2/B UYGULAMALARI, UZUN SÜRELİ KULLANIM, HAK SAHİPLİĞİ VE HAZİNE TAŞINMAZLARININ SATIŞINDA ÖNCELİK

Orman vasfındaki taşınmazlar, mülkiyet hukukunun en özel ve sıkı koruma rejimine tabi alanlarından birini oluşturmaktadır. Bu taşınmazların hukuki statüsü, sıradan özel mülkiyete konu taşınmazlardan farklıdır. Anayasa’nın 169. maddesi uyarınca devlet ormanlarının mülkiyeti devredilemez ve bu ormanlar zamanaşımı yoluyla özel mülkiyete konu edilemez. Bununla birlikte, geçmişte orman niteliğini kaybettiği bilim ve fen bakımından tespit edilen belirli alanların orman sınırları dışına çıkarılması, bu alanların Hazine adına tescili ve sonrasında kanuni koşulları taşıyan hak sahiplerine satılması mümkündür.

Özellikle 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 2/B maddesi ile 6292 sayılı Kanun, bu konuda özel bir hukuki düzenleme meydana getirmiştir. Uygulamada uzun yıllardır bir taşınmazı kullanan kişilerin mülkiyet kazanıp kazanamayacağı, kullanım kadastrosunda kullanıcı olarak gösterilmenin hukuki sonuçları, kullanıcı değişiklikleri, mirasçıların hak sahipliği, hak sahipliğinin devri ve taşınmazın satışında öncelik meseleleri önemli uyuşmazlıklara neden olmaktadır.

Bu çalışmada orman arazileri ile 2/B statüsündeki taşınmazlar birbirinden ayrılarak incelenmekte; uzun süreli kullanımın mülkiyet hakkına etkisi, 2/B taşınmazlarında hak sahipliğinin koşulları, Hazine tarafından gerçekleştirilen satış işlemleri ve yargısal denetim mekanizmaları mevzuat ve erişilebilen akademik çalışmalar çerçevesinde değerlendirilmektedir.

Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması, Türk Medeni Hukukunun temel konularından biridir. Kural olarak taşınmaz mülkiyeti tapu siciline tescille kazanılmakta; kanunda belirtilen istisnai durumlarda ise tescil dışında da mülkiyet kazanılması mümkün olabilmektedir. Bununla birlikte, her taşınmaz bakımından aynı mülkiyet kazanma koşullarının uygulanması mümkün değildir. Özellikle devlet ormanları, kamu malları ve devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerler bakımından özel hukuki sınırlamalar söz konusudur.

Ülkemizde geçmişten günümüze orman niteliğini taşıyan veya geçmişte orman olarak kabul edilmiş çok sayıda taşınmaz üzerinde vatandaşlar tarafından fiilî kullanım gerçekleştirilmiştir. Bu taşınmazların bir kısmı tarımsal faaliyetlerde kullanılmış, bir kısmında konut ve çeşitli yapılar meydana getirilmiş, bir kısmı ise nesiller boyunca aynı aileler tarafından kullanılmıştır. Bu durum, fiilî kullanım ile hukuki mülkiyet arasındaki ilişkinin açıklığa kavuşturulmasını gerekli kılmaktadır.

Bir kişinin orman vasfındaki araziyi onlarca yıl kullanması mülkiyet kazandırır mı? Orman sınırları dışına çıkarılmış bir taşınmazda uzun süreli kullanım satın alma hakkı doğurur mu? Kullanım kadastrosunda kullanıcı olarak gösterilen kişinin hakkı devredilebilir mi? Kullanıcı vefat ederse mirasçıları taşınmazı satın alabilir mi? Hazine satışında fiilî kullanıcıya veya orman köylüsüne öncelik tanınır mı? Bu soruların cevaplandırılabilmesi için öncelikle taşınmazın hukuki statüsünün doğru belirlenmesi gerekir.

I. ORMAN ARAZİLERİNİN HUKUKİ NİTELİĞİ VE MÜLKİYETİN KAZANILMASININ SINIRLARI

1. Anayasal koruma

1982 Anayasası’nın 169. maddesi, ormanların korunması konusunda özel bir güvence getirmiştir. Madde uyarınca devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz; devlet ormanları zamanaşımı ile mülk edinilemez. Bu düzenleme, orman arazilerinin özel mülkiyete geçirilmesini engelleyen temel anayasal hükümdür.

Dolayısıyla bir kişinin devlet ormanında uzun yıllar boyunca tarım yapması, ağaç dikmesi, yapı inşa etmesi, çevresini çitle çevirmesi veya taşınmazı sürekli kullanması tek başına mülkiyet hakkı kazandırmaz. Burada belirleyici olan, taşınmazın fiilen nasıl kullanıldığından ziyade hukuken hangi statüde bulunduğudur. Fiilî durum, taşınmazın hukuki statüsünün yerine geçmez.

2. Orman arazilerinde kazandırıcı zamanaşımı uygulanabilir mi?

Türk Medeni Kanunu’nun 713. maddesi, belirli şartların gerçekleşmesi hâlinde tapuya kayıtlı olmayan taşınmazların kazandırıcı zamanaşımı yoluyla kazanılmasına imkân tanımaktadır. Genel olarak yirmi yıl süreyle malik sıfatıyla, davasız ve aralıksız zilyetlik ile taşınmazın özel mülkiyete elverişli olması önem taşır.

Ancak TMK m. 713 her taşınmaz bakımından uygulanabilecek genel bir mülkiyet kazanma yolu değildir. Devlet ormanları, Anayasa’nın 169. maddesindeki açık yasak nedeniyle kazandırıcı zamanaşımı yoluyla kazanılamaz. Bu nedenle orman sayılan bir yer üzerinde yirmi, otuz veya elli yıllık zilyetlik bulunması mülkiyet kazanılmasını sağlamaz.

Bununla birlikte, taşınmazın gerçekten orman sayılan yerlerden olup olmadığı, orman kadastrosunun kesinleşip kesinleşmediği ve taşınmazın orman sınırları dışında kalıp kalmadığı ayrıca araştırılmalıdır. Orman sayılmayan, özel mülkiyete elverişli ve diğer yasal koşulları taşıyan taşınmazlarda TMK m. 713 hükümlerinin uygulanması gündeme gelebilir. Bu nedenle her somut olayda önce taşınmazın hukuki niteliği belirlenmelidir.

II. ORMAN SINIRLARI DIŞINA ÇIKARILAN ARAZİLER VE 2/B UYGULAMASI

1. 2/B kavramı ve hukuki dayanağı

6831 sayılı Orman Kanunu’nun 2. maddesinin birinci fıkrasının (B) bendi, belirli koşulların gerçekleşmesi hâlinde bazı alanların orman sınırları dışına çıkarılmasını düzenlemektedir. Düzenlemenin temelinde, 31.12.1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tamamen kaybetmiş alanların hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi bulunmaktadır.

Bir taşınmazın üzerinde ağaç bulunmaması, tarım yapılması veya yapılaşma meydana gelmesi, o taşınmazın kendiliğinden 2/B arazisi hâline gelmesini sağlamaz. 2/B uygulaması, kanunda öngörülen koşulların gerçekleşmesi ve yetkili idarece usulüne uygun işlem yapılmasıyla ortaya çıkar. Orman kadastrosu, sınır dışına çıkarma işlemi ve ilgili kadastro kayıtları birlikte incelenmelidir.

2. 2/B taşınmazlarının mülkiyet durumu

2/B uygulamasıyla orman sınırları dışına çıkarılan taşınmazların değerlendirilmesi 6292 sayılı Kanun ile özel olarak düzenlenmiştir. Bu Kanun kapsamında 2/B taşınmazlarının önemli bir bölümü Hazine adına tescil edilmekte ve kanunda belirtilen koşulları taşıyan hak sahiplerine doğrudan satış yapılabilmektedir.

Orman sınırları dışına çıkarılma işlemi ile mülkiyetin doğrudan eski kullanıcıya geçmesi aynı şey değildir. Taşınmazın 2/B kapsamında bulunması kendiliğinden özel mülkiyete geçmesi anlamına gelmez. Hazine adına tescil edilen taşınmazın özel kişiye geçmesi için 6292 sayılı Kanun’da düzenlenen satış sürecinin tamamlanması ve tapuda gerekli tescilin yapılması gerekir.

Bu süreç analitik olarak üç aşamada ele alınabilir: (i) taşınmazın orman sınırları dışına çıkarılması; (ii) Hazine adına tescil ve hak sahipliğinin belirlenmesi; (iii) kanuni koşulların gerçekleşmesi hâlinde hak sahibine doğrudan satış.

III. 2/B ARAZİLERİNDE UZUN SÜRELİ KULLANIM VE HAK SAHİPLİĞİ

1. Uzun süreli kullanımın hukuki etkisi

2/B taşınmazlarında uzun yıllardır devam eden kullanımın önemi, devlet ormanlarındaki zilyetlikten farklıdır. Devlet ormanında uzun süreli kullanım mülkiyet kazandırmazken, 2/B kapsamına alınmış taşınmazlarda kullanım geçmişi, kanuni koşulların da gerçekleşmesi hâlinde doğrudan satın alma hakkının belirlenmesinde önem taşıyabilir.

6292 sayılı Kanun’un 6. maddesi, hak sahipliğinin belirlenmesinde temel düzenlemedir. Kanunun ilgili fıkraları uyarınca, belirli tarihlerdeki güncelleme listeleri veya kadastro tutanakları ya da kesinleşmiş mahkeme kararları esas alınarak oluşturulan tapu kütüklerinin beyanlar hanesinde 31.12.2011 tarihinden önce kullanıcı ve/veya muhdesat sahibi olarak gösterilen kişiler, diğer kanuni koşulları da taşımaları hâlinde hak sahibi sayılabilir.

Bu nedenle yalnızca uzun süreli kullanım iddiası her durumda yeterli değildir. Kullanımın kanunda aranan tarih itibarıyla mevcut olması ve ilgili kadastro/tapu kayıtlarında kanunun aradığı biçimde ortaya konulması önemlidir.

2. Kullanım kadastrosunun önemi

3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun Ek 4. maddesi kapsamında gerçekleştirilen kullanım kadastrosu, 2/B taşınmazlarındaki kullanıcıların belirlenmesi açısından önem taşır. Çalışmalar sırasında taşınmazı fiilen kimin kullandığı ve üzerinde kime ait muhdesat bulunduğu tespit edilerek tapunun beyanlar hanesinde gösterilir.

Kullanım kadastrosu, doğrudan özel mülkiyetin kime ait olduğunu belirleyen klasik mülkiyet kadastrosuyla aynı işlevi görmez. Esas olarak fiilî kullanıcıyı ve muhdesat sahibini belirler. Bununla birlikte bu tespit, 6292 sayılı Kanun kapsamında doğrudan satın alma hakkının kullanılabilmesi açısından belirleyici olabilir.

3. Kullanım kadastrosunda gösterilmeyen kişinin durumu

Taşınmazı uzun yıllardır kullanan kişi ile kullanım kadastrosunda kullanıcı olarak gösterilen kişinin farklı olması uygulamada önemli uyuşmazlıklara yol açar. Örneğin bir aile 1980 yılından beri taşınmazı kullandığı hâlde kadastro çalışmasında başka bir kişi kullanıcı olarak yazılmış olabilir. Bu durumda gerçek kullanıcı, yalnızca uzun süreli kullanımını ileri sürmekle yetinmemeli; tespitin niteliğine göre kadastroya itiraz ve ilgili dava yollarını değerlendirmelidir.

Askı ilanı, itiraz ve dava süreleri ile kadastro tespitinin kesinleşme tarihi özel önem taşır. Sürelerin geçirilmesi, uyuşmazlığın hukuki niteliğini ve başvurulabilecek yolları değiştirebilir. Bu nedenle kullanım kaydının doğru kişi adına oluşturulması, satıştan önce çözümlenmesi gereken temel meselelerdendir.

IV. 2/B TAŞINMAZLARINDA MİRAS VE HAK SAHİPLİĞİNİN DEVRİ

1. Hak sahibinin vefatı hâlinde mirasçıların durumu

6292 sayılı Kanun kapsamında doğrudan satın alma hakkına sahip kişinin vefatı hâlinde mirasçıların hukuki durumu önem kazanır. Kanunun 6. maddesindeki kanuni halefiyet düzenlemesi çerçevesinde hak sahibinin ölümü üzerine mirasçıların hak sahipliğini sürdürmesi gündeme gelebilir. Bunun için mirasçılık belgesi, kadastro ve tapu kayıtları ile başvuru koşulları birlikte incelenmelidir.

Hak sahibi taşınmazı satın almadan önce vefat etmişse söz konusu olan, kanundan kaynaklanan satın alma hakkının mirasçılara intikalidir. Hak sahibi taşınmazı satın alıp adına tescil ettirdikten sonra vefat etmişse artık tapuda kayıtlı taşınmaz mülkiyeti miras yoluyla intikal eder. Bu iki hukuki durum birbirinden ayrılmalıdır.

2. Hak sahipliğinin üçüncü kişilere devri

6292 sayılı Kanun’un 6. maddesi, hak sahipliğinin devri konusunda özel hükümler içermektedir. Kanunda öngörülen koşullar çerçevesinde noter tarafından düzenlenen muvafakatname yoluyla akdî halefiyet gündeme gelebilir. Ancak muvafakatnameyi veren kişinin kanun anlamında hak sahibi olması gerekir.

Adi yazılı belge, elden yapılan ödeme veya taşınmazın fiilen teslim alınması tek başına 6292 sayılı Kanun anlamında hak sahipliği devrini sağlamaz. Bu nedenle eski kullanıcılar, mirasçılar ve taşınmazı sonradan devralan kişiler arasındaki uyuşmazlıklarda kanuni sıfat ve noter muvafakatnamesinin şekli birlikte değerlendirilmelidir.

V. HAZİNE TARAFINDAN SATIŞ VE SATIN ALMADA ÖNCELİK

1. 2/B taşınmazlarında doğrudan satış hakkı

6292 sayılı Kanun’un önemli düzenlemelerinden biri, 2/B taşınmazlarının kanuni koşulları taşıyan hak sahiplerine doğrudan satılabilmesidir. Bu mekanizma, taşınmazın genel ihale prosedürüyle üçüncü kişilere satılmasından farklıdır. Hak sahipleri, kanunda belirtilen başvuru koşullarını yerine getirerek taşınmazın kendilerine doğrudan satılmasını talep edebilir.

2/B taşınmazlarında hak sahibine tanınan doğrudan satın alma imkânı, Türk Medeni Kanunu’ndaki klasik önalım hakkıyla aynı değildir. Bu, özel kanundan kaynaklanan ve kanuni koşullara bağlı bir satın alma imkânıdır.

2. Orman köylüsünün önceliği

Anayasa’nın 170. maddesi, orman köylerinin kalkındırılması amacıyla orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin değerlendirilmesini özel olarak düzenler. Madde, orman köyleri sınırları içerisinde kalan yerlerin satışında kullanıcısı orman köylüsüne öncelik tanınmasını öngörür.

Bu ilke, her türlü Hazine taşınmazının bütün kullanıcılarına koşulsuz satın alma hakkı tanındığı şeklinde yorumlanamaz. Önceliğin uygulanabilmesi için taşınmazın hukuki niteliği, bulunduğu yer, ilgili satış düzenlemesi ve kişinin orman köylüsü statüsü birlikte değerlendirilmelidir.

3. Her uzun süreli kullanıcı öncelikli alıcı mıdır?

Hayır. Bir taşınmazı uzun yıllardır kullanan herkesin Hazine tarafından yapılacak satışta kendiliğinden öncelikli alıcı hâline geldiği söylenemez. Devlet ormanı, 2/B taşınmazı ve 2/B dışında kalan sıradan Hazine taşınmazı birbirinden ayrılmalıdır. Devlet ormanında anayasal koruma geçerlidir; 2/B taşınmazında 6292 sayılı Kanun’daki hak sahipliği ve doğrudan satış hükümleri; diğer Hazine taşınmazlarında ise 4706 sayılı Kanun ve ilgili mevzuat değerlendirilir.

VI. 2/B TAŞINMAZLARINDA SATIŞ BEDELİ VE UZUN SÜRELİ KULLANIMIN ETKİSİ

6292 sayılı Kanun’un 6. maddesi, hak sahiplerine yapılacak doğrudan satışlarda özel bir bedel hesaplama sistemi öngörmektedir. Kanundaki temel düzenleme çerçevesinde satış bedeli, taşınmazın yüzölçümü ve ilgili kanuni hesaplama ölçütleri dikkate alınarak belirlenir. İndirim oranları ve uygulama ayrıntıları, satış işlemine uygulanacak güncel kanun metni ve varsa geçiş hükümleri üzerinden kontrol edilmelidir.

Taşınmazın elli yıldır kullanılıyor olması, satış bedelinin kendiliğinden daha da düşürülmesini sağlayan bağımsız bir hukuki sebep değildir. Uzun süreli kullanımın temel etkisi, kanunun aradığı tarihten önceki kullanıcı sıfatının ve hak sahipliğinin belirlenmesindedir. İdarece belirlenen bedelin hangi değerleme esaslarına göre hesaplandığı ve güncel mevzuata uygun olup olmadığı ayrıca incelenmelidir.

VII. YARGI KARARLARI VE AKADEMİK ÇALIŞMALAR IŞIĞINDA HAK SAHİPLİĞİ

1. Kullanım kadastrosunda fiilî kullanımın belirlenmesi

İstanbul Medeniyet Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi’nde yayımlanan Cüneyt Pekmez’in 2022 tarihli çalışması, 2/B alanlarında kullanım kadastro tutanağının düzeltilmesi ve Yargıtay uygulamasını incelemektedir. Çalışma, kullanım kadastrosunda taşınmazın tespit tarihi itibarıyla kim tarafından ve hangi kapsamda kullanıldığının belirlenmesinin önemini ortaya koyar.

Bu tür uyuşmazlıklarda tanık beyanlarının yanı sıra hava fotoğrafları, uydu görüntüleri, ortofotolar ve teknik bilirkişi incelemeleri de önem taşıyabilir. Deliller, ilgili tespit tarihindeki fiilî durumu ortaya koyacak şekilde değerlendirilmelidir.

2. Hak sahipliği ve akdî halefiyet

Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin E. 2023/3327, K. 2024/960 sayılı kararı, 6292 sayılı Kanun’un 6. maddesi kapsamında hak sahipliği ve akdî halefiyet bakımından incelenmesi gereken kararlardandır. Bu alandaki temel yaklaşım, muvafakatnameyi veren kişinin kanun anlamında hak sahibi olup olmadığının ve devrin kanuni şekle uygun gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin araştırılmasıdır.

3. Satış bedeline itiraz ve Anayasa Mahkemesinin 2025 tarihli kararı

Anayasa Mahkemesinin E. 2025/236, K. 2025/227 sayılı ve 26.11.2025 tarihli kararı, 6292 sayılı Kanun’un 6. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, idarece tespit edilen satış bedelini itiraz ve dava konusu etmeksizin kabul etmeye ilişkin ibare yönünden önemlidir. Kararın gerekçesinde, satış bedelinin belirlenmesine yönelik işlemin yargısal denetime kapatılmasının mülkiyet hakkı ve etkili başvuru hakkı bakımından doğurduğu sorunlar ele alınmıştır.

Bu kararın somut satış dosyalarına etkisi değerlendirilirken iptal hükmünün Resmî Gazete’de yayımlanma tarihi, yürürlük tarihi ve varsa geçiş hükümleri mutlaka kontrol edilmelidir. Kararın varlığı tek başına her geçmiş satış işleminin kendiliğinden hükümsüz olduğu anlamına gelmez.

VIII. UZUN SÜRELİ KULLANIM İDDİASININ DELİLLENDİRİLMESİ

Uzun süreli kullanım iddiasının hukuki değerlendirmesi için taşınmazın statüsüne ve ileri sürülen talebe uygun deliller toplanmalıdır. Özellikle şu belgeler önem taşır:

· Orman kadastro haritaları, tutanakları ve kesinleşme bilgileri

· 2/B sınırlandırma ve orman sınırları dışına çıkarma belgeleri

· Kullanım kadastrosu tutanakları ve askı ilanları

· Tapu kayıtları, beyanlar hanesi ve tedavüller

· Eski tarihli hava fotoğrafları, uydu görüntüleri ve ortofotolar

· Tarımsal faaliyet, vergi ve emlak kayıtları

· Yapıların meydana getirildiği tarihleri gösteren belgeler

· Mirasçılık belgeleri ve noter muvafakatnameleri

· Önceki mahkeme kararları ve idari başvuru belgeleri

· Taşınmazın geçmişteki kullanımını bilen tanıkların beyanları

Bu delillerin işlevi her olayda aynı değildir. Devlet ormanı üzerinde elli yıllık kullanımın ispatlanması mülkiyet kazandırmaz. Buna karşılık 2/B taşınmazlarında kanunun aradığı tarihten önceki kullanıcı sıfatının ve muhdesat sahipliğinin ortaya konulması, 6292 sayılı Kanun kapsamında hak sahipliği bakımından belirleyici olabilir.

IX. UYGULAMADA KARŞILAŞILAN TEMEL HUKUKİ UYUŞMAZLIKLAR

Taşınmazın orman niteliğinin tartışmalı olması: Orman kadastrosu, sınırlandırma haritaları, kesinleşme tarihleri ve teknik veriler incelenmelidir.

Fiilî kullanıcı ile kadastroda gösterilen kişinin farklı olması: Kullanım kadastrosu tespitinin hangi tarihte ve hangi delillerle yapıldığı araştırılmalı; süreler ve uygun dava yolu gözetilmelidir.

Kullanıcının vefat etmesi: Kanuni halefiyet, mirasçılık belgesi ve hak sahipliği kayıtları birlikte değerlendirilmelidir.

Hak sahipliğinin başkasına devredilmesi: Devreden kişinin hak sahibi sıfatı ve noter muvafakatnamesinin kanuna uygunluğu incelenmelidir.

Satış bedeline ilişkin uyuşmazlıklar: Değerleme yöntemi, yüzölçümü, emsal ve uygulanması gereken güncel kanun hükümleri denetlenmelidir.

Satışın üçüncü kişiye yapılması: İleri sürülen hak sahipliği veya öncelik hakkının hukuki dayanağı ve idari işlemin yargısal denetime tabi olup olmadığı belirlenmelidir.

X. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

Orman arazileri ile orman sınırları dışına çıkarılmış taşınmazlar, hukuki nitelikleri bakımından birbirinden kesin olarak ayrılması gereken iki farklı taşınmaz grubudur. Devlet ormanı niteliğini koruyan taşınmazlarda Anayasa’nın 169. maddesi gereğince mülkiyetin zamanaşımı yoluyla kazanılması mümkün değildir. Bu nedenle uzun yıllar boyunca devam eden fiilî kullanım tek başına mülkiyet hakkı doğurmaz.

Buna karşılık 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 2/B maddesi uyarınca orman sınırları dışına çıkarılan taşınmazlarda 6292 sayılı Kanun, belirli koşulları taşıyan kullanıcı ve muhdesat sahiplerine doğrudan satın alma imkânı tanımıştır. Bu kapsamda kanunda aranan tarihten önceki kullanım, kullanım kadastrosu kayıtları, tapunun beyanlar hanesi, mirasçılık ilişkisi ve noter muvafakatnamesi gibi unsurlar önem kazanmaktadır.

Özellikle altı çizilmesi gereken husus, uzun süreli kullanımın doğrudan mülkiyet kazandırmadığı; ancak 2/B taşınmazlarında kanunun aradığı diğer koşullarla birlikte satın alma hakkının belirlenmesinde önemli bir unsur olduğudur. Orman köylülerine ilişkin anayasal öncelik ilkesi de taşınmazın niteliği, bulunduğu yer ve uygulanacak özel mevzuat çerçevesinde ayrıca ele alınmalıdır.

Sonuç olarak, orman vasfındaki arazilerin hukuki durumunda belirleyici olan yalnızca fiilî kullanım süresi değildir. Taşınmazın hukuki statüsü, orman kadastrosunun kesinleşmesi, 2/B işlemleri, kullanım kadastrosu ve kanuni hak sahipliği birlikte değerlendirilmelidir. Taşınmazın geçmişten günümüze geçirdiği hukuki ve fiilî değişikliklerin birlikte incelenmesi, mülkiyet uyuşmazlıklarının çözümünde temel yaklaşımdır.