İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi 29.09.2026 tarihli, 9991/20 ve 344 diğerleri başvuru numaralı Parun ve Diğerleri - Türkiye Davasında; "Bazı başvurucuların durumunda, iletişimin niteliği ve içeriğinden bağımsız olarak sözkonusu uygulamanın kullanımının tespit edilmesinin mahkumiyet için yeterli olduğu gerekçesiyle, ByLock üzerinden yapılan iletişimin şifresi çözülmüş içeriğini de içerebilecek ayrıntılı ByLock bulguları ve değerlendirme raporlarının dava dosyalarına eklenmesini beklemeden mahkumiyet kararları verilmiştir. … Bununla birlikte, ByLock'un sadece kullanıldığının tespit edilmesinin, tek başına, iç hukukta tanımlandığı şekliyle silahlı terör örgütü üyeliği suçunun tüm unsurlarının varlığına dair kesin delil olarak kabul edildiği gerçeği ortadadır." gerekçelerine yer vererek, kararın ekinde belirtilen birçok başvuru ile birlikte, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m.7/1’de yer alan “kanunsuz suç ve ceza olmayacağı” ilkesinin ve yine İHAS m.6/1’de bulunan adil/dürüst yargılanma hakkının başvurucular bakımından ihlal edildiğine karar vermiştir.

Belirtmeliyiz ki; İHAM’ın kararında ifade ettiği, ByLock uygulamasının silahlı suç örgütüne üyelik bakımından tek başına yeterli delil sayılamayacağı olmayıp, yazışmaların içeriği itibariyle örgüt yöneticiliği veya üyeliği tespiti yapılabilmekteyse, ByLock’un da belirleyici delil olabileceğidir. İHAM; ByLock uygulamasını indirdiği ve kullandığı tespit edilen faillerin, salt bu tespitle yetinilerek, yazışmaların içeriği olmadan, başkaca hiçbir delile ve tespite yer verilmeksizin, otomatik olarak TCK m.314/2 gereğince silahlı suç örgütü üyeliğinden mahkumiyetleri için yeterli görülmesinin hukuka aykırılık sayılacağını ifade etmiştir.

Dolayısıyla karardan çıkarılacak sonuç; ByLock indirdiği ve kullandığı tespit edilen sanığın, bu özel ve gizli haberleşme uygulaması üzerinden örgütsel bağlantısını ortaya koyacak konuşmalar yaptığının tespit edildiği durumda, mahkumiyet için ayrıca başka delillerin de ortaya koyulması gerektiği şeklinde anlaşılmamalıdır.

Kararın özü; ByLock uygulamasının indirildiğinin ve kullanıldığının tespit edildiği hallerde, görüşme içerikleri tespit edilmeden, başkaca deliller bulunmadığı halde, Türk mahkemeleri tarafından bu tespitin otomatik olarak TCK m.314/2’den hüküm kurulması için tek başına yeterli görülmesinin hukuka aykırı olacağına işaret etmektedir. Dikkat etmek gerekir ki İHAM; bu hususu, hem Sözleşmenin 6/1 hükmünde yer alan adil/dürüst yargılanma hakkına ve hem de Sözleşme’nin 7/1 düzenlenmesinde bulunan “kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesine aykırı bulmuştur.

Sonuç olarak; İHAM tarafından ByLock TCK m.314/2 uyarınca silahlı terör örgütü üyeliği suçu için delil olarak kabul edilmektedir, ancak İHAM’a göre ByLock uygulaması üzerinden gerçekleştirilen yazışmaların niteliği ve içeriği belirlenmeden verilen mahkumiyet kararları bakımından uygulamanın yalnızca indirildiğine ve kullanıldığına yönelik tespit yeterli olmayıp, yalnızca bu tespite dayanılmak suretiyle sanığın örgütün üyesi olarak kabulü yoluna gidilemez.

Şayet ByLock uygulamasının indirildiği ve kullanıldığı tespiti; sanığın ikrarı, tanık anlatımları, gizli sohbetler, örgüt üyeliğini destekleyen başka gizli ve özel haberleşme yöntemleri, veri inceleme raporları, örgütün faaliyetleri çerçevesinde örgüte ve mensuplarına maddi destek sağlama yönünde delillerle somut olayda desteklenmekte ise, bu durumda TCK m.314/2 bakımından uygulamanın indirilmesi ve kullanılması da üyelik bakımından delillerden birisi olarak kabul görebilecektir.

İHAM kararında; ByLock kullanıldığının tespiti yanında, yani sanığın bu uygulamayı kullandığı ve indirdiği kesin olarak tespit edildiği, ancak iletişim içeriklerine ulaşılamadığı halde, silahlı suç örgütü üyeliği suçunun tüm unsurları ile birlikte oluştuğuna karar vermek için, bu hususun başkaca delillerle desteklenmesi gerektiğine işaret etmiştir. Mahkeme özelikle; ByLock uygulamasının kullanıldığı tespiti yanında, içerik ve görüşülen kişiler hakkında da ayrıca tespit yapılabiliyorsa, bunun örgüt üyeliği için tek başına değerlendirilemeyeceğini söylememektedir. Ancak İHAM; ByLock’un kullanılmasının yanında içeriği ile ilgili tespit yapılamıyorsa, örgüt üyeliğini gösterebilecek başka somut delillerin araştırılmasını, onun sonucuna göre tüm delillerin toplanmasını ve bunların bir bütün olarak değerlendirilip, sanığın silahlı suç örgütü üyesi olup olmadığı bakımından şüphenin yüzde yüz yenilip yenilmediğine karar verilmesi gerektiğini ortaya koymuştur.

Kanaatimizce; gizli haberleşme ağı ve kod adı kullanma FETÖ silahlı suç örgütü üyeliği bakımından önemli, ancak bir ritüel veya olmazsa olmaz şart olmadığından, silahlı suç örgütü üyeliğinin belirleyici veya tamamlayıcı delilleri gizli sohbet veya toplantılar ile özel haberleşme yöntemleri olduğundan, bunların içerikleri ve zamanlarının da dikkate alınması gerektiğinden, ByLock’un da örgüt üyeliğinin deyim yerinde ise bir kimlik kartı olarak görülmemesi düşüncesinde olduğumuzdan, bu yönü ile İHAM’ın kararının isabetli olduğu, iç hukukta yapılan yargılamalarda sanığın ByLock programını indirdiğinin ve kullandığının tespit edildiğinin, ancak bu uygulama üzerinden konuştuğu kişilerin ve konuşma içeriklerinin belirlenemediği hallerde, iç hukuk mahkemelerinin yukarıda bazı örneklerine yer verdiğimiz başkaca delillerle desteklemeksizin, sırf ByLock “indirme ve kullanma” tespitini, TCK m.314/2 uyarınca silahlı suç örgütü üyeliğine mahkumiyet bakımından yeterli görülmesinin isabetli olmayacağı sonucuna varılmalıdır.

Prof. Dr. Ersan Şen

Av. Cem Serdar

(Bu makale, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)