Bilirkişi Raporlarının Eksik İnceleme Sorunu ve Elektrik Dağıtım Şirketlerinin Sorumluluğu

Bir köyde ya da küçük bir yerleşim yerinde yaşadığınızı düşünün. Elektrikler sık sık gidiyor. Mahalleli bunun sıradan bir kesinti olmadığını, hatta bir arıza bulunduğunu düşünüyor. İddiaya göre elektrik dağıtım şirketi aranıyor, durum bildiriliyor. Ancak ekipler gelmiyor.

Saatler geçiyor. Bir kişi sorunun kaynağını anlamak ya da arızayı kontrol etmek amacıyla yüksek gerilim hattının bulunduğu direğe çıkıyor. Sonrası birkaç saniye sürüyor. Yüksek gerilim akımına kapılıyor ve ağır şekilde yaralanıyor.

Ardından mahkemelik süreç başlıyor. Bu noktada çoğu kişinin aklına aynı soru geliyor: "Direğe çıktıysa zaten kusurlu değil mi?"

Gerçekten de yüksek gerilim hattına yaklaşmanın son derece tehlikeli olduğu tartışmasızdır. Ancak hukuk bazen ilk bakışta görünen cevaptan daha farklı sorular sorar. Peki yüksek gerilim hattını işleten elektrik dağıtım şirketi gerekli tüm güvenlik önlemlerini almış mıdır? Direkte bulunması gereken koruma sistemleri mevzuata uygun mudur? Uyarı levhaları yeterli midir? Tırmanmayı engelleyici sistemler gerçekten işlevsel durumda mıdır? Olay öncesinde yapılan arıza ihbarları araştırılmış mıdır?

Ve en önemlisi; bir kişinin kusurlu davranmış olması, elektrik dağıtım şirketinin hiçbir sorumluluğunun bulunmadığı anlamına gelir mi?

Yakın zamanda incelediğimiz bir dosyada hazırlanan bilirkişi raporu bu soruların büyük bölümünü tartışmaksızın davacıya yüzde yüz kusur yüklemişti. Oysa Yargıtay'ın yıllardır istikrarlı şekilde vurguladığı ilkeler, yüksek gerilim tesislerini işleten şirketlerin çok ağır bir özen yükümlülüğü altında bulunduğunu göstermektedir.

Bu nedenle mesele yalnızca bir kişinin neden direğe çıktığı değil, aynı zamanda tehlikeli bir tesisi işleten şirketin üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirip getirmediği meselesidir.

Türk Borçlar Kanunu'nun 69. maddesi uyarınca yapı eserinden doğan sorumluluk kusura değil, objektif sorumluluk esasına dayanmaktadır. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre enerji nakil hatları ve yüksek gerilim tesisleri de yapı eseri niteliğindedir.

Nitekim Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2019/3406 Esas, 2019/6389 Karar sayılı ilamında şu değerlendirmeye yer verilmiştir:

"Elektrik tesisleri de yapı eseri niteliğindedir. Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliği 5. maddesi gereğince, kuvvetli akım tesisleri her türlü işletme durumunda, cana ve mala herhangi bir zarar vermeyecek ve tehlike oluşturmayacak bir biçimde yapılmalıdır. Herhangi bir kimsenin dikkatsizlikle de olsa yaklaşabileceği uzaklıktaki kuvvetli akım tesislerinin gerilim altındaki bölümlerine (aktif bölümler) dokunulması olanaksız olmalı ve ilerideki bölümlerde belirtilen emniyet mesafeleri ile koruma önlemleri sağlanmalıdır.

Ağır özen yükümlülüğü doğuran bir hizmet yürüten davalı, gerekli güvenlik uzaklıklarına uymak, dava dışı şahıslar ya da kurumlarca güvenlik uzaklıklarının ihlal edilmesi halinde gerekli denetim ve koruma önlemlerini almakla yükümlüdür. Buna göre, davalı elektrik dağıtım şirketi, yüksek gerilim iletkenlerine güvenli yaklaşma sınırının aşılmamasını sağlayıcı önlemleri almalı, gerekli uyarı levhalarını herkesin kolaylıkla görebileceği yerlere koymalı, bu tesislerin can ve mal güvenliğine zarar vermemesi için yerleşim yeri dışındaki tesislere oranla çok daha kısa aralıklarla kontrollerini yapmalıdır.

Olay sonrası İlçe Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme Büro Amirliği tarafından düzenlenen 31.05.2005 tarihli Olay Yeri İnceleme Raporu ekindeki fotoğraflardan, davaya konu olayın meydana geldiği elektrik direğinde uyarıcı levhanın olmadığı, direğe çıkılmasını engelleyici korkuluğun eğik olduğu, direğin, yerleşim alanın içinde, herkesin kolaylıkla çıkabileceği bir durumda bulunduğu anlaşılmaktadır.

Tüm bu rapor ve bilgilere rağmen, hükme esas alınan 14.01.2013 tarihli bilirkişi raporunda, tırmanma engeli ve ölüm tehlike levhası hakkında bir bilgi bulunmadığı, olaydan dört yıl sonra keşif yapıldığı, dört yıl içinde ölüm tehlike levhasının sökülmüş olacağı, olay tarihinde tırmanma engelinin şartnamesine uygun şekilde olabileceği düşünülerek, davalı ...'a kusur izafesinde bulunulmaması gerektiği rapor edilmiş, 31.05.2005 tarihli Olay Yeri İnceleme Raporu ekindeki fotoğraflar ve soruşturma dosyasında alınan bilirkişi raporu göz ardı edilerek, direkte uyarıcı levhanın olmadığı, direğe çıkılmasını engelleyici korkuluğun eğik olduğu, direğin, yerleşim alanın içinde herkesin kolaylıkla çıkabileceği bir vaziyette bulunduğu hususu nazara alınmaksızın, eksik incelemeyle rapor tesis edilmiş, mahkemece de, yetersiz bu rapor doğrultusunda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir .

Bu bağlamda, davacıların murisinin ölümünden, davalı elektrik dağıtım şirketinin tamamen kusursuz olduğundan söz edilemez. Davacıların murisinin çıkmaması gereken elektrik direğine çıkmış olması davalının sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Bu husus, ancak tazminatın kapsamıyla ilgili olup, belirlenecek miktarın tayininde gözönüne alınmalıdır.

Hal böyle olunca, mahkemece, davalının yaptığı işin mahiyeti gereği yüksek özen yükümlüğü bulunduğunun ve direkte uyarıcı levhanın olmaması, direğe çıkılmasını engelleyici korkuluğun eğik olması, direğin yerleşim alanı içinde herkesin kolaylıkla çıkabileceği bir vaziyette bulunması nedeniyle, davalının özen yükümlülüğüne aykırı davrandığının kabulü ile, desteğin ve davalının kusur oranları bu kapsamda yeniden belirlenerek, hasıl olacak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme sonucu, yetersiz bilirkişi raporu doğrultusunda yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir “ gerekçesiyle bozulmuştur.”

Bu noktada Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliği'nin 44/2-o maddesi ayrıca önem kazanmaktadır. Anılan düzenleme yüksek gerilim direklerinde belirli teknik özellikleri taşıyan tırmanma engellerinin bulunmasını zorunlu kılmaktadır.

Ancak uygulamada sıkça karşılaşılan sorunlardan biri, bilirkişi raporlarında yalnızca "tırmanma engeli vardır" denilerek sonuca ulaşılması, buna karşılık bu engelin yönetmeliğe uygun olup olmadığının hiç araştırılmamasıdır.

Oysa bir güvenlik önleminin varlığı ile mevzuata uygun ve işlevsel olması aynı şey değildir. Anayasa Mahkemesi de teknik incelemenin önemini çeşitli kararlarında vurgulamıştır.

1/12/2015 tarihli Perihan Uçar ve Diğerleri kararında Anayasa Mahkemesi şu tespitte bulunmuştur:

"59. Somut tazminat davası bu bağlamda incelendiğinde (bkz. §§ 18-28) yargılama sürecine dâhil olan bilirkişi ve hâkimlerin bağımsız ya da tarafsız olmadığını gösteren herhangi bir bulguya rastlanmadığı, yargılamanın kanun yolu incelemesi de dâhil tüm aşamalarında yeterli hız ve özende yapılıp makul bir sürede sonlandırıldığı, duruşmaların belirli tarih aralıklarıyla ve düzenli bir şekilde yapıldığı, ceza soruşturması dosyasının ilgili Cumhuriyet Başsavcılığından getirtilip incelendiği, ölüm olayı ve dava konusu yapılan hususlara ilişkin yeterli uzmanlığı bulunan bilirkişi refakatinde mahallinde keşif yapıldığı, olayın tanıklarının mahallinde ve bu keşif sırasında dinlendiği, sonrasında bilirkişiden olaya ve tarafların sorumluluklarına ilişkin ayrıntılı ve kapsamlı bir rapor alınması suretiyle ölüm olayıyla bağlantılı tüm delillerin toplandığı, bir avukat tarafından temsil edilen başvurucuların meşru çıkarlarının korunması için söz konusu davaya gerekli olduğu ölçüde etkili katılımlarının sağlandığı, bu bağlamda başvurucuların vekilleri aracılığıyla duruşmalarda temsil edilebildikleri, dava dosyasına bilgi ve belge sunabildikleri, toplanan delillerden haberdar edildikleri ve bunlardan aleyhlerine olduğunu düşündüklerine itiraz edebildikleri görülmüştür."

Kararda özellikle mahallinde keşif yapılması ve teknik incelemenin ayrıntılı biçimde gerçekleştirilmesi hususları vurgulanmıştır. Buna karşılık olay yerinde keşif yapılmadan, tırmanma engeli ölçülmeden, teknik uygunluk denetlenmeden hazırlanan raporların sağlıklı bir kusur değerlendirmesi yapabilmesi güç olacaktır.

Benzer şekilde arıza ihbarlarının araştırılması da büyük önem taşımaktadır. Tanıklar tarafından elektrik dağıtım şirketine olay öncesinde ihbarda bulunulduğu ileri sürülmesine rağmen çağrı kayıtlarının incelenmemesi, ekip görevlendirmesi yapılıp yapılmadığının araştırılmaması ve bu hususların raporda hiç değerlendirilmemesi eksik inceleme tartışmasını gündeme getirmektedir.

Sorunun bir diğer boyutu ise varsayımlara dayalı değerlendirmelerdir. Bazen bilirkişi raporlarında "ters besleme olabilir", "indüksiyon gerilimi oluşabilir", "hatta başka yönden enerji gelmiş olabilir" şeklinde teorik ihtimallere yer verilmektedir.

Ancak bilirkişilik kurumu teorik ihtimalleri değil, somut olayın teknik gerçekliğini ortaya koymak için vardır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2016/19894 Esas, 2018/6268 Karar sayılı kararında bu hususu şu şekilde ifade etmiştir:

"Bu bağlamda, davacıların murisinin ölümünden, davalı elektrik dağıtım şirketinin tamamen kusursuz olduğundan söz edilemez. Davacıların murisinin çıkmaması gereken elektrik direğine çıkmış olması davalının sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Bu husus, ancak tazminatın kapsamıyla ilgili olup, belirlenecek miktarın tayininde gözönüne alınmalıdır.

Hal böyle olunca, mahkemece, davalının yaptığı işin mahiyeti gereği yüksek özen yükümlüğü bulunduğunun ve direğin yerleşim alanı içinde ve direkte uyarıcı levhanın olmaması nedeniyle, davalının özen yükümlülüğüne aykırı davrandığının kabulü ile, davalı kurum açısından yapı malikinin sorumluluğuna ve tehlike sorumluluğuna ilişkin, davacı açısından ise, olaydaki bölüşük kusura ilişkin değerlendirmeler içeren, Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliğinin 5. ve 27. maddelerine göre somut olayı aydınlatan, taraf ve Yargıtay denetimine elverişli, tarafların kusur oranlarının da gerekçeleriyle belirtildiği, önceki bilirkişiler dışında oluşturulacak üç kişilik konusunda uzman bilirkişi kurulundan (elektrik mühendisi ) alınarak sonuca göre hüküm kurulması gerekirken, eksik inceleme ve yetersiz rapor doğrultusunda hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bu husus bozmayı gerektirmiştir."

Karardan da görüleceği üzere Yargıtay, varsayımsal değerlendirmeler yerine somut olayı aydınlatan, denetime elverişli ve teknik gerekçeler içeren raporlar aramaktadır.

Uyuşmazlıklarda sıkça karşılaşılan bir başka hata da ceza soruşturmasındaki takipsizlik kararlarının hukuk yargılamasında belirleyici kabul edilmesidir. Oysa 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 74. maddesi açık biçimde hukuk hâkiminin ceza mahkemesi kararlarıyla bağlı olmadığını düzenlemektedir.

Ceza hukukunda kusur bulunmaması, hukuk hukukunda kusursuz sorumluluk veya tehlike sorumluluğunun bulunmadığı anlamına gelmez. Bu nedenle ceza soruşturmasında verilen kovuşturmaya yer olmadığı kararının tek başına tazminat sorumluluğunu ortadan kaldırdığı söylenemez.

Belki de en önemli mesele kusur oranıdır. Yüksek gerilim direğine çıkan kişinin kusurlu olduğu kabul edilse dahi bu durum elektrik dağıtım şirketinin otomatik olarak kusursuz olduğu anlamına gelmez.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2015/13694 Esas 2016/2152 Karar sayılı kararında şu değerlendirmeyi yapmıştır:

"Tüm bu rapor ve bilgilere rağmen, hükme esas alınan 14.01.2013 tarihli bilirkişi raporunda, tırmanma engeli ve ölüm tehlike levhası hakkında bir bilgi bulunmadığı, olaydan dört yıl sonra keşif yapıldığı, dört yıl içinde ölüm tehlike levhasının sökülmüş olacağı, olay tarihinde tırmanma engelinin şartnamesine uygun şekilde olabileceği düşünülerek, davalı ...'a kusur izafesinde bulunulmaması gerektiği rapor edilmiş, 31.05.2005 tarihli Olay Yeri İnceleme Raporu ekindeki fotoğraflar ve soruşturma dosyasında alınan bilirkişi raporu göz ardı edilerek, direkte uyarıcı levhanın olmadığı, direğe çıkılmasını engelleyici korkuluğun eğik olduğu, direğin, yerleşim alanın içinde herkesin kolaylıkla çıkabileceği bir vaziyette bulunduğu hususu nazara alınmaksızın, eksik incelemeyle rapor tesis edilmiş, mahkemece de, yetersiz bu rapor doğrultusunda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir.

Her ne kadar, davacıların murisi, olay tarihinde 18 yaşında yetişkin biri olarak, elektrik direğine çıkmakta kusurlu ise de, davalı elektrik dağıtım şirketi, ağır özen yükümlülüğü doğuran bir hizmet yürütmekte olup, yaptığı iş itibariyle her türlü önlemi alması gerektiğinden, direkte uyarıcı levhanın olmaması, direğe çıkılmasını engelleyici korkuluğun eğik olması, direğin, yerleşim alanı içinde herkesin kolaylıkla çıkabileceği bir vaziyette bulunması nedeniyle, somut olayda, davalının, gerekli güvenlik önlemini alma konusunda üzerine düşen yükümlülüğü yerine getirmediği açıktır."

Bu tespit önemlidir. Çünkü yüksek gerilim hattı olaylarında mesele yalnızca mağdurun davranışı değildir. Aynı zamanda işletici şirketin güvenlik yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği de araştırılmalıdır.

Sonuç olarak elektrik dağıtım şirketlerinin işlettiği yüksek gerilim hatları, ağır tehlike doğuran tesislerdir. Bu nedenle işletici şirketlerin özen yükümlülüğü sıradan bir işletmeden çok daha yüksektir.

Yerinde teknik inceleme yapılmadan, tırmanma engellerinin mevzuata uygunluğu araştırılmadan, arıza ihbarları incelenmeden, Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliği hükümleri değerlendirilmeden ve TBK m.69 kapsamında kusursuz sorumluluk tartışılmadan hazırlanan bilirkişi raporlarının hükme esas alınması ciddi hukuki sakıncalar doğurabilir.

Bir kişinin yüksek gerilim direğine çıkmış olması elbette kusur değerlendirmesinde dikkate alınacaktır. Ancak Yargıtay'ın istikrarlı içtihatlarının da ortaya koyduğu üzere bu durum tek başına elektrik dağıtım şirketinin tüm sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Hukuk yargılamasının amacı yalnızca mağdurun davranışını sorgulamak değil, tehlikeli bir tesis işleten kurumun üzerine düşen tüm güvenlik yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğini de ortaya çıkarmaktır. Aksi halde kusur incelemesi değil, yalnızca varsayıma dayalı bir sorumluluktan kaçış değerlendirmesi yapılmış olur.