KARARLAR

AYM'nin 2022/95759 başvuru numaralı kararı

Anayasa Mahkemesi'nin 21/4/2026 tarihli ve 2022/95759 başvuru numaralı kararı

Abone Ol

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

M. Y. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2022/95759)

Karar Tarihi: 21/4/2026

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Başkan

:

İrfan FİDAN

Üyeler

:

Recai AKYEL

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Selahaddin MENTEŞ

Yılmaz AKÇİL

Raportör

:

Yunus Emre BAĞLAR

Başvurucu

:

Vekili

:

Av. Songül KASIRGA

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama (ne bis in idem) ilkesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

A. Başvurucu Hakkındaki İlk Yargılama Süreci

2. Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) başvurucu hakkında DEAŞ silahlı terör örgütüne üye olma ve 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun’a muhalefet suçundan soruşturma başlatmıştır.

3. Kolluk görevlilerince tanzim edilen 5/5/2016 tarihli tutanakta; 5/5/2016 tarihinde yapılan ihbar üzerine başvurucunun yapılan üst aramasında 7,65 mm çapında, siyah kabzalı, siyah renkli, bir adet tabanca, tabancaya takılı bir adet şarjör ve şarjörün içinde üç adet fişek ele geçirildiği belirtilmiştir.

4. Başvurucu; soruşturma aşamasında emniyette müdafi hazır bulunmadan alınan 5/5/2016 tarihli ifadesinde üzerinden çıkan silahı C.Ö. isimli kişinin kendisine hediye olarak verdiğini, silahın şarjörün ve üç adet merminin muhafaza altına alınmasına rıza gösterdiğini, daha önce tehdit aldığı için silah taşıdığını, silahı herhangi bir olayda kullanmadığını ileri sürmüştür.

5. Başvurucu soruşturma aşamasında emniyette müdafi huzurunda alınan 6/5/2016 tarihli ifadesinde; üzerinden çıkan silahı C.Ö. isimli kişinin kendisine verdiğini, can güvenliği için bu silahı aldığını, silahı aldığında şarjörünün içinde üç adet merminin bulunduğunu, silahı hiç kullanmadığını beyan etmiştir.

6. Başsavcılık, başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma ve 6136 sayılı Kanun’a muhalefet suçundan cezalandırılması talebiyle 9/5/2016 tarihli iddianameyi düzenlemiştir. İddianamede; başvurucuya ait dijital materyaller üzerinde yapılan incelemeye esas tanzim edilen bilirkişi raporunda örgütün faaliyetlerine ilişkin bir kısım fotoğrafların tespit edildiğini, silahlı terör örgütü DAEŞ'in çağrıları üzerine fikir ve amaçlarını benimseyerek örgütün amaçları doğrultusunda faaliyette bulunduğunu, başvurucunun üzerinden bir adet 6136 sayılı Kanun kapsamında olduğu anlaşılan tabanca ve üç adet merminin ele geçirildiğini gözönüne bulundurarak üzerine atılı suçu işlediğini ileri sürmüştür.

7. Yargılama tek celsede sonuçlanmıştır. Başvurucu savunmasında "Her ne kadar suça konu tabancayı bana [C.nin] verdiğini söylemişsem de silah bana dedemden kalmadır." şeklinde beyanda bulunmuştur. Mahkeme, başvurucunun silahlı terör örgütüne bilerek yardım etmeye teşebbüs suçundan 6 ay 7 gün hapis cezasıyla 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan ise 10 ay hapis ve 500 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına temyiz kanun yolu açık olmak üzere karar vermiştir. Mahkemenin gerekçesi şöyledir:

"...Kolluk kuvvetleri tarafından DEAŞ terör örgütünün ülkemize yönelik faaliyetlerinin ve olası terör eylemlerinin önlenebilmesi, ülkemiz/ilimiz üzerinden çatışma bölgelerine malzeme temin edilen mekânlarının takip edilmesi ve terör örgütüne eleman/militan teminine yardımcı olan faaliyetlerin engellenmesine yönelik yapılan çalışmalarda; Olay tarihinde il emniyet müdürlüğüne yapılan bir ihbar ile içinde sanıkların bulunduğu araçla ilgili şüpheli hareketlerin yapıldığı hususlarına ilişkin bildirimde bulunulması üzerine kolluk kuvvetleri tarafından anılan hususlara ilişkin çalışmalar yapıldığı, bu kapsamda yapılan çalışmalar doğrultusunda sanıklardan M.Y.'ın [başvurucu] üzerinden bir adet 6136 Sayılı yasa kapsamında olduğu anlaşılan tabanca ve üç adet merminin ele geçirildiği bu şekilde üzerlerine atılı suçları işlediklerinden bahisle cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılmıştır.

Sanıklardan M.Y.'a ait dijitaller üzerinde yapılan incelemeye esas tanzim edilen bilirkişi raporu incelendiğinde; anılan örgütün faaliyetlerine ilişkin bir kısım fotoğrafların varlığına ilişkin tespit yapılmıştır.

Sanıklardan [C.Ö.den] elde edilen dijital materyaller üzerinde yapılan incelemelerde anılan terör örgütü tarafından kullanıldığı anlaşılan TAUHİD kelimesinin bulunduğu anlaşılmıştır.

Sanık [C.Ö.] hakkında 6136 sayılı yasaya muhalefet suçundan kamu davası açılmış ise de; sanığın üzerine atılı suçlamayı kabul etmediği, olay yakalama tutanağında suça konu silağın diğer sanık M. Y.ın yapılan üst aramasında bulunması, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında sanığın müsnet suçu işlediğine dair diğer sanığın atfı cürmi niteliğindeki beyanı dışında, sanığnı cezalandırılmasına yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmaması sebebiyle müsnet suç sabit olmadığından sanığın CMK'nun 223/2-e maddesi gereğince beraatine karar verilmiştir.

Sanıklar hakkında silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan kamu davası açılmış ise de; Sanıkların siyasi, ideolojik, silahlı eğitim aldıklarına, terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduklarına, kendilerine bir kod ismi aldıklarına bu şekilde DEAŞ terör örgütüne üye olduğuna dair iddia dışında cezalandırılmasına yeter kesin delil bulunmadığı ancak Gaziantep'de diğer sanıkla birlikte kiraladıkları araçla DEAŞ militanlarını sınırdan Suriyeye geçirmek üzere hazırlık yaparken eylemini tamamlayamadan yakalandıkları anlaşıldığından sanığın eyleminin silahlı terör örgütüne bilerek yardım etmeye teşebbüs suçunu oluşturduğu kanaatine varılmış ve sanıkların silahlı terör örgütüne bilerek yardım etmeye teşebbüs suçu sübuta ermiştir.

Bu itibarla; Sanıkların silahlı terör örgütüne bilerek yardım etmeye teşebbüs suçundan eylemlerine uyan yasa maddesinin asgari haddi esas alınarak cezalandırılmasına, sanıklar etkin pişmanlık göstermediğinden haklarında TCK'nun 221 maddesinin tatbikine yer olmadığına, sanıkların, hiyerjik yapısına dahil olmadığı terör örgütüne yaptığı yardımın niteliğine göre cezası TCK'nun 220/7-son cümle gereğince 2/3 oranında indirilmesine, sanıklara verilen ceza 3713 sayılı kanunun 5/1 maddesi gereğince yarı oranında arttırılmasına, sanıkların eylemi teşebbüs aşamasında kaldığından cezası TCK'nun 35/2 maddesi gereğince 3/4 oranında indirilmesine, sanıkların geçmişi, sosyal ilişkileri ve yargılama sürecindeki davranışları lehine takdiri hafifletici neden kabul edilerek 5328 Sayılı Yasa ile değişik 5237 Sayılı TCK’nun 62/1.maddesi gereğince cezasından takdiren 1/6 oranında indirilmesine, Sanık M.Y.'a verilen hapis cezasının sanık daha önce kasıtlı suçtan mahkum olduğundan hakkında CMK 231 maddesinin uygulanmasına yer olmadığına, sanığın geçmişteki hali nazara alındığından yeniden suç işlemeyeceğine dair mahkemede olumlu kanaat hasıl olmadığından verilen cezanın TCK 51 md uyarınca ertelenmesine yer olmadığına karar verilmiş, Sanık [C.Ö.ye] verilen hapis cezasının süresi ve sanığın beyanı nazara alınarak sanık hakkında CMK'nun 231 maddesinin uygulanmasına oy birliğiyle karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur..."

8. Yargıtay 16. Ceza Dairesi, başvurucu müdafiinin öngörülen bir haftalık süre geçtikten sonra hükmü temyiz ettiği gerekçesiyle temyiz isteminin reddine karar vermiştir.

B. Başvurucu Hakkındaki İkinci Yargılama Süreci

9. Diğer yandan Başsavcılık, başvurucunun aynı olaya ilişkin 6136 sayılı Kanun’a muhalefet suçundan cezalandırılması talebiyle 16/6/2016 tarihli iddianame düzenlemiştir. İddianamede; başvurucunun üzerinden tabanca, şarjör ve mermilerin ele geçirildiğini, alınan kriminal raporunda tabanca ve fişeklerin 6136 sayılı Kanun kapsamında taşınması ve bulundurulması yasak olduğunun tespit edildiği gözönüne bulundurularak üzerine atılı suçu işlediğini ileri sürmüştür.

10. İddianamenin kabulüyle açılan dava, Gaziantep 19. Asliye Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) görülmeye başlanmıştır. Üç celse süren yargılama neticesinde Mahkeme, başvurucunun ruhsatsız ateşli silahlarla mermileri satın alma veya taşıma veya bulundurma suçundan 1 yıl hapis ve 600 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Mahkemenin gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

“…Sanıkların üzerine atılı 6136 sayılı yasaya aykırılık suçundan yapılan yargılamada, 05.05.2016 tarihli Tutanağa göre haber merkezinin […] Kavşağında bulunan […] Lokantası önünde […] plakalı araç içerisindeki şahısların üzerinde silah olduğunu bildirmesi üzerine olay yerine gidildiği, sanık M. Y.'ın [başvurucu] üzerinde yapılan aramada suça konu tabanca ve fişeklerin bulunduğu, sanığın soruşturma aşamasında alınan savunmasında suça konu silahı kendisine diğer sanık [C.Ö.] nün verdiğini beyan ettiği, sanık [C..] nin olay yerinde bulunmadığı, Adana Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünün 16.05.2016 tarihli Uzmanlık Raporuna göre suça konu tabancanın atışına mani herhangi bir mekanik arızası bulunmadığının, yapılan deneme ve mukayese atışlarında çap ve tipine uygun fişekleri patlattığının, suça konu fişeklerin çap ve tipine uygun silahlarda kullanılmak üzere imal edildiğinin, yapılan deneme atışlarında normal olarak patladıklarının, tabanca ve fişeklerin 6136 sayılı kanuna göre yasak niteliği haiz ateşli silah ve fişeklerden olduğunun tespit edildiği, sanık Mehmet'in alınan savunmasında silahın kendisine ait olduğunu, silahın dedesinden kaldığını, sanık [C..] nin kendisini şikayet ettiğini düşündüğü için önceki beyanında silahı ondan aldığını söylediğini, şimdiki beyanlarının doğru olduğunu beyan ederek suçu ikrar ettiği, diğer sanık [C..] nin ise suçlamayı kabul etmediği anlaşılmakla tüm dosya kapsamına göre sanık Mehmet'in ruhsatı bulunmayan ve 6136 sayılı yasaya göre yasak niteliği haiz tabanca ve buna ait fişekleri taşıyarak üzerine atılı suçu işlediği sabit olduğundan cezalandırılmasına…

11. Başvurucu hakkında istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen mahkûmiyet kararının, istinaf edilmeden 7/12/2017 tarihinde kesinleştiğini gösterir kesinleşme şerhi düzenlenmiştir.

12. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 11/6/2020 tarihinde kararın kanun yararına bozulmasını talep etmiştir. Talebin ilgili kısmı şöyledir:

"...5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/7. maddesinde 'Aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa davanın reddine karar verilir.' hükmünün yer aldığı, dosya kapsamına göre; sanığın [başvurucu], 6136 sayılı Kanun’a muhalefet suçundan dolayı yapılan yargılama sonucunda, Gaziantep 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 30/06/2016 tarihli ve 2016/208 esas, 2016/318 sayılı kararı ile mahkumiyetine karar verilmiş olunması karşısında, sanığın aynı eylemi sebebiyle Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığının 16/06/2016 tarihli ve 2016/35029 soruşturma, 2016/13251 sayılı iddianamesi ile açılan mükerrer davanın, 5271 sayılı Kanun’un 223/7. maddesi gereğince reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir..."

13. Yargıtay 8. Ceza Dairesi (Ceza Dairesi) 4/10/2021 tarihinde, konusu ve tarafları aynı olan suçun iki ayrı davaya konu edildiğinden bahisle Mahkemenin mahkûmiyet kararının kanun yararına bozulmasına karar vermiştir. Ceza Dairesinin kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

“ …Dosya kapsamına göre hükümlü M.Y. [başvurucu] hakkında 05.05.2016 tarihinde, Emniyet Haber merkezinden […] kavşağında bulunan […] Lokantası önünde […] plakalı araç içerisinde silahlı 5 şahsın olduğunun bildirilmesi üzerine ekiplerce olay yerine gidildiği, şüpheli M.Y.'ın üzerinden 1 adet [...] marka 7,65 mm çapında siyah kabzeli, siyah renkli, […] seri numaralı tabanca, 1 adet şarjör, 3 adet 7,65 mm çapında MKE ibareli mermi ele geçirildiği olayda; hükümlü hakkında 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçundan 09.05.2016 tarihli iddianame ile dava açılarak Gaziantep 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/208 Esas 2016/318 Karar 30.06.2016 tarihli kararı ile mahkumiyetine karar verilip kararın temyiz incelemesinde onanarak kesinleştiği, kanun yararına bozma istemine konu olan Gaziantep 19. Asliye Ceza Mahkemesince 2016/481 Esas, 2017/761 Karar sayılı dosyasında ise hükümlü hakkında 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçundan, 16.06.2016 tarihli iddianame ile dava açılarak 2.10.2017 tarihinde hükümlünün cezalandırılmasına karar verildiği ve kararın istinaf edilmeksizin kesinleştiği anlaşılması karşısında;

5271 sayılı CMK.nın 223/7. maddesinde yer alan "aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa, davanın reddine karar verilir." hükmünün yer aldığı, Ceza Genel Kurulu'nun 13.04.2010 tarih 2010/1-9 Esas, 2010/83 sayılı kararında da vurgulandığı üzere; konusu ve tarafları aynı olan suçun iki ayrı davaya konu edilmesi halinde, daha sonradan düzenlenen iddianame ile açılan ikinci kamu davasının, aynı eylem nedeniyle açılan mükerrer dava niteliğinde olup açılan bu ikinci kamu davasının CMK.nın 223/7. maddesi gereğince reddine karar verilmesi gerektiği anlaşıldığından, kanun yararına bozma incelemesine konu edilen Gaziantep 19. Asliye Ceza Mahkemesinin 02.10.2017 tarihli ve 2016/481 Esas, 2017/761 sayılı kararında aynı fiil nedeniyle daha sonraki tarihli iddianameyle açılan ve temyiz edilmeden kesinleşen mükerrer davanın reddine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi,

Yasaya aykırı ve Adalet Bakanlığı'nın Kanun Yararına Bozma istemine dayalı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ihbarname içeriği bu itibarla yerinde görüldüğünden Gaziantep 19. Asliye Ceza Mahkemesinin 02.10.2017 tarihli ve 2016/481 Esas, 2017/761 sayılı kararının CMK'nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA…”

14. Kanun yararına bozma sonrası dava, Mahkemede yeniden görülmeye başlanmıştır. Mahkeme 21/9/2022 tarihinde açılan davanın mükerrer olduğu gerekçesiyle reddine karar vermiştir. Mahkemenin gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

“…Sanık hakkında 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçundan 09.05.2016 tarihli iddianame ile dava açılarak Gaziantep 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/208 Esas 2016/318 Karar 30.06.2016 tarihli kararı ile mahkumiyetine karar verilip kararın temyiz incelemesinde onanarak kesinleştiği, kanun yararına bozma istemine konu olan Gaziantep 19. Asliye Ceza Mahkemesince 2016/481 Esas, 2017/761 Karar sayılı dosyasında ise hükümlü hakkında 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçundan, 16.06.2016 tarihli iddianame ile dava açılarak 02.10.2017 tarihinde hükümlünün cezalandırılmasına karar verildiği ve kararın istinaf edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmıştır.

Bilindiği üzere 5271 sayılı CMK.nın 223/7. maddesinde yer alan 'aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa, davanın reddine karar verilir.' hükmünün yer aldığı, Ceza Genel Kurulu'nun 13.04.2010 tarih 2010/1-9 Esas, 2010/83 sayılı kararında da vurgulandığı üzere; konusu ve tarafları aynı olan suçun iki ayrı davaya konu edilmesi halinde, daha sonradan düzenlenen iddianame ile açılan ikinci kamu davasının, aynı eylem nedeniyle açılan mükerrer dava niteliğinde olup açılan bu ikinci kamu davasının CMK.nın 223/7. maddesi gereğince reddine karar verilmesi gerektiği anlaşıldığından,

Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığının 16/06/2016 tarih ve 2016/13251 esas sayılı iddianamesi ile sanık M.Y. [başvurucu] hakkında 6136 sayılı yasaya aykırılıktan kamu davası açıldığı, suç tarihinin 05/05/2016 olduğu, yine aynı sanık hakkında Gaziantep 2. Ağır Ceza Mahkemesine açılan kamu davasının da 6136 sayılı yasaya muhalefet olduğu ve suç tarihinin 06/05/2016 olduğu, aynı olaya ilişkin mükerrir iddianame düzenlendiği zira her iki iddianamede olayın anlatımının aynı olduğu anlaşıldığından CMK.nun 223/7. maddesi gereğince davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur…”

15. Başvurucu hakkında verilen davanın reddi kararı, temyiz edilmeden 11/10/2022 tarihinde kesinleşmiştir.

16. Başvurucu, davanın reddi kararının kesinleşmesinin akabinde 20/10/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

17. Komisyon tarafından başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

18. Başvurucu, daha önce yargılandığı eyleme ilişkin olarak yeniden bir yargılama sürecinin yürütülmesi nedeniyle aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

19. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

20. Başvurucunun iddiaları, adil yargılanma hakkı kapsamındaki aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesi yönünden incelenmiştir.

21. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

22. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne ek (7) No.lu Protokol'ün 4. maddesinde düzenlenen aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesi Anayasa'da açıkça düzenlenmemiştir. Anayasa Mahkemesi önceleri hukuk devleti ilkesinin temel ilkeleri arasında yer aldığını kabul ettiği bu ilkeyi Ünal Gökpınar ([GK], B. No: 2018/9115, 27/3/2019) kararında, hukuk devleti ve hukuki güvenlik ilkesi konusundaki kendi içtihadından hareketle ve bazı uluslararası hukuk metinlerine referansla Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının bir unsuru olarak görmüştür (Ünal Gökpınar, § 50).

23. Kişilerin haklarında yürütülen ve kesinleşen bir ceza yargılaması sürecinin ardından tekrar yargılanmamalarını veya cezalandırılmamalarını güvence altına alan aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesi ile adil yargılanma hakkı kapsamındaki cezai süreçler yönünden hukuki güvenliğin sağlanması amaçlanmıştır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ek (7) No.lu Protokol’de ayrı bir hak olarak düzenlenmesine rağmen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında bu ilkenin adil yargılanma hakkı ile bağlantılı özel bir güvence olduğu vurgulanmıştır. Bazı uluslararası sözleşmelerde de aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesi açık bir biçimde adil yargılanma hakkının bir güvencesi olarak kabul edilmiştir (Ford Otomotiv Sanayi A.Ş. [GK], B. No: 2019/40991, 23/3/2023, § 146; Ünal Gökpınar, § 49).

24. Anayasa Mahkemesi 4/11/2021 tarihli ve E.2019/4, K.2021/78 sayılı kararında konuya ilişkin uluslararası belgeleri de dikkate alarak aynı fiilden dolayı yeniden yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesini, hiç kimsenin ceza yargılamasında kesin/kesinleşmiş bir hükümle mahkûm edildiği ya da beraat ettiği bir fiilden dolayı ceza yargılaması kapsamında yeniden yargılanamayacağı veya cezalandırılamayacağı biçiminde tarif etmiştir. Söz konusu kararda bu ilkeye aykırılık sonucuna varılabilmesi için gerçekleşmesi gereken bazı koşullar ceza ile ilgili bir yargılama sürecinin olması, bu sürecin kesin/kesinleşmiş mahkûmiyet veya beraat hükmüyle sonuçlanmış olması, ceza ile ilgili bir yargılama sürecinin yeniden işletilmesi, farklı yargılama süreçlerinin aynı fiile ilişkin olması ve ilkenin istisnalarından birinin olmaması şeklinde sıralanmıştır (AYM, E.2019/4, K.2021/78, 4/11/2021, § 27; Ford Otomotiv Sanayi A.Ş., § 147).

25. Birinci ve üçüncü koşul bakımından “ceza” ile ilgili yargılama süreçlerinin her durumda teknik olarak ceza yargılaması hukuku anlamında bir süreç olarak öngörülmüş olması şart olmayıp bu kavram anayasal anlamda özerk bir yoruma tabidir. Nitekim AYM norm denetimi ve bireysel başvuru kararlarında, Anayasa'nın 36. ve 38. maddelerini yorumlayarak “ceza” kavramının idari vergi cezalarını da kapsadığını belirtmiştir (bkz. AYM, E.2019/16, K.2019/15, 14/3/2019, § 13; Ünal Gökpınar, §§ 54-56).

26. İkinci koşul bakımından mahkûmiyet ya da beraat hükmünden ne anlaşılması gerektiği AYM tarafından özerk olarak yorumlanmalıdır. Bu bağlamda aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesinin koruduğu menfaat, “ceza” yaptırımına bağlanmış olan bir eyleme ilişkin isnadın esası incelenerek kişinin cezai sorumluluğu hakkında olumlu ya da olumsuz verilmiş kesin/kesinleşmiş bir karardan sonra tekrar/yeniden yargılanmaması ve cezalandırılmamasıdır. Dolayısıyla özerk yorum çerçevesinde “ceza” olarak nitelendirilen bir yaptırıma ilişkin yargılamada delillerin değerlendirilmesi ve olguların tespiti sonrası kişinin ilgili suçu işlediği ya da işlemediği yönünden değerlendirme içeren bir kararın aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesi anlamında mahkûmiyet ya da beraat kararı olarak nitelendirilmesi gerekir. Bununla birlikte isnadın esası incelenmeden verilen, kişinin cezai sorumluluğuyla ilgili tespit içermeyen kararlar, örneğin zamanaşımı nedeniyle verilen düşme kararı ya da kovuşturmaya yer olmadığına dair karar söz konusu ilke kapsamında beraat kararı olarak nitelendirilemez (bkz. AYM, E.2019/4, K.2021/78, 4/11/2021, § 29).

27. İlk dört koşulun birlikte gerçekleşmesi hâlinde ilkeye aykırılık oluşur. Bununla birlikte uluslararası hukukta ilkeye istisna teşkil edebilecek bazı özel durumlar öngörülmüştür. Bunlar Anayasa’nın anılan ilke bağlamında yorumunda da dikkate alınmalıdır. Bu kapsamda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Ek 7 No.lu Protokol'ün 4. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer verilen, Türk hukukunda kanunlarda kabul edilen yeni delil ortaya çıkması ve davanın sonucunu etkileyebilecek esaslı bir kusurun varlığı ilk iki istisnai durum olarak değerlendirilebilir. Üçüncü istisnai durum ise AİHM içtihatları ile geliştirilen (şeklen birden fazla olsalar bile) cezaya ilişkin süreçlerin bir bütünün parçaları olacak şekilde bağlantılı bir biçimde yürütülmesidir (AİHM, A ve B/Norveç [BD], B. No: 24130/11 ve 29758/11, 15/11/2016, § 130).

28. Diğer yandan kişi hakkında ikinci kez yürütülen yargılama sürecinde yargılama makamlarının mükerrerliğe ilişkin iddia ve itirazlara hızlı bir şekilde cevap vermesi, en kısa sürede yargılamanın mükerrer olup olmadığı hususunda değerlendirme yapması ve bu yöndeki karar mekanizmalarını işletmesi beklenmelidir. Bu bağlamda aynı fiile ilişkin olarak ikinci kez yürütülen kovuşturmada davanın mükerrer olduğunun tespitine ilişkin karar mekanizmalarının etkin bir şekilde işletilmesi, aynı fiilden dolayı yeniden yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesinin ihlal edilip edilmediği açısından önem arz etmektedir.

29. Aynı fiilden dolayı yeniden yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesi, hiç kimsenin ceza yargılamasında kesin veya kesinleşmiş bir hükümle mahkûm edildiği ya da beraat ettiği bir fiilden dolayı ceza yargılaması kapsamında yeniden yargılanamayacağını veya cezalandırılamayacağını ifade etmektedir. Mahkûmiyet ya da beraat hükmünden ne anlaşılması gerektiği ise ceza yaptırımına bağlanmış olan bir eyleme ilişkin isnadın esasının incelenerek kişinin cezai sorumluluğu hakkında olumlu ya da olumsuz verilmiş kesin veya kesinleşmiş bir kararın varlığı biçiminde anlaşılmaktadır. Başvuru konusu olayda Mahkeme, başvurucunun daha önceden yargılandığı ve ceza aldığı aynı eyleme ilişkin olarak bu cezanın kesinleşmesinden sonra yeniden bir yargılama süreci yürüterek başvurucunun cezalandırılmasına karar vermiş ve bu kararın kanun yararına bozulması üzerine davanın reddine karar vermiştir. Başvurucu hakkında daha önceden yargılandığı ve ceza aldığı aynı eylem nedeniyle başlatılan ikinci yargılama sürecinde, mükerrerliğin tespitine ilişkin karar mekanizmaları etkin bir şekilde işletilmemiştir. Bu nedenle -somut olayın şartlarında- aynı fiil nedeniyle yeniden yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

III. GİDERİM

30. Başvurucu, ihlalin tespiti ile 100.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

31. Mahkeme tarafından verilen davanın reddine ilişkin kararın niteliği de gözetilerek ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır.

32. Eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin sonuçlarının bütünüyle ortadan kaldırılabilmesi için başvurucuya manevi zararları karşılığında talebiyle bağlı olarak net 100.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddiaların KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesinin İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 100.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

Ç. 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

D. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 21/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.