Ekonomik darboğazlara giren şirketlerin borçlarını yapılandırarak faaliyetlerine devam etmelerini sağlamak amacıyla düzenlenmiş olan konkordato kurumu, alacaklılar ile borçlular arasındaki dengeyi gözeten önemli bir hukuki mekanizmadır. 2018 yılında yapılan yasal değişikliklerle yeniden yapılandırılan konkordato sistemi, iflasın önüne geçmek ve ticari hayatı korumak adına sıkça başvurulan bir çözüm yolu hâline gelmiştir.

Ancak konkordato ilanı, sadece ticari alacaklıları değil; aynı zamanda işveren ile iş ilişkisi bulunan işçileri de doğrudan etkileyen sonuçlar doğurur. Zira işçiler, iş sözleşmesinden kaynaklanan ücret, kıdem, ihbar, fazla mesai ve yıllık izin gibi çeşitli alacaklara sahiptir. Bu tür alacaklar hem niteliği hem de sosyal koruma işlevi itibarıyla farklı bir değerlendirmeyi gerektirir.

Konkordato, borçlu şirketlerin, alacaklılarının izni ve mahkemenin tasdikiyle borçlarını belli bir plana göre ödemelerine imkân tanıyan, iflası önlemeyi amaçlayan bir yeniden yapılandırma sürecidir. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 285 ila 309. maddeleri arasında düzenlenen bu kurum, hem borçlunun ticari faaliyetini sürdürebilmesine hem de alacaklıların alacaklarını belirli ölçüde ve sıraya göre tahsil edebilmesine imkân tanır. Konkordato, mahkemece geçici ve kesin mühlet kararı verilmesiyle birlikte çeşitli hukuki sonuçlar doğurur. Bu süreçte borçlunun malvarlığı koruma altına alınır, alacaklıların bireysel takibi durur ve bir ödeme planı hazırlanarak mahkemeye sunulur.

Konkordato ve İflasın İşçi Haklarına Etkisi

Konkordato süreci, işçi alacakları açısından belirli güvenceler sağlamakla birlikte, işverenin mali durumu nedeniyle alacakların tahsilini geciktirebilir veya kısmen imkânsız hâle getirebilir. Konkordato mühleti boyunca, işçi alacaklarına ilişkin icra takipleri durur; bu durum, işçinin bireysel olarak alacağını tahsil etme imkanını sınırlandırır.

Buna karşın, İcra ve İflas Kanunu’nun 206. maddesi uyarınca, bazı işçilik alacakları iflas ve konkordato süreçlerinde birinci sırada imtiyazlı alacak olarak kabul edilmektedir. Ücret, kıdem ve ihbar tazminatları bu kapsamda değerlendirilir. Bu imtiyazlı alacaklar için haciz yoluyla takip yapılabilir. Ayrıca, işçinin ücretinin güvence altına alınması amacıyla, 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu çerçevesinde kurulan Ücret Garanti Fonu devreye girebilir.

İflas hâlinde ise iş sözleşmeleri iflas kararının verilmesiyle birlikte feshedilmiş sayılırken; konkordato sürecinde iş ilişkileri, mahkemenin vereceği kararlara ve işverenin faaliyetini sürdürme durumuna göre devam edebilir. Bu nedenle konkordato, işçilerin çalışma hayatı ve alacaklarına etkisi bakımından özel önemde bir kurumdur.

İşverenin konkordato ilan etmesi, işçinin iş sözleşmesinin kendiliğinden sona ereceği anlamına gelmez. Ancak bu süreç, işçinin hem alacakları açısından hem de iş ilişkisini sürdürme bakımından dikkatli hareket etmesini zorunlu kılar. Aşağıda, işçinin atması gereken temel adımlar sıralanmıştır:

1. Alacaklarını Takip Etmeli ve Belgelemelidir.

- İşçi, işverenin ücret, fazla mesai, tazminat gibi borçlarını düzenli biçimde ödeyip ödemediğini izlemeli,

- Ödenmeyen alacaklara ilişkin bordro, banka dekontu, e-posta, tanık beyanı gibi delilleri muhafaza etmelidir.

- Ödenmeyen alacaklar varsa bunların toplamı, hangi aylara ait olduğu ve içeriği açıkça belirlenmelidir.

2. Konkordato Sürecine Dair Tebligatları Takip Etmelidir.

- Konkordato ilanı ve mühlet kararları resmî ilan yoluyla duyurulur, ancak işçiye ayrıca bildirim yapılması şart değildir.

- Bu nedenle işçi, ilan.gov.tr, UYAP veya İcra Mahkemesi dosyaları üzerinden süreci takip etmeli ve alacağını alacaklı listesine kaydettirmek için gerekli süreleri kaçırmamalıdır.

- Gerekirse konkordato komiserine başvurarak alacağını listeye kaydettirmeli, liste dışı kalması hâlinde itiraz etmelidir.

3. Hizmet Sözleşmesinin Devam Edip Etmediğini Değerlendirmelidir.

- İşverenin faaliyetleri devam ediyor ve işyerinde fiilen çalışma varsa, iş sözleşmesi geçerliliğini korur.

- Ancak ücretler düzenli ödenmiyorsa veya işveren yükümlülüklerini yerine getirmiyorsa, işçi haklı nedenle fesih hakkını kullanabilir (İK m.24).

Bu durumda işçi:

- Kıdem tazminatına hak kazanır,

- Feshe bağlı tüm alacaklarını talep edebilir,

- Konkordato kapsamında alacağını bildirerek ödeme planına dâhil olmalıdır.

4. Ücret Garanti Fonu’na Başvuru İmkânını Araştırmalıdır.

- Son 3 aya ait ödenmeyen ücretleri varsa ve konkordato ilanı kesinleşmişse, işçi Ücret Garanti Fonu’na başvurabilir.

- Bu başvuru İŞKUR üzerinden yapılır ve işçinin asgari geçimi için hayati önem taşır.

5. Zaman Aşımı ve Hak Düşürücü Sürelere Dikkat Etmelidir.

- İşçilik alacaklarında zaman aşımı süresi 5 yıl olsa da, konkordato planı tasdik edildikten sonra 1 yıl içinde dava açılmaması hâlinde bazı haklar kaybedilebilir.

- Bu nedenle, plan dışında bırakılmış alacaklar için mutlaka süre içinde yasal başvuru yapılmalıdır.

Konkordato Kararı İşçilik Alacaklarına Etkisi İşçilik Alacaklarının Niteliği ve İmtiyazı

İşçilik alacakları, işverenin konkordato ilan ettiği durumlarda özel bir statüye sahiptir. Bu alacakların niteliği ve mevzuattaki konumları, hem işçilerin ekonomik güvenliğini sağlamak hem de konkordato sürecinin hakkaniyetli biçimde işlemesini temin etmek açısından büyük önem taşır.

İşçilerin ücret, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti ve fazla mesai alacakları; iş sözleşmesinden doğan parasal haklardır. Bu alacaklar, İş Kanunu başta olmak üzere Borçlar Kanunu, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu gibi çeşitli mevzuat hükümleriyle koruma altına alınmıştır. Bu alacaklar:

- Para borcu niteliğindedir.

- İşverenin yükümlülüğünün doğrudan sonucudur.

- Çalışanın geçimini sağlaması açısından zorunlu ve sosyal nitelikli haklardır.

- Bu nedenle, konkordato sürecinde bu tür alacaklara tanınan öncelikli ödeme imtiyazı, yalnızca ticari değil aynı zamanda sosyal bir gereklilik olarak düzenlenmiştir.

Alacakların İmtiyaz Sırası

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 206. maddesi, alacakların iflas ve konkordato süreçlerindeki ödeme sırasını düzenler. 206. Madde, işçi alacaklarına ilişkin özel bir imtiyaz tanımaktadır. Bu hükme göre:

“İşçilerin, iş ilişkisine dayanan ve iflâsın açılmasından önceki bir yıl içinde tahakkuk etmiş ihbar ve kıdem tazminatları dahil alacakları ile iflâs nedeniyle iş ilişkisinin sona ermesi üzerine hak etmiş oldukları ihbar ve kıdem tazminatları” Birinci sırada imtiyazlı alacaklardandır. Dolayısıyla:

- Ücret, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ve fazla mesai alacakları birinci derecede imtiyazlı alacak sayılır.

- Ancak bu imtiyaz, yalnızca iflasın açılmasından önceki bir yıl içinde doğan alacaklarla sınırlıdır.

- Konkordato sürecinde de bu imtiyaz, ödeme planının şekillenmesinde dikkate alınır; ancak konkordato tasdik edilirse ve işçi plana dahil olursa, alacağın tamamı değil, plana uygun kısmı ödenebilir.

Her ne kadar İcra ve İflas Kanunu’nda konkordato veya iflasta işçi alacakları ilk sırada imiş gibi görünse de aslında rehinli alacaklar ilk sırada yer almaktadır. Konkordatoda rehinle teminat altına alınmış alacaklar için icra takibi yapılabilmektedir. Uygulamada rehinli alacaklar genellikle bankalara ait bulunmaktadır. Bankaların kullandırdıkları kredi karşılığı rehinli alacakları, fiilen işçi alacaklarının önüne geçmektedir.

İşçi alacakları, teminatlı olup da rehinle karşılanmamış veya teminatsız bulunan alacaklar bakımından ilk sırada yer almaktadır. Rehinli alacakların tahsilinden sonra iflas masasınca malların satış tutarından pay ödenirken, ilk sırayı işçi alacakları alır. İşçilerin, iflasın açılmasından önceki bir yıl içinde tahakkuk etmiş ihbar ve kıdem tazminatları dahil alacaklarıyla iflas nedeniyle iş ilişkisinin sona ermesi üzerine hak etmiş oldukları ihbar ve kıdem tazminatları ilk sırada ödenir. İlk sıradaki alacaklar arasında ayrıca, işverenlerin işçiler için kurulmuş yardım sandıklarına olan borçları ile son bir yıl içinde tahakkuk etmiş olan nafaka alacakları yer alır.

İşçi alacaklarına ilişkin “bir yıllık” süre hesabında konkordato süresi, iflasın ertelenmesi süresi, alacak hakkında açılmış davanın devam ettiği süre dikkate alınmamaktadır. Kanuna göre, her sıranın alacaklıları kendi aralarında eşit hakka sahiptir. İşçi alacakları ve nafaka borçlarından doğan alacaklılar kendi aralarında eşittir.

Kanun koyucu İİK m. 294/1 ve m. 295 hükmü ile konkordato mühleti verilen bir borçluya karşı takipleri kural olarak yasaklamıştır. Bununla birlikte yasaklanan takiplerin istisnası ise İİK m. 294/2’de belirtilmiştir. Buna göre İİK 206. maddenin birinci sırasında yazılı olan imtiyazlı alacaklar konkordatoya tâbi değildir. İİK 206. maddenin birinci sırasında yazılı imtiyazlı alacaklar arasında ilk sırada işçi alacakları yer almaktadır. Madde hükmünde işçilerin, iş ilişkisine dayanan ve iflâsın açılmasından önceki bir yıl içinde tahakkuk etmiş ihbar ve kıdem tazminatları dâhil alacakları ile iflâs nedeniyle iş ilişkisinin sona ermesi üzerine hak etmiş oldukları ihbar ve kıdem tazminatı alacaklarının imtiyazlı ve takip yasağına tâbi olmadığı düzenlenmiştir. Konkordato mühleti verilen bir işveren ile işçisi arasındaki hizmet akdinin akıbetine ilişkin durum ise “Kesin Mühletin Sözleşmeler Bakımından Sonuçları” başlığı altında İİK m. 296 hükmü ile açıklığa kavuşturulmaya çalışılmıştır.

Tek gelir ve geçim kaynağı ücreti olan işçinin alacağının konkordato projesinin tasdiki aşamasında ödenmesini garanti altına almak isteyen kanun koyucu İİK m. 305/1-d bendi gereğince, borçlunun alacaklılara teklif etmiş olduğu konkordato teklifi alacaklılarca kabul edilmiş olsa dahi imtiyazlı alacaklardan olan işçi alacağının tam olarak ifa edilmesini tasdik şartları arasında düzenlemiştir. Konkordato ilan eden işverenden ücret alacağı bulunan işçilerin İŞKUR’a başvurarak Ücret Garanti Fonu Talep Dilekçesi vermesi, dilekçenin ekine mahkemece verilen konkordato mühlet kararı veya konkordato mühlet kararının ilan edildiğini gösteren belge, işçinin ücret alacağını aylar itibariyle gösteren işçi alacak belgesi eklemesi gerekmektedir. İşçiler bu başvuruyu bizzat yapabilecekleri gibi noter tasdikli vekâletnameye dayalı olarak vekilleri aracılığıyla da yapabilirler.

Ücret Garanti Fonundan yararlanabilmek için işçinin son bir yıl içerisinde konkordato ilan edilen işyerinde çalışıyor olması, ücret alacağı için beş yıllık zamanaşımı süresinin dolmamış olması gereklidir. Yapılacak ödeme işçinin ödenmeyen üç aylık ücretiyle sınırlıdır. İşçinin ücreti ne olursa olsun SGK prim tavanını geçmeyen kısmı üç ayla sınırlı olmak üzere tam olarak İŞKUR tarafından ödenecektir. İşçi alacaklarının teminat altına alınmasını amaçlayan fona ilişkin bu düzenleme de anayasal ve uluslararası normlara uymayı amaçlamaktadır. İşçi alacakları bakımından konkordato mühleti süresince takip yapma yasağının uygulanmaması, işçilerin Ücret Garanti Fonu’na başvurmasına engel değildir. İşçiler, Ücret Garanti Fonu’nun ödeme kapsamı dışında kalan alacakları bakımından ise İcra ve İflâs Kanunu madde 179/b ve 206 çerçevesinde takip yapabilirler.

Konkordato İlanı Verilmesinin Hizmet Sözleşmesine Etkisi İşçinin Mevcut Hizmet Akdini Sona Erdirememesi

İcra ve İflâs Kanunu’nun 296. maddesi “Sözleşmenin karşı tarafının konkordato projesinden etkilenip etkilenmediğine bakılmaksızın, borçlunun taraf olduğu ve işletmesinin faaliyetinin devamı için önem arz eden sözleşmelerde yer alıp da borçlunun konkordato talebinde bulunmasının sözleşmeye aykırılık teşkil edeceğine, haklı fesih sebebi sayılacağına yahut borcu muaccel hâle getireceğine ilişkin hükümler, borçlunun konkordato yoluna başvurması durumunda uygulanmaz.

Konkordato Mühleti İçinde Mevcut Sözleşmenin Devam Etmesinin Sonuçları

İşçinin iş akdine devam edilmesi, işveren tarafından da sonlandırılmaması halinde şirketin konkordato kararı almış olması tek başına işçilere haklı fesih imkânı vermez. Ücretleri düzenli ödendiği, iş koşulları ağırlaştırılmadığı sürece, kısaca konkordato dışında haklı bir neden olmadıkça işçiler iş sözleşmelerini sona erdirirlerse kıdem ve ihbar tazminatı alamazlar.

Konkordato mühleti verilen işveren açısından ise İsviçre İcra ve İflâs Kanunu 297/a maddesinden iktibas edilen madde gereğince konkordato mühletinden yaralanan borçlu, tarafı olduğu ve konkordatonun amacına ulaşmasını engelleyen sürekli borç ilişkilerini, komiserin uygun görüşü ve mahkemenin onayıyla karşı tarafın zararının karşılanması koşuluyla her zaman sona erecek şekilde feshedebilir. Bu borçluya tanınan olağanüstü bir fesih imkânıdır. Ancak kanun koyucu konkordatodan yararlanan borçlulara işçileriyle yapmış olduğu hizmet sözleşmelerinde bu hakkı tanımamaktadır. Buna göre işveren ancak Türk Borçlar Kanunu ve İş Kanunu hükümlerinde yer alan sebeplerle işçinin hizmet akdini sonlandırabilecektir. İşverenin hizmet akdini sonlandırması halinde işçi, doğan tazminat alacağı için konkordatonun tasdikini beklemeden mühlet zarfında da icra takibi başlatabilecek ve haciz yolu ile alacağına kavuşabilecektir.

Konkordato ilanı verilmesine rağmen icra takibi yasağından muaf tutulan işçi alacakları bakımından en önemli şart bu alacakların geçici konkordato mühleti verilmesinden önce bir yıl içinde tahakkuk etmiş olmasıdır. Bu ön şartı sağlayan ve icra takibine yapılabilen imtiyazlı işçi alacaklarının kapsamına ücret ile ikramiye, prim, kazançtan alınan pay, komisyon, ayni ödemeler, fazla çalışma ücreti, yıllık ücretli izne dair alacak hakkı, kıdem ve ihbar tazminatı, iş kazasından kaynaklanan maddî, manevi tazminat ve işçinin ölümü hâlinde yakınlarının hak kazandığı destekten yoksun kalma tazminatı, bonoya bağlanmış olsa bile konkordato mühleti verilmesinden önceki bir yıllık zaman dilimine ait ücret gibi kalemler dâhildir. Bu tür alacaklar konkordato mühleti içerisinde doğmuş olması halinde de icra takip yasağından muaftır. Dolayısıyla işçi bu alacakları için icra takibi başlatabileceği gibi, konkordatodan yararlanan işverenin malvarlığına haciz işlemi uygulatabilecek devamında da satış işlemi yolu ile alacağına kavuşabilecektir.

Konkordato Tasdik Edilirse İşçinin Alacağı Ne Olur?

Konkordatonun mahkeme tarafından tasdik edilmesi, konkordato kapsamındaki alacaklar bakımından önemli sonuçlar doğurur. Konkordato planının hangi alacakları kapsadığı, işçi alacağının imtiyazlı olup olmadığı ve ödeme planında hangi koşullara tabi tutulduğu bu aşamada önem kazanır.

Özellikle işçilik alacağının konkordato projesine dahil edilip edilmediği, alacağın tamamının kabul edilip edilmediği ve ödeme planının hangi tarihlerde ödeme öngördüğü incelenmelidir. Bu nedenle işçinin konkordato sürecini yalnızca “şirket konkordato ilan etti” şeklinde değerlendirmesi yeterli değildir. Konkordato dosyasının incelenmesi, alacağın bildirilmesi, varsa alacağa yönelik itirazların değerlendirilmesi ve tasdik kararının sonuçlarının takip edilmesi gerekir.

Konkordato hukukunda işçilik alacaklarının korunması, işçinin alacağını diğer ticari alacaklardan tamamen bağımsız ve sınırsız şekilde tahsil edebileceği anlamına da gelmemektedir. Kanunun öngördüğü imtiyazın kapsamı ile konkordatonun bağlayıcılığı birlikte değerlendirilmelidir. Doktrinde de işçilik alacaklarının konkordato mühleti bakımından özel konumunun özellikle İİK m. 206 ve m. 294 çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmektedir.

Sonuç

Konkordato kararı, işverenin işçilerine karşı doğmuş ücret ve tazminat borçlarını ortadan kaldırmaz. Ancak konkordato süreci, işçilik alacaklarının tahsili bakımından özel usul ve sınırlamalar meydana getirir. Bu nedenle konkordato ilan eden bir işverenden alacağı bulunan işçinin, alacağının niteliğini, doğum tarihini ve İİK kapsamında imtiyazlı olup olmadığını öncelikle belirlemesi gerekir.

Özellikle konkordato mühletinden önceki bir yıllık dönemde tahakkuk eden ve kanunda birinci sırada gösterilen işçilik alacakları bakımından takip yasağının istisnası söz konusu olabilmektedir. Bunun yanında konkordato nedeniyle iş sözleşmesinin sona ermesinden kaynaklanan kıdem ve ihbar tazminatlarının da kanunda öngörülen koşullar çerçevesinde ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

İşçinin alacağının konkordato dosyasına bildirilmesi, alacak miktarının doğru belirlenmesi, konkordato projesinin incelenmesi ve gerekli olması halinde icra veya dava yollarına başvurulması, hak kaybının önlenmesi bakımından önemlidir. Konkordato sürecinin teknik niteliği nedeniyle yalnızca iş hukuku değil, aynı zamanda icra ve iflas hukuku bakımından da değerlendirme yapılması gerekir.