Türk Ceza Hukuku’nda çocuk başka surette ergin kılınmış olsa bile on sekiz yaşını doldurmamış kişiyi ifade etmektedir. Hukuk sistemimiz çocukların yargılanmasında bazı lehe uygulamalar getirmiştir. Çocukların cezai sorumluluklarında ise yaş grupları ve işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamaması veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin gelişimine göre ayrıma gidilmektedir. Çocukların yargılanması usulü ve cezai sorumluluklarını belirlemek için 5237 s. TCK, 5271 s. CMK, 5395 s. Çocuk Koruma Kanunlarına başvurulur.

ÇOCUKLARIN CEZAİ SORUMLULUKLARI

Çocukların cezai sorumlulukları TCK 31, 32, 33. maddelerinde düzenlenmektedir. Yaş küçüklüğü ceza hukukunda kusur yeteneğini etkileyen durumlardan biridir. Kişinin, fiziksel gelişimine paralel olarak, toplumun değer yargılarını, bunların anlam ve içeriğini algılama yeteneği gelişmektedir. Yine bu gelişim sürecinde algılama yeteneğinin yanı sıra, ayrıca toplumdaki ölçü davranış kurallarının gerekleri doğrultusunda hareketlerini yönlendirebilme (irade) yeteneği de gelişmektedir.(TCK m.31 gerekçesi) Kusur yeteneği bulunmayan çocuğa suç yüklenememektedir. Kusur yeteneği bulunan çocuk hakkında ise kanun maddesi gereği hükmolunacak cezadan indirim yapılması gerekmektedir.

Yaş küçüklüğünün failin kusur yeteneğine etkisi yaş gruplarına göre şu şekilde sınıflandırılmıştır:

0-12 YAŞ GRUBU ÇOCUKLARIN CEZA SORUMLULUĞU

Fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmamış olan çocukların ceza sorumluluğu yoktur. Bu kişiler hakkında, ceza kovuşturması yapılamaz; ancak, çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanabilir.(TCK m.31/1)  Bu yaş grubu çocukların fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmamış olması kusurluluğu mutlak surette ortan kaldıran normatif bir durum olup ayrıca kusur yeteneğinin var olup olmadığı hususu araştırılmaz. Burada dikkat edilmesi gereken husus; soruşturma veya kovuşturmanın yapıldığı tarih itibariyle çocuğun içinde bulunduğu yaşının değil suç işleme tarihindeki yaşının esas alınmasıdır.

Çocuklara özgü güvenlik tedbirleri TCK m.56’nın atfı ile ÇÇK m.5’te düzenlenmiştir. Koruyucu ve destekleyici tedbirler, çocuğun öncelikle kendi aile ortamında korunmasını sağlamaya yönelik danışmanlık, eğitim, bakım, sağlık ve barınma konularında alınacak tedbirlerdir. Bu tedbirler şu şekildedir:

a) Danışmanlık tedbiri, çocuğun bakımından sorumlu olan kimselere çocuk yetiştirme konusunda; çocuklara da eğitim ve gelişimleri ile ilgili sorunlarının çözümünde yol göstermeye,

b) Eğitim tedbiri, çocuğun bir eğitim kurumuna gündüzlü veya yatılı olarak devamına; iş ve meslek edinmesi amacıyla bir meslek veya sanat edinme kursuna gitmesine veya meslek sahibi bir ustanın yanına yahut kamuya ya da özel sektöre ait işyerlerine yerleştirilmesine,

c) Bakım tedbiri, çocuğun bakımından sorumlu olan kimsenin herhangi bir nedenle görevini yerine getirememesi hâlinde, çocuğun resmî veya özel bakım yurdu ya da koruyucu aile hizmetlerinden yararlandırılması veya bu kurumlara yerleştirilmesine,

d) Sağlık tedbiri, çocuğun fiziksel ve ruhsal sağlığının korunması ve tedavisi için gerekli geçici veya sürekli tıbbî bakım ve rehabilitasyonuna, bağımlılık yapan maddeleri kullananların tedavilerinin yapılmasına,

e) Barınma tedbiri, barınma yeri olmayan çocuklu kimselere veya hayatı tehlikede olan hamile kadınlara uygun barınma yeri sağlamaya, yönelik tedbirdir.

Suç tarihi itibariyle on iki yaşını doldurmamış çocuk hakkında ceza kovuşturulması yapılamamaktadır. Yukarıda zikredilen çocuklara özgü güvenlik tedbirleri ise takdir yetkisi kapsamında olup uygulanma zorunluluğu yoktur. Soruşturma aşamasında fiili işlediği tarih itibariyle on iki yaşını doldurmamış çocuk hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilir. Kovuşturma aşamasında çocuğun on iki yaşını doldurmadığının tespiti ile CMK 223/3-a hükmü gereğince kusurun bulunmaması dolayısıyla ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilir.

12-15 YAŞ GRUBU ÇOCUKLARIN CEZA SORUMLULUĞU

Fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmuş olup da on beş yaşını doldurmamış olanların işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamaması veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olması hâlinde ceza sorumluluğu yoktur. Ancak bu kişiler hakkında çocuklara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.(TCK m.31/2) İşlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olan 12-15 yaş aralığındaki çocuklar hakkında; 12 yaşını doldurmamış çocukların aksine, güvenlik tedbiri uygulaması uygulayıcının takdir yetkisi kapsamında olmayıp zorunludur.

Çocukluktan gençliğe geçiş sürecinde bulunan on iki yaşını doldurmuş ve fakat henüz on beş yaşını tamamlamamış kişiler, genellikle işlediği fiilin bir haksızlık oluşturduğunun bilincinde olmakla beraber, bazı durumlarda fiili işlemekten kendini alıkoyamamakta ve bazı davranışlar açısından iradesine yeterince hâkim olamamaktadır. Bu nedenle, suç oluşturan bir fiili işlediği sırada on iki yaşını bitirmiş olup da henüz on beş yaşını bitirmemiş olan kişilerin, işlediği suç açısından davranışlarını yönlendirebilme yeteneğine sahip olduğunun belirlenmesi hâlinde, ceza sorumluluğunun olduğu kabul edilmiştir.(TCK m.31 Madde Gerekçesi)

İşlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin varlığı hâlinde çocuklar hakkında şu şekilde ceza indirimi yapılmaktadır:

Suç; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde on iki yıldan on beş yıla; müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde dokuz yıldan on bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Diğer cezaların yarısı indirilir ve bu hâlde her fiil için verilecek hapis cezası yedi yıldan fazla olamaz. (TCK m31/2 son)

İşlenen Fiilin Hukuki Anlam Ve Sonuçlarının Algılanmasının Veya Davranışlarını Yönlendirme Yeteneğinin Varlığının Tespiti:  12-15 yaş aralığındaki çocukların işledikleri suçun hukuki anlam ve sonuçlarını algılama veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişip gelişmediği bilirkişi raporu ile tespit edilir. Hâkim veya mahkeme, sosyal inceleme raporu ile birlikte çocuğun işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin belirlenebilmesi amacıyla adlî tıp uzmanı, psikiyatrist ya da zorunluluk hâlinde uzman hekimden görüş alır. (ÇKKY m.20/4) Adli rapor klinik ortamında, çocuğun psikolojik testler ile bilişsel ve zeka düzeyinin ölçümlenip, psikiyatrik ve fizyolojik bir takım bulguların değerlendirmeye tabi tutularak hazırlanır.

Sosyal inceleme raporu ise ÇKK m.35 hükmü gereğince çocuklar hakkında mahkemeler, çocuk hâkimleri veya Cumhuriyet savcılarınca aldırılan çocuğun bireysel özelliklerini ve sosyal çevresini gösteren incelemeler sonucu hazırlanır. Yaş küçüğünün içinde bulunduğu aile koşulları, sosyal ve ekonomik koşullar ile psikolojik ve eğitim durumu fiziksel ve ruhsal gelişimi dikkate alınarak hakkında uzman kişilerce sosyal inceleme raporu hazırlanır. Mahkeme veya çocuk hâkimi tarafından çocuk hakkında sosyal inceleme yaptırılmaması hâlinde, gerekçesi kararda gösterilir.(ÇKK m.35/3)

Çocuk Koruma Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usûl ve Esaslar Hakkında Yönetmelik'in (ÇKKY) 20. maddesi;

 (1) Kanun kapsamındaki çocuklar hakkında mahkemeler, çocuk hâkimleri veya Cumhuriyet savcılarınca gerektiğinde çocuğun bireysel özelliklerini ve sosyal çevresini gösteren inceleme yaptırılabilir. Soruşturma ve kovuşturma aşamalarında çocuğun, veli veya vasisi ya da müdafi veya bu kimselerin avukatları da mahkeme veya çocuk hâkimine müracaat ederek çocuk hakkında sosyal inceleme yapılmasını talep edebilirler.

(2) Fiili işlediği sırada on iki yaşını bitirmiş on beş yaşını doldurmamış bulunan çocuklar ile on beş yaşını doldurmuş ancak on sekiz yaşını doldurmamış sağır ve dilsizlerin işledikleri fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğinin ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin olup olmadığının takdiri bakımından sosyal inceleme yaptırılması zorunludur.

(3) Fiili işlediği sırada on iki yaşını bitirmiş on beş yaşını doldurmamış bulunan çocuklar ile on beş yaşını doldurmuş ancak on sekiz yaşını doldurmamış sağır ve dilsizlerin işledikleri fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğinin ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin olup olmadığını takdir yetkisi münhasıran mahkemeye aittir. Sosyal incelemeyi yapan bilirkişi, çocuğun içinde bulunduğu aile ortamı, sosyal çevre koşulları, gördüğü eğitim, fiziksel ve ruhsal gelişimi hakkında bir rapor düzenler. Hâkim, bu yaş grubuna giren çocuğun kusur yeteneğinin olup olmadığını takdir ederken, görevlendirdiği bilirkişinin hazırlamış bulunduğu raporda yer verilen gözlem, tespit ve değerlendirmeleri göz önünde bulundurur.

(4) İkinci ve üçüncü fıkralardaki hâllerde, hâkim veya mahkeme, sosyal inceleme raporu ile birlikte çocuğun işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin belirlenebilmesi amacıyla adlî tıp uzmanı, psikiyatrist ya da zorunluluk hâlinde uzman hekimden görüş alır...” şeklindedir.

Aynı Yönetmelik'in 21. maddesi ise,

"...
(2) Raporda çocuğun işlediği fiille ilgili olarak hukukî anlam ve sonuçları kavrayabilme ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin olup olmadığı hakkında sonuç değerlendirmesinde bulunulmaz.

(3) Sosyal inceleme raporu, suça sürüklenmiş çocuğun, işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin mahkeme tarafından takdirinde göz önünde bulundurulur” şeklinde düzenlenmiştir.

Adli rapor ile sosyal inceleme raporunun çeliştiği durumlarda Adli Tıp Kurumundan ya da tam teşekküllü ruh sağlığı ve hastalıkları hastanelerinden alınacak yeni rapor ile iki rapor arasındaki çelişki giderilmelidir. İlgili Yargıtay kararında izahat şu şekildedir:

“… her iki rapor arasında oluşan çelişkinin giderilmesi bakımından suça sürüklenen çocuğun 24.04.2015 tarihinde işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayıp algılayamadığı veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin önemli derecede azalıp azalmadığı konusunda Adli Tıp Kurumunun ilgili ihtisas kurulundan ya da tam teşekküllü Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanelerinden heyet raporu aldırılıp sonucuna göre suça sürüklenen çocuğun hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi … bozmayı gerektirmiştir.” (2. Ceza Dairesi 2019/14705 E. , 2020/3223 K. 24/02/2020 T.)

15-18 YAŞ GRUBU ÇOCUKLARIN CEZA SORUMLULUĞU

Fiili işlediği sırada 15 yaşını doldurmuş ve fakat henüz 18 ya­şını tamamlamamış gençler, normal koşullarda, gerçekleştirdikleri davra­nışların hukuki anlam ve sonuçlarını kavrama yeteneğine sahip olmakla bir­likte; bu kişilerin, davranışlarını yönlendirme yetenekleri yeterince geliş­memiş olabilmektedir. Bu nedenle, suç yoluna girmiş olan gençlerin, işle­dikleri suçlar bağlamında irade yeteneğinin zayıf olduğu normatif olarak kabul edilmiştir. Azalmış kusur yeteneğine sahip bulunan gençler hakkında kural olarak indirilmiş cezaya hükmedilir.(TCK m.31 Gerekçesi)

Fiili işlediği sırada on beş yaşını doldurmuş olup da on sekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında verilecek ceza indirimi şu şekildedir:

- Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde on sekiz yıldan yirmi dört yıla,

- Müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde on iki yıldan on beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

- Diğer cezaların üçte biri indirilir ve bu hâlde her fiil için verilecek hapis cezası on iki yıldan fazla olamaz. (TCK m.31/3)

SAĞIR VE DİLSİZ ÇOCUKLARIN CEZA SORUMLULUĞU

İşitme yeteneğine doğuştan sahip olmayan veya küçük yaşta bu yeteneği tamamen yitiren insanın algılama yeteneği yeterince ge­lişmez. Sağır ve dilsizin ceza sorumluluğunun belirlenmesinde, suç oluşturan fiili işlediği sıradaki yaşı, ölçü alınmıştır. Böylece, sağır ve dilsizlerle ilgili olarak, yaş küçüklerinin sorumluluk rejimine paralel bir düzenleme yapıl­mıştır. Ancak, sağır ve dilsizlerin algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneği daha geç gelişebileceği düşüncesiyle, ayrı bir yaş grubu sınıflan­dırması yapılmıştır. Fiili işlediği sırada 21 yaşını doldurmuş olan sağır ve dilsizler açısından yaşın ceza sorumluluğu üzerinde herhangi bir etkisinin olmadığı kabul edilmiştir. Ancak, bu kişilerin işledikleri fiil açısından algılama veya irade yeteneğinin olup olmadığı yönünde ortaya çıkabilecek sorunla ilgili olarak, akıl hastalarına ilişkin sorumluluk rejiminin göz önünde bulundu­rulması gerekmektedir. (TCK m.33 gerekçesi)

- 15 Yaşını Tamamlamayan Sağır ve Dilsizler Hakkında; fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmamış olan çocuklara ilişkin hükümler uygulanır. Kusur yetenekleri araştırılmaz. Ceza sorumlulukları yoktur. Güvenlik tedbiri uygulanabilir.

- 15-18 Yaş Grubundaki Sağır ve Dilsizler Hakkında; 12-15 yaş grubundaki çocuklara ilişkin hükümler uygulanır. Kusur yeteneği olup olmadığı araştırılır. Kusur yeteneği yok ise ceza verilmez güvenlik tedbirine hükmedilir. Kusur yeteneği var ise; suç ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde on iki yıldan on beş yıla; müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde dokuz yıldan on bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Diğer cezaların yarısı indirilir ve bu hâlde her fiil için verilecek hapis cezası yedi yıldan fazla olamaz. (TCK m31/2 son)

- 18-21 Yaş Grubundaki Sağır ve Dilsizler Hakkında; 15-18 yaş grubundaki çocuklara ilişkin hükümler uygulanır. Suç, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde on sekiz yıldan yirmi dört yıla; müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde on iki yıldan on beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Diğer cezaların üçte biri indirilir ve bu hâlde her fiil için verilecek hapis cezası on iki yıldan fazla olamaz.

ÇOCUKLARIN YARGILANMASINDAKİ LEHE HÜKÜMLER

1- SORUŞTURMA AŞAMASINDA SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUĞUN İFADESİ CUMHURİYET SAVCILIĞI ÇOCUK BÜROSU TARAFINDAN ALINIR.

Suça sürüklenen çocuk hakkındaki soruşturma çocuk bürosunda görevli Cumhuriyet savcısı tarafından bizzat yapılır.(ÇKK m.15) Bu yetki münhasıran savcıya ait olup yetkisini kolluğa devredemez. Mağdur çocuğun ifadesinin alınmasında bu usul uygulanmamaktadır.

2- SORUŞTURMA AŞAMASINDAN HÜKÜM KESİNLEŞENE KADAR Kİ SÜREÇTE MAĞDUR VE SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUKLAR İÇİN MÜDAFİİ&VEKİL GÖREVLENDİRMEK ZORUNLUDUR.

Mağdur ve suça sürüklenen çocukların müdafii ve vekili yok ise çocuğun istemi sorulmaksızın avukat atanır. Müdafii bulunmayan şüpheli veya sanık; çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz ise, istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir. (CMK 150/2)

Aynı zamanda CMK m. 234/2 maddesince “Mağdur, on sekiz yaşını doldurmamış, sağır veya dilsiz ya da meramını ifade edemeyecek derecede malûl olur ve bir vekili de bulunmazsa, istemi aranmaksızın bir vekil görevlendirilir.”

Çocukların yargılanmasında mağdur ya da SSÇ ayrımı yapılmaksızın zorunlu olarak avukat ataması yapılmaktadır.

3- ÇOCUKLARIN ALMIŞ OLDUKLARI CEZALARININ İNFAZI ÇOCUKLARA ÖZGÜ İNFAZ KURUMUNDA GERÇEKLEŞİR.

Çocuk kapalı ceza infaz kurumları; çocuk tutukluların ya da çocuk eğitim evlerinden disiplin veya diğer nedenlerle kapalı ceza infaz kurumlarına nakillerine karar verilen çocukların barındırıldıkları ve firara karşı engelleri olan iç ve dış güvenlik görevlileri bulunan, eğitim ve öğretime dayalı kurumlardır. On iki-on sekiz yaş grubu çocuklar, cinsiyetleri ve fizikî gelişim durumları göz önüne alınarak bu kurumların ayrı ayrı bölümlerinde barındırılırlar. Bu hükümlüler, kendilerine özgü kurumun bulunmadığı hâllerde kapalı ceza infaz kurumlarının çocuklara ayrılan bölümlerine yerleştirilirler. Kurumlarda ayrı bölümlerin bulunmaması hâlinde, kız çocukları kadın kapalı ceza infaz kurumlarının bir bölümünde veya diğer kapalı ceza infaz kurumlarının kendilerine ayrılan bölümlerinde barındırılırlar. Bu kurumlarda çocuklara eğitim ve öğretim verilmesi ilkesine tam olarak uyulur.(5275 s. Ceza Ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m.11)

Çocuk Eğitim Evleri; çocuk hükümlüler hakkında verilen cezaların, hükümlülerin eğitilmeleri, meslek edinmeleri ve yeniden toplumla bütünleştirilmeleri amaçları güdülerek yerine getirildiği tesislerdir. Bu kurumlarda firara karşı engel bulundurulmaz; kurum güvenliği iç güvenlik görevlilerinin gözetim ve sorumluluğunda sağlanır. Kurum içinde veya dışında herhangi bir eğitim ve öğretim programına devam eden ve on sekiz yaşını dolduran çocukların, eğitim ve öğretimlerini tamamlayabilmeleri bakımından yirmi bir yaşını bitirinceye kadar bu tesislerde kalmalarına izin verilebilir. Haklarında tutuklama kararı bulunanlar ile 11 inci madde kapsamına girenler hariç olmak üzere, bu tesislerde bulunan çocuk hükümlüler kapalı ceza infaz kurumlarına gönderilmezler. (5275 s. Ceza Ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m.15)

4- ÇOCUKLARIN YETİŞKİNLERLE İŞTİRAK HALİNDE SUÇ İŞLEMESİ DURUMUNDA SORUŞTURMA VE KOVUŞTURMA  AYRI YÜRÜTÜLÜR.

Çocukların yetişkinlerle birlikte suç işlemesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturma ayrı yürütülür. Bu hâlde de çocuklar hakkında gerekli tedbirler uygulanmakla beraber, mahkeme lüzum gördüğü takdirde çocuk hakkındaki yargılamayı genel mahkemedeki davanın sonucuna kadar bekletebilir. Davaların birlikte yürütülmesinin zorunlu görülmesi hâlinde, genel mahkemelerde, yargılamanın her aşamasında, mahkemelerin uygun bulması şartıyla birleştirme kararı verilebilir. Bu takdirde birleştirilen davalar genel mahkemelerde görülür.(ÇKK m.17

5- ÇOCUKLAR HAKKINDA KAMU DAVASININ AÇILMASININ ERTELENMESİ

Uzlaştırma ve ön ödeme kapsamındaki suçlar hariç olmak üzere, Cumhuriyet savcısı, üst sınırı üç yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı, yeterli şüphenin varlığına rağmen, kamu davasının açılmasının beş yıl süre ile ertelenmesine karar verebilir. Çocuğa yüklenen suçtan dolayı Ceza Muhakemesi Kanunundaki koşulların varlığı halinde, kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilebilir. Ancak, bu kişiler açısından erteleme süresi üç yıldır. On beş yaşını doldurmamış çocuklar bakımından belirtilen hapis cezasının üst sınırı, beş yıl olarak uygulanır.(CMK m. 171, ÇKK m.19) CMK m.171’deki şartların gerçekleşmesi ile çocuk hakkında kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilebilir. Burada ÇKK m.19’un getirdiği lehe durum; normalde üst sınırı üç yıl ve daha az süreli hapis cezaları için erteleme kararı verilirken 15 yaşını doldurmamış çocuklar için bu sınır beş yıl olarak belirlenmiştir. Ayrıca kamu davasının açılmasının ertelenmesi süresi yetişkinler için beş yıl iken çocuklar için üç yıldır.

6- ÇOCUKLAR HAKKINDA TUTUKLAMA YASAĞI

On beş yaşını doldurmamış çocuklar hakkında üst sınırı beş yılı aşmayan hapis cezasını gerektiren fiillerinden dolayı tutuklama kararı verilemez. (ÇKK m.21) Burada dikkat edilmesi gereken durum isnat edilen suçun üst sınırıdır. Üst sınırı beş yılı aşan suçlarda ve on beş yaşını doldurmuş çocuklar hakkında tutuklama yasağı uygulanmamaktadır.

7- ÇOCUKLAR HAKKINDA HÜKMÜM AÇIKLANMASININ GERİYE BIRAKILMASI

CMK 231/5 maddesindeki hükmün açıklanmasının geriye bırakılmasına ilişkin şartlar gerçekleştiği durumda yetişkinler için beş yıl olan denetim süresi üç yıldır. (ÇKK m.23)

8- SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUKLARINA HÜKMEDİLEN ADLİ PARA CEZALARININ ÖDENMEMESİ HALİNDE MEZKUR CEZA HAPSE ÇEVRİLEMEZ.

5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 106/4. maddesi uyarınca suç tarihi itibariyle 18 yaşını tamamlamayan suça sürüklenen çocuk hakkında hükmolunan adli para cezasının ödenmemesi halinde hapse çevrilememektedir ancak aynı maddenin 3. ve 11. fıkralarına göre işlem yapılması gereklidir.

YARGITAY KARARLARI

15-18 YAŞ GRUBUNDAKİ SANIK HAKKINDA SOSYAL İNCELEME RAPORU ALINMAMA GEREKÇESİNİN KARAR YERİNDE GÖSTERİLMELİDİR.

“… Uyuşmazlık Konusu Değerlendirildiğinde; 5-18 yaş grubundaki sanık hakkında hükmolunacak cezanın belirlenmesinde yetişkinlerden farklı değerlendirilme yapılması hem ülkemizce de kabul edilen Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'nin hem de Türk Ceza Kanunu'nun bir gereği olup Çocuk Koruma Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usûl ve Esaslar Hakkında Yönetmelik'in 21. maddesinde somutlaşan bu kriterlerin ve çocuğun içerisinde bulunduğu özel şartların, hükmolunan temel cezanın belirlenmesi ve kişiselleştirilmesinde gözetilip gözetilmediğinin denetimi bakımından sosyal inceleme yaptırılmama gerekçesinin kararda gösterilmesinin zorunlu olduğu kabul edilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi; "Sanık hakkında sosyal inceleme yaptırılmama gerekçesinin kararda gösterilmesinin zorunlu olmadığı," düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.

Bu itibarla, sanığa atılı nitelikli yağma suçunun sabit olup olmadığına yönelik uyuşmazlık konusu yönünden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine, 15-18 yaş grubundaki sanık hakkında sosyal inceleme raporu alınmama gerekçesinin karar yerinde gösterilmemesi ve dosyada tek sanık olmasına rağmen yargılama giderlerinin sanığa ve suça sürüklenen çocuğa eşit olarak yüklenmesine karar verilmesine dair uyuşmazlık konusu yönünden değişik gerekçeyle kabulüne, Özel Daire kararının kaldırılmasına, Yerel Mahkeme hükmünün sosyal inceleme raporu ve yargılama giderlerine yönelik isabetsizliklerden bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ: …

 Mahalline gönderilmek üzere dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 17.03.2020 tarihinde yapılan müzakerede sanığa atılı nitelikli yağma suçunun sabit olduğuna ve 15-18 yaş grubundaki sanık hakkında sosyal inceleme raporu alınmama gerekçesinin karar yerinde gösterilmemesine yönelik uyuşmazlık konuları yönünden oy çokluğuyla, dosyada tek sanık olmasına rağmen yargılama giderlerinin sanığa ve suça sürüklenen çocuğa eşit olarak yüklenmesine karar verilmesine ilişkin uyuşmazlık konusu bakımından oy birliğiyle karar verildi. (Ceza Genel Kurulu 2017/922 E. , 2020/186 K.  17.03.2020 Kararı Veren Dairesi: 6. C.D. Mahkemesi: Ağır Ceza Sayısı: 68-100)

KUSUR YETENEĞİNİ TESPİT EDEN RAPORDA İSNAT EDİLEN SUÇ YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME YAPILMALIDIR.

Fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmuş olup da on beş yaşını doldurmamış olan çocuğun ceza sorumluğunun varlığından söz edebilmek için, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneklerinin bulunması gerektiği, dosya kapsamında bulunan 09.06.2014 tarihli Mersin Adli Tıp Kurumundan alınan tek hekim raporunda suça sürüklenen çocuk ...’ın işlediği isnat edilen tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma suçu yönünden bir görüş bildirilmediği anlaşılmakla, yeniden Adli Tıp Kurumuna sevkinin yapılarak bu suç yönünden TCK'nın 31. maddesi kapsamında rapor alındıktan ve 5395 sayılı Kanunun 35. maddesi gereğince sosyal inceleme raporu da temin edildikten sonra hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden eksik araştırma ve yetersiz rapor ile yazılı şekilde karar verilmesisebeplerden dolayı BOZULMASINA, 27.02.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (16. Ceza Dairesi, 2019/6689 E. , 2020/1565 K.)

SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUK HAKKINDA VERİLEN ADLİ RAPOR İLE SOSYAL İNCELEME  RAPORUNUN ARASINDAKİ ÇELİŞKİNİN ADLİ TIP KURUMUNDAN ALINACAK RAPOR İLE GİDERİLMESİ GEREKMEKTEDİR.

Ceza Genel Kurulu 2019/556 E. , 2020/138 K. 27.02.2020

"İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 6. Ceza Dairesi Mahkemesi :Çocuk Ağır Ceza Sayısı : 93-380

“….
Suç tarihinde 12-15 yaş grubunda bulunan sanık hakkında soruşturma aşamasında adli tıp uzmanı tarafından düzenlenen 13.11.2012 tarihli raporda; sanığın yağma suçunun hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmiş olduğunun tespit edildiği, sanık hakkında düzenlenen sosyal inceleme raporunda ise sanığın işlediği iddia edilen suçun kötü olduğunu bilecek durumda olduğunun, fakat zihinsel durumu, yaşam öyküsü ve içinde bulunduğu olumsuz koşullar ve yaşı nedeniyle hukuki anlam ve sonuçlarını yeterince kavrayabilecek düzeyde bulunmadığının belirtildiği, bunun üzerine çelişkinin giderilmesi amacıyla Yerel Mahkemece sanığın Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanlığına sevkine karar verildiği, anabilim dalı başkan ve üyeleri tarafından düzenlenen 17.04.2013 tarihli raporda da sanığın suç tarihinde işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını değerlendirme yeteneğinin tam olarak gelişmemiş olduğunun kabulünün tıbben daha uygun olacağının belirtilerek net bir kanaat ileri sürülmemiş olduğu, sanığın adli sicil kaydı incelendiğinde de suç tarihinden önceki ve sonraki tarihlerde gerçekleştirdiği eylemlerden dolayı hakkında birçok mahkûmiyet hükmü kurulduğu anlaşılan dosyada; sanığın Adli Tıp Kurumuna sevkinin sağlanarak raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi ve bunun sonucuna göre sanığın hukuki durumunun Yerel Mahkemece taktir edilmesi gerektiği kabul edilmelidir.Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün, sanığın ceza sorumluluğunun bulunup bulunmadığı hususunda Adli Tıp Kurumundan rapor alınarak sonucuna göre hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.”

12-15 YAŞ GRUBU ÇOCUKLAR İÇİN ALIANCAK RAPOR; DEVLET HASTANESİNDEN ALINAN KANUNİ TABİRLER İÇERMEYEN EKSİK RAPOR OLMAMALIDIR. UZMAN HEKİM RAPORU ALINMASI GEREKMEKTEDİR.

Suç tarihi itibariyle 12-15 yaş grubunda olan suça sürüklenen çocuğun 5237 sayılı TCK'nın 31/2. maddesi uyarınca işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayıp algılamadığı veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişip gelişmediği hususunda uzman hekim raporu alınması gerektiği gözetilmeyerek, Şereflikoçhisar Devlet Hastanesinin 28/04/2008 tarihli ve “,,,farik mümeyyiz olduğuna dair kanaat raporudur” şeklindeki kanuni tabirleri içermeyen yetersiz raporu ile yazılı şekilde karar verilmesi,

….

Bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı isteme aykırı olarak BOZULMASINA, bozma sonrası kurulacak hükümde 1412 sayılı CMUK'un 326/son maddesinin gözetilmesine, 24/02/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi. (2. Ceza Dairesi 2020/2970 E. , 2020/3184 K.)

(Bu makalede yararlanılan Yargıtay Kararları https://karararama.yargitay.gov.tr/YargitayBilgiBankasiIstemciWeb/ sitesinden alınmıştır. )