Bilineceği üzere 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 82. maddesinde haczedilemeyecek mallar ve haklar sayılmıştır. Maddede belirtilen mal ve hakların haczi caiz olmayıp haciz işleminin yapılması halinde borçlunun şikâyeti üzerine konulan hacizlerin pekala kaldırılması mümkündür. İİK 82'deki mal ve haklar, borçlu ve ailesinin yoksul kılınıp, sonuçta devletin sosyal yardımına muhtaç bırakılmaması ve borçlunun ekonomik varlığını devam ettirebilmesi düşüncesine dayanılarak haczedilemez sayılmıştır. Esasen mezkûr maddenin son fıkrasında; “İcra memuru, haczi talep edilen mal veya hakların haczinin caiz olup olmadığını değerlendirir ve talebin kabulüne veya reddine karar verir.” hükmüne yer verilerek icra memurunun haczi talep edilen mal veya hakların hacizlerinin caiz olup olmadığını değerlendirmesi ve yaptığı bu değerlendirme üzerine talebin reddine yahut kabulüne karar vermesi gerekmektedir.

Makalemizin konusunu borçlunun haline münasip evinin haczedilip edilemeyeceği meselesi ve bu durumun çeşitli açılardan incelenmesi oluşturmaktadır.   

İcra ve İflas Kanunu’nun 82/12 maddesinde borçlunun haline münasip evinin haczedilemeyeceği açık bir şekilde belirtilmiştir. Konunun anlaşılması adına haline münasip ev kavramının açılması gerekmektedir. Genel bir tanımlama yapılacak olursa haline münasip ev; kişinin yaşamını sürdürmesi, barınma ihtiyacını karşılaması için ihtiyaç duyduğu yeri ifade etmektedir. Bir meskenin borçlunun haline uygun olup olmadığı adı geçenin haciz anındaki sosyal durumuna ve borçlu ile ailesinin ihtiyaçlarına göre belirlenmektedir.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 27.2.2007 tarihli, 630/3339 sayılı kararında; “…İİK’nun 82/12 maddesi gereğince, borçlunun “hâline münasip” evi haczedilemez. Bir meskenin borçlunun hâline uygun olup olmadığı adı geçenin haciz anındaki sosyal durumuna ve borçlu ile ailesinin ihtiyaçlarına göre belirlenir. Buradaki “aile” terimi, geniş anlamda olup, borçlu ile birlikte aynı çatı altında yaşayan, bakmakla yükümlü olduğu kişileri kapsar…” şeklinde değerlendirme yapılmıştır. Yine 12. Hukuk Dairesi 13.2.1987 tarihli ve 6536/1797 sayılı kararında “…Müştekinin şimdiye kadar normal bir dairede ikamet etmekte olup sosyal yaşantısını buna göre devam ettirdiği cihetle, gecekondu sayılabilecek bir yerde ikamet edemeyeceği düşünülmeksizin…” ifadesine yer vermiştir. Bu kapsamda haczedilen taşınmazın borçlunun haline münasip ev olup olmadığı değerlendirilirken geniş bir değerlendirme yapılması zorunluluk arz etmektedir. Nitekim Yargıtay kararlarında aile kavramı geniş yorumlanarak borçlu ile birlikte yaşayan, bakmakla yükümlü olunan şahıslar, borçlunun ekonomik durumu, sosyal hayatı vs. gibi kavramlar üzerinde durulmuştur. Yukarıda belirtilen hususlara ek olarak borçlunun haczedilmezlik iddiasında bulunduğu evde tek başına malik olması da zorunlu değildir. Yine hacze konu evin tapuya kayıtlı olması da şart olmayıp, örneğin borçlu yaşamını bir gecekonduda devam ettirmekteyse gecekondu da haline münasip ev olarak değerlendirilecektir.

Anılan Kanun’un 82. maddesinin 3. fıkrasında malların kıymetinin fazla olması durumunda, bedelinden haline münasip bir kısmının ihtiyacını karşılayabilmesi amacıyla borçluya bırakılmak üzere haczedilebileceği belirtilmiştir. Bu kapsamda borçlu yukarıda sayılan hususlar etkilenmeksizin hayatını daha makul fiyatlı bir evde idame ettirebilecek ise taşınmaz haczedilebilip satılacak, ihtiyacını karşılayabilmesi için yeter miktar borçluya verilecek, kalan kısım ise alacaklıya bırakılacaktır.  

Mahkemece yapılan araştırma sonucunda borçlunun haline münasip bir ev alabilmek için ihtiyacı olan miktar ile haciz konulan evin değeri arasında az miktarda bir fark olması durumunda Yargıtay “…Borçlunun hâliyle mütenasip bir evi 145 bin liraya alacağı bilirkişice beyan edilmiş, mahcuzun değeri 150 bin lira bulunmuştur. Arada pek az bir fark bulunduğu ve kati bir alış bedeli tayin edilemeyeceği cihetle haczedilmezlik şikâyetinin kabulüne karar verilmek gerektiği düşünülmeden taşınmazın satılmasına ve satış bedelinden 145 bin liranın borçluya tefrikine karar verilmesi isabetsizdir…” (12.HD 29.06.1976, 6320/8084) değerlendirmesine yer vererek aradaki farkın cüz’i olması durumunda haczedilmezlik şikâyetinin kabul edilmesi gerektiğini belirtmiştir.

Bir diğer husus haczedilmezlik şikâyetinin yapılmasının süreye tabi olduğudur. İcra ve İflas Kanununa göre haczedilmezlik şikâyeti 7 günlük süreye tabidir. Şikâyet süresi haczin öğrenildiği tarihten itibaren başlayacaktır. Uygulamada taşınmazın kaydına elektronik yolla haciz konulduğu için borçlular hacizden haberdar olamamakta, bu hususu sonradan öğrenebilmektedir. Genellikle böyle durumlarda alacaklının talebiyle borçluya 103 davetiyesi gönderilmekte, böylelikle şikâyet süresi başlamaktadır. Konu ile ilgili olarak Yargıtay 12. Hukuk Dairesi11.10.2004 tarihli, E. 2004/17013 K. 2004/21500 sayılı kararında; “Kural olarak haciz sırasında bulunmayan borçlunun hacizden haberdar edilmesi gerekir. Haciz davetiyesinin tebliğ edilmediği durumlarda hacze muttali olan borçlunun hacizle ilgili şikâyetlerinde süre, muttali olunan tarihe göre belirlenmelidir. Ancak, hacze haricen muttali olunsa dahi bilahare takip dosyasında borçlulara ( 103 ) haciz varakası tebliği halinde anılan maddedeki hakları kullanma açısından borçluya alacaklı tarafından yeni bir hak bahşedildiğinin kabulü gerekir.” değerlendirmesine yer vermiştir. Bu değerlendirmeden hareketle, şayet borçluya 103 davetiyesi gönderilmiş ise borçlu taşınmazın haczedildiğini haricen öğrenmiş ve süreyi kaçırmış olsa da şikayet için yeni bir hak kazanacak, şikâyet süresi bu davetiyenin tebliğinden itibaren başlayacaktır. Haline münasip evin haczedilemeyeceğine yönelik şikâyet yasal süresi içinde İcra Hukuk Mahkemesine yapılmalıdır. Mahkeme haczedilen taşınmaz ve borçlu ile ilgili gerekli araştırmaları yapacak, bilirkişi tarafından taşınmazın değeri belirlenecek ve dosya kapsamına göre bir karar verilecektir.

Peki haczedilen haline münasip evin üzerinde ipotek var ise ne olacaktır? Bu durumda taşınmaz üzerindeki ipoteğin türüne bakmak gerekmektedir. Şayet ipotek mesken kredisi, esnaf kredisi, zirai kredi gibi zorunlu olarak kurulmuş ipoteklerden ise bu husus haczedilmezlik şikâyetine engel değildir.

“Borçlu olayda kendisine ait gayrimenkulü daha önce ipotek etmiştir. İpotek sebebiyle haczedilemezlik hususunda şikâyette bulunabilmek için ipoteğin, mesken kredisi, esnaf kredisi, zirai kredi gibi zorunlu olarak kurulmuş ipoteklerden olması gerekmektedir. Zorunlu olarak verilen ipoteğin meskeniyet şikâyetine engel teşkil etmez.” (Yargıtay 12. Hukuk Dairesi E. 2014/35489 K. 2015/2294 T. 17.2.2015)

“Bir kimsenin mesken edinmek için aldığı borç para karşılığı taşınmazını ipotek ettirmesi, meskeniyete ilişkin haczedilmezlik şikâyetinde bulunmasına engel değildir. Bu durumda ipoteğin niteliğinin araştırılarak hâsıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken…” (Y.12.HD.11.11.1999, E.10500 K.11953)

“Şikâyete konu taşınmazın tapu kaydında İş Bankası ipoteği bulunmaktadır. Borçlunun daha önce ipotek ettirdiği taşınmaz hakkında meskeniyet iddiasında bulunabilmesi için, ipoteğin; mesken kredisi, esnaf kredisi ve zirai kredi gibi zorunlu olarak kurulmuş ipoteklerden olması gereklidir. Aksi takdirde meskeniyet şikâyetinden vazgeçmiş sayılır. Bu durumda mahkemece ilgili bankadan ipoteğin mahiyeti sorulup, ipotek akit tablosu celbedilip, ipoteğin hangi amaçla tesis edildiği saptanıp oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken…” (Y.12.HD.14.01.2008, E.2007/22231 K.2008/34)

Şu husus önemle belirtilmelidir ki; borçlunun meskeni üzerinde ipotek tesis etmesi haczedilmezlikten feragat anlamına gelmemektedir. İpoteğin meskeniyet iddiasına etkisinin olmadığına dair kararlar ve doktrin görüşü şu şekildedir:

"Borçlunun meskenini bir alacaklısına ipotek ettirmiş olması, diğer bütün alacaklılara karşı meskeniyet iddiasından feragat etmiş sayılmaz. Borçlu bu durumda da başka alacaklılara karşı meskeniyet iddiasında da bulunabilir." (PEKCANITEZ/ATALAY/SUNGURTEKİN ÖZKAN/ÖZEKES, İcra İflas, s. 193.; KURU/ASLAN/YILMAZ, İcra İflas, s. 301.; POSTACIOĞLU, İcra Hukuku Esasları, s. 336.; UYAR, Haciz, s. 711.; ÜSTÜNDAĞ, İcra Hukuku, s. 188.)

"Borçlu taşınmazı üzerinde ipotek tesis ederken, genellikle amacı borcu sona erdirmek ve en kısa süre içerisinde ipoteği kaldırmaktır. Yoksa borçlunun taşınmazını hemen doğrudan doğruya cebri icraya tabi kılma niyeti bulunmamaktadır. Bu nedenle, borçlunun mesken üzerinde ipotek tesisi haczedilmezlikten feragat anlamına gelmeyeceği gibi mesken ihtiyacı olmadığı anlamına da gelmez." (KILIÇOĞLU, s. 134.)

“Mahcuz hanenin başka bir alacaklıyla merhun bulunması, haciz talebinde bulunan alacaklıya karşı mezkur hanenin mesken olduğu iddiasına mani teşkil etmez.” (Y.İİD.22.04.1933 T.DÖNMEZ, s. 164, dn. 441)

Taşınmazın ipotek ettirilmesi tüm alacaklılar lehine meskeniyet iddiasından feragat anlamına da gelmemektedir. Nitekim yerleşik Yargıtay uygulaması ve doktrin görüşü bu yöndedir.  Borçlu hakkında birden fazla icra takibi olup mesken üzerine birden fazla haciz konulmuş olabilir. Borçlu bir kısım dosyalarda haczedilmezlik şikâyetinde bulunmamış da olabilir. Ancak borçlu adına kayıtlı diğer dosyalarda haczedilmezlik şikâyetinde bulunmamanın diğer dosyalara herhangi bir etkisi olmayacaktır. Mahkeme her dosyayı kendi koşullarına göre değerlendirecektir. Bu yönde verilen kararlar ve doktrin görüşü ise şu şekildedir:

"Borçlu süresi içerisinde meskeniyet iddiasında bulunmaz ise bu durumda meskeniyet iddiasından vazgeçmiş sayılır. Ancak bu vazgeçme sadece o icra takibi içindir, borçlu başka takiplerde meskeniyet iddiasını ileri sürebilir." (KURU / ARSLAN / YILMAZ; İcra İflas, s. 301; KURU, İcra İflas C. I, s. 8211; POSTACIOGLU, İcra Hukuku Esasları, s. 337-338; ERCAN, s. 177; OSKAY / KOÇAK / DEYNEKLİ / DOĞAN, , C.2, s. 2346; UYAR, Haciz, s. 66 1; KAÇAK, Haczedilemezlik, s. 52)

"Zira borçlunun belli bu alacaklıya karşı, önceden belirlenmiş bir malın haczedilmezliğinden feragat etmiş olması yalnız o alacaklı bakımından hüküm ifade eder. Aynı malı haczettirmek isteyen başka bir alacaklıya karşı borçlu, bu malın haczedilmezliğini ileri sürebilir." (KURU/ARSLAN/YILMAZ, İcra İflas, s. 305.; KURU, Haczi Caiz Olmayan Şeyler, s. 323; ANSAY, s. 92; POSTACIOLU, İcra Hukuku Esasları, s. 337-338; KILIÇOLU, s. 132 ; AŞIK, s. 126; TERCAN/TERCAN, s. 87.)

“Borçlu aleyhine açılmış her takip safahatı yekdiğerinden müstakildir. Evvelki takiplerde, bir gayrimenkulün başka alacaklılar tarafından haczedilmiş olması ve bu hacizlere karşı borçlunun haczedilemezlik şikâyeti hakkını kullanmaması, daha sonraki tarihte gerçekleşen hacze İİK.’nun 82. maddesi uyarınca şikâyette bulunmasına mani değildir.” (Y.12.HD. 14.10.1986, E.85 K.10469 (UYAR, Haciz, s. 741-742.)

“Meskeniyet iddiasına konu teşkil eden taşınmazın daha önce çeşitli dosyalardan haczedilmiş ve hacizler nedeni ile haczedilmezlik şikâyetinde bulunulmamış olması, bu dosyadan yapılan haciz nedeni ile haczedilmezlik şikâyetinde bulunulmasına ve bu şikâyetin incelenmesine engel değildir." (Y.12.HD. 12.02.1993, E.1338 K.2513)

“Başka dosyadaki hacizlere karşı haciz edilmezlik şikayetinde bulunulmaması, bu dosya için haciz edilmezlik şikayetini engellemeyeceği, borçlunun taşınmazlarından istediği hakkında haczedilmezlik şikayetinde bulunabileceği...” (Y.12.HD. 10.06.1988, E.6712 K.7611)

“Bir takipte meskeniyet şikâyetinde bulunulmaması ancak o takip için hüküm ifade eder. Başka takiplerde aynı gayrimenkul için meskeniyet şikâyetinde bulunulmasına mani olmadığı düşünülmeksizin meskeniyet iddiasından feragat etmiş sayılacağından bahisle şikâyetin red olunması isabetsiz...” (Y.12.HD. 06.04.1976, E.1699 K.4255 YKD, 1976/9, s. 1331.)

“Daha önce satmaya teşebbüs etmek ya da başka bir takipte İİK.’nun 82/12.maddesine göre meskeniyet itirazında bulunmamak, bu haktan vazgeçmek anlamında kabul edilemez. Böyle bir nedene dayalı olarak şikayetin reddedilmesi isabetsizdir.” (Y.12.HD. 25.10.1990, E.3352 K.10545)

Yine haciz tarihinde ipotek konusu borç ödenmiş ise ipotekle yükümlü bulunmayan taşınmaz hakkında meskeniyet şikâyetinde de bulunulabilecektir. “…Haciz tarihinde ipotek konusu borcun ödenmiş olması hâlinde, ipotekle yükümlü bulunmayan taşınmaz hakkında meskeniyet şikâyetinde bulunulabilir. Aksi takdirde, kurulan bir ipotek borcu ödenmiş olsa dahi bundan sonraki tüm hacizler yönünden meskeniyet şikâyetinin mümkün bulunmadığı gibi kabul edilemeyecek bir sonuç ortaya çıkar…” (12. HD 20.5.2003, 8421/11468)

Yukarıda belirtilen durumlar haricinde haline münasip eve yönelik yapılan hacizler yasalara, hukuka ve İcra ve İflas Kanunu’nun ruhuna aykırı olacaktır. Bu şekilde bir işlem borçluyu sosyal anlamda cezalandırma mekanizması olarak işlev görecektir. Oysaki haciz işlemine cevaz veren yasaların amacı borçluyu sosyal ve kültürel anlamda cezalandırmak değil alacaklının alacağına tahsil kabiliyeti sağlamaktır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mahmut 1 ay önce

Yazınız gayet açıklayıcı olmuş. Ellerinize sağlık.

Avatar
Mahmut 1 ay önce

Bir sorum olacak. Gayrimenkul üzerine haciz konuluyor. Meskeniyet süreden reddediliyor ve kesinleşiyor. Bir süre sonra aynı alacaklı tarafından gayrimenkul üzere sehven ikinci kez haciz konuluyor ve borçlu süresinde meskeniyet davası açıyor. İlk haciz üzerinden satış talep edebilir miyiz?