|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
MED-A TURİZM YATIRIMLARI VE TİCARET A.Ş. BAŞVURUSU |
|
(Başvuru Numarası: 2020/36524) |
|
Karar Tarihi: 3/3/2026 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Basri BAĞCI |
|
Üyeler |
: |
Engin YILDIRIM Yıldız SEFERİNOĞLU Kenan YAŞAR Metin KIRATLI |
|
Raportör |
: |
Mehmet ALTUNDİŞ |
|
Başvurucu |
: |
Med-a Turizm Yatırımları ve Ticaret A.Ş. |
|
Vekili |
: |
Av. Muzaffer YILMAZ |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, turizm işletme belgeli tesisin yer aldığı kamu taşınmazının kesin tahsisinin iptal edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 24/11/2020 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilemez olduğu hususunda oybirliği sağlanamaması nedeniyle kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi aracılığıyla erişilen belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:
A. Uyuşmazlığın Arka Plan Bilgisi
5. Güney Antalya Turizm Alanı kapsamında yer alan Antalya ili Kemer ilçesi Tekirova mahallesi 450 parselde bulunan 66.093 m² yüz ölçümlü mülkiyeti Hazineye ait taşınmaz üzerinde 2/4/1991 tarihinde 580 yatak (180 çadır, 20 bungolav) kapasiteli kamping tesisi kurulması için başvurucu Şirket adına kesin tahsis yapılmış ve Şirket lehine 49 yıl süreli irtifak hakkı tesis edilmiştir. 17/2/1994 tarihinde Turizm Bakanlığı Yatırımlar Genel Müdürlüğü tarafından tesisteki 76 bungalov karşılığı 380 kampçı ünitesi (3 kişilik 1140 yatak, 76 oda/160 yatak olmak üzere toplam 1300 yatak) gerçekleştirilmesi şartıyla kapasite artışının uygun görüldüğü bildirilmiştir.
6. Akabinde başvurucu Şirket, tesiste izinsiz olarak gerçekleştirdiği kapasite artışı ve hisse devri nedeniyle 3/7/2003 tarihli ve 4916 sayılı Çeşitli Kanunlarda ve Maliye Bakanlığının Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un Geçici 2. maddesinden yararlandırılması istemiyle Kültür ve Turizm Bakanlığına (İdare) başvuruda bulunmuştur. Anılan talep İdarenin 12 No.lu Arazi Tahsis Komisyonu kararı ile uygun görülmüş ancak Maliye Bakanlığı, Hazine taşınmazı üzerinde başvurucu Şirket lehine tesis edilen üst hakkı ile ilgili 16/6/2012 tarihli ve 2012/15 sayılı Başbakanlık Genelgesi uyarınca izin verilmesi için Başbakanlıktan izin istenmesi gerektiği gerekçesiyle talep dosyasın Başbakanlığa göndermiştir. Başbakanlık 27/4/2015 tarihinde talebin uygun görülmediğini bildirmiş ve başvurucu adına mevcut olan kesin tahsis 21/7/2006 tarihli ve 26235 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Kamu Taşınmazlarının Turizm Yatırımlarına Tahsisi Hakkında Yönetmelik'in (Tahsis Yönetmeliği) 24. maddesi uyarınca -6/7/2015 tarihinde- iptal edilmiştir. Sonrasında turizm işletme belgesi de 12/3/1982 tarihli ve 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu'nun 34. maddesinin birinci fıkrasının (d) ve (e) bentleri gereğince 21/8/2015 tarihinde iptal edilmiştir.
7. Başvurucu Şirket, kesin tahsisin iptaline yönelik kararın iptali için Antalya 4. İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) iptal davası açmıştır. İdare Mahkemesi 9/10/2015 tarihinde dava konu işlemin iptaline karar vermiştir. İdare Mahkemesi 2012/15 sayılı Başbakanlık Genelgesi'nde; kamu kurum ve kuruluşları ile sermayesinin yüzde ellisinden fazlası kamu kurum ve kuruluşlarına ait şirketlerin kendi mülkiyetlerinde veya tasarruflarında bulunan taşınmazlarıyla ilgili olarak satış, kira, irtifak, takas, tahsis, devir vb. her türlü tasarrufa yönelik işlemleri için Başbakanlıktan izin alınması şartının getirildiğini, olayda kanunda öngörülmeyen ve kanun hükmünü sınırlayan genelge hükümleri kapsamında hareket edilerek Şirketin tahsisinin iptal edildiğini oysa Kanun'da öngörülmeyen bir sınırlama ve yöntemin idari düzenleme ile getirilmesine olanak bulunmadığından 4916 sayılı Kanun'un Geçici 2. maddesi kapsamında olduğu ilgili idarelerce de kabul edilen ve anılan madde hükmünden yararlanması gereken Şirket hakkında 4916 sayılı Kanun hükümleri kapsamında işlem tesis edilmesi gerektiğini, buna göre Kültür ve Turizm Bakanlığınca genelge kapsamında Başbakanlıkça talebin uygun bulunmadığı gerekçesiyle başvurucu Şirketin tahsisinin iptaline ilişkin dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığını açıklamıştır. İdare Mahkemesi aynı zamanda turizm yatırımı yapılmak amacıyla adlarına kamu arazisi tahsis edilen, buna karşılık ilgili Bakanlıkların iznine tabi işlemleri izinsiz olarak gerçekleştiren veya sözleşme hükümlerine aykırı davranan yatırımcıların cari yıl proje maliyet bedelinin %3'ü ile dava masraflarını ödemeleri ve sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirmeleri, ilgili Bakanlıklar ile de yeniden sözleşme yapmaları hâlinde tahsislerinin devam edeceğini de belirtmiştir. İptal kararı temyiz kanun yolundan geçerek -27/4/2016 tarihinde- kesinleşmiştir.
8. Başvurucu Şirket, kesin tahsisin iptaline yönelik kararın yargı kararıyla iptal edilmesi sonrasında turizm işletme belgesinin iptal edilmesine yönelik işlemin de iptali için iptal davası açmıştır. İdare Mahkemesi 19/2/2016 tarihinde turizm işletme belgesinin iptaline yönelik kararı iptal etmiştir. İdare Mahkemesi kesin tahsisin iptal edilmesine yönelik kararın 9/10/2015 tarihinde yargı kararıyla iptal edildiği ve dava konusu işlemin de dayanağı kalmadığı sonucuna ulaşmıştır. İptal kararı kanun yollarına başvurulmaksızın 17/5/2016 tarihinde kesinleşmiştir. İptal kararları doğrultusunda başvurucu yönünden kesin tahsis ile turizm işletme belgesi ihya edilmiş ve tesis çalışmaya devam etmiştir.
B. Bireysel Başvuruya Konu Kesin Tahsis Kararının İptaline Yönelik Yargısal Süreç
9. Yargı kararları sonucunda ihya edilen kesin tahsis ve turizm işletme belgesi kapsamında faaliyetine devam eden tesiste İdare tarafından farklı tarihlerde üç kez denetim gerçekleştirilmiştir. İlk denetim 15/7/2017 tarihinde gerçekleştirilmiş ve denetim sonucunda tesisin yatak kapasitesinin belge kapasitesinden farklı olarak 312 çadır (3 yatak), 68 çadır (2 yatak), 85 bungalov (3 yatak) olmak üzere toplam 1327 yatak olduğu tespit edilmiştir. Bunun üzerine İdarece başvurucu Şirketten kapasite artışı ve ne zaman gerçekleştirildiğine yönelik bilgi verilmesi istenmiştir. Başvurucu Şirket, tesiste bulunan fazla yatak kapasitesinin müşteri talebini karşılamak amacıyla odalara konulan kalıcı olmayan ek yataklardan kaynaklandığını, bu kapasitenin tesis bünyesinde onaylı projeye aykırı olarak inşa edilen ek bungalovdan kaynaklanmadığını ifade etmiştir. İdare tesis mahallinde ikinci kez 11/10/2017 tarihinde tekrar denetim yapmış ve bu denetimde tesisin yatak kapasitesinin yine 1327 yatak olduğu ve izinsiz kapasite artışının giderilmediğini tespit etmiştir. Tesis mahallinde 3/8/2019 tarihinde üçüncü kez yeniden denetim yapmıştır. Denetim sonucunda tesisin yatak kapasitesinin çadır üniteleri dışında 101 bungalov (3 yatak), 303 yatak ve 13 personel odası/26 yatak olduğu ve ayrıca bungalov sayısının kampçı ünitesi sayısının %20'sini aşması nedeniyle tesisin 1/6/2019 tarihli ve 30791 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Turizm Tesislerinin Niteliklerine İlişkin Yönetmelik (Yönetmelik) hükümlerine göre kamping şartını sağlamadığını tespit etmiştir. Son olarak Kemer Belediye Başkanlığının 31/10/2019 tarihli yazısı ile anılan tesise ilişkin olarak onaylı ruhsat eki mimari projesine aykırı yapılaşmalara dair 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 32. maddesi uyarınca yapı tatil zaptı düzenlenmiştir.
10. İdare 23/12/2019 tarihinde yukarıdaki denetim sonuçları ve Kemer Belediye Başkanlığının 31/10/2019 tarihli yazısını gerekçe göstererek Yönetmelik'in 36. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b) bendi, Yönetmelik'in 17. ve 24. maddeleri ve 2/4/1991 tarihli kesin tahsis yazısına aykırı şekilde tesisin onaylı projesine uymayan ve izin alınmaksızın ilave yapılaşmalar yapmak suretiyle tesis kapasitesinde artış yapıldığı ve bu artışlar sonucu bungalov sayısının kampçı ünitesi sayısının %20'sini aşması nedeniyle kesin tahsisin iptaline karar vermiştir.
11. Başvurucu Şirket, kesin tahsis kararının iptaline yönelik idari işlemin iptali için Antalya 3. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) iptal davası açmıştır. Başvurucu Şirket; dava dilekçesinde İdare tarafından gerçekleştirilen denetim raporlarının kendilerine tebliğ edilmediğini, tesisin onaylı projesine aykırı şekilde bungalov sayısının artırılmadığını, tesisin yoğun olduğu dönemlerde özellikle çocuklu aileler için ek yatak ihtiyacı olduğu zamanlarda bungalovlara ek yatak konulduğunu belirtmiştir. Şirket; ek yatak konulmasının ilave yapılaşma olarak kabul edilemeyeceğini, proje dâhilinde yapılan kampçı ünitelerinde yer alan yatakların İdare tarafından bungalov olarak değerlendirildiğini ancak bu değerlendirmenin hatalı olduğunu, tesiste keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiğini, denetimler sonucunda işletmede bir eksiklik tespit edilmişse bunun giderilmesi için süre tanınması gerektiğini ancak İdarece herhangi bir süre verilmeksizin doğrudan kesin tahsisin iptal edilmesinin kanuna aykırı olduğunu açıklamıştır. Öte yandan başvurucu Şirket 30/1/2020 tarihli ek beyan dilekçesinde kendisi ile aynı konumda bulunan bir işletme için İdarenin eksikliklerin giderilmesi hususunda altı ay süre verdiğini, İdarenin eşitlik ilkesine uygun davranması gerektiğini dile getirmiş ve dilekçe ekinde diğer işletme için alınan idari kararın bir örneğini Mahkemeye sunmuştur.
12. Mahkeme 11/6/2020 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Mahkeme gerekçeli kararında;
i. İdarece 15/7/2017 tarihinde gerçekleştirilen denetim sonucunda düzenlenen 31/7/2017 tarihli raporda bir önceki denetimde tespit edilen eksikliklerin yeniden saptandığı ve başvurucu Şirket hakkında 5.909 TL idari para cezasının tatbik edilerek mevzuata aykırı uygulamaların giderilmesi gerektiği, aksi takdirde cezai yaptırımların devam edeceğinin bildirildiği,
ii. 11/10/2017 tarihli denetim sonucunda düzenlenen raporda 15/7/2017 tarihli denetimde tespit edilen eksikliklerin devam etmekte olduğu ve anılan Yönetmelik'e aykırı olarak yatak kapasitesinin 9 adet bungalovun bölünmek suretiyle içlerine bir yatak ve bir ranza koyularak üçer yataktan toplam 27 yatak olacak şekilde artırıldığı, kampçılara ait bay/bayan lavabo ve tuvaletlerin duş, çamaşır makineleri ve ütülerin bulunduğu ünitelerin ve yemek hazırlama ve bulaşık yıkama yerleriyle personele özgü yerlerin bakım ve temizliğinin yetersiz olduğu, tesis mutfağında bulunan soğuk hava depolarının güvenlik amaçlı alarm sistemlerinin çalışmadığı, Şirket hakkında 5.909 TL idari para cezasının tatbik edilerek mevzuata aykırı uygulamaların giderilmesi gerektiği, aksi takdirde cezai yaptırımların devam edeceğinin bildirildiği,
iii. 3/8/2019 tarihinde gerçekleştirilen denetim sonucunda düzenlenen raporda; tesiste görev yapan personelin görev yerlerine uygun nitelikli kıyafetinin bulunmadığı, ilave oda/yatak artışının giderilmediği, ranzalı oda kullanımının devam ettiği, tesiste 101 bungalov ünitesi (müşteri yatak odalarındaki kapasite artışı 9 adet bungalov bölünerek oda yapılmak suretiyle oluşturulduğu, ayrıca 2 ayrı yapıda 16 müşteri odası ilave edildiği), 13 personel odası (1. yapı 6 oda, 2. yapı 6 oda, 3. yapı 1 adet üst düzey personel lojmanı) bulunduğu, mevcut bungalov oda sayısının kampçı ünite sayısının %20'sini aşmakta olduğu, Kemer Belediye Başkanlığı ekiplerince 31/10/2019 tarihinde gerçekleştirilen denetimde tesisteki yapılara ilave olarak 340,64 m² büyüklüğünde cepheleri ve üzeri kapalı yapı, 44,10 m² büyüklüğünde etrafı betopan malzeme üzeri OSB malzeme ile kapalı ilave yapı yapıldığının tespit edilerek aynı tarihli yapı tatil zaptı düzenlendiği ve söz konusu aykırılıkların giderilmesi için başvurucu Şirkete 20 gün süre verildiği,
iv. Kamping tesisinde gerek her biri 3 yataklı 76 bungalov kullanım koşulunun ihlal edilmesinin (bungalov sayısının kampçı ünitesi sayısının %20'sini aşması da) yanında tahsis olmaksızın personel lojmanı yapımı ve kullanımı dolayısıyla başvurucu Şirket adına yapılan kesin tahsisin iptaline ilişkin dava konusu işlemde mevzuata aykırılık bulunmadığı sonucuna varmıştır.
13. Davanın reddine yönelik karara karşı başvurucu temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Temyiz dilekçesinde tesiste onaylı projeye aykırı şekilde bungalov sayısının hiç artırılmadığını, Kemer Belediye Başkanlığı tarafından yapılan tespitte bu durumun ortaya konulduğunu, mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiğini açıklamıştır. Öte yandan başvurucu, temyiz incelemesi devam ederken 3/9/2020 tarihinde Kemer Sulh Hukuk Mahkemesinde delil tespiti talebinde bulunmuştur. Talep dilekçesinde tesiste onaylı projesinde belirtilen 76 bungalov sayısının üzerinde bungalov yapılaşmasının olup olmadığını bilirkişiler vasıtasıyla tespiti istenilmiştir. Bir inşaat mühendisi ve bir harita mühendisinden oluşan bilirkişi kurulu 11/9/2020 tarihinde mahallinde keşif yapmış ve Kemer Sulh Hukuk Mahkemesine sunulan 15/9/2020 tarihli bilirkişi raporunda 450 No.lu parsel içinde müşterilerin konaklaması amacıyla 29 adet blok ve bu 29 blok üzerinde 76 adet bungalov bulunduğu, 450 parsel içinde dosyaya ibraz edilen onaylı projedeki bungalovlar dışında ya da haricen yapılmış ek bungalov bulunmadığı tespit edilmiştir. Rapor ekinde uydu fotoğrafları, krokiler ve fotoğraflar da yer almıştır. Başvurucu 16/9/2020 tarihinde temyiz incelemesini yapan Danıştay Altıncı Dairesine (Daire) ek dilekçe sunmuştur. Bu dilekçede kesin tahsisin iptaline gerekçe gösterilen bungalov artışı ile ilgili Kemer Sulh Hukuk Mahkemesinin 2020/35 D.İş kararını ve ek bilirkişi raporunu ibraz etmiştir. Başvurucu, anılan raporda bungalov sayısında artış olmadığının tespit edildiğini, bu durumun temyiz incelemesinde değerlendirmeye alınması gerektiğini ifade etmiştir.
14. Daire 6/10/2020 tarihinde Mahkeme kararının onanmasına oyçokluğuyla kesin olarak karar vermiştir. Karara muhalif kalan üye, Kemer Belediye Başkanlığının 4/6/2020 tarihli yazısında tesiste tespit edilen ruhsat ve eki mimari projeye aykırılıklara ilişkin olarak ilave bungalov yapıldığına ilişkin bir tespite yer verilmediğini, dava konusu işlemin gerekçesini oluşturan izinsiz ilave bungalov yapılıp yapılmadığı, tesiste bulunan suit bungalovlar içindeki odaların ayrı giriş çıkışları kullanılmak suretiyle bağımsız bungalovlara dönüştürülerek kullanılıp kullanılamadığı hususlarının açıklığa kavuşturulması amacıyla tesiste yapılacak keşif ve bilirkişi incelemesi neticesinde hazırlanacak bilirkişi raporunda yer verilen tespitler dikkate alınmak suretiyle bir karar verilmesi gerektiğini açıklamıştır.
15. Nihai karar başvurucu tarafından 12/11/2020 tarihinde öğrenilmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
16. 4916 sayılı Kanun'un Geçici 2. maddesi şöyledir:
"Kanunları uyarınca turizm yatırımı yapılmak amacıyla adlarına kamu arazisi tahsis edilen ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce, ilgili bakanlıkların iznine tâbi işlemleri izinsiz olarak gerçekleştiren veya sözleşmelerine aykırı davranan yatırımcılar ve işletmeciler hakkında açılan davalardan; cari yıl proje maliyet bedelinin % 3’ü ile dava masraflarını defaten ödemeleri, sözleşmeden doğan mali yükümlülüklerini yerine getirmeleri ve ilgili bakanlıklar ile yeniden sözleşme yapmaları kaydıyla vazgeçilir, bu şartların yerine getirilmesi kaydıyla, dava açılması gerekenler için ise dava açılmaz ve tahsisleri devam eder.
Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, Çevre ve Orman Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığının görüşü alınmak kaydıyla Maliye Bakanlığınca belirlenir."
17. 2634 sayılı Kanun'un "Taşınmaz malların turizm amaçlı kullanımı" başlıklı 8. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
"A. Kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ve turizm merkezlerinde bulunan, Bakanlık tarafından turizm amaçlı değerlendirilmesinde yarar görülen ve ilgili Bakanlığa bildirilen taşınmazlardan;
(1) (Değişik: 7/5/2008-5761/2 md.) (Değişik birinci ve ikinci cümle: 23/5/2019-7175/2 md.) Kamu hizmetlerinde kullanılanlar ile üzerinde irtifak hakkı tesis edilenler hariç, Hazinenin özel mülkiyetinde bulunan taşınmazlardan Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca uygun görülenler üç ay içerisinde tahsis edilir, bu süre içinde tahsisin yapılmaması veya olumsuz görüş bildirilmemesi halinde tahsis yapılmış sayılır. Tapuya tescili mümkün olan Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki tescil harici yerler ile kapanan yollar ve yol fazlaları ise talep tarihinden başlayarak en geç bir ay içinde Hazine adına tescil edilir ve tescili müteakip Bakanlığa aynı usulle tahsis yapılır. ...
...
Bu Kanuna göre tahsis edilecek orman sayılan yerlerde;
a) Turizme tahsis edilecek alan, il genelindeki toplam orman sayılan yerlerin binde 5’ini geçemez.
b) Yapılaşmaya esas inşaat hakkı, emsal (E) 0.30’u geçemez.
c) Turizm yatırımı için tahsis edilen orman alanının üç katı kadar alanın ağaçlandırma bedeli ve ağaçlandırılan bu alanın üç yıllık bakım bedeli, yatırımcı tarafından Orman Genel Müdürlüğü hesabına, doğrudan belirtilen ağaçlandırma ve bakım işlerinde kullanılmak şartıyla gelir olarak kaydedilir ve kaydedilen tutar karşılığı ödenek öngörülür. Belirtilen bedelin yatırılmadığının tespiti halinde, yatırımcıya turizm yatırımı veya işletmesi belgesi verilmez.
...
C. (Değişik: 7/5/2008-5761/2 md.) Bakanlığın tasarrufuna geçen taşınmazların yatırımcılara tahsisi, kiralanması ve bunlar üzerinde irtifak hakkı tesisine ilişkin esaslar ile süreler, bedeller, hakların sona ermesi ve diğer şartlar, saydamlık, güvenilirlik, eşit muamele, kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanımı ilkeleri doğrultusunda Bakanlık, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu ile 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanunu hükümlerine bağlı olmaksızın müştereken tespit edilir.
D. (Değişik: 7/5/2008-5761/2 md.) Bakanlığın tasarrufuna geçen taşınmazları (C) fıkrası uyarınca tespit edilmiş olan şartlarla Türk ve yabancı uyruklu gerçek ve tüzel kişilere tahsis etmeye Bakanlık yetkilidir. Bu taşınmazlar üzerinde bağımsız ve sürekli nitelikli üst hakları dahil olmak üzere irtifak hakkı tesisi ve bunlardan alt yapı için gerekli olanlar üzerinde, alt yapıyı gerçekleştirecek kamu kurumu lehine bedelsiz irtifak hakkı tesisi, Bakanlığın uygun görüşü üzerine, Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca belirlenen koşullarla ve bu Bakanlık tarafından yapılır.
...
I. (Ek: 24/7/2003-4957/3 md.) (Değişik paragraf: 25/3/2020-7226/10 md.) Bakanlık tarafından tahsisi iptal edilen taşınmazların üzerinde yatırımcılar lehine tesis edilen irtifak haklarına ilişkin terkin davalarında basit yargılama usulü uygulanır. Tahsisi iptal edilen ve irtifak hakları terkin edilen veya tahsis süreleri sona eren taşınmazlar üzerinde bulunan yapı, tesis ve müştemilatlar bedelsiz olarak Hazineye intikal eder. Yatırımcı, bunlar için herhangi bir hak ve bedel talep edemez.
..."
18. Tahsis Yönetmeliği'nin "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Bu Yönetmelikte geçen;
...
g) Kesin tahsis: Ön izin koşullarını yerine getiren girişimciler adına, kamu taşınmazı üzerinde bağımsız ve sürekli nitelikli üst hakları da dahil olmak üzere irtifak hakkı tesisi veya kiralama ya da kullanma izni verilmesi suretiyle kullanma hakkı verilmesini,
...
ifade eder."
19. Tahsis Yönetmeliği'nin -bireysel başvuru tarihi itibarıyla- "Kesin tahsis" başlıklı 17. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
"(1) Ön izin yükümlülüklerini yerine getirerek turizm yatırımı belgesi veya ana turizm yatırımı belgesi alan girişimci adına Arazi Tahsis Komisyon kararı ile kesin tahsis yapılır.
...
(5) Girişimcilere, Arazi Tahsis Komisyon kararı ile kırk dokuz yıla kadar; ana yatırımcılara ise Cumhurbaşkanı kararı ile yetmiş beş yıla kadar tahsis yapılabilir. Ancak, konaklama tesisi ile günübirlik tesisin birlikte tahsis edilmesi hali hariç olmak üzere; günübirlik tesis, kür merkezi, kamping, lüks çadır tesisi ve konaklama amaçlı mesire yeri veya orman parkı yapılmak amacıyla yapılacak tahsislerde tahsis süresi yirmi yılı geçemez ve bu tahsisler kiralama şeklinde yapılır. Tahsis süresi, kesin tahsis yazısının tebliği tarihinden başlar. Bakanlıkça tahsis edilen taşınmazların üzerinde yapılan tesisteki konaklama ünitelerinin yatırımcı veya işletmecileri tarafından üçüncü kişilere kullandırılmasına yönelik yapılan sözleşmelerin süresi bir yılı geçemez. Bakanlıkça konaklama amaçlı olarak yapılan tahsislerin türünün lüks çadır tesisine dönüştürülmesinin uygun görülmesi halinde, bu tahsisler mevcut tahsis süresi ve şekliyle devam eder. Bu durumda tahsisli taşınmaz üzerindeki yapıların yıkılmasının gerekmesi halinde yıkılacak yapılara ilişkin ilgili İdarece belirlenecek yapı bedeli yatırımcı tarafından ödenir.
(6) Kesin tahsis yazısının tebliğinden itibaren yatırımın tamamlanarak Turizm İşletmesi Belgesi alınması için üç yıla kadar süre verilir. Bu süre günübirlik tesis ile kamping, lüks çadır tesisi ve konaklamalı orman parkı tahsislerinde iki yıl olarak uygulanır.
(7) (Değişik:RG-30/12/2016-29934) Mücbir veya kamudan kaynaklanan ve Bakanlıkça kabul edilebilir idari ve hukuki uyuşmazlıklardan doğan sebeplerle yatırıma başlanılamaması veya yatırımın gerçekleştirilememesi durumunda kesin tahsis süresi, dondurma sebepleri ve bu sebeplerin ortaya çıktığı tarihler dikkate alınarak sorun çözümleninceye kadar Arazi Tahsis Komisyonu kararı ile dondurulur. Kesin tahsis süresinin dondurulduğu tarih ile bu sürenin yeniden başlatılacağı tarih arasında geçen süre tahsis süresine eklenir ve bu süre için kullanım bedeli ödenmez. Tahsis süresinin dondurulduğuna ilişkin yazının tebliğ tarihinden itibaren bir ay içerisinde yatırımcıdan; kesin tahsis süresinin başlatılacağı tarih itibarıyla (Değişik ibare:RG-24/7/2020-31195) cari yıl birim maliyetleri üzerinden hesaplanacak yeni bedelin o yılki kullanım bedeli sayılmak üzere ödeneceğinin kabul ve taahhüt edildiğine ilişkin noter onaylı taahhütnamenin veya noter onaylı şirket yönetim kurulu kararının Bakanlığa iletilmesi istenir. Tahsis süresinin açıldığı tarih itibarıyla yatırımcıdan sürenin açıldığı tarihteki toplam yatırım maliyeti esas alınarak (Değişik ibare:RG-25/9/2018-30546) teminatının güncellenmesi istenir.
(8) Ancak, kendi kusuru dışında, mücbir veya kamudan kaynaklanan ve Bakanlıkça kabul edilebilir hukuki ve idari uyuşmazlıklardan doğan sebeplerle süresi içerisinde yükümlülüklerini tamamlayamadıklarını belgeleyen yatırımcının talebi durumunda, kesin tahsisi iptal edilir ve teminatı iade edilir. Bu durumda kesin tahsisin iptal edildiği tarihe kadar olan kullanım bedelleri tahsil edilir.
...
(10) Üçüncü şahısların tahsis sözleşmesi ve koşullarından doğacak yükümlülükleri yerine getirmesinden ana yatırımcı Bakanlığa karşı, üçüncü şahıslar da aynı yükümlülüklerin yerine getirilmesinden ana yatırımcıya ve Bakanlığa karşı sorumludur. Bu sorumluluklar kesin tahsis sözleşmeleri ile belirlenir.
(11) Ana yatırımcıdan, tahsis edilecek alanda gerçekleştirilecek sosyal ve teknik altyapının yapımına ilişkin olarak ilgili kurumlardan temin edilecek birim fiyatlara göre hesaplanan toplam yatırım tutarında olan ve Arazi Tahsis Komisyonunca da uygun görülen teminat alınır. Bu teminat sosyal ve teknik altyapıların tamamlanması ve ilgili kurumlardan kullanılabilir belgesi alınmasından sonra iade edilir.
(12) Alt yatırımcılar tarafından yapılacak tesisler için bu maddenin ikinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen teminatın alt yatırıma düşen miktarının Bakanlığa verilmesi halinde, ana yatırımcıdan bu tesise ilişkin alınmış teminat iade edilir.
(13) Kesin tahsis yükümlülüklerini yerine getirmeyen yatırımcının tahsisi Bakanlıkça re’sen iptal edilir ve teminatı Hazineye irat kaydedilir. Bu durumda arazi üzerindeki her tür yapı ve tesisler bedelsiz olarak Hazineye intikal eder. Yatırımcı, bunlar için herhangi bir hak ve bedel talep edemez.
(14) Ana yatırımcı adına verilen kesin tahsisin iptali ve teminatın Hazineye irat kaydedilmesine ilişkin Arazi Tahsis Komisyon kararı, (Değişik ibare:RG-25/9/2018-30546) Cumhurbaşkanı onayı ile yürürlük kazanır.
(15) Ana yatırımcının tahsisi iptal edildiğinde, alt yatırımcının hakları korunur. Bir başka ana yatırımcının bulunamaması halinde Bakanlık imar parselleri bazında alt yatırımcıların tahsisini devam ettirir.
(16) Bu durumda boşalacak olan kamu arazisinin tahsisi için Yönetmeliğin 9 uncu maddesi uygulanır.
..."
20. Tahsis Yönetmeliği'nin -bireysel başvuru tarihi itibarıyla- "Denetim" başlıklı 23. maddesi şöyledir:
"(1) Bu Yönetmelik hükümlerine dayanılarak kiraya verilen veya irtifak hakkı tesis edilen ya da kullanma izni verilen yerlerin denetimi, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının ilgili mevzuattan doğan yetkileri saklı kalmak kaydıyla Bakanlık tarafından yapılır.
(2) Turizm Yatırımı Belgesi, Kısmi Turizm İşletmesi Belgesi veya Turizm İşletmesi Belgesinin iptal edilmesi halinde, yatırım aşamasında olan tahsislerde yatırım süresini aşmamak kaydıyla, belge sahibine yeniden belge alabilmesi için bir yıl süre verilir. Bir yıllık süre iptal kararının belge sahibine tebliği tarihinden itibaren başlar. Bu süre içerisinde belge alınmaz ise tahsis iptal edilir ve bu Yönetmeliğin 24 üncü maddesi hükümleri uygulanır."
21. Tahsis Yönetmeliği'nin "Tahsisin iptali ve sözleşmenin feshi" başlıklı 24. maddesi şöyledir:
"(1) Tahsis koşullarına, irtifak hakkı, kiralama veya kullanma izni sözleşmelerine aykırı davrananların kesin tahsisleri ve sözleşmeleri iptal edilir. Bu durumda yatırımcıların tüm hakları sona erer, taşınmazlar üzerinde bulunan yapı ve tesisler müştemilatları ile birlikte bedelsiz olarak Hazineye intikal eder ve teminatları nakde çevrilerek Hazineye irat kaydedilir. Yatırımcılar bunlar için herhangi bir hak, bedel veya tazminat talebinde bulunamaz. Yatırımcılar tarafından taşınmaza veya üzerinde bulunan yapı, tesis ve müştemilatlara zarar verilmiş ise, bunun bedeli de ayrıca alınır.
(2) (Ek:RG-30/12/2016-29934) Mücbir veya kamudan kaynaklanan ve Bakanlıkça kabul edilebilir idari ve hukuki uyuşmazlıklardan doğan sebepler dışında yatırımcının yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle tahsisin iptal edilmesi halinde, yatırımcıdan cari yıl kullanım bedelinin yüzde yirmi beşi kadar tazminat alınır.
(3) (Ek:RG-30/12/2016-29934) Tahsisleri ve bu tahsislere dayanılarak yapılan irtifak hakkı, kullanma izni ve kiralama işlemleri iptal edilen taşınmazların turizm belgeleri de iptal edilir."
22. Yönetmelik'in "Kampingler, konaklama amaçlı mesire yerleri ve konaklamalı orman parkları" başlıklı 36. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
"(1) Kampingler; deniz, göl, dağ gibi doğal güzelliği olan yerlerde kurulan ve genellikle müşterilerin kendi imkânlarıyla geceleme, yeme-içme, dinlenme, eğlence ve spor ihtiyaçlarını karşıladıkları en az on ünitelik tesislerdir. Kampinglerde aşağıdaki nitelikler aranır:
...
b) Kampinglerde; kampçı ünitesi başına hesaplanacak alan seksen metrekaredir. Kampçı ünitesi; çadır, çadır-araba, karavan, motokaravan veya bungalovdan oluşabilir. Bungalovlar dahil her ünite iki kişiliktir. Bungalov ünite sayısı, toplam kampçı ünitesi sayısının yüzde yirmisini aşamaz ve bu ünitelerde mutfak düzenlemesi yapılamaz. Bungalov ünitelerinin her birinin toplam alanı yirmi metrekareyi geçemez. (Ek cümle:RG-10/12/2022-32039-CK-6511/1 md.) Kamu eliyle işletilen kampinglerde ise bungalov ünitelerinde toplam alan şartı aranmaz, bu tesislerin işletme hakkı devredilemez veya kiralanamaz.
c) Girişte otopark, resepsiyon, emanet ve telefon hizmeti verilen düzenlemeler yapılır.
ç) Müşterek kullanım tesisleri ile konaklamaya ayrılan alanın zemini kullanım amacına uygun biçimde düzenlenir. Bu tesislerde;
1) Her on kampçı ünitesi için en az bir kadın ve bir erkek tuvaleti, duş ve lavabo ile lavaboların yanında priz,
2) Her on kampçı ünitesi için en az bir adet çamaşır yıkama makinesi ve ütüleme yeri,
3) Her beş kampçı ünitesi için birer adet yemek hazırlama, pişirme, bulaşık yıkama mahalli ile kilitli soğutucu dolaplar bulunan üstü kapalı bir mahal,
bulunur.
..."
B. Uluslararası Hukuk
23. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" başlıklı 1. maddesi şöyledir:
"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez."
24. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) her ne kadar Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinde açık olarak usule ilişkin güvencelerden söz edilmese de bu maddenin keyfî müdahalelerden korunmak amacıyla mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerin kanun dışı, keyfî ya da makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlu makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması güvencesini kapsadığını belirtmektedir. Bu değerlendirme ise uygulanan sürecin bütününe bakılarak yapılmalıdır (AGOSI/Birleşik Krallık, B. No: 9118/80, 24/10/1986, § 55; Jokela/Finlandiya, B. No: 28856/95, 21/5/2002, § 45).
25. AİHM'e göre ayrıca usule ilişkin güvencelerin özel kişiler arasında ihtilaf oluşturan mülkiyet hakkı ile ilgili meseleler yanında taraflardan birinin devlet olması durumunda bu ilke daha kuvvetli uygulanma alanı bulur (Plechanow/Polonya, B. No: 22279/04, 7/7/2009, § 100). Bu bağlamda mülkiyet hakkının korunmasına dair usule ilişkin güvenceler kapsamında mahkeme kararlarının ilgili ve yeterli bir gerekçeye sahip olması gerektiğine değinilmiştir. AİHM'e göre bu zorunluluk davacının her iddiasına ayrıntılı cevap verilmesi anlamına gelmemekle birlikte en azından mülk sahibinin esasa ilişkin temel iddia ve itirazlarının yargılama makamlarınca yapılacak dikkatli ve özenli bir inceleme sonucunda karşılanması gerektiği vurgulanmıştır (Gereksar ve diğerleri/Türkiye, B. No: 34764/05, 34786/05, 34800/05, 34811/05, 1/2/2011, § 54).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
26. Anayasa Mahkemesinin 3/3/2026 tarihinde yaptığı toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
27. Başvurucu, İdarenin denetim sonucunda ortaya çıkan eksikliklerin giderilmesi konusunda 2634 sayılı Kanun'a göre süre vermesi gerektiği hâlde süre verilmediğini, kesin tahsisin iptal edilmesine gerekçe gösterilen bungalov sayısının artırıldığına yönelik iddianın çekişmeli olduğunu ve bu konuda Mahkemenin mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırmadığını, İdarece tutulan tutanaklara üstün tanındığını belirterek adil yargılanma hakkı ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
28. Bakanlık görüşünde; Mahkemenin uyuşmazlığın çözümü için İdarece ve Kemer Belediye Başkanlığı tarafından yapılan denetimler sonucunda düzenlenen tutanak ve raporları hüküm vermeye elverişli bulduğunu, bu nedenle keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırmayı usul ekonomisini de dikkate alarak uygun görmediğini ve başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğunu açıklamıştır. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı daha önce dile getirdiği iddiaları yinelemiştir.
B. Değerlendirme
29. Anayasa'nın "Mülkiyet hakkı" başlıklı 35. maddesi şöyledir:
"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz."
30. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun şikâyeti kesin tahsisin iptal edilmesinden kaynaklı mülkiyet hakkının ihlal edildiğidir. Başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamında dile getirdiği şikâyetlerinin mülkiyet hakkının usul güvenceleri bağlamında incelenmesinin uygun olacağı değerlendirilmiştir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
31. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Mülkün Varlığı
32. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse, önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri [2. B.], B. No: 2013/1178, 5/11/2015, §§ 49-54). Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve fikrî hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet hakkının kapsamına dahildir (Mahmut Duran ve diğerleri [2. B.], B. No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60). Mülkiyet hakkının özel hukukta veya idari yargıda kabul edilen mülkiyet hakkı kavramlarından farklı bir anlam ve kapsamı olup bu alanlarda kabul edilen mülkiyet hakkı, yasal düzenlemeler ile yargı içtihatlarından bağımsız olarak özerk bir yorum ile ele alınmalıdır (Hüseyin Remzi Polge [2. B.], B. No: 2013/2166, 25/6/2015, § 31).
33. Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı; mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibi olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı, kişinin bu konudaki menfaati ne kadar güçlü olursa olsun Anayasa'yla korunan mülkiyet kavramı içinde değildir. Bu bağlamda belirtmek gerekir ki Anayasa'nın 35. maddesi soyut bir temele dayalı olarak mülkiyete erişmeyi ve mülkiyeti edinmeyi değil mülkiyet hakkını güvence altına almaktadır. Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda bir ekonomik değer veya icrası mümkün bir alacağı elde etmeye yönelik meşru bir beklenti Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi [1. B.], B. No: 2012/636, 15/4/2014, §§ 36, 37).
34. Turizm tesisi kesin tahsis kararı sonrasında yaklaşık 28 yıl (kesin tahsisin yapıldığı 1991 yılından iptal edildiği 2019 yılına kadar) başvurucu Şirket tarafından işletilmiştir. Kesin tahsisin başvurucu Şirket için ekonomik bir değeri olduğu ve bu ekonomik değerin mülk kavramına dâhil olduğu açıktır.
b. Müdahalenin Varlığı ve Türü
35. Anayasa'nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma ve ondan tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma olanağı verir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, mülkün semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan [1. B.], B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53).
36. Anayasa'nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas eden diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın mülkiyet hakkına müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında mülkten barışçıl yararlanma hakkına yer verilmiş, ikinci fıkrasında mülkten yoksun bırakmanın şartlarının genel çerçevesi de çizilmiş ve son fıkrasında ise devletin mülkiyetin kullanımını kontrol etmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, §§ 55-58).
37. Başvurucu Şirket açısından kesin tahsisin iptal edilmesinin Anayasa'nın 35. maddesi anlamında mülkiyet hakkına müdahale oluşturduğunu belirtmek gerekir. Olayda denetimler sonucunda kesin tahsisin iptalinin kamu makamlarının kontrol ve düzenleme yetkisi kapsamında olduğu açıktır. Bu sebeple başvurunun mülkiyetin kullanımını düzenleme ve kontrole ilişkin üçüncü kural çerçevesinde incelenmesi gerekir.
c. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
38. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
39. Anayasa'nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 62).
i. Kanunilik
40. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi gereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması, müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir kanun hükümlerinin bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye İş Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; Ford Motor Company [2. B.], B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye Çiftçi ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55).
41. Kesin tahsis 2634 sayılı Kanun'a ve bu kanuna dayanılarak yürürlüğe giren Yönetmelik hükümlerine göre iptal edilmiştir. Bu kapsamda müdahalenin kanuni dayanağının olduğu anlaşılmıştır.
ii. Meşru Amaç
42. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkı ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilir. Kamu yararı kavramı, mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılmasına imkân verdiğinden, bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyet hakkının kamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda bir sınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde korumaktadır. Kamu yararı kavramı, devlet organlarının takdir yetkisini beraberinde getiren bir kavram olup objektif bir tanıma elverişli olmayan bu ölçütün her somut olay temelinde ayrıca değerlendirilmesi gerekir (benzer yöndeki karar için bkz. Nusrat Külah [2. B.], B. No: 2013/6151, 21/4/2016, §§ 53, 56; Yunis Ağlar [1. B.], B. No: 2013/1239, 20/3/2014, §§ 28, 29).
43. Kesin tahsis İdarece iptal edilmiştir. İdarenin iptal gerekçesinin tesisin onaylı projesine aykırı şekilde ve izin alınmaksızın ilaveler yapılmak suretiyle tesis kapasitesinde artış yapılmış olmasına dayandığı anlaşılmaktadır (bkz. § 10). Turizm hizmeti ile bu hizmetin gereği olarak turizm işletmelerinin düzenlenmesi, denetlenmesi ve turizm sektörünü geliştirecek bir yapı ve işleyişe kavuşturacak tertip ve tedbirlerin alınması amacı gözönüne alındığında gerçekleşen müdahalede kamu yararının bulunduğu kabul edilmelidir.
iii. Ölçülülük
(1) Genel İlkeler
44. Son olarak kamu makamlarınca başvurucu Şirketin mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaçla bu amacı gerçekleştirmek için kullanılan araç arasında makul bir ölçülülük ilişkisinin olup olmadığı değerlendirilmelidir.
45. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 38).
46. Ölçülülük ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları arasında adil bir dengenin kurulması gerekir. Bu adil denge, başvurucunun şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş olacaktır. Anayasa Mahkemesi müdahalenin ölçülülüğünü değerlendirirken bir taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini ve diğer taraftan müdahalenin niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını da gözönünde bulundurarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate alacaktır (Arif Güven [2. B.], B. No: 2014/13966, 15/2/2017, §§ 58, 60).
47. Anayasa'nın 35. maddesi usule ilişkin açık bir güvenceden söz etmemektedir. Bununla birlikte mülkiyet hakkının gerçek anlamda korunabilmesi bakımından bu madde, Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında da ifade edildiği üzere mülk sahibine müdahalenin kanun dışı veya keyfî ya da makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlu makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması güvencesini kapsamaktadır. Bu değerlendirme ise uygulanan sürecin bütününe bakılarak yapılmalıdır (Züliye Öztürk [1. B.], B. No: 2014/1734, 14/9/2017, § 36; Bekir Yazıcı [GK], B. No: 2013/3044, 17/12/2015, § 71).
48. Mülkiyet hakkının usule ilişkin güvenceleri hem özel kişiler arasındaki mülkiyet uyuşmazlıklarında hem de taraflardan birinin kamu gücü olduğu durumlarda geçerlidir. Bu bağlamda mülkiyet hakkının korunmasının söz konusu olduğu durumlarda usule ilişkin güvencelerin somut olayda yerine getirildiğinden söz edilebilmesi için mahkemelerin kararlarında konu ile ilgili ve yeterli gerekçe bulunmalıdır. Ayrıca belirtmek gerekir ki bu zorunluluk davacının bütün iddialarına cevap verilmesi anlamına gelmemekle birlikte mülkiyet hakkını ilgilendiren, davanın sonucuna etkili esasa ilişkin temel iddia ve itirazların yargılama makamlarınca özenli bir şekilde değerlendirilerek karşılanması gerekir (Kamil Darbaz ve Gmo Yapı Grup End. San. Tic. Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2015/12563, 24/5/2018, § 53).
(2) İlkelerin Olaya Uygulanması
49. Başvurucu Şirket; tesisin onaylı projesinde yer alan kapasitede bungalov bulunduğunu, İdarenin aksi yöndeki tespiti karşısında bu husustaki çelişkinin keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılarak çözümlenmesi gerektiğini, Kemer Sulh Hukuk Mahkemesinin bilirkişi raporunda bungalov sayısında artış yapılmadığının tespit edildiğini, denetim sonucunda ortaya çıkan eksikliklerin giderilmesi için 2634 sayılı Kanun'a göre süre verilmesi gerektiği hâlde verilmediğini belirtmiştir. Mahkeme davanın reddine karar vermiş, temyiz istemi de Dairece reddedilmiştir.
50. Kural olarak bir davada bilirkişi incelemesi yapılmasının gerekip gerekmediğini belirlemek mahkemelerin takdir yetkisi kapsamındadır (bkz. Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, § 68). Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin denetim yetkisi taraflarca ileri sürülen ve uyuşmazlığın sonucuna etkili olabilecek nitelikteki iddia ve delillerin mahkemelerce makul ve yeterli bir gerekçeyle değerlendirilip değerlendirilmediğinin incelenmesini de kapsar. Özellikle ispat yükünün dağılımı ve silahların eşitliği ilkesi bakımından taraflardan birinin diğerine göre açık biçimde dezavantajlı bir konuma sürüklenip sürüklenmediğinin araştırılması gerekir. Olayda uyuşmazlığın temelini projeye aykırı şekilde bungalov sayısının artırılıp artırılmadığı hususu oluşturmaktadır. Bu hususun maddi vakıa düzeyinde açıklığa kavuşturulabilmesi için başvurucu tarafından mahallinde keşif yapılması ve bilirkişi incelemesi gerçekleştirilmesi açıkça talep edilmiştir. Ancak Mahkemenin bu talep hakkında herhangi bir değerlendirme yapmadığı, talebin neden karşılanmadığını ortaya koyan bir gerekçeye de kararında yer vermediği anlaşılmaktadır. Oysa idari yargıda geçerli olan resen araştırma ilkesi gereği mahkemenin maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için gerekli inceleme ve araştırmaları kendiliğinden yapması beklenir. Uyuşmazlığın çözümünde belirleyici nitelikteki bir maddi olgunun tespiti bakımından keşif ve bilirkişi incelemesine ilişkin talebin gerekçesiz biçimde karşılanmaması, maddi olayın yeterli açıklıkta ortaya konulmasını engellemiştir. Başvurucu ayrıca temyiz aşamasında, söz konusu maddi olgunun tespiti amacıyla Kemer Sulh Hukuk Mahkemesi aracılığıyla yaptırmış olduğu delil tespiti kapsamında düzenlenen bilirkişi raporunu Daireye sunmuştur. Dairenin de bu raporun uyuşmazlığın esasına etkisi yönünden herhangi bir değerlendirme yapmadığı görülmüştür.
51. Öte yandan idari işlemler ve kamu görevlilerince düzenlenen tutanaklar kural olarak hukuka ve gerçeğe uygunluk karinesinden yararlanmakla birlikte, idari işlemin dayandığı maddi tespitlerin dava konusu edildiği bir yargılamada hâkimin bu karineyi mutlak biçimde uygulaması davanın anlamını ortadan kaldıracaktır. Başvuruda yargı mercilerinin, İdarenin düzenlediği denetim tutanaklarında yer alan tespitleri esas alarak sonuca ulaştığı, buna karşılık başvurucu tarafından ileri sürülen ve maddi vakıanın tespitine doğrudan katkı sağlayabilecek nitelikteki delillerin tartışılmadığı anlaşılmaktadır. Özellikle Mahkemenin keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmasına yönelik talebi karşılamaması ve bu yönde gerekli araştırma adımlarını atmaması yargılamanın başvurucu aleyhine dengesiz bir zeminde yürütülmesine yol açmıştır. Daire tarafından da temyiz aşamasında sunulan delil tespiti raporunun değerlendirilmemesi başvurucunun ileri sürdüğü maddi olguların yargısal denetime tabi tutulmadan reddedilmesi sonucunu doğurmuş ve başvurucuyu kamu otoritesi karşısında dezavantajlı bir konuma sürüklemiştir.
52. Dolayısıyla mülkiyet hakkının korunmasına yönelik usule ilişkin güvencelerin yerine getirilmediği sonucuna varılmıştır. Bu hâliyle mülkiyet hakkına ilişkin yargılamanın sonucu bakımından esasa etkili iddialar yönünden yargı mercilerince yapılan değerlendirmenin yeterli olmadığı anlaşılmıştır.
53. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
Yıldız SEFERİNOĞLU bu sonuca katılmamıştır.
VI. GİDERİM
54. Başvurucu, ihlalin tespiti ile yeniden yargılama yapılması talebinde bulunmuştur.
55. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
56. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulü ya da reddi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.
VII. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Yıldız SEFERİNOĞLU'nun karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Antalya 3. İdare Mahkemesine (E.2020/141, K.2020/345) GÖNDERİLMESİNE,
D. 446,90 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.446,90 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 3/3/2026 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY
1. Başvuru; turizm işletme belgesinde üç yataklı 76 bungalov olarak belirlenen bir tesisin kapasitesinin, belgeye aykırı şekilde artırıldığı yönündeki idari tespitler üzerine tesis edilen işlemler bağlamında, mülkiyet hakkının usule ilişkin güvencelerinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Mahkeme çoğunluğu; derece mahkemelerince keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmamasını ve temyiz aşamasında sunulan bilirkişi raporunun değerlendirilmemesini ihlal nedeni saymıştır. Aşağıda açıklanan nedenlerle bu sonuca katılmıyorum.
2. Kültür ve Turizm Bakanlığınca söz konusu tesis hakkında farklı tarihlerde birden fazla denetim gerçekleştirilmiştir. 15/7/2017 tarihli denetimde; tesisin yatak kapasitesinin işletme belgesini aştığı, mevcut ünitelerde kapı açılması suretiyle oluşturulan ilave alanlar nedeniyle bungalov sayısının 85’e, toplam yatak kapasitesinin ise 1327’ye ulaştığı tespit edilmiştir. Başvurucu aykırılıkların giderildiğini ileri sürse de 11/10/2017 tarihli denetimde aynı aykırılıkların sürdüğü belirlenmiştir.
3. 3/8/2019 tarihli denetimde kapasite artışının devam ettiği, bazı bungalovların bölünerek oda hâline getirildiği, bungalov sayısının 101’e çıkarıldığı ve iki ayrı yapıda ilave müşteri odaları oluşturulduğu saptanmıştır. Ayrıca Kemer Belediye Başkanlığınca yapılan incelemede, tesisin onaylı ruhsat ve eki mimari projeye aykırı yapılaşmalar içerdiği belirlenerek Yapı Tatil Zaptı düzenlenmiştir.
4. Dosya kapsamından anlaşıldığı üzere, taraflar arasındaki uyuşmazlığın belirleyici yönü 76 bungalov dışında haricen yeni yapılar inşa edilip edilmediği değildir. İdari makamların tespitleri esas itibarıyla mevcut yapıların bölünmesi veya kapı açılması suretiyle kapasitenin artırıldığı yönündedir. Dolayısıyla uyuşmazlığın çözümü; yeni bungalov yapılıp yapılmadığına değil, tesisin onaylı proje ve işletme belgesine aykırı kullanılıp kullanılmadığına bağlıdır.
5. Başvurucunun temyiz aşamasında sunduğu 15/9/2020 tarihli bilirkişi raporunda, yalnızca mevcut 76 bungalov dışında haricen yapılmış yeni bir yapı bulunmadığı belirtilmiştir. Buna karşılık raporda; mevcut bungalovların bölünmesi veya kullanım biçiminin değiştirilmesi suretiyle kapasite artışı yapılıp yapılmadığına dair bir değerlendirme yer almamaktadır. Bu nedenle söz konusu raporun, uyuşmazlığın esasını aydınlatabilecek nitelikte olduğu söylenemez.
6. Buna karşılık idari denetim raporları ile belediyece tanzim edilen Yapı Tatil Zaptı birlikte değerlendirildiğinde, tesisin onaylı proje ve işletme belgesine aykırı kullanıldığına dair yeterli veri bulunmaktadır. Kamu görevlilerince düzenlenen denetim raporlarının hukuka uygunluk ve doğruluk karinesinden yararlanması, idare hukukunun yerleşik ilkelerindendir. Kaldı ki, denetimler sonucunda verilen para cezaları ve encümen kararlarıyla söz konusu yerin ruhsata bağlanma imkanının bulunmadığı ve yıkılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.
7. Derece mahkemeleri, mevcut bilgi ve belgeleri değerlendirerek davanın reddine karar vermiştir. Bu değerlendirmede açık bir keyfîlik veya bariz takdir hatası bulunmamaktadır.
8. Mahkeme çoğunluğunun aksine, bireysel başvuru incelemesinde Anayasa Mahkemesinin görevi derece mahkemelerinin delil değerlendirmesinin yerindeliğini denetlemek değildir. Mahkemenin yetkisi, yargılamada anayasal bir ihlal olup olmadığını incelemekle sınırlıdır.
9. Çoğunluğun benimsediği yaklaşım, bireysel başvurunun "ikincil niteliği" ile bağdaşmamaktadır. Bireysel başvuru yolu, maddi vakıaların ve delillerin yeniden incelendiği bir kanun yolu (temyiz makamı) değildir.
10. Öte yandan başvurucunun hakkı, kamu taşınmazı üzerindeki tahsise dayalı bir kullanım hakkıdır. Bu tür tahsislerin devamı, yatırımcının tahsis koşullarına uygun davranmasına bağlıdır. Kurallara aykırı kullanım hâlinde idarenin tahsisi sona erdirme yetkisi bulunmaktadır.
11. Bu yetkinin kullanılması, kamu kaynaklarının etkin yönetimi bakımından idareye tanınan takdir yetkisinin doğal sonucudur. Derece mahkemelerinin bu tespitleri esas alarak sonuca ulaşması anayasal bakımdan sorun oluşturmamaktadır.
12. Yargılamanın bütününe bakıldığında; başvurucunun savunma imkânına sahip olduğu, kararların yeterli verilere dayandığı ve süreçte bir keyfîlik bulunmadığı görülmektedir.
13. Bu nedenle, uyuşmazlığın esasını aydınlatmaya yetmeyen bir bilirkişi raporunun ayrıca değerlendirilmemiş olması gerekçesiyle ihlal kararı verilmesi isabetli değildir.
14. Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediği kanaatiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
|
Next




