T.C.
Yargıtay
Hukuk Genel Kurulu
2024/356 E., 2025/647 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/939 E., 2023/924 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 12.09.2022 tarihli ve
2022/6335 Esas, 2022/10283 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki Kurum işleminin iptali ve tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkiline 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olan eşinin 16.02.2018 tarihinde vefatı üzerine ölüm aylığı bağlandığını, 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalı annesinin ise 16.08.1999 tarihinde vefat ettiğini, annesinden de ölüm aylığı alabilmek için davalı Kuruma yaptığı başvurunun yalnızca anneden veya eşten aylık bağlanabileceğinden bahisle reddedildiğini, red kararının hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek Kurum işleminin iptaline ve müvekkiline eşinin ölüm tarihinden itibaren annesinden de aylık bağlanmasına, birikmiş aylıkların yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı ... (SGK/Kurum) vekili; davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 17.11.2020 tarihli ve 2020/25 Esas, 2020/8 Karar sayılı kararı ile; davacının annesi üzerinden aylık alma açısından hakkı doğuran olayın eşinin vefatı olması nedeniyle söz konusu tarihteki ilgili mevzuat olan 5510 sayılı Kanun’un 34... . maddeleri uyarınca davacının çift aylığa hak kazanmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 07.04.2022 tarihli ve 2021/163 Esas, 2022/867 Karar sayılı kararı ile; 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce Sosyal Sigortalar Kurumu, Bağ-Kur ve T.C. Emekli Sandığının ayrı tüzel kişiliğe sahip ayrı yasalara göre sosyal güvence sağlayan Kurumlar olduğu ve her bir kanunun kendi sigortalıları açısından hüküm ifade ettiği, 1479 sayılı Kanun’un 46/2. maddesinin aynı yasa kapsamında ölüm aylığına hak kazanılması hâlinde uygulanacağı, sigortalılardan birinin 506 sayılı Kanun, diğerinin 1479 sayılı Kanun kapsamında olması hâlinde hak sahibinin her iki ölüm aylığına da hak kazanacağı, Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesi kararlarının da aynı yönde olduğu, Yargıtay 10. Hukuk Dairesince 5510 sayılı Kanun’un 54. maddesinin uygulanması gerektiğini belirtilmekte ise de Hukuk Genel Kurulunun sigortalının ölüm tarihinde geçerli olan yasal düzenlemeye göre değerlendirilme yapılması gerektiği yönünde kararları bulunduğundan bu kararlar doğrultusunda 5510 sayılı Kanun’un 54. maddesinin somut uyuşmazlıkta uygulanma yeri bulunmadığı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne, davacıya 01.03.2018 tarihinden itibaren annesinden dolayı da ölüm aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
"...5510 sayılı Kanunun 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren ve “Ölüm aylığının hak sahiplerine paylaştırılması” başlığını taşıyan 34. maddesinde, sigortalının evli olmayan, boşanan, dul kalan kızlarına ölüm aylığı bağlanabilmesi, bu Kanun kapsamında veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmama veya kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış olma koşullarına bağlanmış, “Aylık ve gelirlerin birleşmesi” başlıklı 54. maddede ise, bu Kanuna göre bağlanacak aylık ve gelirlerin birleşmesi durumunda, hem eşinden, hem de ana ve/veya babasından ölüm aylığına hak kazananlara, tercihine göre eşinden ya da ana ve/veya babasından bağlanacak aylığının bağlanacağı hüküm altına alınmıştır.
Anılan yasal düzenlemeler kapsamında dava irdelendiğinde; bu tür ölüm sigortasından aylık tahsislerinde, ayrık durumlar dışında genel kural olarak hakkı doğuran olay tarihinde yürürlükte olan yasal mevzuatın uygulanması gerekmekte olup, buna göre sigortalı eşin yaşamını yitirdiği 16.2.2018 tarihi itibarıyla davanın yasal dayanağı 5510 sayılı Yasa'nın 34. ve 54. maddeleri olup, 54. maddenin 5. bendine göre hak sahibinin tercihine göre ana/baba veya eşe ait dosyaların birinden aylık bağlanacağı açıkça düzenlenmiş bulunmakla, mahkemece yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir..." gerekçesiyle karar oy çokluğuyla bozulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki gerekçe tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Direnme kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı Kurum vekili, davacıya, ölen annesinden dolayı ölüm aylığı alma hakkını doğuran olayın eşinin vefatı olduğunu ve eşin ölüm tarihi olan 16.02.2018 tarihi itibariyle davanın yasal dayanağı olan 5510 sayılı Kanun'un 34... . maddeleri gereğince Kurum tarafından yapılan işlemin hukuka ve mevzuata uygun olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının 506 sayılı Kanun (5510 sayılı Kanun 4/1-a) kapsamında sigortalı iken 16.02.2018 tarihinde vefat eden eşinden dolayı aldığı ölüm aylığının yanında ayrıca 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalı iken 16.08.1999 tarihinde vefat eden annesinden dolayı da ölüm aylığı alıp alamayacağı noktasında toplanmaktadır.
D. Ön Sorun
Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında işin esasına geçilmeden önce davacı asılın nüfus kayıtlarına göre bozma kararından sonra ancak direnme kararından önce 21.01.2023 tarihinde vefat etmesine rağmen Bölge Adliye Mahkemesince bu hususta herhangi bir işlemin yapılmadan karar verilmiş olması karşısında usulüne uygun taraf teşkili sağlanıp sağlanmadığı hususu ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir.
1. Değerlendirme
1. Öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ve kavramlar üzerinde kısaca durmak gerekir.
2. Bilindiği üzere çekişmeli yargıda kural olarak duruşma yapılması zorunludur. Buna göre hâkim iddia ve savunma haklarını kullanabilmeleri için tarafları duruşmaya çağırmak zorundadır. Kanunun gösterdiği istisnalar dışında hâkim tarafları dinlemeden veya iddia ve savunmalarını bildirmeleri için kanuna uygun biçimde davet etmeden hükmünü veremez.
3.Taraflar duruşmaya çağrılmadan, başka bir deyişle taraf teşkili sağlanmadan hüküm verilememesi, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 36. maddesinde hüküm altına alınan iddia ve savunma hakkının kullanılmasına olanak tanınması ilkesinin doğal bir sonucudur.
4. Usulüne uygun olarak taraf teşkili sağlanmadan bir davada karar verilemeyeceğine ilişkin kural, hukuki dinlenilme hakkının bir unsuru olarak düzenlenmiştir. İddia ve savunma hakkı olarak da ifade edilir. Ancak taraf olsun, olmasın herkesin mahkeme önünde hukuki dinlenilme hakkı vardır. Hukuki dinlenilme hakkı, iddia ve savunma hakkının medeni usul hukukundaki görünümüdür. Usuli nitelikte bir temel haktır. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesindeki adil yargılanma hakkının bir unsurudur (Hakan Pekcanıtez, Hukuki Dinlenilme Hakkı, Prof. Dr. Seyfullah Edis’e Armağan, İzmir 2000, s. 753-791).
5. Öte yandan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) “Hukuki dinlenilme hakkı” başlıklı 27. maddesi uyarınca;
“Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler.
(2) Bu hak;
a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını,
b) Açıklama ve ispat hakkını,
c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini,
içerir”.
6. Bu hükme göre mahkeme, iki tarafa eşit şekilde hukuki dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Taraflara hukuki dinlenilme hakkı verilmesi anayasal bir haktır. Anayasa’nın 36. maddesi ile teminat altına alınan iddia ve savunma hakkı ile adil yargılanma hakkı, hukuki dinlenilme hakkını da içermektedir. Yine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde de hukuki dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır.
7. Hukuki dinlenilme hakkı, sadece belli bir yargılama için ya da yargılamanın belli bir aşaması için değil, tüm yargılamalar için ve yargılamanın her aşamasında uyulması gereken bir ilkedir.
8. Hukuki dinlenilme hakkına aykırılık bir istinaf sebebi ve temyizde de bozma nedenidir. Hakkın ihlâlinin niteliğine göre yargılamanın yenilenmesi sebebi olarak da kabul edilebilir.
9. Yeri gelmişken belirtilmelidir ki; taraf teşkili dava şartı olup davanın her aşamasında mahkemece resen nazara alınması gereken bir olgudur.
10.Yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp tartışılabilmesi, itirazların yapılabilmesi, davanın süratle sonuçlandırılabilmesi, bozma sonrası yargılamanın devamı, uyup uymama yönündeki kararın verilebilmesi için öncelikle tarafların duruşma gününden usulünce haberdar edilmesi ve böylece taraf teşkilinin sağlanması gerekir.
11. Bu kapsamda mahkemenin, bozma ilâmına uyulup uyulmayacağı konusunu karara bağlamadan önce HMK’nın 373. maddesi uyarınca bozma ilâmını ve duruşma gününü taraflara kendiliğinden tebliğ edip taraf teşkilini sağlaması zorunludur.
12. Nitekim “Bozmaya uyma veya direnme” kenar başlıklı HMK’nın 373/3. maddesinde “Bölge adliye mahkemesi, 344 üncü madde uyarınca peşin alınmış olan gideri kullanmak suretiyle, kendiliğinden tarafları duruşmaya davet edip dinledikten sonra Yargıtayın bozma kararına uyulup uyulmayacağına karar verir.” hükmüne yer verilmiştir. Bu açık hüküm karşısında Bölge Adliye Mahkemesi bozma ilâmını kendiliğinden taraflara tebliğ edip duruşmaya davet etmekle yükümlüdür. Belirtilen usuli işlemler tamamlanmadan ve bozma sonrası taraf teşkili sağlanmadan direnme ya da uyma kararı verilmesi olanaklı değildir.
13. Somut olayda Özel Dairenin 12.09.2022 tarihli bozma kararı sonrası davacı asılın 21.01.2023 tarihinde vefat ettiği, davacı vekilince müvekkilinin vefatının 12.04.2023 tarihli dilekçe ile mahkemeye bildirildiği ancak bozma ilâmının ve duruşma gününün ölüm ile vekâlet ilişkisi kendiliğinden sona eren vekile 16.04.2023 tarihinde tebliğ edildiği, 10.05.2023 tarihli duruşmada direnme kararı verildiği, temyiz incelemesi için dosya Hukuk Genel Kuruluna geldiğinde ise eksiklik talep yazısı ile davacının mirasçılarına ait vekâletnamelerin sunulmasının talep edilmesi üzerine vekâlet ilişkisi sona eren vekil tarafından müvekkilinin çocuklarından ...'ın reddi miras yaptığı, buna ilişkin kararın sunulduğu, diğer mirasçılar ... ve ...'in açmış olduğu reddi miras davasında yetkisizlik kararı verildiği, bu kararın da dilekçe ekinde sunulduğu, yeniden açılan reddi miras davasının ise yargılama sürecinin devam ettiği hususlarının bildirildiği anlaşılmaktadır.
14. Şu hâlde Bölge Adliye Mahkemesince usulüne uygun taraf teşkili sağlanmadan yargılama yapılıp direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
15. O hâlde açıklanan yasal düzenleme ve ilkeler gözetilerek usulüne uygun şekilde taraf teşkili sağlandıktan sonra oluşacak sonuca göre bir karar verilmek üzere direnme kararının usulden bozulması gerekir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı HMK'nın 371. maddesi gereğince usulden BOZULMASINA,
Bozma nedenine göre işin esasına yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
Dosyanın HMK'nın 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
22.10.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.





