İdare; kural olarak idari yargıda davacı olamaz, genel kanı budur. Çünkü idarenin karşısında çoğunlukla özel hukuk kişileri bulunur. Bu özel kişiler (kamu hukuku kişisi olmayanlar), haklarının muhtel olduğu gerekçesiyle idareye karşı davacı olurlar. İdarenin idari yargıda davacı olabilmesinin tek yolu karşısında başka bir idarenin (kamu hukuku tüzel kişisinin veya kamu idaresinin) bulunmasıdır. Bu da örneğin şöyle olabilir: Bir arsanın her iki belediyenin de sınırları içinde olması dolayısıyla iki belediyenin de arsa üzerinde yetkili olduğunu iddia etmesi olabilir veya sınır uyuşmazlıkları olabilir.
İdare özel kişilere karşı ancak adli yargıda davacı olabilir. Mesela bir gerçek kişinin IBAN'ına yanlışlıkla para göndermiştir. Başkasına atacakken yanlış kişiye gitmiştir para. Bu durumda idare, ilk başta gerçek kişiden paranın iadesini ister. O kişi, parayı idareye geri vermezse idare, haksız ödemenin geri alınması için o gerçek kişiye dava açabilir. Bu dava kamu hukuku niteliği haiz olmadığı için adli yargıda açılır. Başka bir örnekte idarenin çalıştırdığı bir kamu görevlisi hizmet alan karşı taraftaki özel kişiye zarar vermiş olabilir. Sonra zarara uğrayan gerçek kişi idareye dava açmış ve idare de o kişiye tazminat ödemiş olabilir. İdarenin ödediği tazminat için kamu görevlisine rücu etmesi gerekir. Rücu davaları da adli yargıda görülür. İdare kamu görevlisine karşı davacı olabilir.
İdarenin taraf olduğu her uyuşmazlık idari yargıda görülmez. Uyuşmazlığın idari yargıda görülebilmesi için idarenin uyuşmazlığın karşı tarafına üstünlük sağlaması, kamu gücünü kullanması gerekir.
Sonuç olarak idare, özel hukuk kişilerine karşı idari yargıda davacı olamaz, ancak adli yargıda davacı olabilir.
Stj. Av. Ahmet Cem KARACAOĞLU





