I. Giriş
Devletin cezalandırma yetkisinin sınırlandırılması, demokratik hukuk devletinin temel gerekleri arasında yer alır. Bu sınırlandırmanın en önemli anayasal ve uluslararası güvencelerinden birini ise, Anayasa m.38 ile İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m.7’de güvence altına alınan “suçta ve cezada kanunilik” ilkesi oluşturmaktadır. Anılan ilke; bireylerin hangi fiillerinin hukuki yaptırıma bağlandığını önceden bilebilmelerini sağlamakta; kamu otoritelerinin keyfi, öngörülemez veya genişletici yorumlarla cezalandırma yetkisini kullanmasının önüne geçmeyi amaçlamaktadır. “Kanunilik” ilkesi, öngörülebilirlik ve bilinirlik açısından bireyin hak ve hürriyetleri ile bunların serbestçe kullanılabilmesinin teminatıdır. Ancak “kanunilik” ilkesinin sadece 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Suçta ve cezada kanunilik ilkesi” başlıklı 2. maddesinde yazılması yeterli olmayıp, bu ilkenin sağladığı güvencenin suç ve ceza gösteren kanunlar ve bilhassa da bu kanunların tatbikinde ortaya koyulması gerekir. Sadece “kanunilik” ilkesinin varlığı ve hatta bu ilkeye uygun şekilde suçlar ile cezalarının kanunlarda gösterilmesi yeterli olmayıp, kıyas ve kıyasa varan genişletici yorum yasaklarının dikkate alındığı bir uygulamaya ihtiyaç vardır.
Bizce; temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla kısıtlanabileceğine dair bir diğer ve çok önemli güvence, “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı Anayasa m.13’dür.
Anayasa Mahkemesi’nin (AYM’nin) bireysel başvurular kapsamında geliştirdiği içtihada göre, idari yaptırımların da belirli koşullar altında Anayasa m.38 kapsamında güvence altına alınan “kanunilik” ilkesinin koruma alanına girdiği kabul edilmektedir[1]. Kabahatler ve idari yaptırımlar alanında “suçta ve cezada kanunilik” ilkesinin; Ceza Hukukuna kıyasla daha esnek uygulanabileceği kabul edilmekle birlikte, bu durum “kanunilik” güvencesinin ortadan kaldırıldığı anlamına gelmemektedir. Özellikle idari yaptırımların kapsamının, kanunda yer almayan kavramlar veya idarenin düzenleyici işlemleri aracılığıyla öngörülemez biçimde genişletilmesi Anayasa m.38’in ihlaline yol açmaktadır.
II. AYM Genel Kurulu’nun 27.01.2026 Tarihli Kararı
AYM Genel Kurulu, 16.06.2026 tarih ve 33282 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 27.01.2026 tarihli ve 2020/32193 Başvuru numaralı Viennalife Emeklilik ve Hayat A.Ş. kararında, kişisel verilerin işlenmesine ilişkin olarak uygulanan idari para cezasını “suçta ve cezada kanunilik” ilkesi kapsamında incelemiş ve başvurucu Şirket hakkında uygulanan idari yaptırımın Anayasa m.38’de güvence altına alınan “kanunilik” ilkesini ihlal ettiğine karar vermiştir (B. No: 2020/32193, 27/1/2026).
Başvuruya konu olayda; şikayetçi, daha önce herhangi bir ticari ilişki içerisinde bulunmadığı başvurucu Şirket tarafından telefonla aranması üzerine kişisel verilerinin açık rızası olmaksızın elde edildiği iddiası ile Kişisel Verileri Koruma Kurumuna şikayette bulunmuştur. Başvurucu Şirket savunmasında; şikayetçiye ait ad, soyadı ve cep telefonu bilgilerinin herkesin erişimine açık bir internet sitesinden (hizmetburada.com) temin edildiğini, bu nedenle 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) m.5/2-d kapsamında ilgili kişinin açık rızasının aranmasının gerekmediğini söylemiştir.
Kişisel Verileri Koruma Kurulu tarafından yapılan değerlendirmede, ilgili kişinin verilerinin bir dönem internet ortamında bulunmasının somut olayda tek başına belirleyici olmadığı belirtilmiştir. Kurula göre Şirket, bilgileri internet sitesinde bulunma ve alenileştirilme amacına uygun olarak kullanmamıştır. Nitekim şikayetçiyle; onun mesleki yetkinliğinden yararlanmak amacıyla değil, Şirketin faaliyetleri konusunda konuşmak ve kendisinden randevu talep edilmek üzere iletişim kurulmuştur. Bu nedenle; kişisel verilerin “alenileştirilme amacı” dışında kullanıldığı sonucuna varılarak, başvurucu Şirket hakkında KVKK m. 12/1-a hükmüne aykırılık nedeniyle m. 18/1-b uyarınca idari para cezası uygulanmasına karar verilmiştir. Başvuru Şirket tarafından idari yaptırım kararının ortadan kaldırılması için Sulh Ceza Hakimliğine yapılan başvuruda yaptırımın hukuka uygun olduğu sonucuna ulaşılmış ve bu karara yapılan itiraz da kesin olarak reddedilmiştir. Kesinleşen bu karara karşı başvurucu Şirket tarafından Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunulmuştur.
AYM; öncelikle “suçta ve cezada kanunilik” ilkesinin kabahatler bakımından da uygulanabilir olduğunu, her ne kadar bu ilkenin kabahatler alanında daha esnek yorumlanabilmesi mümkün olsa da, bu esnekliğin “kanunilik” ilkesinin özünü ortadan kaldıracak ölçüde genişletilemeyeceğini vurgulamıştır (§ 34-39).
Nitekim, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 4. maddesi “Kanunilik ilkesi” başlığını taşımaktadır.
Kabahatler Kanunu m.4’e göre; “(1) Hangi fiillerin kabahat oluşturduğu, kanunda açıkça tanımlanabileceği gibi; kanunun kapsam ve koşulları bakımından belirlediği çerçeve hükmün içeriği, idarenin genel ve düzenleyici işlemleriyle de doldurulabilir.
(2) Kabahat karşılığı olan yaptırımların türü, süresi ve miktarı, ancak kanunla belirlenebilir”.
Somut vakayı değerlendiren AYM; Başvurucu Şirketin şekli anlamda bir yasal düzenlemeye dayanılarak cezalandırıldığını, yaptırımın dayanağının ise, kabahat oluşturan fiil yönünden KVKK m.12/1-a ve yaptırımı bakımından da m.18/1-b hükümleri olduğunu belirtmiştir (§40). Bununla birlikte AYM, uyuşmazlığın esasını oluşturan “alenileştirme amacı” kavramının Kanunda düzenlenmediğine dikkat çekmiştir. Gerçekten de; KVKK m.5/2-d hükmünde yalnızca ilgili kişinin kendisi tarafından alenileştirilen kişisel verilerin açık rıza aranmaksızın işlenebileceği belirtilmiş, ancak alenileştirmenin amacı, kapsamı ve bu amaca aykırı kullanımın hangi koşullarda yaptırıma bağlanacağı hususlarında herhangi bir düzenlemeye yer verilmemiştir.
AYM’ye göre; Kanunda yer almayan “alenileştirme amacı” ölçütünün, yalnızca Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’na İlişkin Uygulama Rehberi’nde yapılan açıklamalar esas alınarak yorumlanması ve bu yorum sonucunda kişiye idari yaptırım uygulanması ilgili Kanun hükümlerinin öngörülemeyecek şekilde genişletilmesi sonucunu doğurmaktadır (§ 43). Yüksek Mahkeme ayrıca, başvurucu Şirketin neden veri sorumlusu olarak kabul edildiği ve kişisel verilerin ilk yayımlandığı platformun sorumluluğunun bulunup bulunmadığı hususlarında da yeterli bir değerlendirme yapılmadığını ifade etmiştir (§ 44).
AYM sonuç olarak; başvurucu hakkında uygulanan idari para cezasının, Anayasa m.38’de güvence altına alınan “suçta ve cezada kanunilik” ilkesini ihlal ettiğine oybirliğiyle karar vermiştir (§ 45).
III. Değerlendirme ve Sonuç
Viennalife Emeklilik ve Hayat A.Ş. kararı, idari yaptırımlar bakımından “kanunilik” ilkesinin sınırlarının belirlenmesinde önemli bir Genel Kurul kararı niteliğindedir.
Somut olaya bakıldığında; başvurucu Şirket hakkında uygulanan yaptırımın dayanağını oluşturan KVKK m.5/2-d hükmünde, “kişisel verilerin alenileştirilmesi” kavramına yer verilmiş olmakla birlikte, “alenileştirme amacı” kavramı ve bu amaca aykırı kullanımın hukuki sonuçları düzenlenmemiştir. Buna rağmen, somut olayda başvurucu hakkında uygulanan idari yaptırımın gerekçesinin, esas itibariyle “alenileştirme amacı” kavramına dayandırıldığı anlaşılmaktadır.
Gerçekten de; uyuşmazlığın temelini oluşturan husus, ilgili kişinin kişisel verilerinin alenileştirilip alenileştirilmediğinden ziyade, bu verilerin alenileştirilme amacı dışında kullanılıp kullanılmadığıdır. Oysa bu ölçütün kapsamı, sınırları ve yaptırım bakımından sonuçları kanun koyucu tarafından düzenlenmemiştir. Kanunda açıkça yer almayan bir kavramın yorum yoluyla genişletilerek, yaptırımın dayanağı haline getirilmesinin Anayasa m.38’de güvence altına alınan “suçta ve cezada kanunilik” ilkesinin sağladığı güvence ile bağdaştığını söylemek güçtür.
Bu yönüyle karar; kabahatler alanında “kanunilik” ilkesinin daha esnek uygulanabileceğine ilişkin yerleşik yaklaşımı değiştirmemekle birlikte, bu esnekliğin sınırlarının da bulunduğunu göstermesi bakımından önem taşımaktadır. Nitekim AYM; somut olayda, kanunda düzenlenmeyen bir unsurun yorum yoluyla yaptırımın uygulanmasında belirleyici hale getirilmesinin, Anayasa m.38 kapsamında güvence altına alınan “kanunilik” ilkesi ile bağdaşmadığını ortaya koymuştur.
Gerçekten de “Kanunilik ilkesi” başlıklı Kabahatler Kanunu’nun 4. maddesi incelendiğinde; sosyal düzene aykırılıklar olarak da bilinen kabahatlerin belirlenmesinde kanun koyucunun suç ve cezalar bakımından TCK m.2’de olduğu gibi katı olmadığı, nitekim iki hüküm karşılaştırıldığında “suç” olarak kabul edilmeyen kabahatlerde Kabahatler Kanunu m.4/1’in esnek hüküm içerdiği,
Hangi fiillerin kabahat oluşturduğu Kanunda açıkça tanımlanabileceği gibi, kanunun kapsamı ve koşulları bakımından belirlediği çerçeve hükmün içeriğinin, idarenin genel ve düzenleyici işlemleri ile de doldurulabileceğinin belirtildiği, ancak kabahat karşılığı olan yaptırımların, süresinin ve miktarının yalnızca kanunla tespit edilebileceğinin ifade edildiği,
Görülmektedir.
Bu yönüyle Kabahatler Kanunu’nun 4. maddesinin, Anayasa m.38 ile İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin “Kanunsuz ceza olmaz” başlıklı 7. maddesine aykırı olmadığının kabulünün gerektiği,
Üst norm niteliği taşıyan Anayasa m.38 ile İHAS m.7’nin suç ve cezalar yönünden kanun zorunluluğunu aradığı, kabahatler bakımından ise böyle bir zorunluluğa yer verilmediği, fakat kabahatlerin de kısıtlama ve yaptırım öngörmesi itibariyle “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı Anayasa m.13’de öngörülen kanun mecburiyetine kabahatlerde de uyulmasının gerektiği, fakat bunun suç ve cezalara göre esnek ele alınabileceği,
Bu bakımdan, kabahatlerle ilgili emir ve yasaklar ile bunların yaptırımlarında Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı m.3 ile “Kanunilik ilkesi” m.4’ün dikkate alınmasının lüzumlu olduğu,
Dolayısıyla; yaptırımlar bakımından olmasa da kabahat niteliği taşıyan sosyal düzene aykırılıkların Kabahatler Kanunu’nun m.4/1’de belirtildiği çerçevede idarenin genel ve düzenleyici işlemlerinden olan Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, Cumhurbaşkanı kararı veya yönetmeliklerle kabahatlerin tespitinin mümkün olduğu, ancak somut olayda bu yasal zorunluluğa uyulmadan ve idarenin iç işlem niteliği taşıyan tespit ve yorumundan hareketle kabahatin kabulü ile yaptırım tatbiki yoluna gidildiği, bunun da Anayasa m.13’e, m.38’e ve İHAS m.7’ye aykırı olduğu, esasen her ne kadar kabahatlerin tespiti ve yaptırımların tatbiki yetkisi idari makamlara tanınsa da, sonuçta bunların suçlar ile cezalara benzediği, bu yönden de yukarıda yaptığımız açıklamaya uygun düşmeyen kabahat tespitleri ile buna göre uygulanan yaptırımların hukuka aykırı olacağı,
İzahtan varestedir.
Prof. Dr. Ersan Şen
Stj. Av. Ecem Ağca
(Bu makale, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)
-------
[1] https://www.hukukihaber.net/idari-yaptirimlarda-kanunilik-ilkesi-ve-kanunilik-guvencesi