I. İki Yıllık Bir Nafaka

2017 yılında bir aile mahkemesi, kısa süren ikinci evliliğini bitiren kadın lehine aylık yoksulluk nafakasına hükmetti ve bu nafakayı iki yılla sınırladı. Gerekçesi açıktı: evlilik kısa sürmüştü, ortak çocuk yoktu, taraflar boşandıktan sonra birbirini bir daha görmeyecekti. Hâkim, Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesindeki fiilin kipine de dikkat çekmişti. Kanun, yoksulluğa düşecek eşin süresiz nafaka "isteyebileceğini" söylüyordu, nafakanın süresiz "verileceğini" söylemiyordu.

Kadın, sürenin sınırlanmasını temyiz etti. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi kararı bu yönden bozdu (E.2016/8859, K.2017/14407, T.12.12.2017). Dairenin cevabı da en az yerel mahkemenin gerekçesi kadar açıktı: kanun nafakanın süresi konusunda hâkime takdir yetkisi tanımamıştı ve "takdir hakkına sığınarak nafakayı belirli bir süreyle sınırlamak kanuna açık aykırılık oluşturur."

Bu iki paragraf arasındaki gerilim, Anayasa Mahkemesi'nin 30 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan kararının da özünü oluşturuyor. Mahkeme, TMK m.175/1'deki "süresiz olarak" ibaresini iptal etti (E.2025/156, K.2026/131, T.04.06.2026; RG 30.09.2026, S.33386). Ancak karar metni dikkatle okunduğunda iptalin yalnızca bir kelimeye değil, o kelimenin yirmi yılı aşkın süredir okunma biçimine yöneldiği görülüyor.

II. Kanun Ne Diyor, Uygulama Ne Anladı?

TMK m.175/1 şöyledir: "Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir." İkinci fıkra, nafaka yükümlüsünün kusurunun aranmayacağını söyler. TMK m.158/2 aynı hükmü evliliğin butlanına da uygular.

Nafakanın akıbeti m.176'dadır. İrat biçiminde bağlanan nafaka, alacaklının yeniden evlenmesi veya taraflardan birinin ölümüyle kendiliğinden kalkar; alacaklının evlenmeden fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde mahkeme kararıyla kaldırılır. Tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde irat artırılabilir ya da azaltılabilir.

Metin bakımından iki okuma mümkündü. Birincisine göre "süresiz olarak" ibaresi bir üst sınır yasağıdır: alacaklı, yoksulluğu sürdükçe nafaka isteyebilir; hâkim de bu talebi somut olayın gereklerine göre karşılar. İkincisine göre ibare bir emirdir: irat biçiminde bağlanan yoksulluk nafakası, m.176'daki sona erme sebepleri dışında, ancak süresiz olabilir.

Yargıtay ikinci okumayı benimsedi ve bundan ayrılmadı. Bu yalnızca eski bir dairenin tutumu değildir. 2. Hukuk Dairesi, Anayasa Mahkemesi kararından üç ay önce de aynı gerekçeyle bozma yapmıştır: irat şeklinde takdir edilen yoksulluk nafakasının süreli olarak verilmesi "kanunun açık emrine aykırıdır" (E.2025/6525, K.2026/2506, T.04.03.2026). Dosya İstanbul'dan, bir Küçükçekmece aile mahkemesi kararından geliyordu ve istinaf incelemesinden geçmişti. Yani ilk derece ve istinaf, süreli nafakayı kabul edilebilir bulmuş; Yargıtay bunu yine bozmuştu.

2017 kararında gözden kaçmaması gereken bir ayrıntı daha var. Daire, sürenin ancak "nafaka alacaklısı açıkça talep etmedikçe" sınırlanamayacağını söylemişti. Demek ki süreli nafaka Yargıtay'a göre de mümkündü, ama yalnızca alacaklı bunu isterse. Hâkimin kendi takdiriyle süre koyması ise yasaktı.

III. 2012: "Zorunlu Değil" Diyen Bir Ret Kararı

Aynı ibare Anayasa Mahkemesi'nin önüne ilk kez 2012'de geldi. Kestel Asliye Hukuk Mahkemesi, daha önce bağlanmış bir nafakanın kaldırılması davasında ibarenin iptalini istedi. Mahkeme talebi esastan inceledi ve reddetti (E.2011/136, K.2012/72, T.17.05.2012).

Ret gerekçesinin bugün en çok önem taşıyan cümlesi, ibarenin nafaka alacaklısının her zaman ölünceye kadar nafaka alacağı anlamına gelmediğidir. Mahkeme, süresizliği sosyal hukuk devleti ilkesinin gereği saymış, ancak bunu "şartları bulunduğu sürece" destek olarak tarif etmişti. Başka bir deyişle Anayasa Mahkemesi, ibareyi birinci okumaya göre anlamış ve bu anlamıyla Anayasa'ya uygun bulmuştu.

O kararda tek karşı oy Üye Hicabi Dursun'undu. Dursun, yoksulluğun toplumsal bir olgu olduğunu, bunun yükünün boşanan eşlerden birine ömür boyu yüklenmesinin sosyal devlet ilkesiyle bağdaşmadığını yazmıştı. On dört yıl sonra çoğunluk görüşüne dönüşen düşüncenin ilk ifadesi bu karşı oydur.

Uygulama ise 2012 kararını okumadı ya da okuyup kendisini bağlı saymadı. 2026 kararının 29. paragrafı bunu açıkça tespit ediyor: Anayasa Mahkemesi'nin 2012 kararından sonra da ibarenin emredici olduğu yönündeki yaklaşım sürmüş, nafakanın belirli bir süreyle sınırlandırılması kanuna açıkça aykırı sayılmaya devam etmiştir. Mahkeme bu tespite örnek olarak, yazının başında anılan 2017 tarihli bozma kararını göstermektedir.

IV. Antalya'dan İki Başvuru

2026 kararının başvurucusu Antalya 12. Aile Mahkemesi'dir. Aynı mahkeme bir yıl önce de aynı ibarenin iptalini istemişti. O başvuru, mahkemenin önündeki davanın bir nafakanın artırılması ve karşı dava olarak kaldırılması talebine ilişkin olduğu gerekçesiyle, esasa girilmeden reddedildi (E.2025/91, K.2025/82, T.27.03.2025). Anayasa Mahkemesi'ne göre m.175 ancak boşanma davasında ya da TMK m.178'deki bir yıllık süre içinde bağımsız olarak açılan yoksulluk nafakası davasında uygulanabilirdi. Artırma ve kaldırma davaları m.176'ya tabiydi.

Mahkeme, ikinci kez önüne gelen bir boşanma davasında başvuruyu yeniledi ve bu kez sonuç aldı. Usul bakımından bu iki karar arasındaki fark, aşağıda göreceğimiz gibi, mevcut nafaka borçluları için de belirleyicidir.

Bir not daha: 2012'deki Kestel başvurusu da bir kaldırma davasından gelmişti ve Mahkeme o zaman esasa girmişti. 2025 kararı, uygulanacak kural kavramını 2012'ye göre daha dar yorumlamaktadır. Bu, kararın sonucunu değiştirmez ama norm denetiminde "davada uygulanacak kural" ölçütünün zaman içinde nasıl daraldığını gösteren ilginç bir örnektir.

V. Bir Sonuç, Üç Ayrı Okuma

2026 kararı oyçokluğuyla verildi. Çoğunluk, bir farklı gerekçe ve üç karşı oy aynı soruya üç farklı cevap veriyor. Kararı değerli kılan da büyük ölçüde bu.

Çoğunluk, önce belirlilik sorununa işaret ediyor: metin her durumda süresiz nafakayı zorunlu kılmıyor, ama yerleşik uygulama hâkime süre konusunda takdir tanımıyor; bu yüzden kural tereddüde yer vermeyecek açıklıkta değil (§ 19). Ancak iptal, esas olarak Anayasa'nın 5. ve 17. maddelerindeki maddi ve manevi varlığı koruma hakkına ve devletin bu alandaki pozitif yükümlülüğüne dayanıyor. Mahkemeye göre dayanışma yükümlülüğü boşanmadan sonra da kısmen devam edebilir, ancak "bu yükümlülüğün hiçbir ölçüt belirlenmeksizin kategorik olarak süresiz öngörülmesi kusurlu olması dahi gerekmeyen nafaka borçlusu açısından ağır bir külfete neden olmaktadır" (§ 30). Çoğunluk ayrıca nafakanın kural olarak süreyle sınırlanabileceğini, bazı durumlarda ise ömür boyu bağlanabileceğini ve bu istisnanın ölçütlerinin kanunda açıkça yer alması gerektiğini söylüyor (§ 31).

Üye Yıldız Seferinoğlu iptale katılıyor ama gerekçeye katılmıyor. Ona göre denge tartısına geçmeden önce kuralın ne anlama geldiğinin belli olması gerekir. Mahkeme 2012'de ibarenin süresizliği zorunlu kılmadığını söylemiş, Yargıtay buna rağmen aksini uygulamaya devam etmiştir: "Mahkememizin yorumu dahi bu uygulamayı değiştirememişse, sorun tek tek yargı kararlarında değil, kuralın kendisindedir." Seferinoğlu bir adım daha atıyor ve çoğunluğun "kural olarak süreli, istisnaen süresiz" çerçevesini, kanun koyucunun yerine bir düzenleme tercihi yapmak olarak eleştiriyor. Bu eleştirinin Anayasa'nın 153. maddesinin ikinci fıkrasıyla, yani Anayasa Mahkemesi'nin kanun koyucu gibi hareket edemeyeceği kuralıyla doğrudan ilgisi var.

Karşı oydaki üç üye (Engin Yıldırım, Selahaddin Menteş, Kenan Yaşar) ise sorunun normda değil yorumda olduğunu savunuyor. Nafakanın merkezinde zaman değil ihtiyaç vardır; m.176 zaten kaldırma ve uyarlama araçları sunar; katı yorumdan doğan sakıncalar içtihadın gözden geçirilmesini gerektirir. Karşı oyun özeti şu cümlededir: "Normun bazı uygulamalarının eleştiriye açık olması, normun kendisinin anayasal meşruiyetini ortadan kaldırmaz." Karşı oy, nafakanın uygulamada ağırlıklı olarak kadınların ekonomik korunmasına hizmet ettiğini, Anayasa'nın 10. maddesindeki fiili eşitlik anlayışıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini de vurguluyor. Engin Yıldırım'ın 2012 kararında da ret yönünde oy kullanan heyette yer aldığını not etmek gerekir; onun açısından tutum değişmemiştir.

Kanaatimizce Seferinoğlu'nun gerekçesi, kararın gerçek hikâyesini en dürüst anlatan metindir. Karşı oyun teşhisi doğrudur: sorun büyük ölçüde yorumdan doğmuştur. Ancak karşı oyun önerdiği çare, yani içtihadın kendiliğinden düzelmesi, on dört yıl boyunca denenmiş ve sonuç vermemiştir. 2012'de Anayasa Mahkemesi'nin söylediği bağlayıcı bir hüküm değil, ret kararının gerekçesiydi; Yargıtay da onu öyle gördü. Bir kelimenin yerleşik okuması yargı yoluyla değiştirilemiyorsa, geriye o kelimeyi metinden çıkarmak kalıyor. Çoğunluğun bunu belirlilik yerine denge tartısıyla yapması ise sonucu değil, kanun koyucuya bırakılan alanın genişliğini etkiliyor.

VI. Kelime Gidince Geriye Ne Kalır?

Mahkeme, iptal hükmünün kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine oybirliğiyle karar verdi. Gerekçe, doğacak hukuki boşluğun kamu yararını ihlal edecek nitelikte görülmesidir (§ 35). Buna göre ibare 30 Haziran 2027'ye kadar yürürlüktedir. Anayasa m.153/4 uyarınca yürürlüğün ertelendiği durumlarda TBMM, boşluğu dolduracak kanun teklifini öncelikle görüşüp karara bağlar. Basına yansıyan bilgilere göre yeni yasama döneminde Meclis'e sunulması beklenen infaz paketinde yer alacak bir nafaka düzenlemesi için de çalışma sürüyor.

Asıl soru, kanun koyucu bu süreyi kullanmazsa ne olacağıdır. O tarihten sonra m.175/1 şöyle okunacaktır: boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında nafaka isteyebilir.

Bu metin, kendi başına hâkime süre koyma yetkisi verir mi? TMK m.4'e göre hâkim, kanunun takdir yetkisi tanıdığı veya durumun gereklerini ya da haklı sebepleri göz önünde tutmayı emrettiği konularda hukuka ve hakkaniyete göre karar verir. Yargıtay'ın 2017'deki gerekçesi tam da bu maddeye dayanıyordu: kanun süre konusunda bir takdir alanı açmamıştı. Bir kelimenin çıkarılması, bu alanı kendiliğinden açmayabilir. Süre hakkında susan bir metni "süre sınırı yok" diye okumak da mümkündür. 743 sayılı mülga Kanun'daki bir yıllık süre sınırı 1988'de kaldırılmış, o tarihten beri kanunda yoksulluk nafakası için bir süre sınırı yer almamıştır (§ 5). Yerleşik alışkanlığın sessiz bir metinde de sürmesi şaşırtıcı olmaz.

Buna karşılık kanaatimizce iki dayanak, iptalden sonra hâkimin süre belirleyebileceği yönündeki yorumu destekler. Birincisi, m.176/1 zaten nafakanın "durumun gereklerine göre" toptan veya irat biçiminde ödenmesine karar verilebileceğini söylüyor. Ödeme biçimini durumun gereklerine bağlayan bir hüküm, iradın süresini de kapsayacak şekilde okunabilir. İkincisi, Anayasa Mahkemesi kararları m.153/6 uyarınca yasama, yürütme ve yargı organlarını bağlar. İptal gerekçesi, nafakanın her koşulda süresiz bağlanmasının Anayasa'ya aykırı olduğu tespitine dayandığına göre, iptalden sonra aynı sonuca yorumla ulaşmak gerekçeyle çelişir.

Yine de bu, kanun koyucunun yapması gereken işin yargıya devredilmesi demektir. Çoğunluğun kendisi de istisnai süresiz nafakanın ölçütlerinin "kuralda açık ve net biçimde" yer almasını kaçınılmaz saymıştır (§ 31). Kanun çıkmazsa, aile mahkemelerinde her biri kendi süresini belirleyen kararlar ve bunları yeknesak hâle getirmeye çalışan bir Yargıtay dönemi başlar. Bu, kararın gidermeye çalıştığı öngörülemezliğin başka bir biçimidir.

VII. Dokuz Aylık Aralıkta Dosyalar

Mevcut nafakalar. Anayasa m.153/5 ve 6216 sayılı Kanun m.66/2 uyarınca iptal kararları geriye yürümez. Kesinleşmiş bir hükümle bağlanmış nafaka iptal kararıyla kendiliğinden sona ermez. Ödemenin tek taraflı durdurulması, birikmiş nafaka için icra takibine ve İİK m.344 uyarınca üç aya kadar tazyik hapsine yol açabilir. Aynı madde, kaldırma veya azaltma davası açılmışsa tazyik hapsinin bu davanın sonuna bırakılabileceğini de öngörür; yükümlünün yolu ödemeyi kesmek değil, davayı açmaktır. Antalya'nın 2025 başvurusuna verilen ret kararının mantığı da bu noktada önemlidir: Anayasa Mahkemesi'ne göre artırma ve kaldırma davaları m.175'e değil m.176'ya tabidir. Kanaatimizce iptal kararı, mevcut bir nafakanın kaldırılması için tek başına yeni bir sebep yaratmaz. Ancak "hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde" iradın azaltılmasına imkân veren m.176/4, Anayasa Mahkemesi'nin ölçütleriyle (evliliğin süresi, alacaklının yaşı, sağlığı, çalışma imkânı) birlikte ileri sürülebilir.

Görülmekte olan boşanma davaları. 30 Haziran 2027'ye kadar ibare yürürlüktedir ve ilk derece mahkemeleri bakımından bağlayıcıdır. Bu tarihten önce kurulup daha sonra istinaf veya temyiz incelemesine gelen hükümlerde hangi metnin esas alınacağı tartışmalı olacaktır. Bu belirsizlik karşısında nafaka yükümlüsü vekilinin, savunmasında nafakanın süreyle sınırlandırılması talebini ve buna ilişkin olguları (evliliğin süresi, alacaklının yaşı ve çalışma kapasitesi) baştan dosyaya koyması gerekir. Talep edilmeyen bir sınırlama, sonradan değişen hukuk lehe olsa bile kanun yolu aşamasında güçlükle tartışılır.

Alacaklının kendi tercihi. Yargıtay'ın 2017 kararındaki ayrıntı unutulmamalıdır: alacaklının açıkça talep etmesi hâlinde süreli nafaka bugün de mümkündür. Bunun yanında m.176/1'deki toptan ödeme seçeneği, belirsizliği iki taraf için de ortadan kaldıran bir yol olarak anlaşmalı boşanma protokollerinde ve sulh görüşmelerinde daha sık gündeme gelecektir.

VIII. Sonuç

2017'de nafakayı iki yılla sınırlayan hâkim, kanunun "isteyebilir" dediğini, "verilir" demediğini fark etmişti. 2012'de Anayasa Mahkemesi de aynı şeyi söylemişti. Buna rağmen ibare yirmi yılı aşkın bir süre boyunca bir emir gibi uygulandı ve sonunda kanundan çıkarıldı.

Bu yüzden 2026 kararı, yoksulluk nafakasının kaldırılması değil, nafakanın süresine ilişkin kararın yeniden hâkime ve kanun koyucuya iade edilmesidir. Karşı oyun hatırlattığı gerçek de geçerliliğini koruyor: nafakanın merkezinde ihtiyaç vardır ve uzun bir evlilikte iş hayatından kopmuş bir eş için keyfî bir bitiş tarihi, yeni bir yoksulluk anlamına gelebilir. Dokuz aylık süre bu iki gerçeği aynı metinde buluşturmak için verildi. Kanun koyucu bu süreyi kullanmazsa, 2017'deki gerilim bu kez kanunun susması üzerinden yeniden başlayacak.

Yararlanılan Kaynaklar

· Anayasa Mahkemesi, E.2025/156, K.2026/131, T.04.06.2026 (RG 30.09.2026, S.33386), karşı oy ve farklı gerekçe yazılarıyla birlikte.

· Anayasa Mahkemesi, E.2025/91, K.2025/82, T.27.03.2025.

· Anayasa Mahkemesi, E.2011/136, K.2012/72, T.17.05.2012 (RG 26.06.2012, S.28335), karşı oy yazısıyla birlikte.

· Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2016/8859, K.2017/14407, T.12.12.2017.

· Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2025/6525, K.2026/2506, T.04.03.2026.

· 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.4, 158, 175, 176, 178.

· Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.2, 5, 10, 17, 153.

· 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m.344.

· 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun m.66.