MAKALE

Hukuk ve Sosyal Bilimler Arasında Etkileşimler

Prof. Dr. Mustafa Tören Yücel yazdı;

Abone Ol

Hukuk ve Sosyal Bilimler Arasında Etkileşimler

(Interactions Between Law and Social Sciences)

Hukuk disiplini çok zorlu bir yük taşımakta; profesyonel hukukçular her gün toplumdan kaynaklanan düzensiz anlaşmazlıklar ve sorunlarla başa çıkmakla yükümlü iken sosyal bilimciler de çevrelerindeki sosyal dünyayı anlamak için düzenli çerçeveler geliştirmeye yönelmektedirler. Bu bağlamda ortaya çıkan temel sorular, sosyal bilimler hukuki karar alma süreçlerinde rol oynamalı mı? Sosyal bilimlerin bugüne kadar hukuk üzerinde herhangi bir etkisi oldu mu ve olduysa, ne tür bir etki oldu? Hukuki ortamlarda sosyal bilim bilgisini kullanmanın en iyi yolu nedir? Bu sorular bağlamında ülke gerçeğine bakıldığında genelde hukuk, sosyal disiplinlerle kardeşçe ilişkilerden yoksundur. Bu durum fazlaca avukatlar/hâkimlerin kusurudur. Onlara göre, hukuki sorular, hukuk kurallarının öğreti bağlamında yorumlanması üzerine sorulardır. Akademisyenler de hukuku esasta hukuk kurallarının incelenmesi olarak görmektedirler. Ne var ki, hukuka farklı bir yaklaşım, hukuk ve diğer sosyal bilimler arasında iki taraflı temas ve trafiği ön görmektedir.

Her toplumun/devletin varlık gereği ve sonucu olan hukukun işlev gördüğü ethos’a göre her teorik yaklaşımın hukuka farklı bir boyut getirdiği görülmekte; zaman ve mekân boyutunda hukukun değiştiğine ve günümüzde de hukukun küreselleşmesi olgusuna tanık olunmaktadır.


İşte tüm bu sosyolojik gerçeklere karşın yargı mensubu avukatlar/hâkimler ve savcılar Mars’dan, davranış bilimcileri/psikolog/sosyal hizmet uzmanları ise sanki Venüs’ten gelmişler. İşte bu durumun başlıca nedenleri şunlardır:

1. Hukuk ile davranış bilimcileri farklı dilleri konuşmakta; eğitimleri farklı, inter-disipliner eğitim alanları sayısı ise çok azdır.

2. Bu alanlar, değerler sistemleri ekseriya çatışma içinde olan farklı dünyaları temsil etmektedir. Hukukçular için öğretiler, medeni haklar, örnek içtihat ile müvekkiline özgün bir davada arzulanan sonucu sağlamak önemli bileşenlerdir.

3. Hukukta, davranış bilimlerindeki sorulardan farklı sorular sorulmaktadır. Birincisi için yeterli olan bir gerçek, diğeri için yeterli olmayabilir. Hukukta kanıt kurallarınca gerçek belirlenirken, güvenirlik/güvenilirlik, sunulan kanıtın kabul edilip edilmemesinde önemli bir faktördür. Bunun tam karşıtı olarak, gerçeğin belirlenmesi için davranış bilimleri yöntemleri oldukça farklıdır. Bunlar deneylere, sistematik gözleme, güvenilir ve geçerli sonuçların tekrarlanabilmesine (replicability) dayalıdır.

Hukuk öğreti ve mantık temelli iken, davranış bilimleri, bilimsel metotların tatbiki ile bilimsel teorilere yapılabilecek katkı ile ilgilidir. İstatistik olasılıklar ve eşleşen belirsizlikler, ampirik metodolojiye özgüdür. Hukukta istatistik olasılıklarla değil, kanıt derecesine (o da bilimsel olmayan biçimde ve ampirik tasarım limitleri dışında) bakılmaktadır.

4. Davranış bilimleri insan davranışına odaklı teorik modeller sunarken, hukuk ender olarak davranışın deterministik açıklamasıyla ilgilenmektedir. Tam karşıtı bir yaklaşımla, hukukta davranışın otonom özgür iradeye dayalı rasyonel bir karar ürünü olduğu varsayımı egemen olmaktadır. Ne var ki, bu temel varsayım da suç işleyen akıl hastası kişilerin varlığı ile yetersiz kalmaktadır.

Sıralanan tüm karşıtlıklara rağmen hukuk ve sosyal bilimler arasındaki etkileşim olabildiğince varlık sergilemektedir. Hukuk sosyal bir boşlukta oluşmaz; hukuk düzeni ile sosyal düzen ilişkilidir. Yapılan düzenleme ile belli bir görevin takip edilmesi hedeflenmektedir. İşte bu nedenle, hukuk daima iki boyut (legalite ve meşruiyet) arasındaki bir uzlaşıdır. Hukuk sosyal süreçlerle yaratılmakta ve uygulamaya konulmaktadır. Aynı şekilde sosyal değişimler hukuk mühendisliği ile gerçekleşmektedir. Bu nedensel ilişkiler ötesinde hukukun aile, mülkiyet, şirket, suç ve hatta kişiyi de yarattığı görülmektedir. Şurup süz lokma tatlısı olmayacağı gibi salt hukuk olamayacağından olabildiğince “hukuk-‘ve’ler”e tanık olunmaktadır: Hukuk ve felsefe, hukuk ve tarih, hukuk ve sosyoloji, hukuk ve psikoloji, hukuk ve ekonomi, hukuk ve istatistik.

Sosyal bilimlerin ayırıcı özelliklerinden birincisi, sosyal bilimlerin hukuk hakkında test edilebilir hipotezler geliştirme arayışında olmasıdır. İkincisi ise, onların nötr olmasıdır. Hukuk ve sosyal bilimsel sonuçlar, analizler sağlamaktadır. Bu disiplinlerdeki uygulamacılar, “X olduğunda, özel bir kanunun vazetmenin, özel bir kanunu yürürlükten kaldırmanın ve değiştirmenin sonucu ne olacaktır?” sorusunu sorarlar.1

Hukuk ve sosyolojisi arasındaki etkileşime bakıldığında, sosyal normlar ile kanunların uygulanması; onların işlevleri ve etkileri hakkında bilgi vermekte; hukuk sisteminin, sınırları, olanakları ve toplumla etkileşimi hakkında teorilerin testine olanak sağlamaktadır. Bu bağlamda şu sorular irdelenmektedir: Toplumda bazı yasalar benimsenirken ötekileri neden göz ardı edilmektedir? Normlar ve kanunlar, sürdürülebilir bir toplum yaşamına nasıl bir katkı sağlayabilir? İnsanların hukuka neden uydukları veya uymadıkları, neden bazı ülkelerde hukuk yerine moral değerlerin daha etili olduğu, ihtilafları çözmek için formal yerine neden enformal yollara başvurdukları?2 Öte yandan, hukuk ve psikolojiye bakıldığından her iki arasında ikiz kardeş derecesinde bir ilişki söz konusudur. Sanki ikiz doğmuşlar ve doğum sonrası birbirinden ayrılıp, yıllar sonra aynı cadde ve aynı binada aynı görevleri yaptıklarını anlamışlardır. Bir suç işlendiğinde kişinin ne derece kusurlu olduğu arayışına gidilmekte; suç işleyen kişinin akli durumuna bakılmaktadır. Adam öldürme örneği ele alındığında, bir insanın diğer bir insan tarafından öldürülmesi, salt tanımı ile (örneğin meşru müdafaa ve zaruret hali söz konusu olduğunda) bir suç oluşturmamaktadır. İşleniş şekli ile suç olmakta (actus reus) ise de manevi öğenin (mens rea) ağırlığı irdelenmektedir. Nitekim taammüden adam öldürmede kastın yoğunlaşmasına tanık olunmaktadır.3 Şimdilerde de hukukta terapötik yaklaşım ağırlığını hissettirdiğinden bu konu da aşağıda irdelenmiştir.

Terapötik Hukuk Yaklaşımı

Hukukçular için problem çözmek uzman sistem yazılım paketleri (robot-hukukçular) ile oldukça kolaylaşacak ise de hukukun insanileştirilmesi bilişim teknolojisi ile şimdilik mümkün gözükmemektedir. Bu nedenle, terapötik jurisprudence (hukuk bilimi) bağlamında hukukun potansiyel bir terapötik ajan olarak ele alınması, sistemde yer alan ajanların ellerindeki şişelere alabildikleri kadar insani sıvıların sosyal bilimler alanlarından aktarılması gerek. Sonuçları itibariyle terapötik alanda varlık gösterdikleri unutulmamalıdır. Adalet sisteminde aktörlerin verdikleri kararlar sonuçları itibariyle insanı etkilemektedir-tüketici perspektifi. Bu sonuç değerler bazen terapötik iken bazen de anti-terapötik olmaktadır. Unutmayın ki, aile hukuku, çocuk hukuku, çocuk suçluluğu, uyuşturucu madde bağımlısı davasına bakan hâkim sosyal çalışmacı olarak yer almaktadır. Bu konudaki ilke ve teknikleri kullanamadığında kötü bir sosyal çalışmacı olacaktır. Bu nedenle, hukuk fakültesi eğitiminde kriminoloji, adalet psikoloji seçimlik ders olmaktan çıkarılarak en azından iki dönemlik dersler konumuna getirilmelidir.3 Bu gerçekleşmediğinde yargı sisteminde yer alan uzmanlarla sembolik etkileşime girebilme olanağı olmayacaktır. Yani “hukuk eğitimi insanileştirilmeli” derken, öğrencilerin şimdiye dek gayri insanı eğitildikleri söyleyerek şimşekleri de üzerime çekmek gibi bir niyetim yok. Alışkanlıklar ve gelenekler terk edilerek, arzu edilen “balance”’in tesis edilmesidir. Şimdilik balans dışılık (out of balance) söz konusudur. Psikoloji, adalet psikolojisi ve sosyal hizmet dersini almak iyi hâkim/avukat olmak bakımından önemlidir.

Söylemek istediğim hukukun terapötik olabileceğidir. Verilen kararlar insanların duygusal kimliklerini/ beyin sapını derinden etkilemekte ve etki genelde de olumsuz olmaktadır. Hukuki Gerçekçilerin vurguladığı üzere disiplinler arası yaklaşım öne çıkarılmalıdır.

Tüm olası gelişmelere karşın de facto uygulamaya bakmak gereklidir: Sosyal gerçeklik bizlere neler söylemektedir? Sistemde anılan konulara ilişkin olarak yapılması gereken doktorların yaptığı check-up türü legal check-up’lar söz konusu olmalıdır.

Bu bağlamda terapötik jurisprudence’u gerekli yapan bir husus da ceza adaleti sistemine gelen süjelerin toplumsal zayiatlar olarak görülmesi; toplumsal genel ve ikincil (tertiary) önleyici tedbirlerle sorunu çözemediği için sisteme gelen bireylerin terapötik bir gereksinmeye ihtiyaç duymalarıdır.

Hukukun terapötik bir ajan olarak rolünü incelemek, hukuk ve sosyal bilimlerin birlikteliğini içeren disiplinler arası bir alandır. TH, akıl sağlığı ve etkilediği bireylerin akıl sağlığı üzerindeki kaçınılmaz sonuçları olan sosyal bir güce işaret etmektedir. TH, sosyal güç odakları olarak hukuk kuralları, usulleri ve sistemdeki aktörlerin ekseriya bilinçli veya bilinçsiz terapötik veya anti-terapötik sonuçlar ürettiğini tanımaktadır. Bu bilim dalının belirgin amacı terapötik sonuçları maksimize ederken, anti-terapötik sonuçları minimize etmektir. Bu nedenle, kişilerin psikolojik ve duygusal sağlıkları ve refahına odaklanmaktadır. Bu amaçla, daha fazla terapötik sonuçlar elde etmek üzere yasalar ve usullerin uygulanması veya reformu konusundaki öneriler ağırlık merkezini oluşturmalıdır. Bu bağlamda, sistemde hâkimler, savcılar, avukatlar, denetimli serbesti görevlileri ile kolluk görevlileri içeren aktörlerin davranışları değerlendirilmelidir.

Terapötik sonuç terimi genelde sağlıklı psikolojiyi simgelemekte; stres, endişe veya tahrikten uzak veya olabildiğince azaltılmasını içermektedir. İşte yasalar, usuller ve sistemdeki aktörler belli işlevsel davranış veya düşünceleri teşvik veya beslediklerinde, kişiler için terapötik olabilirler. En dramatik örnekler olarak uyuşturucu madde bağımlısı bir suçlunun tretmanı için saiksel bir yapı ile şiddet mağduru olan kadınlar için yalnızlık hissinden kurtularak otonomluğun sağlanmasıdır.

Sosyal hizmet mesleği, akıl sağlığı ve sosyal bilimlerden öğeleri içeren teoriler ve uygulamalar sentezini temsil etmektedir. Nihai amacı insanlara yardım ederek onların uyum yetenekleri ve yetilerini güçlendirip artan ölçüde kendilerine yeterli hale gelmelerini sağlamak ve bu süreçte çevresel engelleri azaltmaktır. Özetle sosyal bağlamda kişinin ve toplumun iyiliği/ refahı hedeflenmektedir. Bu konuda tarihsel/kültürel örnekler de irdelenmelidir.

Sosyal hizmet uzmanları farklı üç seviyede müvekkil sistemleri ile etkileşime girmektedirler: Mikro-bireysel, mezo-ufak gruplar ve makro-kurum ve toplumsal düzeyde değişim hedeflenmektedir.

Sosyal hizmet alanı, hukuk eğitimi ve uygulaması için yararlı bir bağlam sağlamaktadır. Klinik hukuk öğretimi bağlamında öğretim görevlisi ve öğrencilerin katılımı ile geliştirilecek klinik çalışmalarla klinik hukuk öğretim görevlisi, sosyal hizmet değerleri, ilkeleri, kavramları ve tekniklerini uyulama olanağı bulabileceklerdir. Bu doğrultuda Türk Yargı sisteminde terapötik bir yargıya doğru ciddi bir adım atılmış olacaktır.

Terapötik yargının temel yaklaşımı, hukukun etkilenen bireyler için adalet ve öteki ilgili normatif değerlerle tutarlı terapötik sonuçlar geliştirmesi esas olmalıdır. Bu bağlamda bilimsellik adına tek bir normatif bağlam yerine yarışan değerler olabileceği göz ardı edilmemekle beraber yargıya özgü durumlar bakımından belirli koşullar tahtında nasıl davranılması gerektiği hususu belirlenmelidir. Yinelersek, bunun en somut hali ceza adaleti sistemi ve psikoloji arasındaki ilişkide somutlaşmaktadır. Her iki arasında ikiz kardeş derecesinde bir ilişki söz konusudur. Sanki ikiz doğmuşlar ve doğum sonrası birbirinden ayrılıp, yıllar sonra aynı cadde ve aynı binada aynı görevleri yaptıklarını anlamışlar. Bir suç işlendiğinde kişinin suçlu olduğunu ne belirlemektedir? Suç işlendiğinde ceza adaleti sürecinde kişinin ne derece kusurlu olduğu arayışına girilmekte; suç işleyen kişinin akli durumuna bakılmaktadır. Adam öldürme örneği ele alındığında, bir insanın diğer bir insan tarafından öldürülmesi, salt tanımı ile bir suç (örneğin meşru müdafaa ve zaruret hali) oluşturmamaktadır. İşleniş şekli ile suç olmakta; manevi öğenin ağırlığı irdelenmektedir.

İşte terapötik yargı alanında psikolojik açıdan hassas/duyarlı alanlar kavramı öne çıkmaktadır. Bu kavram Batıda legal açıdan hassas noktaları önleyici hukuk fikrinden neşet ederek gelişme gösterdi. Hassas/duyarlı alanlar potansiyel hukuki ihtilafları içeren alanlardır. Sosyal hizmet anlayışıyla hareket eden proaktif bir hukuk ajanı/avukat bunları tahmin, planlama, düzeltme ve minimize etmeye çalışmalıdır. Psikolojik hassasiyet özellikle aile hukuku gibi maddi hukuk alanlarında oldukça fazladır. Bu bağlamda en hassas olanı ise çocuk refahıdır.

Hukuk fakültelerine artık topluma hizmet etmesi fikri ve sosyal adalete adanmışlığı öğrencilerin bilincinde yer ettirmesi egemen olmalıdır. Bu doğrultuda çocuk refahına ilişkin olarak çocuk hukuku öğretiminde, ekonomik açıdan sağlıksız koşullarda olan çocuklar ve aileler gibi riskli nüfusun yaşamlarını geliştirme hedef alınmalıdır. Doğası gereği disiplinler arası bir konumda olan çocuk ve aile hukuku, çocuğun (velayeti ve üstün menfaati/best interest gibi) meseleleri içeren alanlarda sosyal hizmet gibi alanlardan edinilmiş bilimsel verilere dayalı olmak zorundadır.

Bu konulara ilişkin olarak öğretim ve uygulama arasındaki ilişkiye odaklanan ve öğrencilerin nasıl tecrübi öğrenim kazanabilecekleri konusunda sayısız yayına tanık olunmaktadır. Bu doğrultuda karakolda krize müdahale timleri/grup çalışmaları/uygulamaları/uzlaşma modelleri/mağdurun zararının karşılanması/yetenek geliştirme programları; etik sorunlar örneğin sır saklama(confidentiality) karşıtı güvenlik/ıslah karşıtı güvenlik düşüncesi devreye girmektedir. Sonuçta amaç sosyal adaletin gelişmesine katkıda bulunmak; bu konuda kolektif bir bilinç yaratılmasıdır. 4

Pedagojik amaçla yinelersek, altmış yıllık tecrübemin sergilediği üzere, derslerdeki çeşitlilik (temel dersler) yelpazesi yerine derinlik kazanımına öncelik vermek isteyen bir hukuk fakültesi geleneksellik kıskacında kalarak daha esnek bir sistemi sebepsiz yere göz ardı etmektedir. Örneğin ticaret hukuku, aile hukuku ve iş hukukuna eğilen bir kişi için temel derslerden bir kısmının programdan çıkarılması halinde hiç de endişe verici bir durum söz konusu olmamalıdır. Kuşkusuz, hukuk eğitimindeki temel dersler diğer hukuk konularından daha fazla özel değildirler. Çoğu derslerin, muhtevası geniş ölçüde unutulan ezberleme ve hatırlama egzersizi ile sınırlı kaldığı unutulmamalıdır. Önemli olan gelecekteki hukuk uygulaması için nelerin sine qua non olduğunu saptamak; esnek/ modüler bir sistem sunabilmek- tir. Öte yandan, hukuk eğitiminin ne türden bir bilinçlenmeye odaklandığı da (adalete mi, yoksa taraf savunulmasına odaklı oyuna) irdelenmeli; hukuk fakültelerinde klinik hukuk eğitimine ivedilikle geçilmelidir. Kuşkusuz, sosyal hizmet alanı, hukuk eğitimi ve uygulaması için yararlı bir bağlam sağlamaktadır. Klinik hukuk öğretimi bağlamında öğretim görevlisi ve öğrencilerin katılımı ile geliştirilecek klinik çalışmalarla klinik hukuk öğretim görevlisi sosyal hizmet değerleri, ilkeleri, kavramları ve tekniklerini uyulama olanağı bulabileceklerdir. Bu doğrultuda Türk Yargı sisteminde terapötik bir yargıya doğru ciddi bir adım atılmış olacaktır. Bu doğrultuda etkilenen çocuklar ve ailesi için hizmetlerin yürütülen yargısal sürecin daha terapötik olmasını sağlamak üzere aile sistemleri yaklaşımı öngörülmelidir.5

Klinik çalışmada müvekkil ve öğrenci için terapötik olacak şekilde sorunlara yaklaşılmalıdır. Bu doğrultuda iyi yerleşmiş sosyal hizmet uygulamalarından “müvekkilin bulunduğu konumdan” işe başlanılmalıdır.

Sorunu anlamak ve uygun bir çözüme doğru bir strateji geliştirmek sürecinde de;

1. Devam eden değerlendirme ile edinilecek sorunları belirlemek;

2. Bu sonuca uyarlı sosyal hizmet ilke veya tekniğini uygulamak söz konusu olmalıdır.

Sosyal hizmet uygulamalarını temellendiren teoriler, sosyoloji, psikoloji, ekonomi, insan biyolojisi ve siyaset biliminden edinilmiştir. Bu disiplinler sosyal çalışmacıya insan davranışı, gelişmesi, akıl sağlığı, aile ve grup dinamikleri, kültürler ve siyasal süreçleri anlama yetisiyle ekolojik değerlendirmeler sonucu beliren sistem seviyesinde müdahaleye elvermektedir.

Aşağıdaki şekilde daire merkezine sosyal hizmet alındığında, ilişkili olduğu alanlar gereği hukuk merkeze alındığında da ilişkili bulunduğu alanlarla etkileşim göz önünde bulundurulmalıdır. Aksi takdirde şu tablo değişmeyecektir: Mükemmel bir düzenlemenin, onun paradigmasını algılayamamış, onunla duygudaşlık kuramamış bir uygulama tarafından gerçeğe dönüştürülmesi, beklentileri realize etmesi mümkün görülmemektedir. Savcılık (sağ el), “sosyal sorunlar” ile ilgilenen aktör ve organların oluşturduğu sol elin ne yaptığını bilmek istemiyor mu? J.P. Satre’ın söylediği gibi, kötü niyeti, kişinin kendisine yalan söylemesi olarak tanımlarsak, burada da söz konusu olan, kurumsal kötü niyet midir?

İşte yargı mesleğine özgü adalette, fair-play ve ahlakiliği geliştirmeyi de içeren temel profesyonel yetenekler ve değerler de önem kazanmakta; aile dinamikleri ve insan gelişimi ön plana çıkmaktadır. Hukuk öğrencileri bunlara yabancı kalmamalıdır.

Aile Yapısı ve İşlevi

Bireyleri anlamak için aile yapısı ve işlevine odaklanılmalıdır. Bu bağlamda aile sistemler teorisi önem kazanmaktadır. Bu teoriye göre, kişiyi, anlamanın biricik yolu bireye aile içinde bakılması ve aile içindeki etkileşimin anlaşılmasıdır. Bu teori çocuğun menfaatini/yararını anlama özel yöntemidir. Bu teoride iki önemli ve özgün kavramdan biri “karşılıklı etkileşim”, ötekisi, “sorumluluk paylaşımı” dır. Aile etkileşimli ve dinamik bir sistem olarak, bireyin davranışını da içermek üzere vuku bulan her şey bir şekilde aileye izafe edilmektedir. Bu yaklaşım/kavram, her aile bireyinin olan her şeyden ve aile üyelerinin işlevlerinin geliştirilmesi açısından önemli olduğuna vurgu yapmaktadır.6

Aile sistemleri düşüncesi, “niçinler” yerine “nelerdir” üzerine odaklanıp, mevcut işlevi tasvir etmeye yönelmekte; geçmişe ve ailenin bir iç görüsü olup olmadığına odaklanmaktadır. Bu teorik yaklaşımda, ailede var olan patolojiden çok potansiyelin/güçlerin belirlenmesine vurgu yapılmaktadır. Bu teoride egemen olan felsefe, kişilerin kısıtlamalar kaldırıldığında kullanılmamış veya kapasite altı kullanılmakta olan yeteneklerin ve kaynakların mobilize edilmesidir.

Terapötik yargı süreci için avukatından yardım talebinde bulunan müvekkilin, bu yardımı kabullenmek için gerekli adımları atması, sosyal hizmete havale edilenin direnç göstermemesi, müvekkilin değişim için hazır olması gibi unsurlar da göz ardı edilmemelidir.7

Adli Hata Bilinci

Hatalı mahkumiyetler şimdilik yeterli kamusal bilinçten yoksun olarak, halen toplumsal radar kapsamı dışında seyretmektedir.8 Bu tür hataları azaltmanın tek yolu önleyici yasal düzenlemeler olmayıp, adli yönergeler, etik kurallar ve eğitim olabilir. Ceza adaleti reformuna bel bağlandığında, bunun uzun soluklu bir proje olacağı da unutulmamalıdır. Sonuçta başarısızlığın bedelini ne Ankara’daki siyasetçiler ne de savcılar ve hâkimler değil, adli hataların mağdurları ve halkın hukuk sistemine güvensizliği ile ortaya çıkan zararla ödenecektir.

İşte olası adli hataları en aza indirgemek amacıyla geliştirilecek projede yer alacak beş değişken aşağıda sergilenmiştir.

Entegre Ceza Adaleti Modeli

Yukardaki modelde ilişkili beş alan olası adli hataları sergilemektedir. Merkezde yer alan “siyaset alanı” öteki alanlarla çevrelenmiştir. Psikoloji ve bilim alanlarına ayrıca yer verilerek tüm adalet sisteminin algısal ve öteki önyargılardan haberdar olmasına işaret edilmektedir. Her iki alan da kanıta dayalı delil saptama arayışında referans olmaktadır. Adli hataların önlenmesi açısından bilimsel bulgular, adli hatalara özgü hataların başında gelen görgü tanığı ifadelerinden daha fazla önemsenmelidir. Bu modelin altında yatan teori, adli hatalı mahkûmiyet nedenlerinden her biri keşfedilip giderildiğinde hatalı mahkûmiyet sorunu kalmayacaktır. Her alan kendi içinde dava sonuçlarına etkili olan kurumlar, işlevler, personel, düzenleyici kavramlar, ideolojiler ve idealleri barındırmaktadır.

Sonuç

Kuşkusuz, kurumları çoklu sosyolojik perspektiflerden anlamak, işlevleri ve başarısızlıklarıyla eleştirel bir şekilde ilgilenmemizi sağlar. Karmaşık, hızla değişen bir dünyada, kurumlar geleneği yenilikle, düzeni adaletle ve sürekliliği de reformla dengelemelidir. Toplumun aktif üyeleri olarak, kurumlarla yalnızca pasif yararlanıcılar olarak değil, değişim ajanları olarak da etkileşim kurulmalıdır.

Kanunlar boşlukta var olamaz; insan davranışlarını, toplumsal normları ve kültürel gerçekleri yansıtmalıdır. İşte hukuk ve sosyal bilimler arasındaki etkileşim, çok boyutlu bir sosyo-hukuk ağı oluşturmaktadır. Geleneksel hukuk çalışmaları (hukuk dogmatiği) yalnızca iç kurallara odaklanırken, sosyal bilimler yasaların gerçekte nasıl işlediğini incelemekte ve bu kesişim, hukuk sistemlerini değerlendirmek ve mevzuatın modern sosyal değişimlere uyum sağlamasını sağlamak için ampirik yöntemler sunmaktadır. Hukuk ve sosyal bilimler arasındaki nihai köprü, adaletin peşinde koşmaktır. Hukuk mekanizmayı sağlarken, sosyal bilimler bir kanunun/ uygulamasının adil olup olmadığını ölçmek için etik ve ampirik bağlamı sunmaktadır.9 Yalnız, toplum gibi sosyal bilimler de dinamik bilimlerdir. Toplumlar geliştikçe vizyonlar da değişmektedir. Buradaki ciddi soru, vizyonların teoriler için test edilebilecek veya dogmaların sergilenmesi için bir temel oluşturup oluşturamayacağıdır.10

Özetle, hukuk, genel olarak sosyal bilimler için çok önemli bir konudur; siyaset bilimi, sosyoloji, kriminoloji, ekonomi ve diğer sosyal bilimlerin hukukla açık bağlantıları vardır. Bu disiplinlerin öğrencileri bu bağlantıları anlayabilmeli ve hukuki ihtilaflara çeşitli bakış açılarından yaklaşabilmelidir.

Sosyal bilimler, kuşkusuz, hâkimlerin çevrelerindeki toplumun yönlerini "algılamalarına ve ifade etmelerine" ve hatta belki de o toplumun sınırlarında ortaya çıkabilecek bir şeyi "sağduyu" olarak anlamalarına yardımcı olmada rol oynayabilir.

Önleyici adalet, aklın her ilkesi gereği, insancıl ve doğru bir siyasettir ve her bakımdan ‘cezalandırıcı adalete tercih edilir.”

William Blacstone, Commentaries on the laws of England

Prof. Dr. Mustafa Tören Yücel

-----------

1 Bkz.J.R.Macey. “Law and the Social Science” (1997). Faculty Scholarship Series, Paper 1451. A.B.D’de varlıklı bir bayanın kırmızı ışıkta geçerek neden olduğu kaza ve olay yerini terk suçu nedeniyle hâkimin sosyal bilimler bilinci ile yürüttüğü duruşma için bkz. Arrogant Millionaire CEO's Daughter Mocks Judge Caprio, Gets Maximum Sentence INSTANTLY YouTube http://digitalcommens.law.yale.edu/fss-papers/1451 https://hukukihaber.net/Toplumsal-Değerler-Analizi

2 M.T.Yücel. Hukuk Sosyolojisi, 5.bası,2017. https://hukukihaber.net/Sosyolojik-Akıl-ve-Hukuk

3 Bkz. G.Tahincioğlu. Yüzleşme-Yargıtay Ceza Genel Kurulu'ndan skandal emsal karar: Hatice Kaçmaz önce bıçakla, sonra katile 'indirim'le katledildi! T24 (13/03/2022).

3 Ayrıca bkz. S. Yumak. “Kriminoloji ve Ceza Hukuku: Hukuk Fakültelerinde Kriminoloji Öğretiminin Faydaları ve Türkiye’deki Güncel Durum” TAAD, Temmuz 2015, S.22, Yıl. 6, ss.549-585.

4 Sosyal adalet, toplumda kaynakların, fırsatların ve ayrıcalıkların adil dağılımını ifade etmekte, toplumun sosyal kaynaklarını nasıl dağıttığı konusunda adaleti vurgulamaktadır. Sosyal adaletin en ünlü incelemelerinden biri John Rawls'ın Adalet Teorisi (1971) adlı eseridir. Rawls "adalet olarak eşitlik" vizyonunu ortaya koymuştur.

5 Türkiye’de hukuk bilinci için bkz. M. Şenocaklı “Ergenekon davasında aftan başka çözüm yok”-Prof. S. Selçuk’la söyleşi Vatan (17/12/2012 ve 18/12/2012). Ayrıca bkz. Mustafa T. Yücel. “Hukuk Eğitimi Üzerine Sosyo-Juridik Bir İnceleme-Yeni Ufuklar” Ceza Adaletine Özgün Sorunlar, Adalet, 2023, ss.287-324; Mustafa T. Yücel. “Hukuk Eğitiminde Klinik Çalışma” Yargı Sistemi Üzerine Denemeler, Seçkin, 2019.

6 J. Bentham önleyici adaleti vurgulamak üzere Anayasa Kodu adlı eserinde suçluluğu ve felaketi önlemek üzere “Önleyici Hizmetler Bakanlığı” kurulmasının araştırılmasını önermişti. J.Bentham. Constitutional Code, 1830, s.213. Bentham, panoptik cezaevi mimarisi planları dışında güvenliği, çevresel tasarım ve risk azaltılması projesi olarak daha kapsamlı olarak kavramlaştırdı.

7 Bkz. E. Richardson, P.Spencer ve D.Wexler. “The International Framework for Court Excellence and Therapeutic Jurisprudence: Creating Excellent Court and Enchancing” 25 Journal of Judicial Administration, 2016, ss.148-166.

8 Hatalı mahkumiyetleri önlemek üzere ceza adaleti sistemi masum sanıkları nasıl belirleyebilir sorusu için bkz.
Jon B. Gould, Julia Carrano, Richard Leo, Joseph Young. Predicting Erroneous Convictions: A Social Science Approach to Miscarriages of Justice. Document No.: 241389, February 2013; B.E.Turvey ve C.M.Cooley.
Miscarriages of Justice-Actual Innocence, Forensic Evidence and the Law, Elsevier, 2014; M.Naughton.
Rethinking Miscarriages of Justice-Beyond the tip of the Iceberg, Palgrave, 2007.

Hâkimler iki tür hata yapabilmektedir:

1. Masum bir sanığın mahkûm olması, kuşkusuz, ilgili kişiye karşı ciddi bir adaletsizlik olduğu gibi toplum gerçek suçlunun yeniden suç işlemesi riski altındadır.

2. Bir sanığın beraat etmesi de mağdurlara veya yaşayan yakınlarına karşı adaletsizlik olduğu gibi toplum yine gerçek suçlunun yeniden suç işlemesi riski altındadır (Yazarın notudur).

9 Law and The Social Sciences edited by Leon Lipson and Stanton Wheeler, New York, 1986.

10 Mustafa T. Yücel. Sosyolojik-Açıdan-Hukuk-Bilimi ; https://hukukihaber.net/Sosyal-Adalet-ve-Ceza-Adaleti