banner590

01 Mayıs 2021

Alkol satışını yasaklayan maddenin iptali için dava açıldı

Dava dilekçesinde şu ifadelere yer verildi: "...Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir hukuk devletidir. Fermanla yönetilme devrini saltanatın ilga edildiği 1 Kasım 1922’de geride bırakmıştır. Dava konusu işleme cevaz vermek, hukuk devleti iddiasından vazgeçmek anlamına gelir. Mesele sadece alkol satışına karşı durmak olarak kabul edilemez; mesele tamamen temel hak ve hürriyetlere saldırı niteliği taşıyan bu minvaldeki başka muhtemel kararlara emsal teşkil etmenin önüne geçilmesidir. Hiç kimse Devletin salgınla mücadele etmesini engelleme arzusunda değildir; ancak bunun için dahi olsa, Anayasanın askıya alınması imkan dahilinde değildir. Devlet, kurallar ve kanunlarla yönetilir. Salgınla mücadele bakımından bile hudutlar, Anayasa ve yasalar ile belirlenebilir. Aksi durumun kabulü, salgın sonrası için bile emsal teşkil ederek, demokratik hukuk devleti ilkelerinden kopmak, yani Cumhuriyet ideallerinden vazgeçmek anlamına gelir..."

​---

İZMİR İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA

İdarenin Savunması Alındıktan Sonra Yeniden Karar Verilmek Üzere Bu Aşamada

Yürütmenin Durdurulması Taleplidir.

Savunma Sürelerinin Kısaltılması Taleplidir.

Duruşma İstemlidir.

DAVACI: Oğuzhan ASLAN

ADRES:

TELEFON:

UETS: (Tebligatların UETS üzerinden gönderilmesini talep ediyorum.)

DAVALI:  İzmir Valiliği - İZMİR

KONUSU: İzmir Valiliği İl Hıfzısıhha Kurulu’nun 2021/28 sayılı kararı ile bu kararın dayanağını oluşturan 10.02.2020 tarih ve 2020/144 sayılı İzmir Valiliği İl Hıfzısıhha Kurulu kararının alkol yasağı ihtiva eder maddesinin yürütülmesinin durdurulması ve nihayetinde iptallerine karar verilmesi talebi hk.

TEBLİĞ TARİHİ : 01.05.2021 (www.izmir.gov.tr adresinde ilan edildiği tarihtir)

DAVA NEDENLERİ VE HUKUKİ GEREKÇELERİ:

Covid-19 virüs salgını ile mücadele tedbirleri kapsamında Cumhurbaşkanlığı Kabinesi’nde alınan kararlar doğrultusunda İçişleri Bakanlığı tarafından 27.04.2021 tarih ve 7576 sayılı Genelge yayınlanmıştır. Söz konusu genelgede sadece muafiyet kapsamındaki iş yerleri arasında tekel bayileri sayılmamış, bununla birlikte alkol satışının yasak olmasına dair herhangi bir karar alınmamıştır.

Akabinde İzmir Valiliği İl Hıfzısıhha Kurulu tarafından alınan dava konusu 2021/28 sayılı kararla (EK-1) sokağa çıkma kısıtlaması uygulanan süre ve günlerde açık kalmasına izin verilen her türlü market, bakkal, büfe vb. işyerlerinde sokağa çıkma kısıtlaması süresince (29.04.2021 – 17.05.2021) alkollü içecek satışına izin verilmemesi kararlaştırılmış ve karar www.izmir.gov.tr adresinde 01.05.2021 tarihinde ilan edilmiştir. Söz konusu işlemin dayanağı olarak da aynı Kurul tarafından alınan 10.02.2020 tarih ve 2020/144 sayılı işlemin ilgili maddesi gösterilmiştir. Ancak aşağıda arz ve izah edileceği üzere söz konusu işlemde ve dayanağı işlemin alkol kısıtlamasına ilişkin maddesinde yasal isabet bulunmadığından evvela yürütülmesinin durdurulması ve akabinde iptaline karar verilmesi gerekmektedir. Şöyle ki;

I. USUL YÖNÜNDEN

Malum olduğu üzere 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinde,  idarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için MENFAATLERİ İHLAL EDİLENLER tarafından iptal davası açılabileceği düzenlenmiştir.

Alınan kararın İzmir ili hudutları dahilinde ikamet eden herkes gibi bu şehirde

ikamet eden şahsımı da etkilediği, aşağıda ayrıntılı açıklanacağı üzere temel hak ve hürriyetlere genel bir saldırı niteliği taşıması karşısında İzmir hudutları dahilindeki herkesin temel hak ve hürriyetleri ihlal edildiği için menfaat ihlali şartının yerine geldiği, menfaat ihlali şartı arandığı için hak ihlali gibi dar bir yorum getirilemeyeceği, nihayet menfaat ihlalinin tayininde kişisel ve güncel bir yararın meşru ölçüler çerçevesinde değerlendirilmesiyle yetinilmesi gerektiği, bu anlamda dava açan tarafın alkol kullanıp kullanmadığının da bir önemi olmadığı hususunun da nazara alınması gerekmektedir. Daha açık bir anlatımla söz konusu dava bakımından menfaat ihlali şartının yeter gerekçe olması karşısında, dava açma ehliyetinin var olduğunun kabulü yasanın emredici düzenlemesidir.

Öte yandan 2577 sayılı Kanun'un 14/3-d bendinde, idari davaya konu edilebilecek işlemin "kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem" olması gerektiği ifade edilmektedir. Davaya konu işlem ile dayanağı işlemin ilgili maddesi, hukuk düzeninde değişiklik yapan, kişileri bir şeyi yapmaya ve/veya yapmamaya sevk eden ve aynı zamanda ihlali durumunda yaptırım uygulanacağı ilan edilen bir işlem olduğundan, kesin ve yürütülebilir bir işlem olup iptal davasına konu edilebileceğinin de dikkate alınması gerekmektedir.

II. ESAS YÖNÜNDEN

Anayasamızın 13. maddesi uyarınca, “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

Söz konusu madde uyarınca, temel hak ve özgürlüklerin idare tarafından yasaklanması yahut sınırlandırılması ancak kanun tarafından yetkilendirilme ile mümkün olabilir. Bu sebeple idare, kanun tarafından yetkilendirilmedikçe kişilerin temel hak ve özgürlüklerini yasaklayan ya da sınırlandıran işlemler yapamayacaktır.

Yine Anayasamızın 58/II maddesinde her ne kadar "Devlet, gençleri alkol  düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli tedbirleri alır." düzenlemesine yer verilmişse de bu madde, salgın döneminde alkollü içki satışının yasaklanmasının gerekçesi olamayacağı gibi bu amaç aşılarak alkollü içki satışının Kurul Kararı ile tamamen yasaklanması "ölçülülük ilkesi"ne ve zikredilen Anayasanın 13. maddesine aykırılık teşkil eder. Öyle ki bunun Kanunla dahi yapılmasının Anayasa karşısında olanaklı olmadığı tüm hukukçuların ittifak ettiği bir durumdur. Nitekim Prof. Dr. Metin GÜNDAY'ın görüşü de bu yöndedir (EK-2).

İlgili hükümlerin tetkiki ile somut olayımıza dönecek olursak;

İzmir İl Hıfzısıhha Kurulu tarafından alkol satışının yasaklanmasına dönük alınan kararın ve dayanağı işlemin ilgili maddesinin kanuna dayanmayan bir kısıtlama olması, tartışmaya kapalı bir temel hak ve hürriyet ihlalidir. Kurul, Kanunun kendisine vermediği bir yetkiyi kullanmıştır ki bunun hukuk düzenince koruma altına alınması beklenemez. Kaldı ki Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nda dahi bu yönde bir kısıtlama alınmasına dönük izin verilmediği izahtan varestedir.

Üstelik temel hak ve hürriyetlere yönelik müdahale içeren kararlar kanuna bile dayansa bunun ölçülü olması gerektiği de yukarıda zikredildiği üzere Anayasal gerekliliktir. Marketler muafiyet kapsamında iken, alkol satışının yasaklanmasının salgınla mücadele için olduğunun iddia edilmesinin akla ve mantığa uygun olmadığı açıktır. Kaldı ki Bilim Kurulu üyesi Prof. Dr. Serap ŞİMŞEK dahi basın yayın organlarına verdiği demeçte, "İnsanların evde alkol almasında ne sakınca var? Hiçbir şekilde anlayabilmiş değilim. Tüm eleştirilere katılıyorum. Hiçbir akılcı tarafı olmayan nasıl bir uygulamadır anlayabilmiş değilim." demiştir (EK-3). Anlaşılacağı üzere alınan bu kararın temel hak ve hürriyetleri sınırlandırması bir tarafa, salgınla mücadele bakımından bilimsel bir yanı da bulunmamaktadır.

İdari işlemlerin gerekçelendirilmesi gerektiği tartışılmaz bir idare hukuku  ilkesidir. Bu noktada alınan bu kararın hiçbir gerekçesinin olamayacağı, bilim insanlarının basın yayın kuruluşlarına verdiği demeçlerle de ortaya konulmuştur. Kaldı ki alınan kararda işlemin gerekçesinin ne olduğu da ifade edilmediği gibi yasal dayanağı da belirtilmemiştir; zira olmayan yasal dayanağın ifade edilmesi de zaten beklenemez. Eğer basına yansıtıldığı üzere, evde buluşulup sosyal mesafe kuralı ihlal edileceği için yasaklandı şeklinde bir savunma getirilecekse bile, yasak döneminde evlerden ayrılmanın da mümkün olmadığı, yani bahsedildiği üzere kişilerin bir araya gelmesi olanağı olmadığı da ortada olduğundan bu yöndeki savunmalara itibar edilmesi olanaklı değildir.

Öte yandan; dava konusu kararda tekel bayileri de muafiyet kapsamında olmadığından kapanma döneminde kapalı tutulmuştur. Bu durumun da bir hukuk devletinde "eşitlik ilkesi"ne aykırılık teşkil ettiği açıktır. Tekel bayilerinde sadece alkol satışı yapılmamakta, birtakım temel ihtiyaçlar da karşılanabilmektedir. Sırf alkol de satıyor diye tekel bayilerinin muafiyet kapsamına alınmaması da aynı şekilde çalışma hürriyetinin ihlali anlamına gelmektedir. Ayrıca bu dönemde kişilerin ancak yürüme mesafesinde olan yerlere gidip alışveriş yapabilecekleri ilan edilmiştir ki yürüme mesafesinde tekel bayii olan kişiler açısından bu durumun da mağduriyet yaratacağı tartışmasızdır. (Seyahat hürriyetinin dahi Genelge, Kurul Kararı gibi işlemlerle sınırlandırılamayacağı, Anayasamızın açık hükmü karşısında ortadadır. Zira seyahat hürriyetini düzenleyen Anayasanın 23. maddesinde seyahat hürriyeti, suç soruşturma ve kovuşturması sebebiyle ve suç işlenmesini önlemek amacıyla kısıtlanabilir ki salgının seyahat hürriyetini engelleyemeyeceği, bu konuda bırakın Genelge veya Kurul Kararı, Kanun bile çıkarılamayacağı izahtan varestedir. Ancak kabul anlamına gelmemek üzere, bir an için Kurul Kararı ile bunun yapılabileceği kabul edilebilecekse bile, kurul kararı ile Tekel bayilerini kapatmak, şahısları kendilerine yakın yerler yerine daha uzak yerlerde alışveriş yapmaya mecbur bırakmak, Covid-19 salgını ile mücadele mantığına bile terstir ve açıkça seyahat hürriyetine müdahaledir.)

Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir hukuk devletidir. Fermanla yönetilme devrini saltanatın ilga edildiği 1 Kasım 1922’de geride bırakmıştır. Dava konusu işleme cevaz vermek, hukuk devleti iddiasından vazgeçmek anlamına gelir. Mesele sadece alkol satışına karşı durmak olarak kabul edilemez; mesele tamamen temel hak ve hürriyetlere saldırı niteliği taşıyan bu minvaldeki başka muhtemel kararlara emsal teşkil etmenin önüne geçilmesidir. Hiç kimse Devletin salgınla mücadele etmesini engelleme arzusunda değildir; ancak bunun için dahi olsa, Anayasanın askıya alınması imkan dahilinde değildir. Devlet, kurallar ve kanunlarla yönetilir. Salgınla mücadele bakımından bile hudutlar, Anayasa ve yasalar ile belirlenebilir. Aksi durumun kabulü, salgın sonrası için bile emsal teşkil ederek, demokratik hukuk devleti ilkelerinden kopmak, yani Cumhuriyet ideallerinden vazgeçmek anlamına gelir.

Son olarak, 2577 sayılı İYUK'nun 27. maddesinin ilgili fıkraları uyarınca, "Danıştay veya idari mahkemeler, idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda, davalı idarenin savunması alındıktan veya savunma süresi geçtikten sonra gerekçe göstererek yürütmenin durdurulmasına karar verebilirler. Uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemlerin yürütülmesi, savunma alındıktan sonra yeniden karar verilmek üzere, idarenin savunması alınmaksızın da durdurulabilir...... Yürütmenin durdurulması istemli davalarda 16 ncı maddede yazılı süreler kısaltılabileceği gibi, tebliğin memur eliyle yapılmasına da karar verilebilir."

Sınırlama döneminin 17 Mayıs’ta sona erecek olması, yani kısa dönem için geçerli olması, söz konusu işlemin uygulanmakla etkisi tükenecek işlem olduğunun açık kanıtıdır. Temel hak ve hürriyetlere saldırı niteliği taşıyan işlemin açıkça hukuka aykırı olduğu izahtan vareste olup, hukuk devleti ilkesi gereğince telafisi güç ve hatta imkansız zararlar ortaya çıkaracağı da malumdur. Bu sebeple 2577 sayılı İYUK’nun 27. maddesi uyarınca idarenin savunması alındıktan sonra yeniden karar verilmesi üzere bu aşamada söz konusu işlem ile dayanağı işlemin ilgili maddesinin yürütülmesinin durdurulması gerektiği kanaatini taşıyoruz.

NETİCE VE TALEP : Yukarıda izah edilen ve re’sen gözetilecek sair hususlar dairesinde davamızın kabulüne, dava konusu işlem ile dayanağı işlemin ilgili maddesinin evvela idarenin savunması alındıktan sonra yeniden karar verilmek üzere bu aşamada yürütülmesinin durdurulmasına, idarenin savunması alındıktan sonra yürütmenin durdurulması kararının devamına, nihayetinde iptaline, savunma ve cevap verme sürelerinin İYUK m.27 uyarınca kısaltılmasına, yargılamanın duruşmalı olarak yapılmasına, yargılama giderlerinin davalı idareye yükletilmesine karar verilmesini saygılarımla talep ederim.

dairesinde davamızın kabulüne, dava konusu işlem ile dayanağı işlemin ilgili maddesinin evvela idarenin savunması alındıktan sonra yeniden karar verilmek üzere bu aşamada yürütülmesinin durdurulmasına, idarenin savunması alındıktan sonra yürütmenin durdurulması kararının devamına, nihayetinde iptaline, savunma ve cevap verme sürelerinin İYUK m.27 uyarınca kısaltılmasına, yargılamanın duruşmalı olarak yapılmasına, yargılama giderlerinin davalı idareye yükletilmesine karar verilmesini saygılarımla talep ederim.

Davacı

Oğuzhan ASLAN

(E-İmzalıdır)

EKLER:

1. Dava konusu işlem

2. Prof. Dr. Metin GÜNDAY'ın kamuya açık bilimsel mütalaası

3. Bilim Kurulu üyesi Prof. Dr Serap ŞİMŞEK'in basına verdiği demeç


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.