dayanılarak aşılamaz. Zira kanun koyucu, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde dahi Cumhuriyet savcısının yazılı emrini zorunlu tutmuştur.

Gecikmesinde sakınca bulunan hâl, hâkim kararının beklenememesini açıklayan bir koşuldur; ancak kanunun ayrıca öngördüğü yazılı emir güvencesinden vazgeçilmesini haklı kılan bağımsız bir yetki kaynağı değildir.

Yazılı emir, aramanın sonradan belgelendirilmesi için değil, arama yetkisinin kullanılmasından önce kapsamının, gerekçesinin ve sınırlarının belirlenmesi için öngörülmüştür. Bu güvencenin bulunmadığı bir aramada, yetkinin kapsamının sonradan yapılacak açıklamalarla belirlenmeye çalışılması, hukuki güvenlik ve etkili denetim ilkeleriyle bağdaşmaz.

Asıl mesele, acil durumlarda delillerin kaybolmasını önlemek değil, bu amaç gerçekleştirilirken kanunun öngördüğü güvencelerin korunup korunmadığıdır. Kanun koyucu gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde dahi yazılı emir şartını korumuşsa, bu şartın daha ileri bir aciliyet gerekçesiyle yorum yoluyla ortadan kaldırılması mümkün olmamalıdır.

Sonuç olarak, konutta arama bakımından yazılı emir şartının aciliyet ve zorunluluk gerekçesiyle sözlü emre dönüştürülmesi, basit bir usul yorumu değil, temel hak güvencesinin kapsamını değiştiren bir yaklaşımdır. Hukuk devleti, yalnızca kamu gücünün etkili kullanılmasını değil, bu gücün kanunla çizilmiş sınırlar içinde kullanılmasını da gerektirir.

Kenan ARSLANBOĞAN

Hakim