HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI HÜKÜMLERİNİN UYGULANMASINA ENGEL KÖTÜ MUAMELE KABUL EDİLEBİLECEK SUÇLARDAN NE ANLAŞILMALIDIR?

Abone Ol

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) hükümleri (CMK’nın 231/5-14) ile ilgili Anayasa Mahkemesi (AYM) peş peşe kısmi ya da tümden iptal kararları vermiştir. En son AYM, 31.12.2025 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 2024/98 Esas ve 2025/149 Karar sayılı kararı ile HAGB hükümlerini tamamen iptal etmiştir. Mahkeme, belirtilen kararında “HAGB kurumunun kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasa’nın 17. maddesi bağlamında işkence, eziyet ve kötü muamele kabul edilen suçlar bakımından uygulanmayacağına dair yasal bir düzenleme bulunmamaktadır.” temel gerekçesine dayanmıştır. Kanun koyucu AYM’nin tanıdığı 9 ay süre içerisinde 7589 sayılı Kanun ile yeniden düzenleme yapmış ve bu düzenleme 31.07.2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğü girmiştir.

Yeni düzenleme ile CKM’nın 231. maddesinin 14. fıkrası “Bu maddenin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümleri, işkence ve eziyet suçları ile kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasanın 17 nci maddesi kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlar hakkında uygulanmaz. halini almıştır. Böylece kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği Anayasanın 17. maddesi kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlar ile ilgili hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilemeyeceği kanunlaştırılmıştır. İptal edilen metinde yer alan hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümleri “Anayasanın 174 üncü maddesinde koruma altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlarla ilgili olarak uygulanmaz” hükmüne yeni düzenlemede yer verilmemiştir.

Kanuni düzenlemede “Anayasanın 17 nci maddesi kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlar” denilmek suretiyle eylemin işleniş şekli” değil, “suç” esas alınarak düzenleme yapılmıştır. Dolayısıyla düzenlemeden, kamu görevlisinin görevi sebebiyle kötü muamele kabul edilen bir suçu işlemesi halinde, eylemin gerçekleşme şekli ve koşullarının bir önemi olmaksızın, HAGB hükümlerinin uygulanamayacağı sonucu çıkmaktadır. Bununla birlikte suçun kendisinin yanında, suçun işleniş şeklinin de kötü muamele niteliğine haiz olmasının gerektiğini ve düzenlemenin “kötü muamele kabul edilebilecek biçimde işlenen suçlar” şeklinde yorumlanması ya da bu yönde yasal düzenleme yapılması gerektiğini düşünmekteyiz. Aksi takdirde hakkaniyete aykırı uygulamaların oluşma ihtimali bulunmaktadır. Örneğin, mağdurun kendisini durduran ve trafik uygulaması yapan kolluk görevlisine hakaret ettiği, buna karşılık kolluk görevlisinin de mağdura tehditte bulunduğu ya da öğretmeni ile tartışan lise öğrencinin öğretmenine yumruk attığı, akabinde öğretmenin de öğrencisine yumruk attığı gibi belirli bir sınır içerisinde yaşanan ve ani gelişen olaylarda da, AYM kararlarında[1] tehdit ve yaralama suçlarının kötü muamele oluşturabilecek suçlardan kabul edilmesi de gözetildiğinde, kolluk görevlisi ve öğretmen hakkında HAGB hükümleri uygulanamayacaktır. Aşağıda ayrıntıları belirtildiği üzere Anayasa Mahkemesi, eylemin kötü muamele oluşturup oluşturmadığını değerlendirirken olayın anlık gelişmesi, eylemin asgari bir ağırlık derecesine ulaşması gibi birçok ölçüt kullanmaktadır. Kanaatimizce, Devletin kötü muamele oluşturan davranışlara müsamaha göstermemesi gerekliliği ile somut olayın özellikleri arasında dengeli bir yaklaşım sergilenmelidir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 17. maddesinin konumuzu ilgilendiren bölümü Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir… Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.” içeriğindedir.

Bilindiği üzere anayasalar, normlar hiyerarşisinin en üstünde yer alan ve temel esasları düzenleyen metinlerdir. Kazuistik yöntemle düzenlense bile anayasa metinlerinin kanun gibi yorumlanması mümkün değildir. Bu nedenle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına engel kabul edilen Anayasa’nın 17. maddesine konu işkence, eziyet ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele kavramlarından ne anlaşılacağı belirlenmelidir. Anayasa Mahkemesi, belirtilen ifadeler arasında bir yoğunluk farkının bulunduğunu, farklı kavramların bir derecelendirme yapmak amacıyla getirildiğini ve anılan ifadelerin TCK’da düzenlenen “işkence”, “eziyet” ve “hakaret” suçlarının unsurlarından daha geniş ve farklı bir anlam taşıdığını belirtmektedir[2].

Ülkemizin de taraf olduğu İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 1. maddesinde işkence, “Bir kimseye karşı, kendisinden itiraf almak veya üçüncü kişi hakkında bilgi edinmek, kendisinin veya üçüncü kişinin yaptığı veya yaptığından kuşkulanılan bir eylem nedeniyle cezalandırmak veya kendisini veya üçüncü kişiyi korkutmak veya zorlamak amacıyla veya ayrımcılığa dayanan her hangi bir sebeple, bir kamu görevlisi veya resmi sıfatla hareket eden bir başka kişi tarafından veya bu görevlinin veya kişinin teşviki veya rızası veya muvafakatiyle işlenen ve işlendiği kimseye fiziksel veya ruhsal olarak aşır acı veya ıstırap veren her hangi bir fiil” olarak tanımlanmıştır. TCK’da (m. 94) ise işkence “İnsan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranış” şeklinde tanımlanmıştır.

Anayasa Mahkemesi eziyeti, işkence seviyesine varmayan fakat yine de önceden tasarlanmış, uzun bir dönem içinde saatlerce uygulanmış ve fiziki yaralanmaya veya yoğun maddi veya manevi ıstıraba sebep olan insanlık dışı muameleler şeklinde tanımlamıştır[3].

AYM, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarından yola çıkarak fiziksel saldırı, darp, psikolojik sorgu teknikleri, kötü şartlarda tutma, kişiyi kötü muamele göreceği bir yere sınır dışı ya da iade etme, devletin gözetimi altında kişinin kaybolması, kişinin evinin yok edilmesi, ölüm cezasının infazının uzunca bir süre beklenilmesinin doğurduğu korku ve sıkıntı, çocuk istismarı gibi muameleleri “insanlık dışı muameleler” olarak nitelendirmiş ve bu nitelikteki muamelelerin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında “eziyet” olarak kabul edilebileceğini belirtmiştir[4].

AYM, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele veya cezayı ise, kişiyi küçük düşürebilecek ve utandırabilecek şekilde kişide korku, küçültülme, elem ve aşağılanma duygusu uyandıran veya kişiyi kendi iradesine ve vicdanına aykırı bir şekilde hareket etmeye sürükleyen aşağılayıcı nitelikteki işkence ve eziyete göre daha hafif muameleler olarak tanımlamış ve tutulma koşulları, tutulanlara yapılan uygulamalar, ayrımcı davranışlar, devlet görevlileri tarafından sarf edilen hakaretamiz ifadeler, engelli kimselerin karşılaştığı kimi olumsuz durumlar, kişiye normal olmayan bazı şeyleri yedirme içirme gibi aşağılayıcı muamelelerin “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muamelelere örnek olabileceğini belirtmiştir[5].

AYM’ye göre, bir eylemin işkence, eziyet ya da insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele kavramlarından hangisini oluşturduğu belirlenirken her somut olayın kendi özel koşulları değerlendirilmelidir. Mahkemeye göre, olaya konu eylemin küçük düşürme ya da alçaltma kastı ile yapılıp yapılmadığı dikkate alınsa da böyle bir amacın belirlenememesi, kötü muamele ihlali olmadığı anlamına gelmeyecektir. Bir muamele hem insanlık dışı/eziyet hem de aşağılayıcı/insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele niteliğinde olabilir. Her türlü işkence, aynı zamanda insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele oluştururken, insan haysiyetiyle bağdaşmayan her aşağılayıcı muamele insanlık dışı/eziyet niteliğinde olmayabilir. Muamelenin kamuya açık olarak yapılması onun aşağılayıcı ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan nitelikte olup olmamasında rol oynasa da, bazı durumlarda kişinin kendi gözünde küçük düşmesi de bu seviyedeki bir kötü muamele için yeterli olabilmektedir. Kişinin kendi davranışından veya tutumundan dolayı fiziksel güce başvurulmasının zorunluluk oluşturduğu haller ihlal oluşturmayacaktır. Yine sınırları belli bazı durumlarda güvenlik güçleri tarafından fiziksel güce başvurulması da kabul edilebilir niteliktedir[6].

Anayasa Mahkemesi, işkence, eziyet, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele şeklindeki yasaklanan eylemleri, bu kavramların tamamını kapsayan “kötü muamele yasağı” üst kavramı adı altında değerlendirmektedir[7].

Anayasa Mahkemesi kararlarında, hangi eylemlerin kötü muamele yasağının ihlalini oluşturacağına ilişkin bazı ölçütler belirlemiştir. Bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi için, eylemin asgari bir ağırlık derecesine (ciddiyet seviyesine) ulaşması gerekmektedir. Belirtilen asgari eşik (ağırlık) göreceli olup eylemin asgari ağırlık derecesine ulaşılıp ulaşılmadığı belirlenirken somut olayın koşulları gözetilmelidir. Maruz kalınan muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri, mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi etkenler ile kasıt veya saik ve muamelenin amacı değerlendirilmelidir. Belirtilen hususlara ek olarak gerilimin ve duyguların yükseldiği atmosfer gibi muamelenin yapıldığı bağlam da dikkate alınmalıdır[8].

Hangi suçlar, Anayasa’nın 17. maddesi bağlamında kötü muamele kabul edilmelidir?

CMK’nın 231/14. maddesinde “işkence” (TCK m. 94) ve “eziyet” (TCK m.96) suç adı olarak sayıldığından, bu iki suç tereddütsüz biçimde HAGB kararı verilemeyecek suçlar arasındadır.

Yasal düzenlemede “işkence” ve “eziyetin” suç adı olarak sayıldığı gözetildiğinde, “kötü muamele” kavramının “insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele” kavramını karşılamak için kullanıldığı düşünülebilir ise de, yukarıda belirtildiği üzere AYM, Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında geçen ifadelerin TCK’da düzenleme altına alınmış olan “işkence”, “eziyet” suçlarının unsurlarından daha geniş ve farklı bir anlam taşıdığı görüşündedir. Dolayısıyla, TCK’da düzenlenen işkence ve eziyet suçundan daha geniş anlam içeren işkence, eziyet, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele kavramlarının içerisine giren suçlar hakkında HAGB kararı verilemeyecektir.

Kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir, nesnel ve öngörülebilir olması gerekmektedir[9]. CMK’nın 253/14. maddesinde yer alan “Anayasanın 17 nci maddesi kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlar” ibaresinden hangi suçların anlaşılacağı, hangi suçların bu kapsamda kabul edileceği farklı yorumlamalara müsaittir. Bu nedenle, çalışmanın kapsamı gözetilerek, düzenlemenin belirlilik ve öngörülebilirlik gibi yönlerden eleştiri ve tartışmalara açık olduğunu değerlendirdiğimizi belirtmekle yetiniyoruz.

İçtihatlarla kötü muamele kabul edilebilecek suçlar ve hangi eylemlerin kötü muamele kabul edileceğinin yeknesaklığına kavuşabileceği düşünülebilir ise de, kamu görevlilerinin görevi sebebiyle işlediği kötü muamele kabul edilebilecek ve ceza miktarı nedeniyle HAGB kapsamında kalabilecek suçların (Kasten yaralama, hakaret, tehdit, zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması gibi) temyiz sınırları altında kalması ve temyiz edilemeyecek kararlar kapsamında olsa bile CMK’nın 286/3. maddesinde sayılan temyiz edilebilir katalog suçlar arasında bulunmaması gözetildiğinde, bu nitelikteki dosyaların tamamına yakınının istinaf aşamasında kesinleşeceği anlaşılmaktadır. Bu nedenle Yargıtay tarafından içtihat geliştirilmesinin zaman alacağı görülmektedir. Bu durumun farklı istinaf daireleri ya da farklı istinaf mahkemeleri arasında farklı uygulamalara yol açma ihtimali bulunmaktadır. Bu bağlamda kanun yararına bozma (CMK m. 309), istinaf mahkemelerinin karar farklılıkları arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi (5235 s.k. 35), bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcısının itiraz yetkisi (CMK m. 308/A) gibi yasal yolların etkin kullanımı uygulama birliğine katkı sağlayacaktır.

Yukarıdaki açıklamalar gözetildiğinde, kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasa’nın 17. maddesi bağlamında kötü muamele kabul edilen suçlar belirlenirken;

a) Failin kamu görevlisi olması (işkence ve eziyet suçları hariç),

b) Failin eylemini görevi sebebiyle gerçekleştirmesi (işkence ve eziyet suçları hariç),

c) Failin eyleminin Anayasa’nın 17. maddesi bağlamında kötü muamele ( işkence, eziyet, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele) niteliğinde olması,

Gerekmektedir.

Failin eyleminin Anayasa’nın 17. maddesi bağlamında kötü muamele ( işkence, eziyet, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele) niteliği belirlenirken;

a) Failin eyleminin belli bir yoğunluk içerip içermediği, asgari bir ağırlık derecesine (ciddiyet seviyesine) ulaşıp ulaşmadığı,

b) Failin eyleminin ne kadar sürdüğü,

c) Eylemin gerçekleştirildiği yer, zaman ve koşullar (atmosfer) (eylemin nezarethanede bulunan mağdura yönelik gerçekleştirilmesi gibi),

d) Failin görevinden kaynaklanan yetki ve otoritesinin eylemin gerçekleştirilmesinde sağladığı kolaylığın derecesi (öğretmenin küçük yaştaki öğrencisini ceza olarak odaya kapatması gibi),

e) Failin mağdur üzerindeki hakimiyetinin niteliği (darp eyleminin elleri kelepçeli mağdura uygulanması, jandarma görevlisinin nakil aracında bulunan tutuklu/hükümlüye hakaret etmesi gibi),

f) Olayın ani gelişen ya da belli bir süreç içerisinde gerçekleşen bir olay olup olmadığı,

g) Olayda mağdurun kendi davranışından veya tutumundan kaynaklanan bir nedenin bulunup bulunmadığı, bulunuyor ise bu neden ile failin eylemi arasında ölçülülük olup olmadığı, ölçü aşılmış ise derecesi,

h) Eylemin mağdura fiziksel ve ruhsal etkileri, mağdurda oluşan zararın niteliği ve ağırlığı ve mağdurun sağlık durumu,

i) Mağdurun cinsiyeti, yaşı,

j) Failin kasıt veya saiki ile amacı,

Gibi ölçütler gözetilerek değerlendirme yapılabileceğini düşünüyoruz.

Yukarıda yer alan tespitler değerlendirildiğinde, işkence, eziyet, kasten yaralama, hakaret, tehdit, şantaj, zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması, cinsel saldırı, cinsel istismar, cinsel taciz, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, konut dokunulmazlığının ihlali gibi suçların, Anayasanın 17. maddesi kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlara konu olabileceğini değerlendirilmekteyiz.

Kötü muamele sayılabilecek eylemlerin genellikle polis, jandarma gibi zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlileri tarafından işlenebileceği düşünülebilirse de, bu hususun dar yorumlanmaması gerekmektedir. Öğretmenin öğrencisine ya da sağlık çalışanının hastaya yönelik, diğer şartların varlığı halinde, eylemleri de kötü muamele oluşturabilir. Dolayısıyla, failin sıfatı ve kullandığı kamu gücünün niteliği önemli olmakla birlikte tek başına belirleyici değildir.

----------

[1] Muhterem Turantaylak Başvurusu, B.N. 2014/15253, K.T. 09/05/2018,; İsmail Göktaş Başvurusu, B.N. 2017/20204, K.T. 19/11/2020, (https://www.hukukihaber.net/kamu-gorevlilerinin-guc-kullanimina-iliskin-yukumlulukleri-devletin-kotu-muameleye-karsi-koruma-yukumlulugu)

[2] Ali Rıza Özer ve Diğerleri Başvurusu, B.N. 2013/3924, K.T. 06/01/2015, (https://www.hukukihaber.net/aymnin-20133924-basvuru-numarali-karari)

[3] Cezmi Demir ve Diğerleri Başvurusu, B.N. 2013/293, K.T. 17/07/2014, (https://www.hukukihaber.net/gozaltinda-kotu-muamelelerden-koruma-devletin-kotu-muameleye-karsi-koruma-yukumlulugu)

[4] Cezmi Demir ve Diğerleri Başvurusu, § 88

[5] Cezmi Demir ve Diğerleri Başvurusu, § 89-90

[6] Ali Rıza Özer ve Diğerleri Başvurusu, § 880-81-82-

[7] Ömer Tosun Başvurusu, B.N. 2021/44251, K.T. 10/12/2025, § 43, (https://www.hukukihaber.net/aymnin-202144251-basvuru-numarali-karari), e.t. 18/07/2026

[8] Leyla Akyıldız Başvurusu, B.N. 2019/24131, K.T. 20/03/2025, § 55, (https://www.hukukihaber.net/aymnin-201924131-basvuru-numarali-karari), E.T. 18/07/2026; Cezmi Demir ve Diğerleri Başvurusu, § 83; Ali Rıza Özer ve Diğerleri Başvurusu, § 75

[9] Anayasa Mahkemesi, 2022/129 E. – 2023/189 K., T. 08/11/2023, § 17 https://www.hukukihaber.net/aymnin-2022129-esas-2023189-karar-sayili-karari, E.T. 18/07/2026