T.C.

Yargıtay

Hukuk Genel Kurulu

2024/748 E., 2025/683 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi

SAYISI : 2017/663 E., 2018/274 K.

ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 31.10.2016 tarihli ve

2016/3207 Esas, 2016/4460 Karar sayılı BOZMA kararı

1. Taraflar arasında birleştirilerek görülen sözleşmenin feshi ve teminat mektuplarının nakde çevrilmesi işleminin iptali, sözleşmenin feshi işleminin iptali ile taraflar arasında devam ettiğinin tespiti, teminat mektupları bedelinin iadesi ve manevi tazminat davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda, Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesince asıl davada karar verilmesine yer olmadığına, birleşen davanın kısmen kabulü ile sözleşmenin feshi işleminin iptali ile geçerli olduğunun tespitine, teminat mektupları bedelinin iadesi ve manevi tazminat talebinin reddine ilişkin verilen karar asıl ve birleşen dosyada davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı asıl ve birleşen dosyada davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:

I. ÖN SORUN

4. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında öncelikle; mahkemece, Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesinin 31.10.2016 tarihli ikinci bozma kararına 09.11.2017 tarihli duruşmada uyulmasına karar verilip yargılamaya devam edildikten sonra 19.04.2018 tarihli duruşmada, her iki tarafın da 09.11.2017 tarihli duruşmada direnme kararı verilmesini talep ettikleri belirtilerek direnme kararı verilmesi karşısında, Özel Dairenin bozma kararına uyulmasına ilişkin 09.11.2017 tarihli ara karardan dönülerek direnme kararı verilmesinin mümkün olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre mahkemece verilen direnme kararının usulden bozulmasının gerekip gerekmediği hususu ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir.

II. GEREKÇE

5. 6217 sayılı Kanun'un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na (HMK) eklenen Geçici 3. madde atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) bozma sonrası mahkemece yapılacak işlemleri düzenleyen 429. maddesinin 2. fıkrasında, “…Mahkeme, temyiz edenden 434. madde uyarınca peşin alınmış olan gideri kullanmak suretiyle, kendiliğinden tarafları duruşmaya davet edip dinledikten sonra, Yargıtay’ın bozma kararına uyulup uyulmayacağına karar verir” hükmü bulunmaktadır.

6. Bu hükümden de anlaşılacağı üzere hâkim kural olarak bozma kararına uyup uymamak konusunda tarafların düşünce ve istekleri ile bağlı olmayıp uyma ya da direnme kararı verme konusunda serbestiye sahiptir.

7. Ancak Yargıtayın yerleşik uygulamasına göre, bozma nedenleri kamu düzenine ilişkin ve dolayısıyla hâkimin kendiliğinden göz önünde bulundurması gereken hususlara ilişkin değilse ve her iki taraf ya da vekilleri bozmaya uyulmasını istemişlerse artık mahkemece önceki kararda direnilemez. Bu durumda bozma kararına uyulması gerekir (HGK'nın 23.10.2018 tarihli ve 2017/12-734 Esas, 2018/1488 Karar, 21.02.2019 tarihli ve 2017/2-2293 Esas, 2019/190 Karar sayılı kararları).

8. Ne var ki, bu kural tarafların veya vekillerinin direnme kararı verilmesini talep etmeleri hâlinde uygulanamaz. Çünkü hâkim yukarıda belirtildiği üzere tarafların bu konudaki düşünce ve istekleri ile bağlı değildir.

9. Bununla birlikte usulî kazanılmış hak ilkesi ile ilgili açıklama yapılmasında da yarar bulunmaktadır.

10. Usule ait kazanılmış hak müessesi, usul hukukunun dayandığı ana esaslardandır ve kamu düzeni ile de ilgilidir. HUMK’da “usuli kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktaydı.

11. Usulî kazanılmış hak kurumu, davaların uzamasını ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak amacıyla Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.

12. Türk Hukuk Lûgatında da “kazanılmış hak” daha önce yürürlükte olan hükümlere göre bir kişi yararına kazanılmış olan hak şeklinde ifade edilmiştir (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 676).

13. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde çıkarılan 09.05.1960 tarihli ve 1960/21 Esas, 1960/9 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında; Yargıtay bozma kararına uyulmakla orada belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda lehine bozma yapılan taraf yararına usulî kazanılmış hak, aynı doğrultuda işlem yapılması yolunda mahkeme için de zorunluluk doğacağı, usulî kazanılmış hakka ilişkin açık kanun hükmü olmasa da temyiz sonucu verilecek bozma kararının hakka ve usule uygun karar verilmesini sağlamaktan ibaret olan amacı ve muhakeme usulünün hakka varma ve hakkı bulma maksadıyla kabul edilmiş olması yanında hukuki alanda istikrar amacıyla kabul edilmiş bulunması bakımından usulî kazanılmış hak müessesesi usul hukukunun dayandığı ana esaslardan olup kamu düzeniyle de ilgili olduğu belirtilmiştir.

14. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda da usulî kazanılmış hakka ilişkin açık bir düzenleme bulunmamakta ise de, bu ilkenin uygulanma gerekliliği HMK hükümleri karşısında da varlığını sürdürmektedir. Yargıtayın bozma kararına uyan mahkeme, bozma kararı uyarınca işlem yapmak ve hüküm vermek zorundadır; çünkü mahkemenin bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulî kazanılmış hak doğmuştur.

15. Yargısal ve bilimsel içtihatlarda “usulî kazanılmış hak” ya da “usulî müktesep hak” olarak adlandırılan bu ilke Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.02.1988 tarihli ve 1987/2-520 Esas, 1988/89 Karar sayılı kararında “Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana gelen bozma gereğince işlem yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisinin lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur ve buna usulî kazanılmış hak denilmektedir...” şeklinde tanımlanmakta ve ayrıca Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır.

16. Bu aşamada usulî kazanılmış hak kurumunun istisnalarından da bahsetmek gerekir.

I- Mahkemenin görevi ile ilgili usulî kazanılmış haktan söz edilemez. Şöyle ki; Yargıtay yerel mahkemenin kararını, görev itirazı olmaksızın görev dışında bir sebeple bozar ve mahkeme bu karara uyarsa bozma dışında kalan görev hususu usulî kazanılmış hak oluşturmayacak, yeniden yapılan yargılamada mahkeme tarafların itirazı üzerine ya da kendiliğinden görevsizlik kararı verebilecektir. Ancak temyizde açıkça görev itirazı ileri sürülmüş ve bu husus Yargıtay tarafından nazara alınmamış açık ya da zımni olarak reddedilmiş ise bu takdirde usulî kazanılmış hak görev konusunda da oluşacak ve yeniden yargılama yapan mahkeme görev konusunda karar veremeyecektir.

II- Karar henüz kesinleşmeden geçmişe etkili olarak çıkarılan bir kanun hükmü de usulî kazanılmış hakkın istisnasını oluşturur. Böyle bir hâlde de usulî kazanılmış hakka aykırı olsa da yeni çıkarılan ve geçmişe etkili olan kanun hükmünün uygulanması gerekir.

III- Yargıtayın bozma kararından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararının çıkarılmış olması da usulî kazanılmış hakkın istisnasıdır. Yukarıda bahsedilen 09.05.1960 tarihli içtihadı birleştirme kararına göre, içtihadı birleştirme kararları usulî kazanılmış hakka rağmen görülmekte olan davalara da uygulanır. İlk Derece Mahkemesi usulî kazanılmış hakka aykırı olsa bile yeni içtihadı birleştirme kararına göre karar verecektir.

IV- Benzer şekilde uygulanması gereken bir kanun hükmü, Anayasa Mahkemesince iptal edilirse öncelik usulî kazanılmış hakta değil Anayasa Mahkemesinin iptal kararında olacaktır. Diğer bir ifadeyle kanun hükmünün, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.

V- Usulî kazanılmış hakkın bir diğer istisnası ise kesin hükümdür. Bozmadan sonra usulî kazanılmış hak ile kesin hüküm çelişiyorsa öncelik usulî kazanılmış hak da değil, kamu düzeninden sayılan ve dava şartı olarak resen nazara alınması gereken kesin hükümdedir.

VI- Kamu düzenine aykırılık da usulî kazanılmış hakkın istisnalarından bir diğeridir. Gerçekten de kamu düzeninden sayılan bir husus ile usulî kazanılmış hak çelişiyorsa bu hâlde kamu düzeninden sayılan hâl usulî kazanılmış hakkın önüne geçecektir.

VII- Nihayet son olarak; Yargıtayın kararı her türlü yorumun, hukuki değerlendirme veya delil takdiri dışında, açıkça ve tartışmasız şekilde başka bir şekilde yorumlanamayacak açıklıkta maddi hataya dayalı ise usulî kazanılmış hak ilkesi uygulamayacaktır. Yargıtay tarafından dosya kapsamına uygun olmayacak şekilde açık ve tartışmasız bir maddi hata yapılması hâlinde, bu hata, usulî kazanılmış hak oluşturmayacaktır.

17. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; mahkemece verilen 20.02.2014 tarihli ve 2014/26 Esas ve 2014/32 Karar sayılı karar asıl ve birleşen dosyada davacılar vekilinin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesinin 31.10.2016 tarihli ve 2016/3207 Esas, 2016/4460 Karar sayılı kararı ile, mahkemece bozmaya uyulmakla bozma ilâmının gereklerinin yerine getirilmesinin zorunlu olduğu, buna rağmen bozma ilâmında belirtilen şartname hükümlerine göre varsa işe ait eksik ve kusurların giderilerek geçici kabul tutanağının onaylanıp onaylanmadığı, yüklenicinin sözleşme konusu işten dolayı idareye herhangi bir borcunun bulunup bulunmadığı, Sosyal Güvenlik Kurumundan ilişiksiz belgesi alınıp alınmadığı hususlarının araştırılması, diğer koşullar da incelenmek suretiyle teminat mektupları konusunda karar verilmesi gerekirken bu konularda herhangi bir inceleme yapılmadan karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle bozulmuştur. Bozma kararından sonra 09.11.2017 tarihli duruşmada mahkemece bozma kararına uyulmasına karar verilip yargılamaya devam edildiği hâlde 19.04.2018 tarihli duruşmada, her iki tarafın da öncesinde direnme kararı verilmesini talep ettikleri gerekçesiyle, Özel Dairenin bozma kararına uyulmasına ilişkin ara karardan dönülerek direnme kararı verilmiştir.

18. Az yukarıda açıklandığı üzere mahkeme, tarafların veya vekillerinin direnme kararı verilmesini talep etmeleri hâlinde tarafların bu konudaki düşünce ve istekleri ile bağlı değildir. Özel Dairenin bozma kararından sonra mahkemece 09.11.2017 tarihli duruşmada bozma kararına uyulmasına karar verilmiş olup, mahkemece Özel Dairenin bozma kararına uyulmakla bozma kararında belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda lehine bozma yapılan taraf yararına usulî kazanılmış hak doğmuş olup, aynı doğrultuda işlem yapılması yolunda mahkeme için de zorunluluk bulunmaktadır. Somut olayda usulî kazanılmış hakkın istinası bir durum da bulunmamaktadır.

19. Bu durumda mahkemece Özel Dairenin bozma kararına uyulmasına ilişkin 09.11.2017 tarihli ara karardan dönülerek direnme kararı verilmesi yerinde değildir.

20. Hâl böyle olunca direnme kararının usulden bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

III. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Direnme kararının usulden BOZULMASINA,

Bozma sebebine göre asıl ve birleşen dosyada davacılar vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine,

6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,

05.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.