05.08.2026 tarihinde TBMM Başkanlığı’na sunulan toplam 12 maddelik Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’nin; Türk milleti tarafından nasıl karşılanacağı, kabul görüp görmeyeceği, bunun sebep ve sonuçları ile “eşitlik” ve “adalet” ilkeleri bakımından başka suçlar ile örgütleri kapsamaması nedeniyle gündeme gelebilecek tartışmaları saklı tutarak, Kanun Teklifinin infazla ilgili hükümlerini değerlendirdiğimizde;

TBMM gündeminde olan Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşme Kanun Teklifi; PKK/KCK terör örgütü mensupları hakkında, terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten insan öldürme suçları ile 01.06.2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis ve ağırlaştırılmış hapis cezasını gerektiren suçlar hariç olmak üzere, terör örgütünü kurma veya yönetme, örgüte üye olma veya bilerek ve isteyerek yardım etme ve örgütün propagandasını yapma suçları ile bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçları ve bu örgüt lehine işlenen 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunda düzenlenen suçlardan dolayı yürütülen soruşturmaların ve kovuşturmaların ertelenmesini (m.3), koruma tedbirlerinin kaldırılmasını ve kanun yolu incelemesinde bozma kararı verilmesini (m.4), mahkumiyet hükümlerinin infazının ertelenmesini (m.6) ve belirli şartların gerçekleşmesi halinde mahkumiyetten doğan hak yoksunluklarının ortadan kaldırılmasına yönelik düzenlemeler öngörmektedir.

Teklifin en dikkat çekici düzenlemelerinden birisi, 7. maddenin 4. fıkrasıdır. Bu hüküm uyarınca; bu Kanunun 7. maddesine göre oluşturulacak Kurul tarafından yapılacak dönemsel değerlendirme sonucunda, soruşturmalardan ve kovuşturmalardan doğan hak yoksunluklarının sulh ceza hakimliğinden veya mahkemeden, mahkumiyet hükümlerinden doğan hak yoksunluklarının ise infaz hakimliğinden tüm sonuçları ile ortadan kaldırılması talep edilebilecektir.

Bu düzenleme, mevcut infaz ve seçilme yeterliliği sistemimizden önemli ölçüde ayrılmaktadır. Mahkumiyet sebebiyle milletvekili seçilme yeterliliğini kaybeden bir hükümlünün bu hakkına yeniden kavuşabilmesi için; kural olarak, öncelikle mahkumiyet kararının bihakkın infaz edilmesi, infazın tamamlanmasının üzerinden 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu m.13/A uyarınca 3 yıl geçmesi ve yasaklanmış hakların geri verilmesine karar verilmesi gerekmektedir. Buna karşılık teklif; erteleme süresi henüz sona ermeden, infaz hukuken tamamlanmış sayılmadan ve olağan usulde öngörülen şartlar gerçekleşmeden, Kurulun değerlendirmesi üzerine mahkumiyetten doğan hak yoksunluklarının kaldırılabilmesine imkan tanımaktadır. Bir başka ifadeyle teklif; siyasetin önünü, infaz süreci tamamlanmadan açmaktadır.

Yeri gelmişken; yürürlükte olan yasaklanmış hakların geri verilmesi kurumunun da, Anayasa m.76/2 karşısında milletvekili seçilme yeterliliği bakımından yeterli olup olmadığı tartışmalıdır. Anayasa m.76/2’de öngörülen seçilme yeterliliğine ilişkin engellerin, kanuni bir düzenleme veya yasaklanmış hakların geri verilmesi kararı ile ortadan kaldırılamayacağı söylenebilir. Her ne kadar Yüksek Seçim Kurulu’nun kararlarında; yasaklanmış hakların iadesi kurumuna dayanan ve milletvekili seçiminin önünü açan lehe kararlar olsa da, bu düşüncenin yeniden gözden geçirilmesi isabetli olacaktır. Çünkü yasak ve kısıtlama; sadece 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu m.11’den değil, Anayasa m.76/2’den doğmaktadır.

Teklifte ise; mevcut sistemde bile tartışmalı olan yasaklanmış hakların geri verilmesi usulü beklenilmeksizin, erteleme süresi devam ederken hak yoksunluklarının kaldırılmasının öngörülmesi, Anayasa m.76/2 yönünden çok daha ağır bir soruna sebep olmaktadır.

Teklif; mahkumiyetten doğan hak yoksunluklarını kaldırmayı hedeflese de, Anayasada düzenlenen milletvekili seçilme yeterliliğine ilişkin sınırlamaların kanunla bertaraf edilmesi mümkün değildir. Teklifte öngörülen erteleme ve hak yoksunluklarının kaldırılması hükümlerinin, Anayasaya uygunluk bakımından ciddi tartışmaları beraberinde getireceği tartışmasızdır.

Prof. Dr. Ersan Şen

Av. Beyza Başer Berkün