(ANALYSIS OF SOCIAL VALUES)
Doğruluk, diğer anlamıyla hakikat belki sosyal değerlerin çatısını oluşturur.
Harvard Üniversitesi logosu üzerinde de yazar hem de tane tane... V E R I T A S diye.
Giriş
Değerler, şeylerin, fikirlerin ve faaliyet alanlarının yaratılmasında eylemleri düzenler. "Var olan" veya gerçekleşmiş olan şey, geçmiş değerleri ve değerlendirmeleri yansıtır. Pratik dünya olduğu kadar teorik dünya da genellikle düzenleyici ilkeleri olan gizli değerler içerir. Değerler aynı zamanda neyin önemli, neyin üstün ve neyin değer bakımından ilk sırada olduğunun, yani aksiyolojik olarak öncelikli olanın ölçüsüdür.
Hiçbir şey değerden bağımsız olmadığı için, değerlerin evrenselliği ima edilir: Değerlendirmelerin gerçek olandan önce gelmesi ve gerçek olanın dönüşümünü düzenleyen ilke, neden veya gerekçe olması söz konusudur. Dünya, değerlendirmelere göre dönüşür ve mevcut dünya geçmiş değerlendirmeleri yansıtır. Değer ve anlam insanlardan gelir.
Felsefe tarihi, değer analizinin bir merkezidir. Tarihteki ilk gizli değerlendirme, Sokrates'in bilginin iyiliğin anahtarı olduğu, bilginin bilgelik olduğu ve kesin bilginin en iyisi olduğu yönündeki değerlendirmesidir. Bu değerlendirme, Aristoteles'in bilginin temelini maddelerin varlığında bulmasının ve bilimin felsefedeki en üstün değer, fiziğin ise diğer bilimler için en kesin model olarak modern değerlendirmesinin temelini oluşturmuştur.1
“Altını değerli kılan insanlar ama insanın altın kadar değeri yok."
Thomas More

Sosyal değerlerin analizi, bireylerin, örgütlerin ve toplumların davranışlarını şekillendiren derinden yerleşmiş inançları, ahlaki düzenleri ve kolektif idealleri incelemeyi içermekte ve bu çerçevelerin, sosyal ve ekonomik yaşamda neyin arzu edilir, kabul edilebilir ve önceliklendirilmeye değer olduğunu nasıl tanımladığını araştırmaktadır. Değerler çok sayıda, birbiriyle ilişkili ve mesleki uygulamada ayırt edilmesi zor kavramlardır.
Araştırmacılar genellikle sosyal değerlerin analizini üç farklı, birbirine bağlı düzeye ayırırlar:
· Değer Sınıflandırmaları: Ahlaki düzenlerin nasıl bölümlere ayrıldığı örneğin, kavramların "iyi", "kötü", "kabul edilebilir" veya "kabul edilemez" olarak sınıflandırılmasıdır.
· Değer Projeleri: Bu değerlerin somut toplumsal hedeflere aktif olarak uygulanması örneğin, topluluk gönüllülüğü, sürdürülebilir tedarik veya eşitlik girişimleridir.
· Değer Konumlandırması: Bireylerin ve kuruluşların kimliklerini oluşturmak için belirli değer gruplarıyla nasıl uyum sağladıkları veya kendilerini onlardan nasıl uzaklaştırdıklarıdır.
Kuşkusuz, insan, hayvan gibi, günü gününe yaşamaz. Eylemlerini düzenleyen bir organa gereksinimi var. Bu da değer organıdır/değer duygusudur. Başlıca değerler:
1. Yüksek değerler-adalet, güvenlik;2
2. Araçsal değerler-yarar, kuşku, maddi değerler; ve
3. Davranışsal değerler-Salt uygun davranışa, motif ve sonuçlardan soyut olarak değer atfedilmesi ahlakla ilgili değil, tabularla ilgilidir (Hart 2000, 58).
Kant’ın buyuruları, bizim “davranışsal değerler” adını verdiğimiz gurubu karşılamaktadır. O’na göre bir eylemin ahlaki olup olmadığı, özel sonuçları (Bentham/Mill) ile değil, evrensellik ölçütünü (“herkesin öyle davranması” ilkesini) karşılayıp karşılamadığı ile belirlenmektedir.

İnsan eylemi, erdem, yükümlük ve adalet kavramları ile irdelenmektedir. Ahlaki gerçeklik doğru bile olsa, hangi yorumunun doğru olduğu konusundaki usule (Yararcılık mı? Doğal hukuk mu? Kantçılık mı?) ilişkin fikir birliği olmayışı, özel ahlaki sorunlara doğru çözüm üzerine uzlaşı sağlamayı da imkânsız yapmaktadır.
Ahlak ilkeleri ve kavramlarına özgü şu saptamalar yapılabilir:
1. Özel bir kararla bizleri donatmadıkları ve fakat bireysel karakterin oluşumu ve rafine edilmesindeki pedagojik sürece yardımcı oldukları;
2. Davranışların eleştirisel değerlendirilmesinde vazgeçilemez bulundukları; ve
3. Karar sürecinde önemli bir rol oynadıklarıdır. Yalnız, bir durumun hangi kurala gireceğini önceden mutlak bir kesinlikle söyleme olanağı verecek tüm durumları kapsar bir ahlak projesi henüz çizilmemiştir.
Farklı Yaklaşımlar
Ahlak felsefesi yapmak için hazır bir metodun var olduğu çıkarılmamalıdır.

Yinelersek, değer, bireyler veya toplum olarak bir şeye atfettiğimiz önem ve değerdir. Bunlar davranışın genel belirleyicileridir (yani davranışın özel belirleyicileri değildirler). Basitçe söylemek gerekirse, bir kişinin değeri davranışını garanti etmez. Değerin içinde her zaman bir yargı unsuru olacaktır, ancak bu yargı her zaman doğru ve yanlış şeklinde olmayabilir.3
Tutum, değerler nesnelleştirildiğinde (yani bir nesneye bağlandığında) tutum haline gelirler. Başka bir deyişle, tutumlar belirli nesnelere uygulanan değerlerdir.
Ahlak, bireyin doğru ile yanlışı ayırt etmesine yardımcı olan değerlerdir.
Etik, toplumun genel olarak benimsediği ve doğru ile yanlışı ayırt etmeye yardımcı olan değerlerdir. Toplumun normlarını onlar belirler. Bu alandaki yaklaşımlar şu üç grupta toplanmaktadır: Sonuçsal yaklaşım, Deontolojik yaklaşım ve Erdem etiği yaklaşımıdır.
· Sonuçsal yaklaşım. Bir eylemin sonuçlarının iyilik veya kötülüğü onun doğru veya yanlış olduğunu belirlemektedir. En iyi sonuç/çözüm sağlayan, doğru bir eylemdir. Bu tür açıklamada, ahlaki değerlerin yorumu için enstrümantal bir temel sunulmaktadır: Yararcı, ‘en fazla mutluluk’ ilkesi, mutluluğun zevk duygusu ile acının yokluğu anlamına gelmektedir. İnsanların mutsuzluk yerine mutlu olmayı yeğlemeye doğru doğal bir eğilime sahip oldukları ve çoğu insanları mutlu yapacak her eylemin bazı haklı yanları olduğu düşünülmektedir.
· Deontolojik yaklaşım. Etikte görev’in önemine odaklanmaktadır. Bu, etikte yasaklar ve emirler, sonuçlarına göre değil; yalnızca, fiilin kendi değerine, bizatihi değerine bağlıdır. Bir eylemin ahlaki olup olmadığı, özel sonuçları ile değil, evrensellik ölçütünü (“herkesin öyle davranması” ilkesini) karşılayıp karşılamadığı ile belirlenmektedir (Kant). Gerçekte, bu fikir, insanlardan size nasıl davranılmasını istiyorsanız, sizde öyle davranmalısınız vurgusuna dönüşmektedir (Golden rule).
· Erdem etiği yaklaşımı. Bunun insan karakteri ve gelişmesine odaklandığı görülmektedir. Thomas Aquinas’a göre, erdem etkili bir alışkanlık; iyi yapılan işler ürünü olan iyi bir alışkanlıktır. Bizler genelde erdemli insanlarız. İnsan erdemleri 1) Entelektüel erdemler (teorik) ve 2) Ahlaki erdemler (pratik) olarak belirtebiliriz.
Birincisi için yapılan ayrım şöyledir:
a) Akıl/hikmet (teorik akıl), aklın erdemi olarak fizik ve matematik gibi bilimlerde sistematik bilginin elde edilmesini; hukukta ise girift sorunlara özgü çözümlemeleri ifade etmektedir.
b) İyi karar verme yetisi olarak pratik akıl- bazı insanlara özgü olan bu nitelik, sağduyu ve iyi yargı (good judgement) olarak da nitelendirilmektedir: Kişinin duruma ve koşullara bakarak hangisi- nin pratik ve arzu edilir olduğuna/ hangi değerin önemli, hangisinin az önemli olduğuna karar verebilmesi; durumun koşullarına bakarak tavır alabilmesidir. Diğer bir anlatımla, burada bilgi temelli durumu algılama/ koku alma duygusu olan bir insan söz konusudur.
Özetlersek iyiliğe yönelik argümanlar iki grupta toplanmaktadır:
Sonuçsal argümanlar Sonuçsal olmayan/görevci argümanlar
1) Egoizm/Hedonizm 1) Doğal hukuk teorisi/Kant-Deontolojik
2) Yararcılık 2) İnsana saygı teorisi
İyilik karşıtı Doğru eylem
Ahlaki erdemler olarak, cesaret, iyi huy ve adalet duygusu yer almaktadır. Cesaret önemli bir erdem olarak yer almakta ise de bundan kastedilen bir aptal cesareti değildir. Bazı insanlar oldukça korkak bir ruh hali içinde orantısız biçimde tepki göstermektedirler. Öte yandan, “öfke kontrolü” sorunu yaşayanlar ile hiç tepki göstermeyen duyarsız insanlara da tanık olunmaktadır. Bu durum özellikle yargı aktörleri için önemli bir sorundur.4 Aristoteles, Nicomaachen Etiği’nde “Devamlı olarak yaptığımız neyse bizler oyuzdur” diyor. Mükemmellik, o zaman, bir eylem olmayıp, bir alışkanlıktır. Adil davranarak adil, ölçülü eylemlerde bulunarak ölçülü, cesur davranarak cesur olmaktayız.” O’na göre, insanlar esas itibariyle rasyonel ve sosyal yaratıklardır. Erdemler insan mükemmelliğini ifade etmektedir. Kendisi erdeme alışkanlık olarak işaret etmektedir.
Yararcı yaklaşıma özgü soru işaretleri şöyledir: Birinci örnek: Esir sayısının çok az olduğu bir toplumda, esaret, fazla sayıda insanı (mutsuz etmek yerine) mutlu edebilirse de toplumda çok az kişi bunu diğerlerinin esareti için yeterli bir gerekçe olarak görebilecektir. İkinci örnek, zengin ve yaşlı olan anne annesinin tek varisi olan torun elde edeceği ve bir kısmını yetimhaneye bağışlayacağı miras için onu öldürmeye karar verebilir. Bu eylem, çoğu insanları kederli yapmak yerine mutlu edecektir. Yetimha- nedeki mutlu çocuklar ile ne mutlu veya mutsuz olacak yaşlı bir kadının ölümü arasındaki nicelik, oran kabul etmeyecek derecededir. Yalnız çok az kişi, bu eylem kararını mazur görülebilir bir düşünce olarak sayabilecektir. Öte yandan, her eylemin sonuçlarını her zaman değerlendirebileceğimiz de açık değildir. Kısa bir süre için yararlı görülen sonuçlar, uzun sürede oldukça farklı olabilir. Mutluluğun ne olduğunu da etraflıca ortaya koymak hiç de kolay değildir. Mutlu olmak, zevk almak veya acı duymamakla aynı anlama gelmemektedir. Şu da bir gerçektir ki, bir kişi için zevk olan diğeri için acı olabilmektedir.
Adaletsizlik Duygusunun Rol ve İşlevi
“Bir toplumun, ne kadar, adalete gücü yeter!” Niklas Luhmann
Adalet kişisel amaçları elde etmek için bir vasıta değildir. Kendisi bizatihi bir sondur. Adalet sosyal yaşam için ahlaki bir buyurudur. Kişiler kendi menfaatlerine uyarlı olup olmadığına bakılmaksızın adalet normlarını gözetmek zorundadır. Hobbes’tan J.Rawls’a kadar sosyal sözleşme teorilerinde amaçlanan da budur. Bu kavramın bir özelliği de haksız ihlaller karşısında ahlaki duyguların- suçluluk duygusunun-harekete geçmesi ve ötekiler aynı şeyi yaptığında da onlara karşı olumsuz duyguların beslenmesidir.
Martha Nussbaum,5 iyiliği duygularla iç içe düşünür. Ona göre adaletin sağlanması için duyguya da yer açılmalıdır. Çünkü salt akıl bazen adil olamaz. Nussbaum’un iyi insanı, başkalarının kırılganlığını anlayabilen, başkası için mahcup olabilendir. (Başkası için mahcup olmak–tam burada içinizde bir şey cız ettiyse “testi” geçtiniz, siz iyi bir insansınız?). Bu noktada evreye giren sosyal adalet, toplumda kaynakların, fırsatların ve ayrıcalıkların adil dağılımını ifade etmekte, toplumun sosyal kaynaklarını nasıl dağıttığı konusunda adaleti vurgulamaktadır. Sosyal adaletin en ünlü incelemelerinden biri John Rawls'ın Adalet Teorisi (1971) adlı eseridir.6
Bu bağlamda empati kişisel ilişkilerde kıymetli bir yetenek olabilir ancak toplumsal adalet söz konusuysa yetersiz, hatta çoğu zaman yanıltıcıdır. Bir zulmü görüp ona karşı bir tavır almak için, mazlumun acısını birebir tecrübe ya da hayal etmek şart değildir! Kanadalı psikolog Paul Bloom, Against Empathy (Empatiye Karşı) adlı kitabında başkasının bakış açısını anlama çabasını (bilişsel empati), duygusal empatiden ayırmaktadır. Kedisi, duygusal empatinin odağına aldığı kişiyi aydınlatırken, geri kalan herkesi karanlıkta bırakan bir projektör gibi çalıştığını savunur- Empatiden etik sorumluluğa.
Adalet duygusunun kökenine bakıldığında ise şu ahlak psikolojisi ilkelerinin doğal bir görüntü sergilediğine tanık olunmaktadır:
- İlke: Aile kurumlarının adil (just) olduğu, ebeveynin çocuğunu sevdiği ve bu sevgiyi onun iyiliğine çalışarak belirgince sergilediğinde, çocuk da onların sevgisini algılayarak onları sevmeye başlar-reciprocite.
- İlke: Kişinin birinci yasa uyarınca gelişen dostane duyguları besleme kapasitesi ve sosyal düzenlemenin adil(just) olması ve bunun adil olduğunun aleni olarak herkesçe bilinmesi halinde, ötekilerin kendi görevleri ve yükümlülüklerine belirgince uymaları ve bağlamlarındaki ideallere erişmek uğraşları, bu kişinin de ötekilere dostane duygu bağları ve birlikte olduğu öteki kişilere de güven duygusu gelişme gösterir.
- İlke: Kişinin ilk iki yasa uyarınca oluşan dostane duygu kapasitesi ve toplum kurumlarının adil olduğu ve adil olduğunun halkça bilinmesi karşısında, kendisi ve özen gösterdiği bu kişilerin de düzenlemelerden yararlandığını algılayarak kişi eşleşen bir adalet duygusu kazanır.
Yukarıda yer alan bu ilkelerin (veya eğilimlerin) en çarpıcı vasfı da bunların formülünde kurumsal bağlamın adil (just) olması ve son iki ilkede de böyle olduğunun halk tarafından bilinmesidir. Hayvanlar aleminde şempanzelere bakıldığında da karşılıklılık ilkesine (reciprocite) tanık olunmakta; bir şey yapan şempanze aynı konumda kendisine bir şey yapmayana kızmaktadır. Onlarda da yakınlarına karşı ilgi insanlarda olduğu gibidir. Demek ki, şempanzelerde temel adalet duygusunun geliştiğine tanık olunmaktadır.
Analitik açıdan bakıldığında, adalet kavramı, değerler hiyerarşisinde yüksek bir konumda olup; iyilik gibi mutlak bir değer taşımaktadır. Bu kavramın pozitif unsurları, diğer değer ve çıkarlarla öylesine kaynaşmıştır ki, adaletin tamamen belirginleşmesi hiçbir zaman mümkün olamamaktadır. Özel kural ve yargılardan hareketle adalet kavramı hakkında bir genelleme yapmakta bizlere pek yardımcı olmuyor. Kimse seçilen kural ve olguların adil olduğunu garanti edemez. Bu soyut kavram, bizim anlayışımızın ötesinde yer almaktadır. Bu durumda bizler bir ölçüt ve rehberden yoksun olarak adaletin ne olduğu konusunda fikri eksersiz ve felsefi tekerlemelerle kendimizi avutmak durumunda kalmaktayız. Kuşkusuz, bu tür avutmaya bir son vermenin zamanı gelmiştir. Bunu sağlayabilecek ve adalet kavramına dinamik bir işlerlik kazandıracak negatif bir betimleme ise "adaletsizlik hissi" olabilecektir. Bu duyguyu sizler sık sık taşımakta; etkisini de fizyolojik olarak algılamaktasınız.
“Adaleti korumazsak, adalet de bizi korumaz”. Francis Bacon
“Adaletin zedelendiği yerde toplumsal barışın, güvenin ve refahın da yara alacağı açıktır.”
AYM Başkanı Kadir Özkaya
Sosyal bir sorunla karşılaştığımızda seçenekli çözümlerden hangisinin adil olabileceğini her zaman belirleyemediğimiz halde, özel bir çözümün tamamen adil olamayacağı konusunda hemfikir olan bizler için "adaletsizlik duygusu" çıkış noktası olarak alınacak en uygun araçsal bir kavram oluşturmaktadır. Gerçekte J.S.Mill’ın belirttiği gibi, “adalet diğer çoğu ahlaki vasıflar gibi karşıtı ile daha iyi tanımlan- maktadır”. Bu bağlamda "adaletin" anlamı, yinelersek, bir durum olmayıp, bir süreç; bir koşul değil, bir eylem olmaktadır. Adalet, yine bu doğrultuda, adaletsizlik duygusunu doğuran şeyi düzeltmek veya bu duygunun doğmasına engel olma yolunda aktif bir süreç olarak algılanmalıdır.
Adaletsizlik duygusunun yönlerinden biri de resmi görevlilerin vicdanlı davranmalarına olan taleptir. Keyfi bir yargılama süreci, adaletsizlik duygusunu uyandıracağı gibi yasama, yürütme veya kolluk gücünün keyfi davranışı da bu duyguyu harekete geçirmektedir. Burada hedeflenen keyfiliğin dışlanmasıdır. Kuşkusuz, eşitliğe olan talebin kökeninde, genelde psiko-fizyolojik-sosyal bir olgu olarak adaletsizlik duygusunun yattığı belirtilebilir.
Adaletsizlik duygusu hukuk düzeninde etkisini devamlı olarak gösteren genel bir olgudur. Bunun göstergeleri arasında "eşitlik talebi", "suçlunun hakkettiği cezayı görmesi", "hükümetin faaliyetlerini kendisine uygun görev alanlarıyla sınırlaması ve küçülmesi"; "insanlık onuru"; "dürüst yargılama"; ve normal beklentilerin gerçekleşmesi (suç ve cezalar geçmişe yürütülmez ve masumiyet karinesi) yer almaktadır-hukukun içsel ahlakı.7
Haklar-Ahlaki Düşünceler
Haklar, ahlaki düşüncelerle ekarte edilebilir, geçersiz kılınabilir mi? Sorusunu irdelemeniz için aşağıdaki örneklere yer verilmiştir:
· Ormanda yolunu kaybeden/soğuktan/açıklıktan ölecek bir kişinin bir dağ evine girmesi; ateş yakması/ yiyecek alması söz konusudur. Soru: kapıyı zorla açıp içeri girerek başkasının yiyeceğinin alınmasına göz yumar mısınız?
· Köyde hastaneye yetiştirilmesi gerekli bir hasta için komşu arabasını vermeye yanaşmadığından izinsiz arabası alınabilir mi?
· Dekovil probleminde beş kişiyi kurtarmak uğruna bir kişinin ölümü kabul edilebilir mi?
· Acil serviste sağlam bir kişinin organları organ bekleyen beş hastaya nakli yapılabilir mi?
· Sonuçta “haklar” yaklaşımı ile sorunlara çözüm yaklaşımı hakkında ne düşünüyorsunuz? Teorik referanslar ne olacaktır?
· XIX. Yüzyıl İngiltere’sindeki Kraliçe vs. Dudley ve Stephens (cankurtaran sandalı-denizde yamyamlık) davasında fırtınaya kapılan ve batan bir gemide bulunan üç kişi cankurtaran sandalı ile kurtulmakta; yiyecek olarak üç kutu konserve ancak beş gün yetiyor. Su olmadığı için Parker isimli genç ikaza rağmen deniz suyu içtiği için rahatsızlanıyor. Yaşam savaşı veren üçlü, çözüm olarak kura çekilmesi önerisi getirildiğinde genç genç Parker itiraz ediyor. 15. gün Dudley ve Stephens, Parker’ı öldürerek kanını içmeye ve etini yiyerek sağ kalıp bir geminin kurtarması ile karaya ulaştıklarında haklarında adam öldürme suçuyla açılan dava sonucu ne olmalıdır?
· Acil servisinde tek çalışan bir doktor, ölüm riski yüksek bir hastaya zamanını verdiğinde, acilde müdahale edilmediğinde ölecek beş hastayı kurtarmak için hangi yolu takip etmelidir?
Çifte Etki Yasası 8/ Ahlaki İkilemler
Hem iyi hem de kötü sonuçlar doğurma potansiyeli olan bir eylemin ahlaki olarak ne zaman kabul edilebilir olduğunu inceleyen bir ahlak felsefesi öğretisidir. Temel şartı, amaçlanan temel sonucun iyi olması ve kötü yan etkinin hedeflenmemiş olmasıdır. Çifte etkiyi karakterize eden dört ilke şunlardır: 1. Eylemin kendisi ahlaki olarak iyi veya nötr olmalı; 2. Fail ahlaki açıdan ciddi bir zararı öngörebilse de bunu arzu etmemeli; 3. İyi sonuç, olumsuz etkiden değil, eylemden kaynaklanmalı ve 4. İyi sonucun değeri, olumsuz etkinin zararından daha ağır basmalıdır. Çifte etki ilkeleri, normatif etiğin ana kategorilerini kapsamakta ve faillere yavaşlama ve eylemlerinin sonuçlarını düşünme fırsatı verdiği için faydalıdır. Ayrıca şu şekilde de formüle edilir: Araç -amaç koşulu. Kötü etki, iyi etkiye ulaşmanın aracı olmamalıdır. İyi amaçlar, kötü araçları haklı çıkarmaz.

Şişko adamı köprüden atarak -Bir kişi ölüyor; beş kişi yaşıyor (Judith Jarvis Thomson)- Ancak, görgü tanığı treni durdurmak için şişko insanı trenin önüne atamaz. Ezilen kişi treni durdurur, ancak beş kişinin hayatının kurtarılması doğrudan bir kişinin ölümünün sonucu olur ve bu nedenle etik dışı olur.
Acil serviste sağlam bir hastanın organlarını alarak organ nakli bekleyen insanların kurtarılması-Bir kişi ölüyor, beş kişi yaşıyor (Philippo Foot).
Speluncean Kaşifler Davası. Açık denizde sürüklenen bir sandaldaki üç kişinin ölmek üzere iken kurtulması için içlerinden birini öldürerek yemesi tek çare olarak belirdi ve bu gerçekleştirildi. Sağ kalanların cinayet suçundan yargılanmasında, “zaruret hali” defisi kabul edilmeyerek ölüme mahkûm edildikleri; zamanla da bu cezanın altı aylık hapis cezasına çevrilmesine karar verildi (R. v Duley ve Stephens davası / 1884, 14 QBD 273).
Bu dava Lon L. Fuller’ın hukukun doğası ve onun ahlak ile ilişkisi üzerine vaki çatışmaya özgü görüşleri içeren makalesinde yer almaktadır. O’nun hukuk teorisinde bir denemeden çok Sherlock Holmes’un profesyonel yaşamında bir olay gibi gözükmekte ise de Lon L. Fuller tarafından yazılan makalenin başlığıdır (Lon L. Fuller. 62 Harvard L.R 616, 1949).9
İşte bu davadaki fikirden hareketle L.Fuller 4300 yılı Newgarth devletinde bir mağarayı keşfe çıkan beş kişinin toprak kayması sonucu mahsur kalmasını içeren bir olayı irdelemektedir. Büyük çapta, kamu ve özel sektör destekli, kurtarma operasyonunda yine toprak kayması sonucu on kişi ölmüştür. Mahsur kaldıkları yerden kurdukları radyo iletişimi ile eldeki yiyecek stoklarının kurtuluncaya kadar yeterli olamayacağını ve bunun ancak aralarından birinin öldürülerek yenmesi ile mümkün olacağı kararına vardılar. Ekipten (W)’nin, ölecek kişinin belirlenmesi için zar atılması önerisi kabul gördü. Bu yönteme başvurulmak üzere iken, (W) mutabakatını geri aldı ise de zar atma yönetimine başvuruldu ve sıra (W)’ye geldiğinde onun yerine zar atıldı. (W), aleyhine olsa da zar atılışını adil buldu. Sonuçta öldürülerek yenen (W), diğerlerinin kurtulmasını sağlamış oldu. Newgarth, 4300 CE, 5 kişilik mağara keşif timi/4 kişi suçlu bulundu-ölüm cezası ve 6 aylık hürriyetten yoksunluğa çevrildi.
Yinelersek, çifte etki yasası ahlaki açıdan iyi bir şey yapmanın ahlaki açıdan kötü bir yan etkiye sahip olması halinde, kötü yan etkinin kasıtlı olmaması koşuluyla bunu yapmanın etik olarak uygun olduğunu söylüyor. Örneğin haklı savunu ile adam öldürme olayında aranan şart, orantılı olmasıdır. Yalnız her eylemin sonuçlarını her zaman değerlendirebileceğimiz de açık değildir. Kısa bir süre için yararlı görülen sonuçlar uzun sürede oldukça farklı olabilir. Mutluluğun ne olduğunu da etraflıca ortaya koymak hiç de kolay değildir. Mutlu olmak, zevk almak veya acı duymamakla aynı anlama gelmemektedir. Şu da bir gerçektir ki, bir kişi için zevk olan diğeri için acı olabilmekte; kendilerinin neyin “iyi” olduğu konusundaki anlayışı, kıyas edilemeyecek nitelikte farklılık göstermektedir.10
Ahlaki ikilemlere11 bakıldığında karmaşık bir durumla karşı karşıya kalındığında, eşit öneme sahip iki veya daha fazla değer çatıştığında ortaya çıkar.
- Uçak kazasında sağ kalan Ali’nin yardım geleceğe dek hayatta kalmak için refakatinde yaşamını yitiren hemşire Ayşe’nin cesedini yemesi? Ali ne yapmalıydı? Yiyerek insan yiyici (cannibal) olması veya açlıktan ölmesi mi tercih edilmelidir?
- Dağcılar zirveye yaklaştığında iki dağcıyı irtibatlandıran ipin alt ucundaki dağcının kayması durumunda üstteki dağcının ipi kesmemesi halinde ikisinin de ölmesi söz konusudur. İpi kesmeli midir?
- Ali ve Veli alttan yapışık ikizler; ayrılması halinde Veli’nin ölmesi mukadderdir. Ali’nin kalbinin kanı pompalaması ikisi için de yeterli; Veli sağlıklı bir beyin gelişimine sahip olmasa da ilkel bazı sinirsel tepkiler gösteriyordu; dolayısıyla durumu, ölü doğum, sürekli bitkisel hayat veya sürekli koma hali denilen durumların hiçbirine uymuyordu. İkizler ayrılmalı mıdır?12
- Dekovil Problemi: Beş kişinin çalıştığı demir yolunda ilerleyen dekovili köprünün üstünde seyreden bir kişi beş kişinin ölümünü önlemek üzere yanında duran şişman bir insanı rayların üzerine ittiğinde dekovil ona çarparak ölümüne sebebiyet verilerek beş kişinin kurutulması tercih mi edilmelidir? Yararcılara göre sayıda sağlanacak azalma doğru bir eylem olmaktadır. Sonuca endeksli teorik bir yaklaşım olarak belirmektedir. En iyi sonuç ne ise ahlaki olan odur. Deontolojik yaklaşım ise bir kişinin ölmesini yasaklamaktadır.

- Fukuşima I Nükleer Santrali kazaları, 2011 Tōhoku depremi ve tsunamisi sonrasında, nükleer santraldeki patlama ve sızmalar sonucu radyo aktif bulutların 13 milyonluk Tokyo şehrine mi, yoksa sahildeki bir milyonluk kente mi yöneltilmesi söz konusu olduğunda Başbakan olarak vereceğiniz karar ne olmalıdır? Bulutların yönünü değiştirmek ahlaki olarak emredici/gerekli görülmektedir. Bulutların yönlendirilmesine ahlak elvermekte ise de ahlaki olarak ‘emredicilik’ söz konusu değildir.
Mutlu olmak, zevk almak veya acı duymamakla aynı anlama gelmemektedir. Şu da bir gerçektir ki, bir kişi için zevk olan diğeri için acı olabilmekte; kendilerinin neyin “iyi” olduğu konusundaki anlayışı, kıyas edilemeyecek nitelikte farklılık göstermektedir.
İtirazlar
Bu konuda yapılan başlıca itirazlar şunlardır:13
1. Sonuçta her eylemin sonuçlarını her zaman değerlendirebileceğimiz de açık değildir. Mutluluğun ne olduğunu da etraflıca ortaya koymak hiç de kolay değildir. Mutlu olmak, zevk almak veya acı duymamakla aynı anlama gelmemektedir. Şu da bir gerçektir ki, bir kişi için zevk olan diğeri için acı olabilmekte; kendilerinin neyin “iyi” olduğu konusundaki anlayışı, kıyas edilemeyecek nitelikte farklılık göstermektedir.
2. Bazı sonuçların yanlış olduğudur. Çoğunluk yararı için masum azınlığın şamar oğlanı (scapegoat) gibi kullanılması örneğinde olduğu gibi. Rodos’ta faili meçhul bir adam öldürme olayında, cezaevindeki bir suçlunun Cronus adlı ilaha kurban edilmesi-adli hata olgusu.
3. En yararlı olabilecek sonucu seçebilmek-gelecekten kaçınılmaz olarak emin olamadığımızdan- gelecekte tüm olası eylemlerin olası sonuçlarını saptamak imkânsızdır.
4. Sonuçsallık, oldukça zor veya imkânsız olacak şekilde mukayeseli değerlendirmeler yapılmasını gerektirmektedir.
5. En yararlı olabilecek sonucu seçebilmek, gelecekten kaçınılmaz olarak emin olamadığımızdan, gelecekte tüm olası eylemlerin olası sonuçlarını saptamak imkansızdır.

Tüm görüşler önemli itirazlara gebedir. Ne var ki, karşıt argümanlara muhatap olmalarına karşın kişiler kendilerine (huyu/temperament) veya geçmişlerine veya her ikisine göre uygun bir argümanı yeğlemektedirler.
Bu bağlamda önemli olan, görüşlere karşı çeşitli olası argümanlar konusunda bilgi sahibi olunması; çoğu kişilerin (kişisel eğilimleri ne olursa olsun) bu konuda kuşku duymasının akıllı bir tavır için gerekli olduğudur. Bu konuda Oliver Cromwell’in İskoçya Kilisesi Genel Kurulundaki yakarışı: Mesih adına size yalvarıyorum, yanılıyor olabileceğinizi düşünün (I beseech you, in the bowels of Christ, think it possible you may be mistaken). Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.), insanın yanılma ihtimalini doğal karşılamış ve bunu tevbe (tövbe) ile çözüme kavuşturmayı öğütlemiştir: "Her insanoğlu hata eder; hata edenlerin en hayırlıları ise tövbe edenlerdir." (Tirmizî, Kıyâmet 49).
Nihai olarak, mutlak doğru olduğun konusunda beslediğin yargın, senin doğru olduğun konusunda hiç güvence oluşturmadığına hiç kimse kuşku duymayacaktır. Emin olmak, Holmes’un belirttiği gibi, kesinlik testi değildir. Kesin emin olduğumuz çoğu şeylerin öyle olmadığı saptanmaktadır.
Cezalandırmanın Ahlaki Temeli
Ceza teorilerinden biri veya ötekine ilişkin ahlaki argümanlar sağlamak ne anlama gelmektedir? Tüm ahlaki görüşlere özgü cezayı haklı gösterecek en belirgin neden, prima facie, ahlaki yanlışlardır. Ceza hukuku yaklaşımı itibariyle her zaman sonuca endeksli de değildir. Nitekim, bir kişiyi suda boğmak adam öldürme suçu iken, boğulmakta olan bir kişiye ilgisiz kalmak veya can simidi uzatmamak genelde (ahlaki değilse de) suç değildir. Çekilecek bir film için seçilecek iki adaydan Ayşe rakibi Fatma’yı dışlamak için ona, “Adaylıktan çekil! Aksi takdirde, yaptığın zinayı kocana ihbar edeceğim” tehdidinde bulunması suç olurken, film şirketine gitmesini önlemek üzere mülakat günü eline geçecek şekilde Fatma’nın sadakatsizliğini belirten mektubun kocasına postalanması aynı sonucu sağlamasına karşın suç oluşturmayacaktır. Farazi haller bağlamında aynı yumurta ikizlerden birinin banka soyması, diğerinin adam öldürme suçunu işlemesi halinde, hiçbiri konuşmadığında, mahkeme ikizlerden her birinin işlediği suçu saptayamadığında kararı nasıl verecektir? Serbest mi bırakılacaklar? Yoksa, her ikisine de işledikleri suçlardan cezası en az olanı mı hükmedilecektir?
İkinci şık tercih edilerek, her ikisinin de soygundan mahkûm olması sonucu soygun suçunu işleyen haklı olarak cezalandırılırken, katil olan kişi daha az ceza alacaktır. Öte yandan, temyiz evresinde ilk derece mahkemesinin bu kararı suçun makul kuşku ötesinde işlendiği kanıtlanmadığına göre ikizler beraat edecek ve sonuçta lex talionas hükümsüz kalacaktır.
Hâkimler önlerine gelen dosyada yer alan suçlardan birinin sanık tarafından işlendiğini bilmesine karşın kesin olarak hangisini işlediğini söyleyemiyor. Örneğin üzerinde çalıntı eşya bulunan sanık şu suçlardan hangisi ile (1. Gasp, 2. Meskenden hırsızlık, 3.Şantaj, 4. Dolandırıcılık veya 5. Çalınmış malı satın almakla) temin etmiş olabilir? Bu durumda hâkimler hangi suçun makul kuşku ötesinde işlendiği kanıtlanmadıkça mahkûmiyet adil olmayacaktır.
Cezayı Haklı Gösteren Nedenlere bakıldığından görülen tablo şöyledir:
1. Yararcı yaklaşım-ilerde suç işlenmesini önlemek sürecimde yarar saiki önde gelmektedir.14
2. Deontolojik-ahlak/yasaların ihlali sonucu cezalandırıcı (retributive) yaklaşım ise geriye dönük yaklaşımı sergilemektedir.
Kant’a göre, hak haktır ve en güç koşullar altında bile yerine getirilmelidir. Gökler çökse bile, bırak hukuk yerini bulsun. Çözülmekte olan bir toplumda hükümetin son eylemi cezaevindeki en son hükümlü katilin asıldığını görmek olmalıdır. Aksi takdirde, adaletin kamusal ihlali olarak herkes adam öldürme suçuna iştirakçi olarak görülebilir.
Manevi Unsurdaki Değişim
Kaza…………...Taksirli…………… Kasten
Ahlaki tepki Düşük Yüksek (kasti olarak ahlaki normun ihlali)
yok Mağdur ön planda Tazmin+ ceza yaptırımı söz konusu
Cezalandırma-İntikam
Cezalandırma İntikam
(Retribution) (Revenge)
Tetikleyen Ahlaki veya hukuki Verilen bir zarar
yanlış (ahlaki bir yanlış değil)
Sınırları Verilen zararla sınırlı Sınırsız
Kişisellik Gayrı şahsı-Devlet Kişisel
Duygusal tonu Adaletin yerine gelmesi Izdıraptan memnuniyet
yoksa ötekinin acısından
memnuniyet duyma değil
Genellik Normu ihlal edenler Özel-yanlış yapan kişiye
Bir kişinin olumlu ya da olumsuz bir sonucu hak ettiğini söylediğimizde, bir miktar değişkenin etkisiyle bir yargı vermiş oluruz. Kişinin sonuç için uygun olup olmadığını veya sonucun başka kaynaklara atfedilip edilemeyeceğini kesinlikle dikkate alırız. Ayrıca, olumlu ya da olumsuz sonuca yol açan eylemlerin değer vereceğimiz eylemler mi yoksa onaylamamamızla karşılaşacak eylemler mi olduğunu da değerlendirirdik. Ayrıca, kişinin kendi olumlu veya olumsuz özellikleri, hangi gruplara veya sosyal kategorilere ait olduğunu bilmediğimiz ve onu sevip sevmediğimiz konusunda da etkilenebiliriz. Bu farklı değişkenler hakkında bilgi bir şekilde değerlendirilip entegre edilir, hak etme yargımız ise bu psikolojik süreci takip eder; bu süreç bilişsel-duygusal sistemi içerir. Değerler, Başarılar ve Adalet, hak etme ve verdiğimiz yargıları etkileyen değişkenlerle ilgilidir. "Arzu" terimini kullanıyorum, ancak "hak edilmişlik" ya da "çöl" demekten de bahsedebilirdim. Terimlerin tamamı neredeyse anlam olarak eşdeğerdir, ancak sözlükler ince ayrımlarla ayırabilir. Az önce anlattığım değişken türlerinin hak etme yargılarımızı etkileyeceğini varsayıyorum ve ayrıca hak etme yargısının en olası şekilde bu değişkenlerin tutarlı, uyumlu ve dengeli bir şekilde birbirine uyduğunda ortaya çıkacağını varsayıyorum.15

Sonuç
Toplumun temel taşıdır ve tüm bireyler için eşit haklar, koruma ve fırsatlar sağlayan ve sosyal değerler arasında yüksek bir konumda olan adalet, tanımlama uğrundaki çoğu girişimlerin açıkça vurguladığı üzere, bir formül içinde hapsedilemeyecek nitelikte bir kavramdır. İşte değerler hiyerarşisinde yüksek bir konumda olan adalet, iyilik gibi mutlak, ideal bir değer taşımaktadır. Bu kavramın pozitif unsurları, diğer değer ve çıkarlarla öylesine kaynaşmıştır ki, adaletin tamamen rafine edilmesi hiçbir zaman mümkün olamamaktadır. Özel kural ve yargılardan hareketle adalet hakkında bir genellemeye gidilmesi de bizlere pek yardımcı olmamıştır. Çünkü, seçilen kural ve yargıların âdil olduğunu kimse garanti edemez. Bu soyut kavram, bizim sezgilerimiz ötesinde yer almaktadır. Bu durumda bizler ampirik bir ölçüt ve rehberden yoksun olarak adaletin ne olduğu konusunda fikri eksersiz ve felsefi tekerlemelerle kendimizi avutmak durumunda kalmaktayız. Kuşkusuz, bu tür avutmaya son verebilecek ve adalet kavramına dinamik bir işlerlik kazandıracak negatif bir betimleme, "adaletsizlik duygusu" olabilecektir. Bu duygunun biz insanları sık sık etkilediğini fizyolojik olarak görmekte ve tepkisel konumuna tanık olmaktayız. “Hukukun amacı adaletsizliğin hükümran olmasını önlemek suretiyle diğer değerlere öncülük etmek olmasıdır.”16 Özetle, sosyal değerler sisteminde adaletin merkezi konumu ve işlevleri yadsınamaz.

Yargı etiği, hâkimin davranışının belli değerler ve erdemler ile belli niteliklere veya özelliklere uygun olmasını gerektirir. Özellikle, bağımsızlık, dürüstlük, tarafsızlık, ihtiyat ve takdir yetkisi konusunda özenli olunması, saygı ve dinleme becerisi, eşit muamele, yetkinlik ve şeffaflık, [hâkimlik için esas olarak] belirlenen ortak değerlerdir. Hâkim ayrıca bilgelik, bağlılık, insaniyet duygusu, cesaret, ciddiyet ve ihtiyat, çalışma ve dinleme becerisi ve etkili bir şekilde iletişim kurma özelliklerini sergiler.
"Hukukun dediğini yapmalı, ama hukuk da yanlış olabilir. Bugün "hukukun üstünlüğü" deniliyor ama demokratik ülkelerde hukuk da değer harcayıcı olabiliyor. Ben olaya hep insan hakları perspektiften bakmak gerektiğini düşünüyorum. Görüyoruz ki parlamentolardan "hak yok edici yasalar" da çıkabiliyor. Gülersiniz belki ama ben milletvekili olmanın şartlarından biri de doğru dürüst insan hakları eğitimi almış olmak derim." Olay ve olgu da karıştırılabiliyor. Olgu olarak dile getirirseniz kimse bir şey diyemez”.17
Son söz olarak değer bağlamında “Adaleti korumazsak, adalet de bizi korumaz” (Francis Bacon) gerçeği karşısında şu iki soru her zaman güncelliğini korumalıdır: 1) Olmamız geren yer neresi? 2) Biz bunun neresindeyiz?18
Prof. Dr. Mustafa Tören Yücel
---------
1 Hugh P. McDonald. RADICAL AXIOLOGY A First Philosophy of Values, VIBS Volume 150, Rodopi, 2004.p.160. Ayrıca bkz.HaberTürk-Gündem-Felsefe-Meseleler YouTube Doğru değerlendirme nasıl yapılır?
2 Ahmet Çelik Kurtoğlu. “Güven nasıl oluşur?” T24 (13/03/2024): Güven, "risk, toplumsal değer, doğru yönetim" kavramlarıyla birlikte düşünülmektedir.
3 Raşit Yıldırım. “Kurum kültürü ve değerler” Karar (8/07/2024).
4 Yargıda değerler analizi, hukuki kararların ve yargı sisteminin temelindeki etik ilkelerin, evrensel insan haklarının ve toplumsal değerlerin sistematik olarak incelenmesi sürecidir. Kararların vicdani, ahlaki ve hukuki boyutlarını dengeler; adil ve tutarlı bir hukuk pratiği oluşturmak amacıyla standartlar sunmaktadır. Yargısal pratiklerde bu analiz:
· Bağımsızlık ve Tarafsızlık: Kararların dış etkenlerden uzak, hukuki metinler ve vicdani kanaat çerçevesinde verilip verilmediğini denetler.
· Meşruiyet: Karar mekanizmalarının toplumsal adalet algısıyla ne kadar örtüştüğünü sorgular.
· Evrensel ve İçkin Değerler: Hukuki normların, içselleştirilmiş temel insan hakları değerleriyle olan uyumunu araştırır.
5 Martha Craven Nussbaum, çağdaş ahlak ve siyaset felsefesinin en etkili figürlerinden biri olan Amerikalı filozoftur.
6 Mustafa T. Yücel. Hukuk Felsefesi, 6. Bası, 2026.
7 Savcılar ve avukatlar, adil yargılanma hakkının gerçekleşmesine katkısı olan aktörlerdir. Adil bir yargılanma güvencesi “yalnızca” usuli” bir güvence olarak “sonuca odaklı adaletten” (haklı gerekçelere ve hukukun doğru uygulanmasına dayalı hüküm) ziyade usuli adalet için tasarlanmıştır (writ of habeas corpus). Bu bağlamda taraflara hâkimin tarafsızlığını şüpheye düşürecek nedenlerden dolayın reddini isteme hakkı tanınmıştır (CMK 24/1). Yargının etkinliğine teorik olarak bakıldığında ideal yargı denklemi diye formüle ettiğimiz şu eşitlikte saklı bulunmaktadır:
Maddi Gerçek x Norm = Adil Yargılanma x Dava Yönetimi x Makul Süre
Adil yargılanma bağlamında bireysel nitelikte hatalar ayrı ayrı işlendiğinde bir önyargı belirtisi olmasa da, bu hataların kümülatif etkisi göz önüne alındığında adil yargılamanın yoksunluğu söz konusu olabilir-kümülatif hata teorisi. Anayasa tarafından güvence altına alınmış pek çok hak ve özgürlüğün korunması da ceza yargılama sistemi içinde olduğundan “ceza yargılaması Anayasa’nın sismografı” görevini ifa etmekte; suçsuz sanıkların mahkumiyetini önlemekte, CAS’taki aktörlerin davranışlarını biçimlendirmektedir(!?). Ayrıca bkz. Bkz. Z. Arslan. “Masumiyet Karinesi ve Lekelenmeme Hakkı Sempoz- yumu” JW Marriott Otel, Ankara (8/11/2021).
8 Çifte etki yasası, Thomas Aquinas'ın Summa Theologiae adlı eserinde ortaya çıkmıştır. Ayrıca bkz. The Doctrine of Double Effect YouTube 14/06/2026.
9 Mustafa T. Yücel. Hukuk Felsefesi, Ank.,2026, s.488. https://hukukihaber.net/Hukuk-Felsefesi-Hukuk-ve-Ahlak-İlişkisi
10 Cezaevlerinde çekilen acılar ve bu acıların sosyal adaletle ilişkisi konusunda önemli çalışmaları olan Nils Christie (1993) “yüksek güvenlikli” ceza infaz kurumlarını "Batı tipi Gulaglar" olarak tanımlıyor. “Ona göre "uygun acı miktarı"nı belirleyen, o toplumdaki insani değerler üzerinde gelişen standartlardır, bu bütünüyle kültürel ve politik bir meseledir.” Ayrıca bkz. Ali Akay. “Duyguların yapısal oluşumu” T24 (27/09/2024): Alt sınıflardan gelenlerin sembolik olarak değerlerinin “aşırı değerlendirilmesi” önce sembolik şiddeti ve sonra da gerçek şiddeti ve cinayetleri tetiklemektedir. Bu merhalede artık kontrol mekanizması ortadan sanki kalkmaya başlamaktadır… Arzularını dışarıdan, toplumsal alanın yeni kültüründen alan genç delikanlılar, zaten hayattan fazla bir şey beklemedikleri için, hayata tutunma ve tırmanma aracı olarak suç örgütlenmelerini kendilerine yakıştırmaya başlamaktadırlar”.
11 M. Cohen. 101 Ahlaki İkilem, İş Bankası, 2019. Fikir turu. Etik ikilemler karşısında nasıl düşünülmeli? Toplum 24 Ekim 2023. Ayrıca bkz. Mustafa T. Yücel. https://hukukihaber.net/Hukuk-Felsefesi-Hukuk-ve-Ahlak-İlişkisi
12 S. Üye. “Hukukun ve Ahlakın Sınırlarında: Yapışık İkizler” 2013/2 Ankara Barosu Dergisi, ss.75-103.
13 “Doğru değerlendirmeyi öğrenmemiz gerekir”. Prof. Dr. İoanna Kuçuradi YouTube
14 Mustafa T. Yücel. https://hukukihaber.net/Ceza-Adaletinde-Faydacılık
15 Bkz. Norman T. Feather. Values, Achievement, and Justice, Studies in the Psychology of Deservingness, 1999.
16 Bkz. Cengiz Otacı. “Hukuka Rağmen Kanun, Hâkimin Direnme Hakkı Ya Da Radbruch Formülünü Hatırlamak” TBB Dergisi 2015(120). “Adalet içeriğinden yoksun kanunlarla ağır insan hakları ihlallerine şahit olunan zaman, hukukun askıya alındığı olağanüstü koşulların yaşandığı zamandır”. Sultan Uçar. “Adalet arayışı ahirete kaldı (!)” Sözcü (29/05/2026). Taha Akyol. Güç karşısında adalet? Karar (21/04/2026); Gündemar Araştırma: Türkiye’nin Gidişatı ve Yargıya Güven-Ekim 2025: Her dört kişiden üçü yargıya güvenmiyor. Ahmet Tasgetiren. “Adalet sınavı” Karar (10/03/2026); Rapor "Avrupa yargı sistemleri- CEPEJ Değerlendirme raporu- 2024 Değerlendirme döngüsü (2022 verileri).
17 İoanna Kuçuradi, "Ciddiye almamak gerekir" derken kimi kastetti? T24 (22/02/2024).
18 Yapay zekâ (AI), ölçüm yakalama ve raporlamayı kolaylaştırmak için bir fırsat sunarken, aynı zamanda bir dizi etik ve pratik endişeyi de beraberinde getiriyor. İnsan üzerindeki etkiye odaklanan bir alanda yapay zekâyı nasıl akıllıca ve etik bir şekilde kullanabiliriz? Riskler ve sorumluluklar nelerdir? gibi sorular ülke gündeminde olacaktır.





