Boşanma davalarında af ve barışma girişimi kavramları, davanın seyri açısından kritik bir öneme sahiptir. Af, bir eşin diğer eşin kusurlu davranışlarını bilinçli bir şekilde bağışlaması ve bu durumu ileri sürerek dava açma hakkından feragat etmesi anlamına gelirken, barışma girişimi yalnızca tarafların evlilik birliğini kurtarma çabası olarak değerlendirilmektedir. Bu iki durumun birbirinden ayrılması, davada tarafların kusur durumlarının belirlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Bu makalede, boşanma davalarında affın geçerlilik koşulları, barışma girişiminin hukuki niteliği ve Yargıtay’ın konuya ilişkin içtihatları ele alınmaktadır.
743 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 162/3 hükmüne göre, “Affeden tarafın dava hakkı yoktur.” Denilerek affeden eşin dava açamayacağı düzenlenmiştir. Affın geçerli olabilmesi için, affın olaydan sonra gerçekleşmesi gerekmektedir. Önceden bildirilen af ifadesi geçerli olmayıp, af açık veya örtülü bir şekilde olabilir. Örneğin, eş, affettiğini açıkça belirtebilir ve evliliğe devam etmek şeklinde de örtülü olarak af olabilir. Bu noktada affın en büyük sonucu; affeden tarafın artık söz konusu sebebe dayanarak boşanma davası açamamasıdır.
Örneğin; eşini darp ettikten sonra taraflar evlilik birliğini barışarak devam ettirmişse, daha sonra yaşanan bir hakaret olayına dayanarak boşanma davası açıldığında, daha önce gerçekleşen darp eylemi affedilmiş sayılacak ve kusur olarak yüklenemeyecektir.
Ceza soruşturmasında şikayetten vazgeçme af olarak değerlendirilemez; Örneğin; hayatına kast ederek onu darp eden eşi hakkında ceza soruşturması başlatılması için şikayetçi olması hem de boşanma davası açmış olması durumunda şikayette bulunan eşin şikayetten vazgeçmesi halinde bu durum boşanma davası anlamında af sayılmaz.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 07/02/2018 tarihli 2018/1054 E. 2018/2622 K. Sayılı kararına göre, kadının ceza davasından vazgeçmesi, erkeği affettiği anlamına gelmemekte olup, affın kabul edilebilmesi için kayıtsız şartsız bir irade beyanının olması gerekmektedir.
Affeden ya da hoşgörü ile karşılanan olaylar boşanma davasında taraflara kusur olarak yüklenemez. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 07/03/2016 tarihli 2015/14215 E. 2016/4389 K. Sayılı kararına göre, davalı erkeğin başka bir kadınla duygusal içerikte mesajlaşmak suretiyle güven sarsıcı davranışlar sergilediği, eşine karşı ilgisiz davrandığı, birlik görevlerini yerine getirmediği ve “sen ne işe yararsın” diye eşini aşağıladığı anlaşılan dosyada davalı eşe yüklenen şiddet fiilinden sonra evlilik birliğinin uzunca bir süre daha devam ettiği anlaşılmakta olup, kadının bu olayı affettiği en azından hoşgörü ile karşıladığı kabul edilmelidir. Affedilen veya hoşgörü ile karşılanan olaylar taraflara kusur olarak yüklenemez.
Boşanma davasında tarafa kusur olarak atfedilen eylemin af kapsamında olduğunu ileri süren eşin bu hususu somut delillerle ispatlaması gerekmektedir.
Eşlerin bir arada yaşamaya devam etmesi durumunda kural olarak önceki vakıaların affedildiğini gösterebilir. Ancak bu kural yaşanan somut olaya değerlendirilmektedir. Boşanma davası açtıktan sonra eş evden ayrılmaması zorunlu olmayıp ev içerisinde yaşanan olayları af olarak gösterecek şekilde davranmadan da bu dava sürecini sürdürebilir. Örneğin; eş dargın durarak ve aynı yatağı paylaşmayarak da boşanma davası süresince aynı ev içerisinde kalabilir.
Barışma girişimi başlı başına af iradesini göstermez: Tarafların belli bir yerde bir araya gelip barışma girişiminde bulunuşmuş olması açılan boşanma davasında af olarak değerlendirilemez.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 13.03.2012 tarihli kararında 2022/3408 E., 2012/5664 K. Sayılı kararına göre; Davalının, eşine birkaç kere fiziki şiddet kullandığını tanıklara ve kayınvalidesine ikrar ettiği, ayrıca tarafların birbirlerine hakaret ettikleri yapılan soruşturma ve toplanan delillerden anlaşılmaktadır. Maddi hadiseye dair kabul, Türk Medeni Kanun’un 184/3. maddesi kapsamında değildir. Davacının boşanma davasından sonra bir kısım tanıklarca ifade edilen barışma girişimi bir iyi niyet göstergesi olup, boşanma davasını devam ettirmesi karşısında, kocanın kusurlu davranışları af niteliğinde kabul edilemez. Gerçekleşen bu duruma göre, taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede, birliğin devamına imkân bırakmayacak nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı, dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya (T.M.K. Md. 166/1) karar verilecek yerde, davanın reddi doğru bulunmamıştır.
Eşlerin zaman zaman bir araya gelmesi ve beraber kaldıkları yönünde bir delilin olmaması halinde tarafların birlikte fotoğraf çektirdikleri fotoğraf evlilik birliğini devam ettirmek üzere bir araya geldiklerini ispatlamaya yeterli kabul edilemez. Böyle bir durumda kusurlu davranışların affedildiği kabul edilmemektedir.
Sonuç olarak, boşanma davalarında af ve barışma girişimleri arasındaki ayrımın dikkatle yapılması gerekmektedir. Yargıtay kararları da göstermektedir ki, her birlikteliğin devamı affı göstermeyeceği gibi, her barışma girişimi de evlilik birliğinin sürdürülmesi yönünde kesin bir irade beyanı olarak kabul edilemez. Tarafların bir araya gelmesi, konuşması veya belli durumlar affetme anlamına gelmemekte, her olay somut deliller ışığında değerlendirilmelidir.

Av. Elif DENİZ





