Daha önce yazdığımız yazılarda; adli aramanın şartlarını, aramaya rıza gösterilmesinin ve arama sırasında suça konu maddelerin kolluk görevlilerine tesliminin aramayı hukuka uygun hale getirmeyeceğini, yine arama sırasında uyuşturucu veya uyarıcı maddenin, yargı makamları haber almadan önce şüpheli tarafından kendiliğinden tesliminin etkin pişmanlık kapsamında değerlendirileceğini ifade ettik, Yargıtay kararlarında yer alan görüş farklılıkları ve bazı kararlar yönünden eleştirilerde bulunduk.

Bu yazıda ise; uyuşturucu veya uyarıcı maddenin arama kararı olmadığı yerde rıza ile tesliminin hangi durumda hukuka aykırı delil sayılacağını, hangi durumda etkin pişmanlık olarak değerlendirileceğini anlatacak, konu ile ilgili Yargıtay kararları ile görüş ve eleştirilerimize yer vereceğiz.

Kaba Üst Yoklamasında Maddeyi Teslim Eden Şahsa TCK m.192/3’ün Uygulanmamasına İşaret Eden Yargıtay Kararı ve Değerlendirmemiz başlıklı yazımızda[1]; Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 20.12.2018 tarihli, 2016/10-1014 E., 2018/664 K. sayılı kararına atıf yapılarak, hangi durumlarda TCK m.192/3’den, hangi durumlarda delilin hukuka aykırılığı dolayısıyla beraat kararından bahsedileceği anlatılmıştır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararında birinci ihtimal olarak ifade edilen hususa göre; şüpheli hakkında arama kararı olması ve arama sonucunda delil elde edilebileceği durumda maddelerin kolluk görevlilerine teslimi halinde etkin pişmanlık uygulanmamalıdır.

İkinci ihtimal olarak ifade edilen hususa göre; uyuşturucu veya uyarıcı madde suçu haber alındıktan sonra sanığın, uyuşturucu veya uyarıcı maddelerinin elde edilemeyeceği durumda maddeleri kendiliğinden teslim etmek suretiyle suçun konusu ve delilini hukuka uygun hale getirerek kendi suçunu ortaya çıkarması, TCK m.192/3 uyarınca etkin pişmanlık kapsamında değerlendirilmelidir. Bir başka ifadeyle; suçlar haber alınsa bile soruşturma kapsamında madde ile ilgili haberin olmadığı durumda şüphelinin maddeyi teslimi, etkin pişmanlık kapsamında değerlendirilmelidir.

Yine kanaatimizce; 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu m.4/A uyarınca durdurma ve kimlik sorma sırasında henüz suçla ilgili, soruşturmayı başlatan ve basit şüphe niteliğini haiz olan bilgi ve delil olmadığından ve TCK m.192/1 için (ve kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran kişinin etkin pişmanlık halini düzenleyen m.192/2 için), resmi makamlar tarafından haber alınmadan önce şartı arandığından, henüz hakkında soruşturma başlatılmayan ve/veya adli arama kararı olmayan şahsın uyuşturucu veya uyarıcı maddeyi kolluk görevlilerine tesliminin, TCK m.192/1 kapsamında değerlendirilmesi gerekir[2].

Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararında üçüncü ihtimal olarak ifade edilen hususa göre; PVSK m.4/A uyarınca şahıs durdurulmakla birlikte şüpheli hakkında adli arama kararı ya da yazılı arama emri bulunmaksızın arama yapılması ve maddenin elde edilmesi halinde arama hukuka aykırıdır ve bu aramada ele geçenler, delil olarak kullanılamaz.

Yine bu ihtimalin yanında; şahıs hakkında yargı makamlarının uyuşturucu veya uyarıcı madde ticaretinden haberdar olduğu, örneğin şahıs hakkında ihbar olduğu ve/veya şahıs fiziki takip yapıldığı durumda, arama kararı alınmaksızın arama gerçekleştirilmesi ve bu sırada şahsın uyuşturucu veya uyarıcı maddeyi teslim etmesi halinde de delilin hukuka aykırılığından bahsedilmeli ve bu delil, Anayasa m.38/6, CMK m.206/2-a, m.217/2, m.230/1-b ve m.289/1-i uyarınca kullanılmamalıdır.

Yukarıda yer verdiğimiz açıklamalar ışığında Yargıtay kararlarına yer vermek ve konuyu örnekler, yani kararlar üzerinden değerlendirmek isabetli olacaktır.

Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 21.06.2023 tarihli, 2022/3830 E., 2023/5837 K. sayılı kararına göre; “İletişimin tespiti kararı kapsamında açık kimlik bilgileri bilinen sanığın, uyuşturucu ticareti yapacağı yönünde kuvvetli şüphe oluşması üzerine fiziki takip sonucunda, sanığın kullanıcılar ... ve …’un aracından inerken görüldüğü 23.03.2018 tarihli olayda, ‘Valiliğince verilen önleme arama kararı okutulduktan sonra, ...’un üst yoklaması yapılacağı sırada cüzdanından çıkardığı 2 paketi içinde uyuşturucu madde olduğunu söyleyerek rızaen teslim ettiği’; adli aramayı gerektiren bu olayda önleme arama kararına dayanılarak yapılan aramanın hukuka aykırı olduğu, bu arama ile elde edilen delilin hükme esas alınamayacağı, ...’un suç baskısı altında uyuşturucu maddeyi kamu görevlilerine teslim etmesinin gerçek anlamda rızaen teslim olmadığı anlaşılmakla; mahkumiyetine yeterli başkaca delil bulunmayan sanığın beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi hukuka aykırı görülmüştür”.

Yukarıda yer verilen 21.06.2023 tarihli kararda; şüphelinin uyuşturucu veya uyarıcı madde suçu işlediği konusunda bilgi edinilmiş, fiziki takip başlamış, bununla birlikte adli arama kararı alınmaksızın, önleme kararı ile yetinilerek arama yapılmaya çalışılmış, bu sırada şahsın yasak maddeyi teslimi, rızaen de olsa aramayı hukuka uygun hale getirmeyeceğinden, elde edilen delil hukuka aykırı kabul edilerek bozma kararı verilmiştir[3].

Yine; şahsın uyuşturucu veya uyarıcı madde suçu işlediği konusunda bilgi de edinilmeyip, genel bir denetim sırasında, aracın dışında görülemeyecek bir yerde bulunan uyuşturucu veya uyarıcı maddenin arama sırasında ele geçirilmesi halinde bu delil hukuka aykırı olacak ve mahkumiyete konu edilemeyecek[4], bu konuda şahsın rızası da aramayı hukuka uygun hale getirmeyecektir[5].

Bununla birlikte; ortada bir karar, soruşturma, bilgi, belge olmadığı durumda, şahsın arama işlemi gerçekleşmeksizin teslim ettiği yasak maddenin, etkin pişmanlığa konu edilmesi beklenir ki, bu durumda kanaatimizce uygulanması gereken hüküm TCK m.192/3 değil, m.192/1 olmalıdır. Yargıtay’ın ise bu durumlarda genellikle TCK m.192/3’ü uyguladığı görülmektedir.

Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 20.05.2026 tarihli, 2026/3531 E., 2026/7050 K. sayılı kararında; “Suça konu uyuşturucu maddelerin sanık hakkında yazılı arama emri veya arama kararı bulunmadığı aşamada ve ancak yazılı emir veya arama kararı ile elde edilebilecek durumda iken kendi rızası ile teslim etmesi karşısında; suçunun ortaya çıkmasına yardım ve hizmet ettiği kabul edilerek, sanık hakkında 5237 sayılı Kanunun 192/3. maddesi uyarınca etkin pişmanlık hükmünün uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi hukuka aykırı görülmüştür”[6].

Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 21.04.2025 tarihli, 2020/11976 E., 2025/4700 K. sayılı kararına göre; “Bahse konu arama kararlarının bulunmaması halinde; kolluk görevlilerince durdurulan otobüsten indirildiği sırada düzenlenmiş önleme araması kararı, Cumhuriyet savcısının yazılı arama emri ya da adli arama kararı bulunmayan ve bu nedenle üzerinde arama yapılıp delil elde edilemeyecek olan sanığın, üzerindeki uyuşturucu maddeleri görevlilere teslim etmek suretiyle suçun konusu ve delilini hukuka uygun hale getirerek kendi suçunu ortaya çıkardığı anlaşıldığından, sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 192/3. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanmaması gerektiğinin kararda tartışılmaması” bozma nedenidir.

20.05.2026 tarihli kararında Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin ve 21.04.2025 tarihli kararında Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin; arama kararı olmadığı için elde edilemeyecek maddenin teslimini, TCK m.192/3 uyarınca yardım olarak değerlendirdiği görülmektedir. Ancak kararların içeriğinden; ortada bir soruşturma bulunmadığı, kolluk ekiplerinin devriye görevini ifa ettikleri esnada şahısları durdurdukları, yani TCK m.192/3 uyarınca bu suçlar haber alındıktan sonra şartının gerçekleşmediği anlaşılmakla, TCK m.192/1’in uygulanması gerekirdi.

TCK m.192’nin 1. ve 3. fıkralarında düzenlenen etkin pişmanlığın farkının “kanunilik” ilkesi bakımından değerlendirdiğimizde; ortada uyuşturucu veya uyarıcı madde imali ve ticareti suçlarına iştirak eden failin, resmi makamlar tarafından haber alınmadan önce, diğer suç ortaklarını ve uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin saklandığı veya imal edildiği yerleri merciine haber verdiğinde, verilen bilginin suç ortaklarının yakalanmasını veya uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ele geçirilmesini sağladığında, fail hakkında cezaya hükmedilmeyeceği, yani fail hakkında soruşturma veya yakalama veya arama kararının veya yazılı arama emrinin olmadığı durumda etkin pişmanlık kapsamında haber vermenin m.192/1 kapsamında sayılması gerektiği söylenebilir. Bununla birlikte; m.192/1’in lafzı ve olaya, yani suça ilişkin haber almanın m.192/1’de ve m.192/3’de öne çıkarıldığından, ortada bir soruşturma veya koruma tedbiri kararı olmasa da yetkili makamlar tarafından olayla, yani suça konu yasak madde ile ilgili bilgiye ulaşılmışsa, bu aşamadan sonra maddi hakikatin ortaya çıkmasına yardımcı olan fail hakkında TCK m.192/3’ün uygulanacağı ileri sürülebilir. Nitekim m.192/3’ün de “bu suçlar haber alındıktan sonra gönüllü olarak” ibaresine yer verdiği, dolayısıyla yetkili makamların uyuşturucu veya uyarıcı maddeden haberinin olması halinde, m.192/1’in uygulanmayacağı ileri sürülebilir.

Bu düşünceye katılmadığımızı, bunun TCK m.192/1’in amacına ve gönüllülük esasına aykırı olduğunu, hakkında soruşturma veya koruma tedbiri uygulanmayan failin kendiliğinden yasak maddeyi kolluğa teslim etmesi veya yerini söylemesi veya suç ortakları hakkında bilgi vermesi halinde, m.192/3’ün değil m.192/1’de öngörülen ceza verilmesine yer olmadığına buna dair hükmün uygulanması gerektiğini savunmaktayız.

Bu nedenle;

Polisin Kimlik Sorması Sırasında Uyuşturucu veya Uyarıcı Maddenin Teslimi TCK m.192/1 Kapsamında Değerlendirilebilir mi, Hükümde Geçen Resmi Makamdan Kastedilen Nedir? başlıklı yazımızda da ifade ettiğimiz üzere; durdurma ve kimlik sorma sırasında henüz suçla ilgili, soruşturmayı başlatan ve basit şüphe niteliğini haiz olan bilgi ve delil olmadığın durumda, şahsın yasak maddeyi teslimi halinde TCK m.192/3 değil, m.192/1 uyarınca işlem yapılmalı ve şahıs hakkında cezaya hükmolunmamalıdır.

TCK m.192/3 ise; yukarıda yer verdiğimiz 20.12.2018 tarihli Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararında belirtildiği üzere, suç haber alındıktan sonra, fakat arama yapılamayacak ve dolayısıyla elde edilmeyecek delil açısından şüphelinin, uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri teslimi ile suçu ortaya çıkarmasına veya diğer ortakların yakalanmasına hizmet ve yardımı halinde uygulama alanı bulmalıdır[7].

Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 21.06.2023 tarihli, yukarıda yer verdiğimiz kararında her ne kadar; arama işleminin başlatıldığı, arama işleminde kolluk görevlerinin baskısı ile yasak maddenin şüpheli tarafından teslim edildiği, bu nedenle delil hukuka aykırı elde edilmekle etkin pişmanlık hükümlerinin tatbikinin değil, beraat kararının gerektiği belirtilse de ve bu karara katılsak da, kanaatimizce yukarıda yer verdiğimiz 20.05.2026 tarihli kararda da adli arama kararı olmaksızın maddenin ilgilisi tarafından teslim edildiği, 21.06.2023 tarihli kararda suç baskısı altında şeklinde belirtilen hususun 20.05.2026 tarihli açısından da gerçekleştiği, bu nedenle doğrudan doğruya etkin pişmanlık hükümlerinin tatbikinin isabetli olmadığı ve beraat kararı verilmesinin gerektiği, hele ki burada TCK m.192/1 değil m.192/3 uygulandığında şahıs hakkında etkin pişmanlık indirimi uygulansa dahi ciddi miktarda hapis cezası uygulanacağı, dolayısıyla arama kararının olmadığı, rutin bir kontrol sırasında elde edilen delillerle ilgili olarak, şartlarına göre ya delilin hukuka aykırı elde edilmesinden dolayı beraat kararının ya da TCK m.192/1 delaletiyle CMK m.223/4 uyarınca ceza verilmesine yer olmadığı kararının verilmesinin isabetli olacağı düşüncesindeyiz.

Görüşümüze uygun olan Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 24.04.2024 tarihli, 2022/12157 E., 2024/17935 K. sayılı kararının karşı oyuna göre; “Olay tutanağında, sanığın poşeti rızaen teslim ettiği belirtilmekte; sanık ise poşeti rızaen teslim etmediğini, görevlilerin kendisinden poşeti alarak uyuşturucu maddeyi bulduklarını beyan etmektedir. Arama, ‘gizli olan bir şeyin ortaya çıkarılması’ anlamına gelmekte olup, poşetin sanık tarafından rızaen teslim edildiği kabul edilse bile; önceden hakkında suç ihbarı bulunan ve tutanağa göre aleyhindeki kuvvetli duyumlar üzerine hakkında çalışma başlatılan sanığın elindeki poşette arama yapılabilmesi için 5271 sayılı Kanunun 119 uncu maddesi uyarınca adli arama kararı veya emri alınması gereklidir. Böyle bir karar ya da emir bulunmadan elde edilen delil hukuka aykırı olup Anayasanın 38 inci ve 5271 sayılı Kanunun 206/2 ile 217/2 nci maddeleri uyarınca hükme esas alınamaz.

Öte yandan, arama kararı gerektiren bir olayda kapalı bir eşyanın rızaen teslim edilmesi, görevlilerin arama kararı alma yükümlülüğünü ortadan kaldırmadığı gibi eşyayı rızaen teslim eden bakımından etkin pişmanlık hükmünün uygulanmasını da haklı kılmaz. Başka bir ifadeyle, elde edilen delil hukuka aykırı ve sanığın cezalandırılmasına yeterli başka delil mevcut değil ise beraat kararı verilmeli, etkin pişmanlık hükmü uygulanmak suretiyle hukuka aykırı delilin meşrulaştırılması yoluna gidilmemelidir”.

Dairenin karşı oyuna katılmakta; soruşturmanın başladığı ve yargı makamlarının bilgisi olduğu bir aşamada arama kararı yokken teslim edilen maddenin etkin pişmanlığa konu edilmeyip, aramayı hukuka aykırı hale getirdiğinden bahisle sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğini düşünmekteyiz.

Sonuç olarak;

· Başlamış bir soruşturma veya konu ile ilgili yargı makamlarının bilgisi varsa, adli arama kararı olmaksızın ele geçen deliller ve sonrasında rastlanan deliller hukuka aykırı olup yargılamada kullanılamaz.

· Başlamış bir soruşturma veya konu ile ilgili yargı makamlarının bilgisi yoksa; hakim kararı veya Cumhuriyet savcısının yazılı emri olmaksızın arama yapılması hususu bir yana, şahısların uyuşturucu veya uyarıcı maddeyi kendiliğinden vermeleri durumunda, TCK m.192/1’e uygun etkin pişmanlıktan dolayı CMK m.223/4 uyarınca ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilmelidir.

· Başlamış bir soruşturma varsa; suç haber alındıktan sonra, fakat arama yapılamayacak ve dolayısıyla elde edilmeyecek delil açısından şüphelinin, uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri teslimi ile suçu ortaya çıkarmasına veya diğer ortakların yakalanmasına hizmet ve yardım halinde TCK m.192/3 gündeme gelmelidir.

Yukarıda yer verdiğimiz hususlara ek olarak, aramanın usule uygun yapılıp yapılmadığı hususunun ispatında birçok sorunun yaşandığı, hatta kolluk tarafından hazırlanan tutanaklara itibar edildiği, failin dinlenmediği veya korktuğu için “rızaen teslim” veya “aracın görünen yeri” gibi ibarelerin arama, muhafaza altına alma ve elkoyma tutanaklarına yazıldığı, bunların aksinin ispatında savunma yönünden ciddi sorunlar yaşandığı gibi, aramanın usulü ile ilgili şüpheye düşülen hallerde hukuka aykırı delillerin de gündeme gelebildiği, bu tür tartışmaları sonlandırabilmek için uygulanan arama tedbirleri ile ilgili yaka ve araç kameralarının kullanılmasının zorunlu hale getirilmesinin isabetli olacağı, aksi halde temel hak ve hürriyetler ile maddi hakikate ulaşmada elde edilen delillerin kullanılmasında ciddi sorunların yaşandığı dikkate alınmalıdır.

Hukuk sistemimizde “genel arama” diye bir kavramın olmadığını, “önleme araması” genel mahiyette yapılan arama olarak bilinse de, yine PVSK m.9’da gösterilen sebep, şekil ve şartlarla gerçekleştirilebileceğini, yazıda bahsettiğimiz adli arama eksikliğinin giderilmesi ve gerekli usule uyulabilmesi için, özel hayatın gizliliği ve korunması hakkında ciddi bir kısıtlama niteliği taşıyan arama tedbirinin uygulanması sırasında, aramayı yapan kolluğun ses ve görüntü tespit eden yaka ve kolluk araç kameraları marifetiyle aramanın kaydedilmesinin ve bu kaydın dosyaya alınmasının elzem olduğunu, hatta bu konuda arama yapılan yerin içinde veya dışında aramanın yapılma şeklini gösteren kamera kayıtları varsa bunların da temini suretiyle üzerinde tahrifat yapılmaksızın dosya içine alınması gerektiğini önemle ifade etmek isteriz.

Böylece; yapılan aramanın ve bu süreçte eşyayı muhafaza altına alma ve eşyaya elkoyma tedbirlerinin yasal usule uygun yapılıp yapılmadığı, aramanın niteliğinin doğru olup olmadığı tespit edebilecek, usuli işlemlerin hukuka uygun yapılıp yapılmadığı, koruma tedbirleri yoluyla elde edilen delillerin hukuka uygun olup olmadığı, kolluğun görev ve yetki sınırını aşılıp aşılmadığı denetlenip ortaya koyulabilecektir.

Prof. Dr. Ersan Şen

Av. Ertekin Aksüt

(Bu makale, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)

---------

[1] https://www.hukukihaber.net/kaba-ust-yoklamasinda-maddeyi-teslim-eden-sahsa-tck-m1923un-uygulanmamasina-isaret-eden-yargitay-karari-ve-degerlendirmemiz, Çevrim İçi Erişim Tarihi: 02.11.2026

[2] https://www.hukukihaber.net/polisin-kimlik-sormasi-sirasinda-uyusturucu-veya-uyarici-maddenin-teslimi-tck-m1921-kapsaminda-degerlendirilebilir-mi-hukumde-gecen-resmi-makamdan-kastedilen-nedir, Çevrim İçi Erişim Tarihi: 02.11.2026.

[3] Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 03.04.2024 tarihli, 2023/373 E., 2024/155 K. sayılı kararına göre; “Suç işlendiği izlenimi yaratan bir durumun ihbar, şikayet veya resen yetkili makamlar tarafından öğrenilmesi üzerine durum derhal Cumhuriyet savcısına bildirilip, alınan talimatlar doğrultusunda konunun araştırılması gerekmektedir. Cumhuriyet savcısı soruşturma evresini başlatacak olan şüphenin somut olayda bulunup bulunmadığını takdir edecek, soruşturma başlatacak şüphe olduğunu değerlendirmesi durumunda maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için emrinde bulunan adli kolluk görevlileri aracılığı ile şüphelinin lehinde ve aleyhine olan bütün delilleri toplayıp, şüphelinin haklarını korumak için gerekli olan tedbirleri alacaktır. Adli kolluk görevlileri el koyduğu olayları, uyguladığı tedbirleri Cumhuriyet savcısına derhal bildirmek ve aldığı emirleri yerine getirmek zorundadır. Ceza muhakemesinde yapılan işlemlerin tekrarlanma fırsatının olmaması, sürecin hızlı işlemesi nedeniyle adli kolluk görevlilerinin Cumhuriyet savcısından aldığı talimatlara uygun bir biçimde delil toplaması, toplanan delilleri muhafaza etmesi ve yetkililere teslim etmesi gerekmektedir. Aramanın hukuka aykırı olması, arama karar veya emrinin ya da aramanın icrasının hukuka aykırı olması anlamına gelmektedir”. Aynı yönde bkz. YCGK, 14.02.2024, 2023/522 E., 2024/65 K.; 14.02.2024, 2023/378 E., 2024/64 K.; 08.11.2023, 2023/203 E., 2023/588 K.; 27.09.2023, 2023/129 E., 2023/477 K.

[4] Yargıtay 8. CD, 21.03.2023, 2021/2678 E., 2023/1475 K.; 14.06.2022, 2021/5103 E., 2022/9478 K.; 08.06.2022, 2020/19794 E., 2022/8915 K.

[5] YCGK, 01.03.2022, 2020/231 E., 2022/140 K.; 11.11.2021, 2019/526 E., 2021/556 K.; 05.03.2019, 2017/910 E., 2019/154 K.; Yargıtay 8. CD, 14.05.2024, 2024/1821 E., 2024/4126 K.

[6] Aynı yönde Yargıtay 8. CD, 18.11.2025, 2024/21934 E., 2025/8919 K.

[7] Örneğin Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 21.10.2021 tarihli, 2020/1305 E., 2021/10469 K. sayılı kararında; “Sanığın üzerinde ele geçen adet ve miktar itibari ile kişisel kullanım sınırında değerlendirilmesi mümkün uyuşturucu maddelerin ...isimli bir şahsa ait olduğunu ve kendisinin cebinde taşıdığını beyan ederek, bu maddeleri kullanma dışında bir amaçla üzerinde bulundurduğunu kabul etmek suretiyle suçunun vasfının ortaya çıkmasına hizmet ve yardımda bulunduğunun anlaşılması karşısında, sanık hakkında TCK’nın 192/3. maddesinde öngörülen etkin pişmanlık hükmünün uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi” hukuka aykırı görülmüştür.