T.C.

Yargıtay

Hukuk Genel Kurulu

2024/821 E., 2025/627 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 05.05.2023 tarihli ve

2022/5889 Esas, 2023/2727 Karar sayılı BOZMA kararı

1. Taraflar arasındaki anonim şirket hisse terkini ve tescili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Aydın 1. Asliye Hukuk Mahkemesince (Asliye Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) verilen davanın reddine dair 04.06.2024 tarihli ve 2023/224 Esas, 2023/157 Karar sayılı kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi

2. Davacı vekili; davalı anonim şirkette davalı ... adına kayıtlı olan ancak Aydın 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 31.03.2010 tarihli ve 2009/28 Esas, 2010/100 Karar sayılı kararı ile müvekkiline aidiyeti tespit edilerek müvekkili adına şirket pay defterine kaydına karar verilen hisselerin, müvekkiline ait rüçhan hakkı kullanılmak suretiyle artırılan sermaye dolayısıyla oluşan 18.000 adet A grubu nama yazılı hissenin davalı adına pay defterine yolsuz olarak kayıtlı bulunduğunu ileri sürerek pay defterindeki kaydın terkini ile hisselerin müvekkili adına pay defterine yazılmasını talep etmiştir.

Davalı Cevabı

3. Davalı vekili; davacı pay sahibi olmadığından rüçhan hakkının bulunmadığını, dava konusu hisselerin dış kaynaklı sermaye artırımı yoluyla oluşturulduğunu, müvekkilince nakden ödendiğini, davacının kötüniyetli olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı

4. Aydın 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin (Asliye Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) 06.11.2014 tarihli ve 2012/213 Esas, 2014/474 Karar sayılı kararı ile; kesinleşen kararla davacı ve davalı ... arasındaki 07.10.2002 tarihli hisse devir sözleşmesinin geçersizliğine karar verilmiş ise de, söz konusu davanın taraflar arasındaki sözleşmenin düzenlenmesinden yaklaşık yedi yıl sonra açıldığı ve hisse devrinden yaklaşık on yıl sonra kesinleştiği, hisse devrinin tescili öncesinde Hazine Müsteşarlığı Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğünden izin alınması unsurunun eksikliği nedeniyle hisse devrinin geçersizliğine karar verilmesi karşısında, davalı ...'ın iyiniyetli olarak devir aldığı ve sonrasında risk alarak sermaye artırımına giderek rüçhan hakkını kullanıp sahibi olduğu 18.000 adet hissenin de devrinin geçersizliğini kabul etmenin hak, adalet ve nesafet kurallarına uygun olmayacağı, rüçhan hakkının kök paya bağlı bir hak olduğu hususunun tartışmalı olduğu, davalının üçüncü kişi olarak da rüçhan hakkı kullanılmaksızın söz konusu hisselere malik olabileceği, zira söz konusu hisselerin devrine ilişkin genel kurul kararının iptali ve butlanı söz konusu olmadığı sürece bu hisselerin davalıya intikalinin geçerli olduğu, davalının 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 993. maddesinde belirtilen iyiniyetli zilyet kapsamında hisse devrinin geçersizliğinin kesinleştiği döneme kadar söz konusu hisselere tasarruf edip kullandığı, bu kapsamda elde ettiği menfaatlerin iadesinin söz konusu olmayacağı, Borçlar Kanunu'nda düzenlenen butlan hükümlerinin uygulanmasının ticaret hayatındaki işlem güvenilirliği ilkesine aykırı olacağı, geçersizliğin geriye değil ileriye doğru uygulanması gerektiği, bu kapsamda dava konusu 18.000 adet hissenin geriye dönük iadesinin söz konusu olamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı

6. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur.

7. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 29.05.2015 tarihli ve 2015/1142 Esas, 2015/7284 Karar sayılı kararı ile; “Dava, geçersiz anonim şirket hisse devrine dayalı rüçhan hakkı kullanılarak yapılan sermaye artışı sonucu oluşan hisselerin geçersizliğinin tespiti ve hisselerin pay defterine davacı adına tescili istemine ilişkindir.

Davacı, mahkemenin kesinleşen 31.03.20 10... / 28... /100 sayılı kararı ile geçersizliği tespit edilen hisselere dayalı olarak rüçhan hakkını kullanan davalı ... adına oluşan hisselerin gerçek maliki olduğunu ileri sürmüş, mahkemece davalı ...'ın iyi niyetli olarak devraldığı ve sonrasında risk alarak sermaye artırımına giderek rüçhan hakkını kullanıp sahibi olduğu hisselerin geçersizliğini kabul etmenin hak, adalet ve nesafet kurallarına uygun olmayacağı, davalının üçüncü kişi olarak da rüçhan hakkı kullanılmaksızın söz konusu hisselere malik olabileceği, geçersizliğin geriye değil ileriye doğru uygulanması gerektiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

Somut uyuşmazlıkta davalı ..., davacıdan devraldığı hisselere dayalı olarak sermaye arttırımı sonucu 18000 adet hissenin maliki olmuştur. Ancak, mahkemenin kesinleşen 31.03.20 10... / 28... /100 sayılı kararı ile davacı tarafından davalı ... arasında yapılan hisse devir sözleşmesinin geçersizliğine karar verilmiştir.Rüçhan hakkının kök paya bağlı, kök payın genişlemesi niteliğinde bir hak olması karşısında, kök paya kim sahipse rüçhan hakkı da onun tarafından kullanılır. Dairemizin 21.01.2003 tarih ve 7578/515 sayılı kararında da benimsendiği üzere, rüçhan hakkından doğan hisselerin kök payın malikine iadesi için de kök payın malikinin rüçhan hakkından doğan hisseler için diğer tarafın ödediği sermaye tutarını ödemesi gerekmektedir. Bu durumda, az önce de açıklandığı üzere mahkemece artan sermaye oranında payına düşen miktarın davacıya depo ettirilmesi koşuluyla pay defterinde malik görünen fakat esasen mahkemenin kesinleşen 31.03.20 10... / 28... /100 sayılı kararı ile kök paylara malik olmadığı tespit edilen davalı ...'ın kök paya bağlı olan rüçhan hakkını kullanarak edindiği dava konusu paylara sahip olmasının mümkün olmadığı nazara alınmadan, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.” gerekçesiyle karar oy çokluğuyla bozulmuştur.

İlk Derece Mahkemesince Verilen İkinci Karar

8. İlk derece mahkemesince bozma kararına uyulduktan sonra 18.04.2017 tarihli ve 2016/350 Esas, 2017/101 Karar sayılı karar ile; davalıların bekletici mesele yapılmasını istedikleri Aydın 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/270 Esas, 2014/822 Karar sayılı dosyasında davalı ... tarafından davacı aleyhine açılan sözleşmenin ifasına ilişkin davada, taraflar arasında imzalanan 14.06.2002 tarihli “taahhüt işlemi” niteliğindeki protokolü takiben imzalanan “tasarruf işlemi” niteliğindeki 07.10.2002 tarihli hisse devir sözleşmesinin mahkeme kararı ile iptal edilmesi karşısında başlangıçtaki taahhüt işleminin de geçerli olduğu gerekçesiyle tasarruf işlemine konu 2000 adet hissenin iadesine yönelik talebin mahkemece reddine karar verildiği, Özel Dairece bozulmuş ise de söz konusu kararın ve bozma ilâmının gerekçesi itibariyle eldeki ihtilafın esasına etkili olmayacağı, yine kesinleşen 2009/28 Esas, 2010/100 Karar sayılı dosyadaki yargılamada incelenen ve aşamalardan geçerek kesinleşen taraflar arasındaki hisse devir işlemleri açısından Ekonomi Bakanlığı Teşvik Uygulama ve Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğünden sermaye artış prosedürüne uyulup uyulmadığı ve gerekli izinlerin alınıp alınmadığı konusunda araştırma yapılmasının da esasa etkili olmadığı, Aydın 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 03.03.2015 tarihli ve 2010/558 Esas, 2010/247 Karar sayılı ilâmı ile davalı şirketin 2010 yılı genel kurul kararlarının iptaline karar verildiği, söz konusu kararın onanmasına ilişkin Özel Dairenin 07.06.2016 tarihli ve 2015/7935 Esas, 2016/6276 Karar sayılı ilâmındaki onama gerekçesine göre eldeki dosyada ihtilaf konusu sermaye artışına ilişkin genel kurul kararının da butlanla malul olduğu, belirtilen ilâmın karar düzeltme aşamasında olduğu ve bekletici mesele yapılmasına yönelik taleplerin sermaye artırımının yapıldığı genel kurulun iptaline yönelik bulunmadığı, iptal edilmediği sürece sermaye artırımına ilişkin genel kurul kararlarının geçerli olacağı gerekçesi ile davanın kabulüne, davalı ... adına kayıtlı davalı ... Enerji ve Entegre Tarım Ürünleri, Üretim Gıda Sanayi A.Ş'ye ait 18.000 adet A grubu nama yazılı hissenin davacı adına tescili ile davalı şirket pay defterine işlenmesine karar verilmiştir.

Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı

9. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekillerince temyiz isteminde bulunulmuştur.

10. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 21.12.2017 tarihli ve 2017/2404 Esas, 2017/7533 Karar sayılı kararı ile;

“...1-Dava, geçersiz anonim şirket hisse devrine dayalı rüçhan hakkı kullanılarak yapılan sermaye artışı sonucu oluşan hisselerin geçersizliğinin tespiti ve hisselerin pay defterine davacı adına tescili istemine ilişkin olup, davalılar vekillerince dava konusu olan 18.000 adet hisseye ilişkin sermaye arttırım kararının geçersizliğinin tespiti talebiyle dava açıldığı belirtilerek, Aydın 4. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2017/301 Esas sayılı dosyasıyla görülen bu davanın bekletici mesele yapılması talep edilmiştir. Dava konusu olan davalı şirketin 18.000 hissesine ilişkin sermaye arttırım kararının geçersizliğinin tespiti davası neticesinde verilecek olan karar eldeki 18.000 hissenin iadesi talepli davanın sonucunu etkileyecektir. Bu suretle, davalılar vekillerince bekletici mesele yapılması istenen Aydın 4. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2017/301 Esas sayılı dosyası getirtilerek taraflarının ve dava konusunun tespit edilmesi, eldeki davaya konu hisselere ait sermaye arttırım kararının geçersizliğinin tespitine ilişkin olup olmadığının belirlenmesi, iddia edildiği gibi dava konusu hisselere ilişkin sermaye arttırım kararının geçersizliğinin tespiti talepli bir dava ise neticesinin beklenerek varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.

2- Bozma sebep ve şekline göre, davalılar vekillerinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

İlk Derece Mahkemesince Verilen Üçüncü Karar

11. İlk derece mahkemesince bozma kararına uyulduktan sonra 18.07.2022 tarihli ve 2022/146 Esas, 2022/209 Karar sayılı karar ile; bozma ilâmına uyularak yapılan yargılama neticesinde, Aydın 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 05.04.2019 tarihli ve 2017/3 01... /136 Karar sayılı kararının 20.04.2022 tarihinde kesinleştiği, Aydın 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/270 Esas sayılı dosyasında davalı ... tarafından davacı ... aleyhine açılan sözleşmenin ifasına ilişkin davada, taraflar arasında imzalanan 14.06.2002 tarihli taahhüt işlemi niteliğindeki protokolü takiben imzalanan tasarruf işlemi niteliğindeki 07.10.2002 tarihli hisse devir sözleşmesinin mahkemece iptal edilmesi karşısında başlangıçtaki taahhüt işleminin de geçerli olduğu gerekçesiyle tasarruf işlemine konu 2.000 adet hissenin iadesine yönelik talebin mahkemece reddine ilişkin kararın bozulduğu, yeniden yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verildiği, temyiz ile karar düzeltme istemlerinin ise reddedildiği, yapılan yargılama sonrası asıl dosya olan Aydın 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 10.05.2018 tarihli ve 2017/71 Esas, 2018/373 Karar sayılı kararı kesinleştiğinden bu hususta karar verilmesine yer olmadığına dair karar verildiği, 2009/28 Esas sayılı dosyada sözleşmenin iptali ve devir edilen hisselerin aidiyetinin tespitinin istendiği, devir sözleşmesinin Hazine ve Dış Ticaret Genel Müdürlüğünden izin alınmaksızın yapıldığı gerekçesi ile mahkemece davanın kabulüne karar verilmesiyle sözleşmenin geçersizliğinin tespitine ve % 50 oranındaki hisselerin davacı adına şirket pay defterine kaydının yapılmasına karar verildiği, kararın kesinleştiği, Özel Dairenin 29.05.2015 tarihli ve 2015/1142 Esas, 2015/7284 Karar sayılı ilk bozma ilâmı uyarınca davanın kabulünün gerektiği gerekçesiyle davanın kabulü ile davalı ... adına kayıtlı davalı ... Enerji Entegre Tarım Ürünleri Üretim Gıda San. A.Ş’ye ait 18.000 adet A grubu nama yazılı hissenin davacı adına tescili ile davalı şirket pay defterine işlenmesine karar verilmiştir.

Özel Dairenin Üçüncü Bozma Kararı

12. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekillerince temyiz isteminde bulunulmuştur.

13. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 05.05.2023 tarihli ve 2022/5889 Esas, 2023/2727 Karar sayılı kararı ile;

“1.Dava, geçersiz anonim şirket hisse devrine dayalı rüçhan hakkı kullanılarak yapılan sermaye artışı sonucu oluşan hisselerin geçersizliğinin tespiti ve hisselerin pay defterine davacı adına tescili istemine ilişkindir. Davacı tarafından açılan dava sonucu Aydın 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/28 E., 2010/100 K. sayılı kararı ile davanın kabulü ile davacı ... ile davalı ... arasında yapılan 07.10.2002 tarihli sözleşmenin geçersiz olduğunun tespitine, davacı ...'un davalı ... Enerji ve Entegre Tarım Ürünleri Üretim Gıda San. ve Tic. A.Ş.'de 07.10.2002 devir tarihi itibarıyla bulunan % 50 hissesinin şirket pay defterine kaydının yapılmasına ve bunun Ticaret Sicil Memurluğunca davacı adına tesciline ve ilanına karar verilmiş, karar temyiz ve karar düzeltme aşamalarından geçerek kesinleşmiştir.

2.Bundan sonra bu kez davalı ... tarafından 14.06.2002 tarihli protokole dayanılarak açılan dava önce reddedilmiş, Dairemizin bozma ilamına uyulmak suretiyle Aydın 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2017/71 E., 2018/873 K. sayılı kararı ile asıl davada davanın kabulüne, davalı ... adına kayıtlı bulunan ve ... Enerji ve Entegre Tarım Ürünleri Gıda San. A.Ş.'ye ait 2.000 adet A grubu nama yazılı hissenin davacı ... adına tescili ile şirket pay defterine işlenmesine karar verilmiş, Dairemizin 04.02.2020 tarih, 2018/3654 E., 2020/915 K. sayılı kararı ile asıl dava yönünden kararın onanmasına, Dairemizin 22.12.2021 tarih, 2020/5793 E., 2021/7350 K. sayılı kararı ile de asıl davaya yönelik tüm karar düzeltme istemlerinin reddine karar verilmiş, böylece mahkeme kararı asıl dava yönünden kesinleşmiştir. Aydın 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2017/71 E. sayılı dosyada ...'ın dayandığı 14.06.2002 tarihli protokolde devir taahhüdüne konu hisseler de davacının protokol tarihinde davalı şirketteki tüm hisseleri olup Mahkemece bu hisselerin ... adına tescili ile şirket pay defterine işlenmesine karar verildiğinden rüçhan hakkı sağlayan kök pay niteliğindeki hisselerin işbu davanın davalılarından ...'a ait olduğu kesinleşmiş mahkeme kararı ile sabit hale gelmiştir.

3.Bu durumda gerçekleşen yeni hukuki sonuç çerçevesinde rüçhan hakkı sağlayan kök hisselerin davalı ...'a ait olduğu, davacının sermaye artırımında rüçhan hakkı sağlayan bir kök hisseye sahip bulunmadığı, Aydın 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2017/71 E., 2018/873 K. sayılı kararı ile asıl davada verilen hükmün Dairemizin 22.12.2021 tarih, 2020/5793 E., 2021/7350 K. sayılı karar düzeltme isteminin reddine karar verilmekle sonradan kesinleştiği gözetildiğinde Dairemizin 29.05.2015 tarih, 2015/1142 E., 2015/7284 K. sayılı bozma ilamının davacı yararına bir usuli müktesep hak sağlamayacağı nazara alınarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın davalılar yararına bozulması gerekmiştir.” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

İlk Derece Mahkemesince Verilen Dördüncü Karar

14. İlk derece mahkemesince bozma kararına uyulduktan sonra 04.06.2024 tarihli ve 2023/224 Esas, 2024/157 Karar sayılı karar ile; uyulan son bozma ilâmı doğrultusunda davanın reddi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

II. ÖZÜ

18. Davanın özü; 14.06.2002 tarihli taahhüt ve 07.10.2002 tarihli tasarruf işlemi neticesinde, davalı adına tescil edilen davacı hisselerine bağlı olarak sermaye artışı neticesinde oluştuğu iddia olunan ve davalı ... adına tescilli bakiye 18.000 adet davalı şirket hissesinin davacı adına tescilinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

III. ÖN SORUN

19. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, işin esasının incelenmesine geçilmeden önce ilk derece mahkemesinin son kararına yönelik temyiz itirazlarını inceleme görevinin, Hukuk Genel Kuruluna mı yoksa Özel Daireye mi ait olduğu hususu ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir.

20. Öncelikle belirtilmelidir ki; 17.04.2013 tarihli ve 6460 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesiyle, 18.06.1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (HUMK) 439/5. maddesinde ve HUMK'nın 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun’un 16. maddesi ile değiştirilmeden önceki 429/3. maddesinden sonra gelmek üzere eklenen fıkra:

“Davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine alt mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi, her hâlde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılır” hükmünü haizdir.

21. Anılan maddenin gerekçesinde ise; “Madde ile, davanın esastan reddi veya kabulünü içeren kesin bozmaya uyularak tesis olunan kararların mevzuatta bir değişiklik olmadığı hâlde, önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine ilk derece mahkemesince verilen hükmün temyiz incelemesinin Yargıtay’ın ilgili dairesi yerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılması öngörülmektedir. “Kesin Bozma”, denetim mahkemelerinin yargılama hukukuna kazandırdığı bir kavramdır. Bu kavram, ilk derece mahkemelerinin davanın kabulüne ilişkin hükmünün reddedilmesini yahut davanın reddine ilişkin hükmünün kabul edilmesini öngören bozmaları içermektedir. Denetim mahkemesinin, aynı dava hakkında, verilerde değişme olmadan, birden fazla ve birbirine zıt kesin bozma kararı vermesi, başlı başına hukuk güvenliği sorununa işaret eder. İkinci kesin bozma kararı üzerine verilen ilk derece mahkemesi kararlarının temyiz incelemesinin, veriler değişmediği hâlde, birbirleriyle çelişen bozma kararlarını veren dairece değil, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılması, hem sorunun doğasının, hem de adil yargılama hakkının bir gereğidir…” denilmektedir.

22. Yapılan bu değişiklikle kanun koyucu tarafından Hukuk Genel Kuruluna yeni bir görev verilmiş; davanın esastan reddi veya kabulünü içeren kesin bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde ve yine kesin mahiyette yeniden bozulması üzerine ilk derece mahkemesince verilen kararın temyiz incelemesinin Yargıtay Hukuk Genel Kurulunda yapılması öngörülmüştür.

23. Madde gerekçesinden de anlaşıldığı üzere kesin bozma içeren kararlar, denetimle görevli Yargıtay ilgili özel dairesinin denetlediği davanın kabulüne ilişkin mahkeme kararının reddedilmek üzere veyahut davanın reddine ilişkin kararın kabul edilmek üzere açıkça bozularak ortadan kaldırılmasını sağlayan kararlarıdır.

24. Öte yandan Hukuk Genel Kurulunun görevi, davanın esastan reddini veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararlarla sınırlı olmakla birlikte bu görev dahi her iki bozma kararının da verildiği sırada aynı mevzuat hükümlerinin uygulanıyor olması, eş anlatımla mevzuatta değişiklik bulunmaması ve inceleme kapsamındaki verilerde herhangi bir değişiklik bulunmaması ön koşullarına bağlıdır.

25. Bu noktada “nihaî karar” kavramı üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır.

26. Hâkimin davadan el çekmesini gerektiren, davayı sonuçlandıran kararlarına nihaî kararlar denilmektedir. Başka bir şekilde ifade etmek gerekir ise nihaî karar (son karar); bir anlaşmazlığı sonuca bağlayan ancak, istinaf ve temyiz yoluna başvurma olanağı bulunan yargı kararlarıdır (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 661-662).

27. Nihaî kararlar, usule ilişkin nihaî kararlar veya esasa ilişkin nihaî kararlar (hükümler) olmak üzere ikiye ayrılır. Uyuşmazlığı esastan çözmemekle birlikte davaya görülmekte olan mahkemede son veren kararlar usule ilişkin nihaî karar olarak nitelendirilir. Usule ilişkin nihaî kararlar davanın esasına yönelik olmadığından maddi anlamda kesinleşmeye elverişli değildirler. Bu karar şekli anlamda kesinleşmiş olsa bile, maddi anlamda kesinleşmeye elverişli olmadığından söz konusu eksiklikleri gidererek aynı tarafların aynı konuda ve aynı sebeplere dayanarak yeniden bir dava açması mümkündür (Hakan Pekcanıtez, Muhammet Özekes, Mine Akkan, Hülya Taş Korkmaz, Medenî Usûl Hukuku, İstanbul, Mart 2017, C. III, s. 1973-1974).

28. Esasa ilişkin nihaî kararlar (hüküm) ise hâkimin maddi hukuk kurallarını uygulayarak uyuşmazlığın esasını inceleyerek verdiği kararlardır (HUMK 381/1). Yani davada ileri sürülen taleplerin maddi hukuk açısından incelenerek esas bakımından kabul veya reddine ya da kısmen kabul ve kısmen reddine ilişkin kararlardır. Esasa ilişkin nihaî karar ile taraflar arasındaki uyuşmazlık esastan sona erer ve hüküm kesinleşince (kesin hüküm ortaya çıkınca), artık o dava konusu uyuşmazlık hakkında, aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanarak yeni bir dava açılamaz; açılırsa kesin hükümden dolayı reddedilir.

29. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; ilk derece mahkemesince davanın reddine dair verilen birinci karar, davacı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairenin 29.05.2015 tarihli kararıyla; artan sermaye oranında payına düşen miktarın davacıya depo ettirilmesi koşuluyla, pay defterinde malik görünen fakat esasen mahkemenin kesinleşen 31.03.2010 tarihli ve 2009/28 Esas, 2010/100 Karar sayılı kararı ile kök paylara malik olmadığı tespit edilen davalı ...'ın kök paya bağlı olan rüçhan hakkını kullanarak edindiği dava konusu paylara sahip olmasının mümkün olmadığı gözetilmeden davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle oy çokluğuyla bozulmuştur. Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan uygulama neticesinde davanın kabulü ile davalı ... adına kayıtlı davalı ... Enerji ve Entegre Tarım Ürünleri, Üretim Gıda Sanayi AŞ'ye ait 18.000 adet A grubu nama yazılı hissenin davacı adına tescili ile davalı şirket pay defterine işlenmesine karar verilmiştir.

30. Bu karara karşı davalılar vekilleri tarafından temyiz talebinde bulunulması üzerine; Özel Dairenin 21.12.2017 tarihli kararıyla, davalılar vekillerince dava konusu olan 18.000 adet hisseye ilişkin sermaye arttırım kararının geçersizliğinin tespiti talebiyle dava açıldığı belirtilerek Aydın 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2017/301 Esas sayılı dosyasıyla görülen davanın bekletici mesele yapılmasının talep edildiği, sermaye arttırım kararının geçersizliğinin tespiti davası neticesinde verilecek olan kararın eldeki davanın sonucunu etkileyeceği, anılan dosya getirtilerek taraflarının ve dava konusunun tespit edilmesi, eldeki davaya konu hisselere ait sermaye arttırım kararının geçersizliğinin tespitine ilişkin olup olmadığının belirlenmesi, iddia edildiği gibi dava konusu hisselere ilişkin sermaye arttırım kararının geçersizliğinin tespiti talepli bir dava ise neticesinin beklenerek varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama neticesinde davanın kabulüne karar verilmiştir.

31. Bu karara karşı davalılar vekilleri tarafından temyiz talebinde bulunulması üzerine Özel Dairenin 05.05.2023 tarihli kararıyla; gerçekleşen yeni hukuki sonuç çerçevesinde rüçhan hakkı sağlayan kök hisselerin davalı ...'a ait olduğu, davacının sermaye artırımında rüçhan hakkı sağlayan bir kök hisseye sahip bulunmadığı, Aydın 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 13.06.2017 tarihli ve 2017/71 Esas, 2018/873 Karar sayılı kararı ile asıl davada verilen kararın Özel Dairenin 22.12.2021 tarihli ve 2020/5793 Esas, 2021/7350 Karar sayılı karar düzeltme isteminin reddine karar verilmekle sonradan kesinleştiği gözetildiğinde 29.05.2015 tarihli ve 2015/1142 Esas, 2015/7284 Karar sayılı bozma ilâmının davacı yararına bir usuli müktesep hak sağlamayacağı nazara alınarak davanın reddinin gerektiği gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiş, mahkemece bozma kararına uyulduktan sonra, davanın reddine karar verilmiştir.

32. Yukarıda da belirtildiği üzere 6460 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesiyle usul yasalarına eklenen fıkra uyarınca mevzuatta veya dosya kapsamında bir değişiklik olmadan davanın esastan reddi veya kabulünü içeren kesin bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden kesin mahiyette bozulması üzerine mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi Hukuk Genel Kurulunca yapılacaktır. Değişiklik gerekçesinden de anlaşılacağı üzere Hukuk Genel Kurulunca inceleme yapılabilmesi için mevzuatta ya da dosya kapsamında bir değişiklik olmaksızın davanın esastan reddi veya kabulünü içeren kesin bozmaya uyularak tesis olunan kararların, önceki bozma kararını ortadan kaldıracak şekilde yeniden kesin bozulması durumunun söz konusu olması gereklidir.

33. Maddenin farklı şekilde yorumlanması, Yargıtay dairelerinin ilk derece mahkemesini araştırmaya yönelten birden fazla bozma kararı verdiği tüm durumlarda temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulunca yapılacağı sonucunu doğurur ki, bu da HUMK'nın 429/4. maddesinin ruhuna aykırıdır.

34. Netice itibariyle eldeki davada, Özel Dairece verilen ilk bozma kararı "...kök paylara malik olmadığı tespit edilen davalı ...'ın kök paya bağlı olan rüçhan hakkını kullanarak edindiği dava konusu paylara sahip olmasının mümkün olmadığı nazara alınmadan, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir..." şeklinde olup kesin bozma mahiyetinde değildir. Bunun yanında Özel Dairenin araştırma ve incelemeye yönelik ikinci bozma kararından sonra verilen hükmün bozulmasına ilişkin üçüncü bozma kararı ise "Bu durumda gerçekleşen yeni hukuki sonuç çerçevesinde ...davanın reddine karar verilmesi gerekirken,..." şeklinde her ne kadar kesin bozma niteliği taşıyor olsa da, anılan son bozma kararı dosyada oluşan yeni durum gözetilmek suretiyle ortaya çıkmış olup gerek ilk ve üçüncü bozma kararlarının verildiği aşamalarda dosya kapsamlarının aynı olmayışı ve gerekse de ilk bozma kararının kanunun aradığı şekilde kesin mahiyette bulunmaması nedeniyle yukarıda açıklandığı şekilde çelişen iki ayrı kesin bozma kararı bulunduğundan söz edilemez.

35. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; Özel Daire bozma kararlarının HUMK'nın 429/4. maddesi kapsamında olduğu ve bu nedenle temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulu tarafından yapılması gerektiği ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.

36. Hâl böyle olunca, HUMK'nın 429/4. maddesinde düzenlenen koşullar gerçekleşmediğinden, mahkemece Özel Dairenin üçüncü bozma kararına uyularak verilen son kararın temyiz incelemesini yapma görevi Hukuk Genel Kuruluna değil Özel Daireye ait olup mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi yapılmak üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gereklidir.

IV. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. Maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,

15.10.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.