MAKALE

CEZA MUHAKEMESİNDE HUKUKA AYKIRI DELİLİN HÜKME ETKİSİ

Abone Ol

Mahkemelerde sıklıkla karşılaştığımız bir söz vardır: "Haklı olmak yetmez, haklılığın ispat edilmesi gerekir." Haklılığın ispatı ancak delille mümkündür. Fiilin, sanık tarafından işlendiği veya işlenmediği konusunda, hukuk düzenince kabul edilen vasıtalarla, yargılama makamının tam bir kanaate varmasını temine yönelik faaliyetlere ispat denir. Bir ispat vasıtası olan delillerde ceza muhakemesinin en önemli kavramlarındandır. Delil, cezai uyuşmazlığın konusu olan olayı temsil eden, olayın mahkeme önünde canlandırılmasını sağlayan araçtır. Davanın kaderini belirleyen, hâkimi ikna eden, iddia veya savunmanın doğruluğunu ispatlamaya yarayan en temel unsurdur.

Yargılamanın türüne göre delillerin toplanma şekli, değerlendirilmesi ve yargılamadaki işlevi farklılık gösterse de delil, her iki sistemde de hâkimin kararının dayandığı en temel faktördür.

Ceza muhakemesi, bir kişinin eyleminin suç olduğu şüphesi üzerine yapılan ve bu şüpheyi yenmeye yönelik sürdürülen bir faaliyettir. "Suç işlendi mi, kim işledi ve yaptırımı nedir?" sorularının cevabı aranır. Bu süreç; iddia (tez), savunma (antitez) ve yargılama (sentez) faaliyetleri ile belirtilen sorular bağlamında yürütülür. Geçmişte olmuş bitmiş bir olay ancak deliller aracılığı ile ortaya konulabilir. Ceza muhakemesinde delil, cezai uyuşmazlığın maddi boyutunun ispatı için gereklidir. Muhakeme makamının bir vicdani kanaate ulaşması ancak ispatı gereken olay ve olguya ilişkin tüm delillerin değerlendirilmesi ile mümkündür. Ceza muhakeme hukukunda belirli konuların belirli delillerle ispat edilmesi zorunlu değildir. Cezai uyuşmazlıklarda, kişilerin önceden delil hazırlamasının zorluğu ve suç delillerinin yok edilmeye çalışılması olasılığı nedeniyle "delil serbestisi ilkesi" kabul edilmiştir. Bu ilke uyarınca bir konu her türlü delille ispat edilebilir. Ancak bu serbestlikte sınırsız değildir.

İspat aracı olarak kullanılacak delillerin birtakım özelliklere sahip olması gereklidir. Delil, yargılama konusu olayın tümünü veya bir kısmını ispat edecek nitelikte, hâkimin vicdani kanaate ulaşmasını sağlamaya yönelik, beş duyu organıyla algılanabilen, hukuka uygun yollardan elde edilmiş, sağlam ve güvenilir olmalıdır. Bunların yanı sıra delil, müşterek olmalıdır. Yani iddia, savunma ve yargılama makamlarının bilgisine sunulmalıdır. Bu sayede söz konusu bir delilin taraflarca çürütülebilme ve delil hakkında tarafların düşüncelerini açıklayabilmelerine fırsat verilmesi mümkündür. Delil, akılcı ve bilimin kabul ettiği bir husus olmalıdır. Ön yargılardan uzak bir akıl yürütme ile sonuca varılabilir, hâkimin, hükmünü akıl yolu ile izah edilemeyen, bilim tarafından kabul edilmeyen bir olguya dayandırması mümkün değildir. Delillerin, elde edilebilir, ulaşılabilir olması gerekir. Elde edilmesi olanaksız olan delillerin duruşmaya getirilmesi ve tarafların tartışmasına açılması mümkün olmayacaktır. Örneğin ölmüş olan tanık, yanmış, çalışmayan CD gibi...

Anayasa 38/6. maddesi:" Kanuna aykırı olarak elde edilen bulgular, delil olarak kabul edilemez." şeklindedir. Hüküm verilirken, hukuka aykırı olarak elde edilen delillerin kullanılamayacağı Anayasa'da açıkça belirtilmiştir. Bu kural, delil elde etme yasaklarının izahı ya da önerisi niteliğinde olmayıp bağımsız, soyut bir ispat yasağıdır. Bunun yanında Hukuk Muhakemeleri Kanunu 187-293. maddeleri Kesin deliller-Takdiri deliller ile ilgili olmakla birlikte; Ceza Muhakemeleri Kanunu 217. Maddesi de hâkimin vicdani kanaatinin ancak hukuka uygun delillerle oluşması gerektiğini belirtmiştir. Her ne kadar Ceza Muhakemesi Hukukunda esas olan maddi gerçeğin ortaya çıkarılması olsa da gerçeğe giden o yolda her şey kanuna uygun olarak yapılmalıdır. Her türlü usul kurallarına aykırılık hukuka aykırılık yaratacaktır.

Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay'ın bu konudaki kabulü; hukuka aykırı delil ve bu delilden elde edilen delil de kullanılamaz, şeklindedir. Ancak hukuka uygun başlamış bir muhakemede, süreç içerisinde hukuka aykırı olarak elde edilen deliller bir kenara bırakıldığında, kalan deliller mahkumiyete yetiyorsa, bu delillere dayanılarak mahkûmiyet hükmü kurulabilir.

Hukuka aykırı delilden hareketle elde edilen delilde, hukuka aykırıdır. Yasak ağacın meyvesi de yasaktır. Öğretideki azınlık görüşe göre, Ceza Muhakemesi, hukuka aykırı delille başlamışsa muhakemenin tamamı da hukuka aykırıdır. Bu noktada farklı görüşler bulunmaktadır.

Hukuka aykırı delilin hükme esas alınamayacağı genel prensip olsa da zaman zaman kararlarda istisnai durumlarla karşılaşılabiliyor. Yargıtay kararlarında; şahsa karşı işlenen suçlarda, önceden hazırlanmamış (mizansen), başka türlü delil elde etme imkanının ve yetkili makamlara başvurma olanağının bulunmadığı durumlarda, o anda delil elde edilmezse, kaybolma ihtimalinin olması durumunda elde edilen delil, meşru savunma sebebiyle hukuka uygun kabul edilmektedir. Bir başka durum ise eşlerden birinin, diğerinin sadakatinden şüphe etmesi halinde; başka türlü delil elde etme ve yetkili makamlara başvurma olanağı yoksa ve delil, elde edilmediği taktirde kaybolacaksa, bu delil hukuka başvuruda kullanılmak üzere elde ediliyorsa, elde edilen delil, hukuka uygun kabul edilir.

Hukuk, insanların bir arada, güvende ve huzur içinde yaşamasını sağlayan bir kurallar bütünüdür. Bir kuralın ortaya çıkması tamamen ihtiyaçtan kaynaklanır. Bazı ülkelerde yasaların deneme süreleri vardır. Bu deneme sürecinde, yasanın uygulama sürecinde, eksiler, artılar belirlenir ve yasanın en iyi hali mevzuatta yerini alır. Kurallar uygulanabildiği derecede insanlar kendilerini güvende hissederler. Hukuk yeknesak bir şekilde uygulanmazsa, toplum yaşanmaz hale gelir. Mevzuattaki kurallar dikkate alınmadan, keyfi kararlar verilirse toplumda kaos olur ve insanlar kendini güvende hissetmezler. Alman doktrininde, “Hukuk devleti hukuka aykırı delil kullanarak hüküm verirse, halkın hukuk devletine olan inancı sarsılır. anlayışı hakimdir. Bir otorite, kural ortaya çıkarıyorsa, o kurala önce kendisi uymalıdır. Aksi halde orda bir hukuk devletinden bahsedilemez.

Av. Sinem SADIK