Ceza hukukunun amacı, hukuka uygun deliller ile maddi gerçeğe ulaşmaktır. Bu amaca ulaşmakta delilin hukuka uygun elde edilmesi kadar, denetlenebilir ve güvenilir olması gerekmektedir. Türk ceza muhakemesi sisteminde hakimin delilleri serbestçe değerlendirmesi yetkisi bulunsa da bu yetki sınırsız değildir. Hakim vereceği kararda vicdani kanaatinin objektif ve denetlenebilir delillere dayandığını gerekçelendirmesi gerekmektedir.
Bu çerçevede, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan sanığın aynı dosyada yargılanan diğer sanıklar hakkında verdiği beyanların hangi ölçüde hükme esas alınabileceği, öğretide ve yargı uygulamasında tartışmalı konuların başında gelmektedir. Özellikle örgütlü suçlar ve uyuşturucu ticareti suçlarında etkin pişmanlık kurumunun yaygın olarak uygulanması, bu tartışmayı daha da önemli hâle getirmiştir.
Doktrin ve yargı kararları, etkin pişmanlıktan yararlanan kişinin beyanını sıradan bir tanık beyanından ayırır. Kişinin ceza indirimi alma arzusu, beyanın tarafsızlığını zedelemektedir. Bu nedenle, beyan sahibinin "hukuki menfaati" bulunduğu gerçeği, mahkemenin güvenilirlik değerlendirmesinde ilk sırada yer almak zorundadır. Etkin pişmanlıktan faydalanan sanığın başkaca bir sanık hakkındaki beyanı tek başına hükme esas alınamaz. Alınması halinde adil yargılanma hakkı ve masumiyet karinesi zedelenmiş olacaktır. Etkin pişmanlıktan yararlanan sanığın beyanları, dosyanın bütünü içinde; tutarlılık, samimiyet, menfaat saiki, somutlaştırılabilirlik ve diğer delillerle uyum bakımından değerlendirilmelidir.
Etkin pişmanlık; işlenmiş bir suçta fail tarafından, suçun delillerini ve iş birliği yaptığı kişilerin adli makamların öğrenmesinden önce ortaya çıkartılmasını sağlamak ve / veya zararın giderilmesini teşvik etmek amacıyla uygulanan bir kurumdur.
Belirli şartların gerçekleşmesi halinde failin cezasında indirim yapılmasına veya tamamen cezasızlığına karar verilmesine imkan sağlamaktadır.
Etkin pişmanlıktan yararlanmak isteyen fail vermiş olduğu beyanlarda belirli şartları sağlamak koşuluyla soruşturma ve kovuşturma makamını ikna edebilecektir. Yargılama da failin hukuki durumunu önemli ölçüde etkiyecek bu hususta failin yargı erklerini ikna etme çabasında daha fazla indirim alabilmek adına başkalarını suçlama niteliğinde beyanlarda bulunma motivasyonu oldukça yüksektir.
UYUŞTURUCU SUÇLARINDA ETKİN PİŞMANLIK MÜESSESİ
Etkin pişmanlık Madde 192- (1) Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçlarına iştirak etmiş olan kişi, resmi makamlar tarafından haber alınmadan önce, diğer suç ortaklarını ve uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin saklandığı veya imal edildiği yerleri merciine haber verirse, verilen bilginin suç ortaklarının yakalanmasını veya uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ele geçirilmesini sağlaması halinde, hakkında cezaya hükmolunmaz.
(2) Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi, resmi makamlar tarafından haber alınmadan önce, bu maddeyi kimden, nerede ve ne zaman temin ettiğini merciine haber vererek suçluların yakalanmalarını veya uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ele geçirilmesini kolaylaştırırsa, hakkında cezaya hükmolunmaz.
(3) Bu suçlar haber alındıktan sonra gönüllü olarak, suçun meydana çıkmasına ve fail veya diğer suç ortaklarının yakalanmasına hizmet ve yardım eden kişi hakkında verilecek ceza, yardımın niteliğine göre dörtte birden yarısına kadarı indirilir.
(4) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi, hakkında kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmaktan dolayı soruşturma başlatılmadan önce resmi makamlara veya sağlık kuruluşlarına başvurarak tedavi ettirilmesini isterse, cezaya hükmolunmaz. (Ek cümle: 24/11/2016-6763/16 md.) Bu durumda kamu görevlileri ile sağlık mesleği mensuplarının 279 uncu ve 280 inci maddeler uyarınca suçu bildirme yükümlülüğü doğmaz.
Buna göre; yalnızca isim vermek, soyut isnatta bulunmak veya sanığın zaten makamlarca bilinen hususları tekrarlaması her olayda yeterli değildir. Beyanın, somut olayda suçun ya da suç ortaklarının ortaya çıkarılmasına gerçek ve elverişli bir katkı sunup sunmadığı araştırılmalıdır.
Başka sanık aleyhindeki beyanın mahkûmiyete esas alınabilmesi için özellikle şu hususlar araştırılmalıdır:
- Beyanın soyut bir suçlamadan ibaret olup olmadığı,
- Beyan sahibinin etkin pişmanlıktan yararlanma veya kendi cezasını azaltma yönünde menfaatinin bulunup bulunmadığı,
- Beyanın soruşturma ve kovuşturma aşamalarında tutarlı olup olmadığı,
- Fiziki takip, iletişim tespit tutanakları, kriminal rapor, arama ve el koyma bulguları, tanık anlatımları veya sanığın ikrarı gibi bağımsız delillerle doğrulanıp doğrulanmadığı,
- Beyanın sanığın örgütsel konumu veya olay hakkındaki gerçek bilgi kapasitesiyle uyumlu olup olmadığı,
- Beyan sahibinin duruşmada dinlenilerek sanığa soru sorma ve beyanı tartışma imkânı verilip verilmediği.
Burada asıl mesele, etkin pişmanlıktan yararlanan sanığın beyanının hiçbir delil değeri bulunmadığını ileri sürmek değildir. Aksine, bu beyanın delil olarak değerlendirilebileceği ancak güvenilirliğinin ayrıca ve titizlikle denetlenmesi gerektiği kabul edilmelidir. Delilin hukuka uygun şekilde elde edilmiş olması, onun aynı zamanda doğru ve güvenilir olduğu anlamına gelmemektedir. Özellikle kişinin kendi ceza sorumluluğunu azaltabilecek bir hukuki menfaatinin bulunduğu hâllerde, beyanın güvenilirliği ayrıca sorgulanmalıdır.
Bu kapsamda mahkemenin yapması gereken; etkin pişmanlık beyanını diğer delillerden soyutlayarak değil, dosyanın bütünü içerisinde değerlendirmek ve beyanın hangi ölçüde bağımsız delillerle doğrulandığını açıkça ortaya koymaktır. Beyanın hükme esas alınması hâlinde ise neden güvenilir kabul edildiği, hangi objektif delillerle desteklendiği ve savunmanın bu beyana yönelik itirazlarının neden kabul edilmediği gerekçeli kararda somut biçimde açıklanmalıdır.
Sonuç olarak, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan sanığın başka bir sanık aleyhindeki beyanı, mahkûmiyetin otomatik ve tartışmasız bir delili olarak değil; hukuki menfaat, tutarlılık, somutluk, bilgi kaynağı ve bağımsız delillerle doğrulanabilirlik, denetlenebilirlik kriterleri çerçevesinde değerlendirilmesi gereken bir delil olarak kabul edilmelidir. Ceza muhakemesinin amacı yalnızca suçun ortaya çıkarılması değil, suçlunun hukuka uygun ve güvenilir delillerle belirlenmesidir. Bu nedenle etkin pişmanlık kurumunun suçla mücadelede sağladığı imkân ile sanığın adil yargılanma hakkı arasında kurulacak denge, ceza adaletinin güvenilirliği bakımından belirleyici öneme sahip olmaktadır.
Nihayetinde, bir kişinin daha az ceza almasını veya cezasız kalmasını sağlayabilecek bir hukuki menfaat karşılığında verdiği beyanın, başka bir kişinin özgürlüğünü ve ceza sorumluluğunu belirleyen tek ve belirleyici delil hâline getirilmesi, ceza muhakemesinin temel güvenceleri bakımından son derece dikkatli yaklaşılması gereken bir durumdur. Mahkûmiyet, bir başkasının suçlayıcı anlatımına değil; bu anlatımın güvenilirliğini ortaya koyan, birbirini tamamlayan ve her türlü makul şüpheyi aşan delil bütününe dayanmalıdır.