|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
DERYA BAŞ BAŞVURUSU |
|
(Başvuru Numarası: 2023/25666) |
|
Karar Tarihi: 17/6/2026 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
İrfan FİDAN |
|
Üyeler |
: |
Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Selahaddin MENTEŞ Yılmaz AKÇİL |
|
Raportör |
: |
Hüseyin Özgür SEVİMLİ |
|
Başvurucu |
: |
Derya BAŞ |
|
Vekili |
: |
Av. Adem UZAK |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; terör örgütü üyeliği suçuyla ilgili olarak yapılan yargısal yorumların öngörülebilir olmaması ve suç oluşturmayan eylemlerin mahkûmiyete esas alınması nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda başkaca temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiaları da bulunmaktadır.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 7/4/2023 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, adli yardım talebinin kabulüne ve başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:
5. Ilgın Cumhuriyet Başsavcılığı, aralarında başvurucunun da bulunduğu kişiler hakkında ByLock programını kullandıkları ve Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) üye oldukları şüphesiyle soruşturma başlatmıştır. Ilgın Cumhuriyet Başsavcılığı, muhakeme sürecinde başvurucu hakkındaki soruşturma dosyasını ayırmış ve soruşturmaya Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından devam edilmek üzere yetkisizlik kararı vermiştir. Başvurucunun yakalanarak yapılan üst aramasında bir adet çift SIM kartlı cep telefonu ele geçirilmiş ve bu cihaz, üzerinde inceleme yapılmak üzere ilgili kolluk birimlerine teslim edilmiştir. Kolluk tarafından yapılan araştırmalarda başvurucunun kendi adına kayıtlı GSM hattına tanımlanan internet protokol (IP) numaraları üzerinden yapılan bağlantılar sonucunda oluşturulan 235553 user-ID numarası üzerinden ByLock programını kullandığına, Asya Katılım Bankası Anonim Şirketinde (Bank Asya) 21/10/2010 ila 5/2/2015 tarihleri arasında yedi ayrı hesap açtırıp bu hesaplardan üçünün aktif olduğuna ve 2013 yılının Aralık ayından sonraki tarihlerde hesaplarını aktif olarak kullandığına, örgüte ait yayın organlarının dijital platformlardan çıkarılması üzerine başvurucunun da Tivibu aboneliğini sonlandırdığına dair tespitlerde bulunulmuştur.
6. Başvurucu; soruşturma evresinde alınan ifadelerinde özetle ev hanımı olduğunu, ByLock programını kullanmadığını, Bank Asyaya bir kereye mahsus para yatırdığını, Tivibu aboneliğini kendisine bu platform tarafından eksik bilgilendirme yapıldığı için sonlandırdığını, liseden 2009 yılında mezun olduğunu, lisede okurken 2008 yılında örgüte müzahir dershaneye gittiğini, 2005 ila 2009 yılları arasında örgüte ait olduğunu duyduğu pansiyonda kaldığını ancak terör örgütüne dair etkinliklere katılmadığını ve anılan örgütle hiçbir bağlantısı bulunmadığını savunmuştur.
7. Soruşturmanın tamamlanması üzerine Başsavcılık, başvurucu hakkında iddianame düzenlemiştir. Başsavcılık, iddianamede başvurucunun ByLock programını kullandığına dair tespit başta olmak üzere Bank Asya hesap hareketlerine, platform üyeliğini sonlandırmasına, örgüte müzahir dershaneye gidip örgüte ait pansiyonda kalmasına dayanarak terör örgütüne üye olma suçunu işlediğini iddia etmiştir.
8. Başvurucu hakkındaki yargılama Antalya 8. Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) görülmüştür. Mahkeme, duruşma hazırlığı işlemlerine dair 6/4/2017 tarihinde düzenlediği tensip tutanağında -diğerlerinin yanı sıra- başvurucunun ByLock programını kullandığına dair tespite esas olan verilerin Antalya İl Emniyet Müdürlüğüne bağlı Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünden (KOM), GSM hattına ait HTS kayıtlarının da Bilgi Teknolojileri İletişim Kurumundan (BTK) getirtilmesine karar vermiştir.
9. Başvurucu; yargılamanın 13/6/2017 tarihli ilk celsesinde önceki savunmalarına ek ve bu savunmalarından kısmen farklı olarak 2011 ila 2014 yılları arasında Akdeniz Üniversitesinde öğrenim gördüğünü, ByLock tespitine konu olan GSM hattını öğrenci olduğu dönemde almış olabileceğini, Bank Asyada yedi ayrı hesap açtırmadığını ve lise yıllarında örgüte müzahir K. Dershanesine gitmediğini, ByLock programından haberdar olmadığını ve bu programı kullanmadığını söylemiştir.
10. Celse arasında BTK, başvurucunun kullandığı GSM hattına tanımlanan IP numaraları ile ByLock programına ait IP numaraları arasındaki bağlantılara ilişkin CGNAT (HIS) kayıtlarını dosyaya sunmuştur. Diğer yandan KOM, başvurucuyla ilişkilendirilen 235553 user-ID numarasına ait ve bu numaraya bağlı olarak çözümlenen alt verileri içeren 12/6/2017 tarihli ByLock tespit ve değerlendirme tutanağını Mahkemeye göndermiştir. ByLock tespit ve değerlendirme tutanağına göre söz konusu user-ID numarası ve bu numaraya bağlı olarak oluşturulan alt veriler şöyledir:
i. "Kullanıcı Profil Bilgileri" başlıklı kısımda bu user-ID'ye bağlı oluşturulan kullanıcı adının "derya", şifrenin "derya.2812", mesajın "derya" ve son çevrim içi olduğu tarihin "14/2/2016" olduğu,
ii. 235553 user-ID numarasının başvurucu adına kayıtlı GSM hattı üzerinden kullanıldığı ve tespit edilebilen ilk log tarihinin 15/3/2015 olduğu, bu user-ID üzerinden aktif olarak yazışma/arama yapıldığı ve e-posta alınıp gönderildiği,
iii. Söz konusu user-ID numarasını arkadaş listesine (roster kayıtları) ekleyen veya bu user-ID numarasını kendi listesine ekleyen ve bazılarının gerçek kullanıcılarının tespit edildiği belirtilen diğer ByLock kullanıcılarına yer verildiği,
iv. 235553 user-ID numarasının, gerçek kullanıcıları tespit edilen/edilemeyen başka kişiler tarafından kurulan "m" adlı bir gruba üye olduğunun, anılan gruba katılan başka user-ID numaralarının bir kısmının da kimler tarafından kullanıldıklarının tespit edildiği,
v. ByLock tespit ve değerlendirme tutanağının "Önem Arz Eden Yazışmalar ve Mailler" başlığı altında yer alan tablolarda, 235553 user-ID numarası ile gerçek kullanıcıları tespit edilen/edilemeyen başka ByLock kullanıcıları arasında yapılan yazışmalara ve karşılıklı gönderilen maillere yer verildiği,
vi. ByLock tespit ve değerlendirme tutanağında ayrıca 235553 user-ID numaralı kullanıcı ile gerçek kimlik bilgileri tespit edilen/edilemeyen diğer ByLock user-ID numaraları arasında gerçekleşen aramalara dair kayıtlarla bu user-ID numarası ile ByLock kullanıldığı sırada oluşan IP bağlantılarına (log kayıtları) dair tablolara da yer verilmiştir.
11. Yargılamanın 17/10/2017 tarihli ikinci celsesinde CGNAT kayıtları ve ByLock tespit ve değerlendirme tutanağı içeriği başvurucuya okunmuştur. Başvurucu, söz konusu GSM hattını kendisinin kullandığını ancak ByLock tespit ve değerlendirme tutanağında yer alan verileri kabul etmediğini ve bu verilerde adları geçen diğer ByLock kullanıcılarını da tanımadığını savunmuştur.
12. Yargılama sonucunda Mahkeme, başvurucunun terör örgütüne üye olma suçunu işlediği sonucuna ulaşmış ve atılı suçtan başvurucu hakkında 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası vermiştir. Mahkûmiyet gerekçesi şöyledir:
"Sanığın, 235553 ID numarası üzerinden 15/03/2015 - 14/02/2016 tarihleri arasında; derya2812 kullanıcı adı ve derya.2812 şifre ile, adını derya olarak kaydederek Bylock programını kullandığı, Bylock karşı IP adres bilgilerini içerir iletişim tespit tutanağına göre Bylock programına 1071 kez bağlandığı görülmüştür.
Sanık, söz konusu programı kurmadığını ve kullanmadığını savunmuş ise de, ByLock adlı programın kullanıcısı olduğu, bu programı kendisine ait olduğunu ve kendisinin kullandığını kabul ettiği [...] numaralı GSM hattı üzerinden kullandığının belirlendiği, sanığın kullandığını beyan ettiği kendisine ait [...] numaralı GSM hattına ait Bylock karşı IP adres bilgilerini içerir iletişim tespit tutanağına göre Bylock programına 1071 kez bağlandığı, bylock programına kayıtlı kullanıcı adı, şifre ve adı kısmında derya isminin yer aldığı göz önüne alındığında sanığın savunmasına itibar edilmemiştir.
Örgütün tüm felsefesinin tedbir/takiye üzerine kurulu olması nedeniyle toplum içerisinde kimin FETÖ örgütüne üye olduğu vatandaşlar ve kurumlar tarafından bilinmez iken, kimlerin bu örgütün üyesi olduğunun bu örgüt tarafından çok iyi bilindiği, örgütün güvendiği, sadakatinden emin olduğu üyelerine bu programı verdiği, üyelerinden bu program ile iletişim kurmalarını istediği anlaşılmıştır. Örgüt bu konuda çok seçici davranmış ve bylock sırrı kamu oyuna sızmamıştır. Bu da örgüt üyelerinin disiplinini ortaya koymaktadır.
Bylock programının FETÖ silahlı terör örgütünün gizlilik esasına uygun olarak, örgütsel faaliyetlerin icrası amacıyla, örgüt üyeleri arasındaki haberleşmenin sağlanması için, münhasıran FETÖ silahlı terör örgütünün mensupları tarafından kullanılan bir ağ olduğu, FETÖ'nün 15 Temmuz hain darbe girişimi ve öncesindeki pek çok terör suçunun falili olduğu, sanığın, FETÖ tarafından kullanılmakta olan ağa, Bylock programına bu özelliğini bilerek kasten dahil olduğu, bu ağı iletişim için kullandığı, dolayısı ile FETÖ silahlı terör örgütünün üyesi olduğu anlaşılmıştır.
Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün bir üyesi olarak, örgütün ideolojisi ve stratejisi doğrultusunda hareket ettiği, ByLock iletişim sisteminin, yukarıda açıklanan somut delillerle kanıtlandığı üzere, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğu anlaşılan ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının her türlü şüpheden uzak, kesin kanaata ulaştıracak teknik verilerle tespit eden Yargıtay 16. Ceza Dairesi 14.07.2017 T. 2017/1443 E., 2017/4758 K. sayılı emsal içtihadında da açıklandığı üzere, kişinin örgütle bağlantısını gösteren somut delil niteliğinde olduğu, sanığın üzerine atılı FETÖ-PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği mahkememizce kabul edilmiş, sanığın inkara yönelik savunmasına, yukarıda açıklandığı üzere delillerin mahiyeti ve ispat gücü anlamında mahkememizde bir tereddüt bulunmadığından itibar edilmemiştir.
Bylock programı ile ilgili tespit ve değerlendirme tutanağı içeriğine göre, sanığın FETÖ/PDY üyeleri tarafından düzenlenen sohbetlere katıldığının, zaman zaman örgütsel amaçlarla yapılan toplantılarda 'sohbet hocalığı' yaptığının, örgüte maddi kaynak sağlamak amacıyla diğer örgüt üyelerinden kurban bağışı adı altında para topladığının, dergi ve gazete aboneliği faaliyetlerini yoğun şekilde yürüttüğünün ve örgütün amaçları doğrultusunda bir fiil çalıştığının anlaşıldığı, dolayısıyla sanığın örgüt içindeki konumu, örgütsel faaliyetleri, kastının yoğunluğu ve ağırlığı bir bütün halinde değerlendirildiğinde sanık hakkında ceza tayin edilirken 5237 sayılı TCK'nın 61. maddesi gözetilerek 5237 sayılı TCK'nın 314/2 maddesi gereğince alt sınırdan yeterli oranda uzaklaşılarak ceza tayin edilmesi cihetine gidilmiş [karar verilmiştir.]"
13. Başvurucu, mahkûmiyet kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurmuş; Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi (Daire) 13/6/2018 tarihli kararı ile başvurucunun istinaf talebini esastan reddetmiştir. Başvurucu, Daire kararına karşı temyiz kanun yoluna başvurmuş; Yargıtay 3. Ceza Dairesi 23/1/2023 tarihinde Daire kararını onamıştır. Onama kararında yer verilen açıklama şöyledir:
"ByLock programının FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçu bakımından her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti halinde kişinin örgütle bağlantısını gösteren bir delil olacağı nazara alındığında, sanığın ByLock kullanıcısı olduğuna ilişkin tespit ve değerlendirme tutanağının temin edilmesi karşısında sanığın inkara yönelik savunmalarına itibar edilmemiş, sanığın ByLock kullanıcısı olduğu şüpheye yer bırakmayacak şekilde tespit edildiğinden, temyiz aşamasında gelen sanıktan ele geçen materyallerde ByLock kalıntısına rastlandığını belirten dijital mateyal inceleme raporu beklenmeksizin karar verilmesi sonuca etkili olmadığından bozma sebebi yapılmamıştır."
IV. İLGİLİ HUKUK
14. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk kaynakları için bkz. Ali Bayram İskender [GK], B. No: 2020/31370, 25/9/2025, §§ 15-37; Şerif Özmutlu [GK], B. No: 2020/36986, 25/9/2025, §§ 29-59; Ramazan Çakır [GK], B. No: 2019/6030, 24/2/2026, §§ 17-39.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
15. Anayasa Mahkemesinin 17/6/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
16. Başvurucu; işlendiği tarihte suç olarak kabul edilmeyen fiillere dayanılarak cezalandırılmasının hukuka aykırı olduğunu, bu yöndeki iddia ve itirazlarına karşılık yargı mercilerince yeterli açıklamalara yer verilmediğini belirterek suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
17. Bakanlık görüşünde, Anayasa Mahkemesinin suçta ve cezada kanunilik ilkesine dair değerlendirmelerini içeren kararlarına yer verilmiş; ihlal iddiaları incelenirken söz konusu içtihatlar ile somut olayın kendine özgü koşullarının birlikte değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir.
2. Değerlendirme
18. Başvurucunun iddiaları suçta ve cezada kanunilik ilkesi yönünden incelenmiştir.
a. Kabul Edilebilirlik Yönünden
19. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Genel İlkeler
20. Suçta ve cezada kanunilik ilkesi hukuk devletinin kurucu unsurlarındandır. Kanunilik ilkesinin genel olarak bütün hak ve özgürlüklerin düzenlenmesinde temel bir güvence oluşturmanın yanı sıra suç ve cezaların belirlenmesi bakımından özel bir anlamı ve önemi olup bu kapsamda kişilerin kanunen yasaklanmamış veya yaptırıma bağlanmamış fiillerden dolayı keyfî bir şekilde suçlanmaları ve cezalandırılmaları önlenmekte, buna ek olarak suçlanan kişinin lehine olan düzenlemelerin geriye etkili bir şekilde uygulanması sağlanmaktadır (Karlis A.Ş. [1. B.], B. No: 2013/849, 15/4/2014, § 32; Adnan Şen [GK], B. No: 2018/8903, 15/4/2021, § 104; Bilal Celalettin Şaşmaz [1. B.], B. No: 2019/20791, 18/10/2022, § 60).
21. Anayasa'nın 38. maddesine koşut olarak 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 2. maddesinde de düzenlenen ilke, yasaklanan eylemlerin ve bu yasak eylemlere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesini; kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olmasını gerektirir. Kişilerin yasak eylemleri önceden bilmeleri düşüncesine dayanan bu ilkeyle temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması amaçlanmıştır (Fikriye Aytin ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/6154, 11/12/2014, § 51; AYM, E.2010/69, K.2011/116, 7/7/2011; AYM, E.2019/9, K.2019/27, 11/4/2019, § 13; Bilal Celalettin Şaşmaz, § 61).
22. Ceza verme yetkisinin keyfî ve hukuk dışı amaçlarla kullanılmasının önlenebilmesi kanunilik ilkesinin katı şekilde uygulanmasıyla mümkün olabilir. Bu kapsamda yargı organlarınca yapılacak yorum ceza normlarının özüyle çelişmemeli ve öngörülebilir olmalıdır. Yargı organları, terör suçları da dâhil olmak üzere tüm suçlar bakımından suça veya cezaya ilişkin olguları değerlendirirken özellikle fiillerin bir suça karşılık gelip gelmediğini belirlerken suçta ve cezada kanunilik ilkesini anlamsız kılacak şekilde öngörülemez bir yaklaşımda bulunmamalıdır (Mehmet Emin Karamehmet ve diğerleri [2. B.], B. No: 2017/4902, 28/1/2020, § 47; Adnan Şen, § 107; Bilal Celalettin Şaşmaz, § 62). Bu kapsamda somut olayda değerlendirilmesi gereken terör örgütüne üye olma suçunun kapsamının öngörülemez şekilde sanığın aleyhine olarak genişletici bir yoruma tabi tutulup tutulmadığıdır (Ahmet Aslan [1. B.], B. No: 2021/23949, 6/10/2022, § 68; Bilal Celalettin Şaşmaz, § 62). Bu nedenle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin denetlenmesinde normun mevcut deliller çerçevesinde somut olaya uygulanış biçiminin yasal düzenlemeyle bağdaşmaz ve öngörülemez bir sonuca yol açıp açmadığı incelenmelidir (Bilal Celalettin Şaşmaz, § 62).
23. Başvuruya konu mahkûmiyet hükmünün kanuni dayanağı 5237 sayılı Kanun'un 314. maddesidir. Yargı mercilerine göre bir suç örgütü, baştan itibaren suç işlemek üzere kurulmuş yasa dışı bir yapı olabileceği gibi yasal olarak faaliyet göstermekte olan bir sivil toplum örgütünün sonradan suç örgütüne hatta terör örgütüne dönüşmesi de mümkündür (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı kararı).
24. Bir kişinin yasa dışı örgüt üyeliği suçundan cezalandırılabilmesi için henüz bir suç işlemiş olması gerekmez. Örgüt üyeliği başlı başına cezalandırılan bir suçtur. Bu itibarla örgüt üyesinin faaliyetinin mutlaka örgüt tarafından gerçekleştirilen suçlara katılma şeklinde olması da gerekmez. Terör örgütüne üye olma suçu, üye ve hatta örgüt henüz bir suç işlememiş dahi olsa örgütün toplum için yarattığı tehlikeyi cezalandıran ve bu yönüyle bir yandan da örgüt faaliyetleri kapsamında suç işlenmesini engelleme amacı taşıyan bir suç türüdür (Metin Birdal [GK], B. No: 2014/15440, 22/5/2019, §§ 60, 61).
25. Bir oluşumun terör örgütü olduğuna dair kesinleşmiş yargı kararının suçun unsurlarından biri olmadığının altını önemle çizmek gerekir. Örgütün niteliklerinin mahkemece belirlenmesi bir tespit kararıdır (Bilal Celalettin Şaşmaz, § 14). Aksinin kabulü, hakkında kesinleşmiş yargı kararı bulunmayan terör örgütlerinin eylemlerinin unsur yokluğu nedeniyle cezalandırılamaması sonucunu doğurur. Yukarıda alıntılanan Yargıtay içtihatlarının da gösterdiği gibi bir oluşumun terör örgütü olarak tespitine dair kesinleşmiş yargı kararının bu suç özelinde en önemli fonksiyonu, terör örgütüne hukuki varlık kazandırması ve bu bağlamda yapının bir terör örgütü olduğunu bilinebilecek hâle getirmesidir. Dolayısıyla henüz terör örgütü olduğuna dair yargı kararlarının bulunmadığı, dolayısıyla herkesçe bir terör örgütü olarak bilinebilir hâle gelmediği sırada bir örgüt ile irtibatlı ve iltisaklı olan kişilerin kasıtlarının ortaya konulması hayati önemdedir (Ahmet Aslan, §§ 50, 51; Bilal Celalettin Şaşmaz, § 50).
26. O hâlde bir kimsenin FETÖ/PDY'ye üye olma suçundan cezalandırılabilmesi için örgütün niteliğini ve amaçlarını bildiği, örgütün bir parçası olmayı istediği ve örgütün hayatta kalmasına, amaçlarının gerçekleştirilmesine devamlı bir irade ile katkı sağladığının gösterilmesi gerekir. Bu gerekliliğin bir sonucu olarak Yargıtay; terör örgütüne üye olma veya yardım etme suçlarının doğrudan kasıt ve özel saikle işlenebilen suçlar olduğu da gözetildiğinde FETÖ/PDY'nin gerçek yüzünü ortaya koyan operasyonlara başlandığını, bu yapının kamuoyu ve medya tarafından tartışılır hâle geldiğini, üst düzey hükûmet yetkilileri ve kamu görevlileri tarafından yapılan açıklamalarda paralel yapı veya terör örgütü olduğuna ilişkin tespitler ve uyarıların yapıldığını, Millî Güvenlik Kurulu tarafından da aynı değerlendirmelerin paylaşıldığı süreçten önce icra edilen faaliyetlerin nitelik, içerik ve mahiyeti itibarıyla terör örgütünün amacına hizmet ettiği ve sanıklarca da bunun bilindiği somut delil ve olgularla ortaya konulmadıkça örgütsel faaliyet kapsamında kabul edilemeyeceğini, kişilerin hukuki durumlarının kusurluluk ve hata bağlamında değerlendirilmesinde zaruret bulunduğunu ifade etmiştir. Başka bir deyişle Yargıtay, bir kişinin söz konusu örgüte üye olma suçundan cezalandırılması için sempati ve iltisak boyutunu aşarak terör örgütü niteliğini ve amaçlarını bilerek örgüt üyesi olduğunu ispat etmeye yeterli delillere dayanılmasını şart koşmaktadır (Bilal Celalettin Şaşmaz, §§ 11-19, 51).
27. Bu sebeple Yargıtay; FETÖ/PDY davalarında da örgüte sadece sempati duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemleri terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyet için yeterli görmemektedir. Yargıtaya göre FETÖ/PDY üyesinin örgüte bilerek ve isteyerek katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, terör örgütünün bir parçası olmayı istemesi, örgüte katılma iradesinin devamlılık arz etmesi, saikinin suç işlemek olması şartı aranmalıdır (Yargıtay kararı için bkz. Bilal Celalettin Şaşmaz, § 13).
28. Yukarıdaki değerlendirmelerden hareket eden ve FETÖ/PDY'nin güvenlik güçlerince önemli ölçüde çözümlenen hiyerarşik yapılanmasını gözeten Yargıtay; üst düzeyde bulunan örgüt mensuplarının katıldığı örgütün niteliklerini, amaç ve yöntemlerini bildiğinin, suç işlemek saiki ile hareket ettiğinin ayrıca örgüte katılma iradesinin devamlılık arz ettiğinin kabul edilmesi gerektiği sonucuna varmıştır. Yargıtay, FETÖ/PDY'nin oldukça uzun süre yasal zeminde faaliyet göstermesi ve nihai amacını gizli tutması nedeniyle özellikle sözde meşruiyet vitrini olarak kullanılan katlarıyla irtibatlı olduğu tespit edilen kişilerin örgütün nihai amacını bildiğinin ortaya konması gerektiğini kabul etmiştir (Bilal Celalettin Şaşmaz, §§ 11-13, 19; ayrıca bkz. Adnan Şen, § 114; İlhami Aksu [2. B.], B. No: 2018/36918, 15/6/2022, § 21).
29. Yargı mercilerinin değerlendirmelerinden çıkan sonuca göre FETÖ/PDY'nin daha alt katlarıyla irtibatlı olduğu tespit edilen kişilerin -örgütün nihai amacını bildikleri ortaya konmadığı müddetçe- örgüte bir ahlak ve eğitim hareketi, gönüllüler hareketi, dinî bir cemaat olduğu zannı ile sempati duydukları, örgütle irtibat ve iltisaklı oldukları kabul edilmektedir. Terör örgütüne üye olma suçuna bağlanan ağır cezai yaptırımlar gözetildiğinde -örgütün nihai amacının herkesçe bilindiğinin kabul edilebileceği kesin bir tarih vermek yoluna gidilmemiş olmakla birlikte- örgütün nihai amacının herkesçe bilinir hâle geldiği olaylardan (Bilal Celalettin Şaşmaz, § 11) önce yasal zeminde faaliyet gösteren bir sivil toplum örgütüne bağlı olduğu düşüncesi doğrultusunda hareket ederek hataya düşenler ile FETÖ/PDY'nin amaç ve yöntemlerini bilen örgüt mensuplarının birbirlerinden dikkatli şekilde ayrılması yoluna gidilmiştir (Bilal Celalettin Şaşmaz, § 54).
30. Öte yandan vurgulamak gerekir ki bireysel başvuru yolunda Anayasa Mahkemesinin görevi, bir yargılamanın sonucu itibarıyla adil olup olmadığını değerlendirmek değildir. Dolayısıyla başvurucular hakkında isnat edilen terör örgütü üyesi olma suçunun sübuta erip ermediği veya toplanan delillerin suçun sübutu için yeterli olup olmadığı meselesi, ilkesel olarak Anayasa Mahkemesinin ilgi alanı dışındadır (Metin Birdal, § 47; Yılmaz Çelik [GK], B. No: 2014/13117, 19/7/2018, § 45). Bundan başka bir ceza yargılamasında hangi delillerin hükme esas alınabileceği meselesi de esas itibarıyla Anayasa Mahkemesinin görev alanının dışındadır (Türk ceza muhakemesi hukuku uygulamasına ilişkin bazı değerlendirmeler için bkz. Metin Birdal, §§ 67-71).
ii. İlkelerin Olaya Uygulanması
31. Somut olayda Mahkeme kararının içeriği gözönüne alındığında mahkûmiyetin başvurucunun ByLock programı üzerinden 235553 user-ID numarası alıp bu numaraya bağlı alt veriler oluşturmak suretiyle anılan ağa dâhil olduğuna ve bu programı örgütsel iletişim amacıyla yoğun olarak kullandığına dair tespite dayandığı anlaşılmıştır (bkz. § 12).
32. Anayasa Mahkemesi, Ferhat Kara ([GK], B. No: 2018/15231, 4/6/2020) kararında "yapısı, kullanım şekli ve teknik özellikleri itibarıyla sadece FETÖ/PDY mensuplarınca -örgütsel iletişimde gizliliği sağlama amacıyla- kullanılan kriptolu iletişim ağının başvurucu tarafından kullanılmasının terör örgütüne üye olma suçu açısından mahkûmiyete dayanak alınmasının, adil yargılanma hakkı kapsamındaki usul güvencelerini tamamen etkisiz hâle getiren ve açıkça keyfî bir uygulama olarak değerlendirilemeyeceği, dolayısıyla ByLock'un mahkûmiyette tek veya belirleyici delil olarak kullanılmasına ilişkin iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu" nu değerlendirmiştir (Ferhat Kara, § 161).
33. Anayasa Mahkemesi, ByLock tespit ve değerlendirme tutanağı ve onu destekleyen diğer veriler doğrultusunda ByLock programının kullanıldığına dair tespitin terör örgütüne üye olma suçu açısından verilen mahkûmiyet kararında belirleyici delil olarak değerlendirilmesini Adnan Şen kararında suçta ve cezada kanunilik ilkesi açısından ele almıştır. Bu kararda Anayasa Mahkemesi, ByLock programını kullanmak şeklinde gerçekleşen faaliyetin örgütsel nitelikte olduğuna, başvurucunun örgüt içi iletişimin sağlanması amacıyla FETÖ/PDY mensuplarının kullanımına sunulan ByLock programını örgütsel amaçla kullandığına, dolayısıyla başvurucunun bu oluşumun suç işlemek amacında olduğunun bilincinde olduğuna dair adli makamlarca yapılan yorumların kanun koyucunun yasak olarak belirlediği fiilin kapsamını suç ve cezaların kanuniliği ilkesine aykırı olacak şekilde genişletmediğini, örgüt üyeliğine ilişkin kuralın özüyle çelişmediğini ve öngörülebilir olduğunu, atılı suçun unsurları netleştirilirken öngörülebilir ve suçun mahiyetine uygun olma konusunda özen gösterildiğini değerlendirmiş ve ihlal olmadığı sonucuna ulaşmıştır (Adnan Şen, § 121).
34. Bununla birlikte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Anayasa Mahkemesinin Ferhat Kara ve Adnan Şen kararlarından sonraki süreçte verdiği Yüksel Yalçınkaya/Türkiye ([B.D.], B. No: 15669/20, 26/9/2023) kararında ulusal mahkemelerin mevzuat hükümlerini geniş ve öngörülemez şekilde yorumlayarak ByLock kullanımının silahlı terör örgütü üyeliği anlamına geldiğini tespit ettiklerini belirtmiş; bu bağlamda ulusal hukuktaki suçun yasal tanımı kapsamında gerekli olan kastın varlığı ayrıca tespit edilmeksizin ByLock programını kullanan kişilere doğrudan ve etkili bir şekilde objektif sorumluluk yüklendiği kanaatine varmıştır. Dolayısıyla AİHM, bu durumun suçun özellikle de manevi unsurlarının oluşup oluşmadığını değerlendirme gereği duyulmaksızın terör örgütü üyesi olma suçunu katı bir sorumluluk suçuna dönüştürme ve böylece iç hukukta açıkça belirtilen gerekliliklerden ayrılma etkisi yarattığı sonucuna varmıştır (Yalçınkaya/Türkiye, §§ 271, 272).
35. Yargıtay da özellikle AİHM'in Yalçınkaya/Türkiye kararından sonraki tarihlerde verdiği kararlarda örgütsel yazışma içeriği tespit edilemeyen sanıkların ByLock programını örgütsel iletişim amacıyla kullanıp kullanmadıklarının ve örgüt yapılanmasına dâhil olup olmadıklarının hukuki bir kesinlik içinde ortaya konulabilmesi için -somut olayın özelliğine göre ve ByLock tespit ve değerlendirme tutanağına yansıyan verilere yönelik- yapılması gerekli görülen araştırma işlemlerini güncel ve istikrarlı içtihatlarında belirlemiştir (birçok karar arasından bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 30/10/2024 tarihli ve E.2022/6887, K.2024/12706; 31/10/2024 tarihli ve E.2022/13560, K.2024/12904; 4/11/2024 tarihli ve E.2022/8312, K.2024/13516; 5/11/2024 tarihli ve E.2022/8457, K.2024/13588; 25/11/2024 tarihli ve E.2024/17021, K.2024/15092; 28/11/2024 tarihli ve E.2022/15419, K.2024/15834; 6/1/2025 tarihli ve E.2022/28134, K.2025/427; 21/1/2025 tarihli ve E.2021/11306, K.2025/1891; 21/5/2025 tarihli ve E.2025/542, K.2025/15312 sayılı kararları).
36. Nitekim Anayasa Mahkemesi de Ali Bayram İskender kararında başvurucunun ByLock programını kullandığına dair tespitin terör örgütüne üye olma suçundan kesinleşen mahkûmiyet kararında belirleyici delil olarak kabul edildiği somut olayda kişilerin örgüt talimatı ile ByLock ağına dâhil olduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullandıklarının belirlenmesi açısından Yargıtayın ilkesel olarak ortaya koyduğu ve yapılmasını gerekli gördüğü araştırmaların yerine getirilmediği kanaatine ulaşmıştır. Anayasa Mahkemesi, anılan kararda başvurucunun -ByLock programını kullanmadığına yönelik itirazının yanı sıra- anılan programı örgütsel iletişim amacıyla kullanmadığına dair iddiasının kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olduğu ancak yargı makamları tarafından bu iddia hakkında somut bir değerlendirme yapılmadığı, bu eksikliğin kanun yolu incelemeleri sırasında da telafi edilmediği kanaatine varmıştır. Anayasa Mahkemesi, bu nedenle başvurucunun mahkûmiyeti için gerekli olan yeterli gerekçenin ortaya konulamadığını değerlendirmiş ve ihlal sonucuna ulaşmıştır (Ali Bayram İskender, §§ 47-58).
37. Anayasa Mahkemesi, benzer şekilde Ramazan Çakır kararına konu olayda başvurucunun ByLock programını kullandığının teknik verilerle ispat edilmesine dair tespitlere yönelik itirazlarına ek olarak ByLock tespit ve değerlendirme tutanağında yer alan yazışma ve e-posta verilerinin örgütsel nitelikte olup olmadığına, dolayısıyla bu programın örgütsel iletişimi sağlamak amacıyla kullanılıp kullanılmadığına dair herhangi bir değerlendirmede bulunulmamasını da ele almıştır. Anayasa Mahkemesi anılan kararda -diğerlerinin yanı sıra- başvurucunun ByLock programını örgütsel iletişim amacıyla kullanmadığına dair iddiasının kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olduğu hâlde mahkûmiyet gerekçesinde bu iddia hakkında somut bir değerlendirmede bulunulmadığı, bu eksikliğin kanun yolu incelemeleri sırasında da telafi edilmediği kanaatine varmıştır. Anayasa Mahkemesi, bu nedenle başvurucunun mahkûmiyeti için gerekli olan yeterli gerekçenin ortaya konulamadığını değerlendirmiş ve ihlal sonucuna ulaşmıştır (Ramazan Çakır, §§ 56-58).
38. Diğer yandan Anayasa Mahkemesi, Şerif Özmutlu kararına konu olayda ise terör örgütüne üye olma suçundan kesinleşen mahkûmiyet kararında başvurucunun ByLock programını kullandığının teknik verilerle ortaya konulmasının yanı sıra örgütsel faaliyetlerini belirli tarihlerden sonra dahi devam ettirerek örgüt hiyerarşisi içinde üst konumlara gelmesini değerlendirmiştir. Anılan kararda yargı makamları, ByLock programını örgütsel iletişimi sağlamak amacıyla kullandığına dair tespit dikkate alınmasa dahi ByLock delili dışındaki diğer delilleri de esas almak suretiyle başvurucunun örgüt hiyerarşisi içinde faaliyetlerde bulunduğunu değerlendirmiş; örgütün nihai amacının herkesçe bilinir hâle geldiği olaylardan sonra dahi başvurucunun gerçekleştirdiği örgütsel faaliyetlerin varlığını ortaya koyarak örgütün nihai amacını bildiği kanaatine varmıştır. Anayasa Mahkemesi; yargı makamlarının bu tespitlerinin somut olayın şartlarına göre temelsiz ve keyfî olmadığı, kanun koyucunun yasak olarak belirlediği fiilin kapsamını suçta ve cezada kanunilik ilkesine aykırı olacak şekilde genişletmediği, örgüt üyeliğine ilişkin kuralın özüyle çelişmediği ve öngörülebilir olduğu sonucuna ulaşmıştır (Şerif Özmutlu, §§ 76-87).
39. Somut olayda mahkûmiyet kararının içeriği itibarıyla FETÖ/PDY tarafından sohbet adı altında düzenlenen toplantılara da değinmek gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi; Sinan Ulu ([GK], B. No: 2023/57158, 25/9/2025) ve Sümeyra Bakla ([GK], B. No: 2023/46215, 20/11/2025) kararlarında yargısal makamlar tarafından yapılan tespitlerden hareketle örgüt tarafından düzenlenen sohbet adı altındaki toplantıların örgüt liderine ilişkin olağanüstü kişilik bilincinin aşılanması, katılanlarda kutsal dava fikrinin yerleştirilmesi, kişilerin bu doğrultuda yetiştirilmesi, grup aidiyetinin sağlanması, bağlılık, güven ve örgüte sadakatin oluşturulması gibi bazı fonksiyonel özellikleri olduğunu, bu toplantıların FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatı ortaya koyabilecek nitelikte olduğunu belirtmiştir. Netice itibarıyla yargısal makamlar tarafından yapılan tespitlerden hareketle örgüt tarafından sohbet olarak adlandırılan ve belirtilen nitelikte düzenlenen toplantıların tertibine iştirakin veya olayın özelliğine göre salt katılımın FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatı ortaya koyabilecek nitelikte olabileceği sonucuna ulaşılmıştır. Bu durumda sohbet adı altında düzenlenen bu toplantıların niteliği gözönüne alındığında olgusal olarak bahse konu toplantılara yönelik belirtilen faaliyetler; kişilerin FETÖ/PDY ile iltisaklı ve irtibatlı olduğuna yönelik bir unsur olarak değerlendirilebileceği, bu kabulle birlikte söz konusu toplantıları organize etmek şeklindeki eylemin ise kişilerin FETÖ/PDY ile iltisaklı ve irtibatlı olduğuna yönelik bir unsur olarak değerlendirilmesinin evleviyetle mümkün olduğu ifade edilmiştir (Sinan Ulu, §§ 100, 101; Sümeyra Bakla, §§ 102, 103).
40. Mahkûmiyet gerekçesinde başvurucunun 235553 user-ID numarası ile kullandığı ByLock programı üzerinden diğer ByLock kullanıcılarıyla olan mesajlaşma ve mail içerikleri itibarıyla FETÖ/PDY üyeleri tarafından düzenlenen sohbetlere katıldığına, örgütsel amaçlarla yapılan bu toplantılarda bazen "sohbet hocalığı" yaptığına, örgüte maddi kaynak sağlamak amacıyla diğer örgüt üyelerinden kurban bağışı adı altında para topladığına, dergi ve gazete aboneliği faaliyetlerini yoğun şekilde yürüttüğüne, bu şekilde örgütün amaçları doğrultusunda faaliyetlerde bulunduğuna dair tespitlerde bulunulması (bkz. § 12) ve Anayasa Mahkemesinin anılan kararları (bkz. §§ 36-39) gözetildiğinde somut olayda Mahkemenin, başvurucunun ByLock programını örgütsel iletişimi sağlamak amacıyla yoğun şekilde kullandığını değerlendirmek suretiyle oluşturduğu kabulün somut olayın şartlarına göre temelsiz ve keyfî olmadığı vurgulanmalıdır. Nitekim Mahkeme, örgütün nihai amacının herkesçe bilinir hâle geldiği olaylardan sonra dahi başvurucunun ByLock programını örgütsel iletişimi sağlamak amacıyla yoğun şekilde kullanmak suretiyle terör örgütü hiyerarşisi içinde bulunduğunu ortaya koyarak örgütün nihai amacını bildiği sonucuna varmış ve aksi yöndeki savunmalarına itibar etmemiştir.
41. Bu noktada başvurucunun ByLock tespit ve değerlendirme tutanağında yer alan log kayıtları ile BTK'dan gönderilen CGNAT kayıtları arasında farklılıklar olduğuna dair mahkûmiyet gerekçesine göre esasa etkisi olmayan itirazlarının ötesinde, ByLock verilerini içeren dijital materyallerin Mahkeme huzuruna getirtilmemesine veya bu veriler üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmamasına dair muhakeme sürecinde itiraz ileri sürmediğinin ve bireysel başvuru formunda bu hususta bir ihlal iddiasında bulunmadığının da altı çizilmelidir.
42. Sonuç olarak Mahkemenin bu yorumunun kanun koyucunun yasak olarak belirlediği fiilin kapsamını suçta ve cezada kanunilik ilkesine aykırı olacak şekilde genişletmediği, örgüt üyeliğine ilişkin kuralın özüyle çelişmediği ve öngörülebilir olduğu anlaşılmıştır. Mahkeme, atılı suçun unsurlarını netleştirirken öngörülebilir ve suçun mahiyetine uygun olma konusunda özen göstermiştir. Buna göre başvurucunun yukarıda anılan eylemleri dolayısıyla bu oluşumun suç işlemek amacında olduğuna ve üzerine atılı örgüt üyeliği suçunun unsurlarını bilebilecek konumda bulunduğuna ilişkin varılan sonucun temelsiz olduğu söylenemez.
43. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
B. Diğer İhlal İddiaları
44. Başvurucunun;
i. Suç isnadına bağlı tutulduğu muhakeme süreci itibarıyla kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Mehmet Emin Kılıç ([2. B.], B. No: 2013/5267, 7/3/2014, §§ 19-32) ve Mehmet Şimşek ([1. B.], B. No: 2018/10953, 22/7/2020) kararları doğrultusunda süre aşımı;
ii. Kamu görevlilerine isnat ettiği birtakım eylemler nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Ömer Aktaş ([1. B.], B. No: 2014/14915, 21/9/2016, §§ 38, 39) kararı doğrultusunda başvuru yollarının tüketilmemesi;
iii. ByLock haberleşmesi ve kişisel verilerin yasal olmayan şekilde elde edildiğine dair itirazları nedeniyle özel hayata saygı hakkı kapsamındaki kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı ile haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Bestami Eroğlu ([GK], B. No: 2018/23077, 17/9/2020) kararı, özel hayatına ait verilerin toplanarak sınırsız şekilde kolluk birimlerinin erişimine açıldığına dair itirazları nedeniyle özel hayata saygı hakkının ve benzer eylemlerin toplumun bir kesimi açısından suç sayıldığına dair itirazları nedeniyle ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine ilişkin, temellendirmeksizin soyut şekilde ileri sürdüğü iddialarının Cemal Günsel ([GK], B. No: 2016/12900, 12/1/2021) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması,
iv. ByLock verilerinin elde edilme usulü yönünden hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Özlem Yıldırım ([GK], B. No: 2022/73725, 28/12/2022, §§ 30-33) kararı; karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedenleriyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Yasemin Ekşi ([1. B.], B. No: 2013/5486, 4/12/2013, §§ 56, 57) ve Mehmet Yavuz ([1. B.], B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51) kararları; eksik araştırma yapıldığına ve yeterli delil elde edilmeden mahkûmiyet kararı verildiğine ilişkin iddiasının da E.D. ([2. B.], B. No: 2015/1668, 22/2/2018, §§ 36-38) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması
Nedenleriyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan nedenlerle;
A. 1. Suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Diğer ihlal iddialarının kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,
Ç. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 17/6/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.