Bu sorunun yanıtını en sonda vereceğimize ilk başta vermek gerekir. Pek tabi ki hakaret suçunun kamu görevlisine karşı görevinden dolayı (TCK m.125/3-a) ve kurul halinde çalışan kamu görevlilerine görevleri nedeniyle (TCK m.125/5) hakaret suçları önödeme kapsamına alınmaması nedeniyle suçun bu nitelikli hali nedeniyle ön ödeme uygulanmayacaktır.
Ancak kanunun düzenleniş biçimine bakıldığında nitelikli halin uygulanabilmesi için bazı şartların sağlanmış olması lazımdır. Bu şartlar; mağdurun hem kamu görevlisi olması hem de suçun mağdurun görevi nedeniyle meydana gelmesidir. Eğer suçun işleniş biçiminden ve işleniş sebebinden mağdurun kimliği ve mağdurun yürüttüğü kamu görevi olması anlaşılmıyorsa o takdirde failin hakaret suçunun basit halinden cezalandırılması yoluna gidilmelidir.
Nitelikli halin uygulanabilmesi için gereken şartlardan ilki mağdurun kamu görevlisi olmasıdır.
5237 sayılı Kanun'un 6/1-c maddesinde tanımlanan kamu görevlisi sıfatı; 765 sayılı TCK döneminde yer alan “memur” tanımının doğurduğu sakıncaların devam etmemesi için memur tanımının yerine memur kavramını da içine alan “kamu görevlisi” tanımına yer verilmiştir. Bu son şekliyle nitelikli halin uygulanabilmesi için mağdurun sahip olması gereken kamu görevlisi sıfatı "kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi" olarak tanımlanmıştır. Ancak kanunda yapılan bu değişiklik yine de karışıklıkları sonlandırmaya yeterli gelebilmiş değildir. Zira yargı organlarının yaptığı yorum ve değerlendirmeler incelendiğinde farklı görüşlerin bulunduğu görülmektedir.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 21.10.2025 Tarihli, 2023/9832 E. 2025/16680 K. Sayılı ilamında; durdurma ve kimlik sorma yetkilerinin bulunmadığı dönemde, çarşı ve mahalle bekçilerinin sanığa kimlik sormaları şeklinde gelişen olayda sanığın eyleminin kamu görevlisine karşı görevinden dolayı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi 21.11.2023 Tarihli 2021/23201 E. 2023/24361 K. Sayılı ilamında; mağdurun işçi statüsüne sahip olmasına rağmen bu durum nitelikli halin uygulanmasına engel olmamıştır. Kararda katılanın PTT idari hizmet sözleşmeli daimi personel olması ve tartışmanın PTT gişe memuru olan katılanın görevinden doğduğunun anlaşılması karşısında; mahkemenin eylemin kamu görevlisine hakaret suçunu oluşturduğuna dair kabulünün yerinde olduğu değerlendirilmiştir. Yani kamuda işçi pozisyonunda çalışan bir kişinin mağdur olması durumunda, eğer işçi kamusal görevin yerine getirilmesi için çalışmalarını yürütüyorsa, işçi sıfatına sahip olması hali kamu görevlisi tanımının dışına çıkılmasını gerektirmeyecektir.
Bazen özel kanunlara göre bir vazife görenin hukuki durumu, kamu görevlisi sayılmasını gerektirse dahi bu durum o olayda nitelikli halin uygulanmasını gerektirmeyebilecektir. Örneğin 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun'un 23 üncü maddesine göre suç, Özel Güvenlik görevlilerine yönelik işlenmişse kamu görevlisi gibi değerlendirilecekleri belirtilmiştir. Ancak Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 08.05.2024 Tarihli, 2021/26986 E. 2024/6262 K. Sayılı ilamında; sanığın, ikamet ettiği sitede özel güvenlik görevlisi olarak görev yapan katılana hitaben sinkaflı sözlerle hakaret ettiği olayda, özel güvenlik görevlisi olarak çalışabilmek için 5188 sayılı Kanun'un 10 uncu maddesi uyarınca özel güvenlik eğitimini başarıyla tamamlamış olmak ve 11 inci maddesi uyarınca da Valilikten çalışma izni almanın zorunlu olması, katılanın dosya arasında bulunan özel güvenlik görevlisi kimlik kartı örneğinde geçerlilik süresinin 05.03.2015 tarihi olduğunun belirtilmesi karşısında; katılanın suç tarihinde bu koşulları taşıyıp taşımadığının araştırılması gerektiği belirtilmiştir.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 14.01.2026 Tarihli 2023/16003 E. 2026/1426 K. Sayılı ilamında zabıta memuru olarak belediye çalışanı olan mağdurun kamu görevlisi olduğu ve sanığın kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret suçunu işlediğinin kabul edilmiştir.
Dolayısıyla her olay özelinde, mağdurun kamu görevlisi olup olmadığının anılan maddedeki tanım çerçevesinde belirlenmesi gerekmektedir.
İkincisi hakaretin yerine getirilen kamu görevi nedeniyle yapılması, kamu görevi ile hakaret eylemi arasında nedensellik bağının bulunması gerekmektedir.
Çoğu zaman mağdur kamu görevlisi olsa dahi meydana gelen olay mağdurun kamu görevlisi kimliğine karşı yapılmamış olmaktadır. Bu nedenle kanun maddesinde geçen görevinden dolayı kavramından ne anlaşılması gerektiği önemli bir husustur. Bu doğrultuda yapılan kamu görevi ile hakaret eylemi arasında nedensellik bağının bulunması gerekmektedir. Hakim bu nedensellik bağının bulunup bulunmadığını saptayarak eylemin, suçun basit haline mi yoksa nitelikli haline mi uyduğunu belirleyecektir. Bu saptama yapılırken, hakaret eylemlerine muhatap olan kamu görevlisinin faile karşı doğrudan veya dolaylı görev yapması koşulu aranmayacaktır. Zira, hakaret doğrudan görevle ilgili olabileceği gibi, görevin yerine getiriliş yöntemi ya da sonuçları ile ilgili de olabilmektedir.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 13.09.2023 Tarihli, 2021/14168 E. 2023/20981 K. Sayılı ilamında; " olay günü sanığın eşiyle birlikte rahatsız olan çocuğunu muayene ettirmek üzere ... Devlet Hastanesi acil servisine getirdiği, hastane koridorunda bekledikleri esnada sanığın eşinin muayenenin gecikmesi nedeniyle "Çocuğa kim bakacak" diye bağırdığı, doktor olarak görev yapan mağdurun hastaya bakacaklarını söylemesi üzerine mağdurla sanık arasında tartışma çıktığı ve sanığın mağdura hitaben "Kaç kuruşluk adamsın" şeklinde sözlerle hakaret ettiği olayda; sanığın mağdura yönelttiği sözlerin, muhatabın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, rahatsız edici, kaba ve nezaket dışı hitap tarzı niteliğinde olduğu ve hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden "
Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 17.11.2025 Tarihli, 2023/12424 E. 2025/18373 K. Sayılı ilamında; sanığın vekillik görevini üstlenen katılanın, şahsi hakkı olan vekalet ücretine ilişkin taraflar arasında gerçekleşen telefon görüşmesi sırasında kamu görevlisi sayılamayacağı ve eylemin 5237 sayılı Kanun'un 125/1-2. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 15.10.2025 Tarihli ve 2023/11489 E. 2025/16245 K. Sayılı ilamında; " 07.02.2019 tarihli sanıkların oğlunun gerçekleştirdiği ihbar olunan tehdit içerikli eylemin muhataplarının infaz koruma memurları olduğu anlaşılmakla, incelemeye konu dosya kapsamında hakaret olduğu kabul edilen sözlerin ne şekilde mağdur ...'ın şahsına yönelik olduğu, 5237 sayılı Kanun'un 125/3-a maddesinde düzenlenen hakaret suçunda mağdur kamu görevlisi olup kamu görevlisinin, dolayısıyla her olayda, mağdurun kamu görevlisi olup olmadığının anılan maddedeki tanım çerçevesinde belirlenmesi, ayrıca hakaretin yerine getirilen kamu görevi nedeniyle yapılması, kamu görevi ile hakaret eylemi arasında nedensellik bağının bulunması gerekir. Bu kapsamda, olayın çıkış nedeni ve gelişmesi değerlendirilerek sanıkların eylemlerinin ne şekilde 5237 sayılı Kanun'un 125/3-a maddesi kapsamında kaldığı tartışıldıktan sonra sonucuna göre sanıkların hukuki durumun tespit ve tayini gerektiği gözetilmeksizin "
Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 21.01.2008 Tarihli, 2006/7825 E., 2008/358 K. Sayılı ilamında; sanığın icra müdür yardımcısı olan katılana yönelik olarak sinkaflı sözlerle sövmesi şeklinde gerçekleşen eylemini görevden dolayı olmayıp görev sırasında gerçekleştiği değerlendirmesini yaparak sanığın hakaret suçunun basit halinden cezalandırılması gerektiğine hükmetmiştir.
Yargıtay, 2. Ceza Dairesi'nin 21.10.2013 Tarihli 2011/37679 E., 2013/23692 K. Sayılı ilamında; eşinin aldığı hastalık raporuna, eşinin çalıştığı kurumca itiraz edilmesi üzerine raporun, incelenmek üzere bir üst kurula gönderildiğini öğrenen sanığın, olay günü eşinin çalıştığı sağlık ocağına gelip, hemşireler odasında bulunan, eşi ile birlikte çalışan müştekilere yönelik hakaretinin kamu görevinden dolayı olmadığına karar vermiştir.
Ayrıca kamu görevlisine yönelik fiilin TCK m. 125’teki suçu oluşturup oluşturmadığı konusunda kamu görevini ifa eden kişinin onurunun, itibarının ve vakarının nasıl rencide olduğunun karar gerekçesinde yapılacak tartışma ile açıklanması gerekir. Kamu görevlisine yönelik söylenen sert, kırıcı, rahatsız edici, kaba, nezaket dışı, ağır eleştiri şeklindeki beyanlar nitelik ve içerik olarak hakaret kabul edilmemektedir. Yargıtay’ın son zamanlarda AİHS m. 10’a istinaden vermiş olduğu kararlarda kamu görevini ifada ağır eleştirilere katlanmaları ve görevleri gereği müsamahalı olmaları gerektiğine dair kararlar vermektedir. (DEMİREL, Türk Ceza Kanununda Hakaret Suçu, Yüksek Lisans Tezi, İSTANBUL 2024, sf. 68) Bu yönüyle suçun basit halinden cezalandırılması gereken bir eylem belki de mağdurun kamu görevi yürütmesi nedeniyle işlenmesi halinde suç unsuru oluşturmaya yetmeyecektir.
Keza Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 17.11.2025 Tarihinde verdiği 3 tane seri dosyada (2025/18292, 2025/18294, 2025/18310 K. Numaralı kararlarda) da üzerinde durulduğu üzere; Yargıtay 4. Ceza Dairesi 26.06.2024 tarihli 2024/9209 sayılı kararında; sürücü belgesi almak için gittiği sağlık ocağında rapor verilmemesine tepki olarak katılan olan doktora karşı ''geri zekalı'' şeklindeki sözlerinin katılanın onur şeref ve saygınlığını rencide edici mahiyette olmayıp, ağır eleştiri niteliğinde olduğu, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 30.10.2025 tarihli kararında; kamu görevlisi olan Belediye Başkanına karşı ''son çırpınışlar bunlar, yalancının mumu yatsıya kalmıyor geri zekalı bunu bile bilmiyor'' şeklindeki söz nedeniyle geri zekalı sözünün suç oluşturmadığı değerlendirilmiştir.
Hakim Somut olayda Suçun Nitelikli Halinin oluşmadığına kanaat getirdiğinde ne yapmalıdır?
Son dönemlerde ilk derece mahkemelerindeki uygulama; TCK 125/3-a maddesinden sevkle düzenlenen iddianamelerin kabul aşamasından sonra hakimin suçun nitelikli halinin oluşmadığına kanaat getirmesi durumunda suç tarihine bakılmaksızın sanığa doğrudan ön ödeme ihtarının gönderilmesi ve sanığın ödemeyi kabul etmesi halinde doğrudan düşme kararı verilmesi yönündedir.
Bu uygulama da 29/05/2025 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 27.03.2025 tarihli Anayasa Mahkemesi kararında benimsenen esaslar çerçevesinde gelişmeye başlamıştır. Zira Anayasa Mahkemesi'nin; 7531 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanundaki bazı maddelerini iptal ettiği bu kararda ön ödeme kurumunda mağdur veya suçtan zarar görenin iradesinin önem taşımaması, fail ile mağdurun birbiri ile muhatap olmaması, taraflar arasında herhangi bir müzakere gerçekleşmemesi, failin yapılan ön ödeme önerisini kabul etmesinin gerekli ve yeterli olması gibi gerekçelerle ön ödeme hükümlerinin uygulanmasının uzlaştırma hükümlerinin uygulanmasına göre failin lehine olduğu değerlendirilmiştir.
Aslına bakılacak olursa; her zaman taraflar arasında maddi edim talebinde bulunulmayabilir. Bir özür dilenmesi ya da mağdur adına yararlı dernek veya vakıflara cüzi miktarda bağış yapılması şartıyla da mağdurun uzlaşmaya yanaşması mümkündür. Zaten kararın 115. paragrafının ilk cümlesinden anlaşıldığı kadarıyla, taraflar arasında maddi edim olmaksızın da uzlaşmanın sağlanabileceği toplantıda da bir parça düşünülmüş olmalı ki bu ihtimal üyeler tarafından dile getirilmeden geçilememiştir. Şu da var ki; Türkiye'nin uzlaştırma pratiği o kadar da kötü değildir. Geçtiğimiz yılın sonunda açıklanan Adalet Bakanlığı'nın verilerine göre 1 Ocak 2017’den bugüne kadar müzakere süreci tamamlanan 2 milyon 413 bin 323 dosyanın 2 milyon 2 bin 488’i uzlaşma ile sonuçlanmış, uzlaştırmada başarı oranı yüzde 83 olarak açıklanmıştır. Ancak yine de son dönemlerde uzlaştırmanın kişilerce gelir kapısı olarak görülmesi ve doktrindeki yazarlarca hem ön ödeme hem de uzlaştırma kurumunun bir arada uygulanamayacağı düşüncesinin hakim olmasından dolayı 25.12.2025 tarihi öncesinde işlenen suçlar için de ön ödeme uygulamasının yanlış olmadığını düşünüyoruz.
Kararın Resmi Gazete'de yayınlanmasının üzerinden 9 ay geçmeden kanun koyucu tarafından yeniden düzenlemeye gidilmesi neticesinde 25/12/2025 Tarihinde 7571 sayılı Kanun Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu kanunun 24. Maddesi, 5271 sayılı Kanunun 253 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan 125 inci maddenin ikinci fıkrası ibaresini madde 125 şeklinde değiştirdiğinden hakaret suçunun kamu görevlisine görevinden dolayı işlenmesi hali hariç olmak üzere hakaretin basit ve nitelikli hallerinin tamamı ön ödeme kapsamına alınmıştır.
Esasen bize göre mahkemelerce yapılması gereken; ister ihbar yoluyla isterse şikayet yoluyla, dava ne şekilde açılırsa açılsın, sanığa ön ödeme ihtarı göndermeden önce mağdurun şikayetçi olup olmadığının sorulmasıdır. Eğer mağdur şikayetçi değilse ön ödeme nedeniyle değil şikayet yokluğu sebebiyle düşme kararı verilmelidir. Eğer mağdur şikayetçi olma iradesini göstermişse o zaman sanığa ön ödeme ihtarı gönderilmelidir. Çünkü doktrinsel boyutuyla fail açısından hangi uygulamanın daha lehe olduğu tartışılacaksa; şikayet yokluğu nedeniyle verilen düşme kararının sanığın daha lehine olduğunu söylemek mümkündür. Aksi takdirde, mağdura sorulmadan gönderilen ihtar karşılığında sanığın ödemeyi gerçekleştirmesi halinde verilecek olan düşme kararı ön ödeme nedeniyle düşme kararı olacaktır ve bu karardan sonra suçun 5 yıl içinde tekrardan işlenmesi durumunda, sanık hakkında aynı suçtan dolayı önödeme uygulanamayacaktır. Diğer taraftan şikayet yokluğu nedeniyle verilen düşme kararı sonrasında mağdur sanığa karşı kişilik hakları ihlal edildiğinden dolayı tazminat talebinde bulunamazken ön ödeme nedeniyle verilen düşme kararı sonrasında mağdurun sanığa karşı hukuki tazminat hakkı devam ettiği için sanık yönünden ekstra külfetlere de sebebiyet verebilecektir. Bu yönüyle de mağdurun ileride sanığa karşı dava açıp açmayacağı belirsizliğinin ortadan kaldırılması gerekmektedir.
Av. Mehmet KOÇKAVAK





