MESLEKİ HUKUK

İstanbul Barosu Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyeleri hakkında beraat kararı

İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi, Suriye'nin kuzeyindeki bir operasyonla ilgili açıklamaları gerekçe gösterilerek yargılanan İstanbul Baro Başkanı İbrahim Kaboğlu ve yönetim kurulu üyelerinin oybirliğiyle ayrı ayrı beraat etmelerine karar verdi.

Abone Ol

İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ile 10 yönetim kurulu üyesinin, Suriye’de yaşamını yitiren gazetecilere ilişkin yapılan açıklamalar gerekçe gösterilerek "basın yoluyla terör örgütü propagandası yapmak" ve "basın yoluyla halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçlarından 12'şer yıla kadar hapis istemiyle yargılandığı davanın duruşması görüldü.

"Kazanan Hukuk Oldu"

Barodan yapılan açıklamada "İnsan haklarını, hukuku ve adaleti savunmak suç değildir.

İstanbul Barosu, hakikatin ve hukukun yanında durduğu için yargılandı; ama hukuk kazandı, savunma kazandı.

Bu beraat; yalnızca bir kurumun değil, savunma hakkının, hukuk devletinin ve insan onurunun beraatidir.

Baskıya boyun eğmeyenler, susmayanlar, geri adım atmayanlar kazandı.

İstanbul Barosu dün olduğu gibi bugün de yarın da hukukun, insan haklarının ve adaletin tarafında olmaya devam edecek.

Çünkü savunma yargılanamaz.

Çünkü savunma susmaz." denildi.

Sağkan: Özellikle Bugünlerde Hukukun İşlediğini Görmek Çok Kıymetli

İstanbul Barosu Başkanı Av. İbrahim Kaboğlu ile Yönetim Kurulu üyelerinin, Avukatlık Kanunu’nun görev tanımı kapsamında yaptıkları bir açıklama gerekçe gösterilerek “örgüt propagandası yapmak” ve “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” suçlamasıyla yargılandıkları ceza davası beraatla sonuçlandı.

Silivri’de bulunan Marmara Cezaevi Yerleşkesi’nde, İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nce görülen davanın karar duruşmasına Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Av. R. Erinç Sağkan, Başkan Yardımcıları Av. Ercan Demir ve Av. Bahar Gültekin Candemir; Yönetim Kurulu üyeleri Av. Kemal Aytaç, Av. Makbule Tanış, Av. Melih Yardımcı, Av. Nizam Dilek, Av. Ali Bayram ile Başkan Danışmanı Av. Veli Küçük katıldı.

Duruşmayı çok sayıda baro başkanı ve temsilcisinin yanı sıra, 83 farklı ülkeden 30 baro ile 17 uluslararası hukuk örgütünün temsilcileri ve çok sayıda avukat izledi.

SAĞKAN, AÇIKLAMASINA KATLEDİLEN MESLEKTAŞIMIZ AV. ZEKERİYA POLAT’I ANARAK BAŞLADI

Mahkeme tarafından oy birliğiyle verilen beraat kararı sonrasında bir açıklama yapan TBB Başkanı Av. R. Erinç Sağkan, sözlerine Yalova’da görevi başındayken uğradığı silahlı saldırı sonucunda hayatını kaybeden Av. Zekeriya Polat’ı anarak başladı.

Sağkan, şunları söyledi:

“Biz avukata yönelik şiddetin sebeplerinin bireysel olmadığını, bunun toplumsal ve siyasi bir yanı bulunduğunu uzun yıllardır dile getiriyoruz. Bu şiddet vakalarının artarak devam ettiğini, bunun toplumsal bir sorun olduğunu, avukata yönelen şiddetin sadece avukata değil aynı zamanda onun temsil ettiği yurttaşın savunma hakkına dönük olduğunu ısrarla ifade ediyoruz.

Bu nedenle Avukata dönük şiddet vakaları, bireysel vakalar olarak görülüp, basit şiddet olaylarına indirgenemez. Ciddi toplumsal sonuçları olan vakalardır. Bugün bir örneğini İstanbul Barosu Başkanı ve Yönetim Kurulu üyelerinin yargılanmasında gördüğümüz; avukatların kriminalize edildiği, faaliyetlerinin terörize edildiği söylemler de avukatın müvekkili ile özdeşleştirilmesine ve şiddetin hedefi haline gelmesine sebebiyet veren unsurlardan biridir. Avukata dönük şiddetin toplumsal nedenlerinin tespiti ve çözüm yollarının üretilmesi için meclis çatısı altında bir komisyon kurulması önerimizi buradan tekrarlıyorum. Bu vesileyle yaşamını yitiren meslektaşıma Allah’tan rahmet, yakınlarına ve camiamıza başsağlığı diliyorum.”

YARGILAMANIN BAŞINDAN SONUNA KADAR HEP HUKUKU SAVUNDUK

Sağkan, İstanbul Barosu’na yönelik sürece ilişkin olarak da şöyle konuştu:

“Hukuka, Anayasa’ya ve Avukatlık Kanunu’nun avukatlara dönük özel soruşturma hükümlerine aykırı olarak başlatılan bu soruşturma sürecinin hukuka aykırılığını ilk andan itibaren ifade ettik. Bildiğiniz üzere bugün beraat kararı verilen bahse konu açıklamaya dayanılarak Türkiye’de ilk defa, Avukatlık Kanunu’nun 77. maddesi işletilerek İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı davaname ile Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından İstanbul Barosu’nun Başkanı ve Yönetim Kurulu üyelerinin görevden alınmalarına karar verildi. O mahkemede de işlemlerin hukuka aykırılığını dile getirmiş, İstanbuk Barosu mensubu avukatların iradesinin yok sayılamayacağını ifade ederek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini söylemiştik. En azından devam etmekte olan ceza soruşturmasının sonucunun beklenmesi gerektiğini idade etmiştik. Ancak mahkemenin bir acelesi vardı ve hukuka aykırı bir şekilde ceza davası sonucunu dahi beklemeden baro yöneticilerinin görevden alınmasına karar verdi. İşte o mahkemenin kararına gerekçe olarak gösterdiği açıklamanın herhangi bir suç unsuru içermediği ve haliyle Asliye Hukuk Mahkemesinin kararının da hukuka uygun olmadığı bugün Ağır Ceza Mahkemesi tarafından ortaya konuldu.

Bu yargılamanın soruşturma aşamasındaki hukuka aykırılıkları ortaya koymakla birlikte kovuşturma aşamasının ise adil şekilde yürütüldüğünü, mahkemede yaptığım savunmada da ifade etmiştim. Biz yargılamanın kovuşturma sürecinin adil şekilde işlediğini; savunma hakkının kısıtlanmamasıyla, duruşmada usule dair güvencelerin hayata geçirilmesiyle yaşadık ve gördük. Bugünkü kararla birlikte İstanbul Barosu Başkanı ve Yönetim Kurulu üyelerinin Avukatlık Kanunu’ndaki görevlerinden kaynaklı eylemlerinin herhangi bir şekilde suç teşkil etmediği mahkeme kararıyla birlikte ortaya konuldu.

Bir hakkın iade edilmiş olmasını sevinç çığlıklarıyla karşılayacak değiliz. Ancak hukukun işlediğini görmek özellikle bugünlerde çok ama çok kıymetliydi. İstanbul Barosu Başkanı ve Yönetim Kurulu üyeleri ile savunmalarını yapmak üzere hazır bulunan avukatlar, davanın başladığı ilk günden itibaren siyasi yanı bulunan yargısal süreçlerde hukukun üstünlüğünün tesisinin büyük öneminin bilinciyle hareket ettiler. Tüm yargısal süreçte tek amacımız sistemi hukukun üstünlüğü çizgisine çekmeye çalışmak oldu. Bugün bunun olumlu sonuçlarından birinin hayata geçmiş olmasını memnuniyetle karşıladığımızı, Türkiye’de başta ifade hürriyeti ile kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı olmak üzere temel hak ve özgürlüklerin hukuka aykırı şekilde sınırlandırıldığına inandığımız bütün yargısal süreçlerde hukukun üstünlüğünün tesisi için mücadele etmeye devam edeceğimizi ifade etmek istiyorum. Katılan, destek veren baro başkanlarımıza, yurt dışından gelen konuklara ve meslektaşlarımıza teşekkürlerimi sunuyorum.”

İbrahim Kaboğlu: Hukukun üstünlüğünü savunmak ve insan haklarını korumak baroların temel görevidir

Karar öncesi son sözleri sorulan İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu, “Son söz olamaz. Ben yaşadıkça son nefesime kadar hukuku etkin kılmak için çalışacağıma söz veriyorum” dedi. Kaboğlu, konuşmasının devamında şunları söyledi:

“Evet, bu meselede belki birkaç hususu hatırlatmakta yarar var. Yargılanma hakkı adına, kürsü törenleri sırasında genç avukat adaylarına hatırlattıklarım arasında özellikle iddia–savunma–hüküm üçlüsünde, eğer adil yargılanma gereklerine saygı gösterilseydi, Türkiye’nin adil yargılanma hakkının en çok ihlal edilen hakların başında gelmesi söz konusu olmazdı. ‘Gösterilseydi’ diyorum; çünkü o durumda hâkimlerimiz ve savcılarımız gerçek suçluları yargılayacak, yüzlerce, binlerce düşünce ve siyasal düşünce suçlusunun davalarıyla iştigal etmeyeceklerdi. Bu noktada özellikle iddia–savunma–hüküm üçlüsünden söz açmışken, biz hukukçuları birleştiren normlar, ahlak kuralları ve haysiyet ilkeleri, her ne kadar farklılaşmalar yaratsa da, asgari müştereklerde buluşmamızı zorunlu kılmaktadır. Bunlar nelerdir? Kuşkusuz anayasanın emredici ya da yasaklayıcı hükümlerinden söz etmiyorum. Takdire bağlı olan hususlardan söz ediyorum.

"Yasama ya da yürütme organları suçsuz sayılma hakkını ihlal ettiğinde, yargıcın buna seyirci kalması, kendi kararının meşruiyetini sorgulaması anlamına gelmez mi?"

Örneğin Anayasa’nın 19. maddesi, tutuklamaya ilişkin üçüncü fıkrada ‘koşullar varsa tutuklanabilir’ demektedir; ‘tutuklanır’ dememektedir. Çünkü tutuklama, kişiyi özgürlüğünden yoksun bırakmaktır. Bu nedenle 13. madde ışığında bu hükmü uygularken ölçülülük ilkesini ve adli kontrol seçeneklerini mutlaka değerlendirmek gerekir. Ziyaret ettiğimiz cezaevlerinde, özellikle Silivri Cezaevi’nde, cezaevi görevlileri de kapasitenin ne denli aşıldığını bizlere aktarmaktadır. 12–13 bin kapasiteli bir cezaevinde yaklaşık 37 bin mahpus bulunmaktadır. Burada ziyaret ettiklerim arasında hukukçuları ayrı tutuyorum; ancak yüzde 99’unun anayasa hükümlerine aykırı biçimde tutuklu bulunduğunu görüyoruz. İşte ‘hukukçu ortak faydası’ dediğim nokta tam da burasıdır. Hukukçuların; ister iddiada, ister savunmada, ister hüküm makamında olsunlar, bu ilkelerde buluşmaları gerekir. Elbette yargıçların verdiği karar çok daha önemlidir ve bu doğaldır. Çünkü insan haklarının ‘sert çekirdeği’ son derece hayati bir kavramdır; savaş durumunda dahi saygı gösterilmesi gereken hakları ifade eder. Bu alanda tek yetkili merci yargıdır; iddia–savunma–hüküm bütünlüğü içinde yargıdır. Bu çerçevede en çok ihlal edilen haklardan biri de suçsuz sayılma hakkıdır. Suçsuz sayılma hakkı ancak yargıç kararıyla ortadan kaldırılabileceğine göre, yasama ya da yürütme organları bu hakkı ihlal ettiğinde yargıcın buna seyirci kalması, kendi kararının meşruiyetini sorgulaması anlamına gelmez mi?

Anayasamızın 2. maddesi, bilindiği üzere, adalet ile barış arasında doğrudan bir ilişki kurmakta ve adalete normatif bir değer atfetmektedir. Adaletle birlikte toplum huzuru ve millî dayanışma da anayasal güvence altındadır. Bunun yanı sıra insan hakları, demokrasi, hukuk devleti ilkeleri; erkler ayrılığı ve normlar hiyerarşisine (yasa, uluslararası sözleşmeler ve anayasa) saygı esastır.

Sayın Başkan, değerli üyeler; burada çok önemli bir hususun altını bir kez daha çizmek gerekir: Birlik hukuktadır. Demokrasi birlik değil, çeşitlilik üretir. Türkiye’de demokrasinin yerleşmesi ve savunulması ancak hukuk birliği sayesinde mümkündür. Çeşitlilik ise, iddia–savunma–hüküm üçlüsünün hukuka ortak saygısı ile anlam kazanır. Bu bağlamda barolar ve savunma, özel bir konuma sahiptir. Hukukun üstünlüğünü savunmak ve insan haklarını korumak baroların temel görevidir. Hukuk devleti ve demokratik devlet anlayışı, hukuk toplumu ve demokratik toplumla tamamlanır. Barolar, tam da bu iki kavramın kesişim noktasında yer alır. Anayasa’nın 135. maddesi barolara, mesleğin genel menfaatlere uygun gelişmesini sağlama yükümlülüğü yüklemektedir. Avukatlık Kanunu’nun barolara tanıdığı yetki ve görevler de buradan kaynaklanır. Barolar demokratik, özerk ve bağımsız kurumlardır.

“Yürüyüşümüz meşru ve hukukidir”

Bu çerçevede görülmekte olan dava bakımından İstanbul Barosu ne yapmıştır? İstanbul Barosu yönetimi; demokratik, özerk ve bağımsız olmakla birlikte, yasalara, Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere, Anayasa’ya ve hukukun genel ilkelerine saygılıdır. İşlem ve eylemlerini meşru araçlarla gerçekleştirmiştir. Kurumsal ifade özgürlüğünü kullanarak 21 Aralık 2024'te bir açıklama yapmıştır. Buna karşılık, 19–23 Mart 2025 tarihleri arasında İstanbul Valiliği’nin genel yasağına karşı dava açmış; yargısal başvuru yolunu kullanmıştır. İzleyen haftalarda, 5 Nisan Avukatlar Günü’nde, Türkiye Barolar Birliği öncülüğünde ve 81 baronun katılımıyla, Ankara’da Anıtkabir’de sonlanan, on binlerce avukatın katıldığı bir yürüyüş gerçekleştirilmiştir. Bunların tamamı meşru ve hukuki araçlardır.

Savunma hakkı evrensel bir haktır. Yargılamada adalet, toplumda adalet ve çevrede adalet kavramları farklı ifadelerle dile getirilmiştir. Hapishanelerde, duruşma salonlarında, hatta kamu görevlileri tarafından dahi ‘bizim de haklarımızı savunun’ talebiyle avukatlara başvurulması, savunmanın toplumdaki vazgeçilmez yerini açıkça göstermektedir. Bunların ötesinde, demokratik adalet ve siyasal demokrasinin işleyişi bakımından da barolar bir güvencedir. Siyasal iktidarın seçimler yoluyla el değiştirmesinin teminatlarından biri yine barolardır. Bu çerçevede savunma hakkının evrensel bir hak olduğu hususu artık tartışmasızdır.”

Son sözleri sırayla alınan İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyeleri, hukuk ve savunmanın bağımsızlığı vurgusu yaptı.

Ahmet Ergin: Yaşam hakkını savunduk savunmaya devam edeceğiz

“Avukatlar, barolar bağımsız olmak zorunda. Aksi taktirde bu ülkede adaletten bahsetmek mümkün olmayacaktır. Görevimizi yaptık, yapmaya devam edeceğiz, yaşam hakkını savunduk savunmaya devam edeceğiz. Hukukun kullanılmasını değil uygulanmasını istedik istemeye devam edeceğiz.”

Ezgi Şahin Yalvarıcı: Ölüme kayıtsız kalmayı reddetmek vicdanen doğru yerde durmaktır

“Ölüme kayıtsız kalmayı reddetmek bir cesaret gösterisi değil, vicdanen doğru yerde durmaktır. Verilecek karar içeriği ne olursa olsun adalet talebinin hangi noktada sınandığını gösterecek.”

Rukiye Leyla Süren: Sessiz kalmamız isteniyor, kalmayacağız

“Bu şahsi değil, tüm barolara açılmış bir davadır. Sessiz kalmamız isteniyor, kalmayacağız. Yaşam hakkını her yerde savunduk. Bu da yaşam hakkını savunduğumuz bir açıklamaydı. Kimse bizden rüzgar gülü olmayı beklemesin. Bizden kimse rüzgarla yön almamızı, dönmemizi beklemesin. Avukatsız, savunmansız adliye isteniyor, buna müsade etmeyeceğiz. Makbul avukatlar, makbul barolar yaratılmaya çalışılıyor. Makbul avukatlar, makbul barolar olmayacağız, görevimizi yerine getirdik, getirmeye de devam edeceğiz.”

Yelda Koçak: Sussaydık görevimizi ihlal ederdik

“Eğer sussaydık görevimizi ihlal ederdik bu yüzden biz görevimizi yerine getirdik.”

Hürrem Sönmez: Adaletten, insan haklarından söz etmekten bizi iyileştirecek

"Adaletten, insan haklarından söz etmekten bizi iyileştirecek bir şey. Biz başka türlü bir dünyanın mümkün olabileceğine inanan insanlarız."

Mehmedali Barış Beşli: Hukukun üstünlüğüne inandığımız için burada yargılanıyoruz

"Hukukun üstünlüğüne inandığımız için burada yargılanıyoruz. Doğrucu Davut olmak zorundayız çünkü avukatlık böyle bir meslek. Bu doğrucu Davutluk bazen muktedire bazen müvekkile karşıdır. Baro yönetimine karşı bazen hakaret şeklinde sözleri oluyor ama biz bunları eleştiri olarak kabul ediyoruz. Eleştiri demokrasinin gereğidir. Şiddetin her türlüsüne karşı olduğumuzu söylemek zorundayız. Türkiye’de hukuk var mı? Avukat olarak bu bize çok sorulan bir soru. Hukuka inandığımız için Türkiye’de hukukun yaralı olduğunu söylüyoruz."

Bengisu Kadı Çağlar: Biz avukatlığın bağımsızlığını savunduk

“Biz avukatlığın bağımsızlığını savunduk. Bize yöneltilen iddiaları yargılarken AYM ve AİHS kararlarını konuştuk. İstanbul Barosu’nun bir üyesi olarak bu davada insan haklarının savunulmasına, savunmanın dokunulmazlığına hizmet edebildiysem ne mutlu bana.”

Ekim Bilen Selimoğlu: Bir hukuk devleti miyiz buna karar vereceksiniz

“Bu davada vereceğiniz karar kendiniz için bir kanaat oluşturacaktır. Bir hukuk devleti miyiz buna karar vereceksiniz.”

Fırat Epözdemir: Biz adaleti uğruna ölecek kadar seviyoruz

“İstanbul Barosu’nun hiçbir zaman son sözü olmaz. Yalova’da katledilen meslektaşımız Avukat Zekeriya Polat’ı anarak sözlerime başlamak istiyorum. Silivri hapishanesinde bulunan bu duruşma salonları kapatılmalıdır. Biz adaleti uğruna ölecek kadar seviyoruz. En son örnekleri Avukat Tahir Elçi ve Avukat Ebru Timtik’tir. Anılarına saygıyla.”

İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ve yönetim kurulu üyeleri hakkında, suçun unsurları oluşmadığı belirtilerek beraat kararı verildi. Avukatlar "Savunma susmadı, susmayacak" sloganını attı.

İddianameden

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin'in, Suriye'de güvenlik güçleriyle girdikleri çatışmada öldürüldükleri, daha sonra İstanbul Barosu'na ait sosyal medya hesabından açıklama yapılması üzerine soruşturma başlatıldığı aktarılıyor.

Baro yönetimi hakkında Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünden soruşturma izni talep edildiği kaydedilen iddianamede, Kaboğlu ve yönetim kurulu üyeleri hakkında soruşturma için izin verildiği belirtiliyor.

İddianamede, soruşturmaya konu basın açıklamasının, "örgütün nihai amacı olan bölücülük faaliyetini bilinçsel olarak meşru gösterme ve yayma amacı taşıdığı" değerlendiriliyor.

İddianamede, Baronun resmi sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla ilgili, "Toplumun genelini ilgilendiren ve kamuoyu tarafından yakından takip edilen terörle mücadeleyle ilgili olarak devletin kurum ile organları tarafından, terör örgütü mensubu olan ancak gazeteci olarak lanse edilen Nazım Daştan ve Cihan Bilgin isimli terör örgütü üyelerine karşı savaş suçu işlendiği yönünde ülkenin iç, dış güvenliği ve kamu düzeniyle ilgili gerçeğe aykırı bilgilerle halkı yanıltarak algı oluşturmaya, devletin kurum ve organlarına duyulan güveni olumsuz etkilemeye çalışıldığına" yönelik değerlendirmede bulunuluyor.

1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun ilgili maddesi uyarınca son soruşturmanın açılması kararı verilmesi talebiyle İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilen iddianamede, baro yönetiminin "basın yoluyla terör örgütü propagandası yapmak" ve "basın yoluyla halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçlarından 3'er yıldan 12'şer yıla kadar hapisle cezalandırılmaları talep ediliyor.

İddianamede, ayrıca yargılananlar hakkında Türk Ceza Kanunu'nun 53. maddesinde düzenlenen "belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma" hükmünün de uygulanması isteniyor.

Baro yönetiminin görevden alınmasına karar verilmişti

Bu arada soruşturmada, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu kapsamında Kaboğlu ile yönetim kurulu üyeleri Rukiye Leyla Süren, Hürrem Sönmez, Ahmet Ergin, Metin İriz, Mehmedali Barış Beşli, Yelda Koçak Urfa, Fırat Epözdemir, Ezgi Şahin Yalvarıcı, Ekim Bilen Selimoğlu ile Bengisu Kadı Çavdar'ın görevlerine son verilmesi, yeni baro başkanı ile yönetim kurulu üyelerinin seçilmesi talepli davanameyle İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi'ne dava açılmıştı.

İstanbul 2. Asliye Hukuk Mahkemesi, Kaboğlu ile yönetim kurulu üyelerinin görevlerine son verilmesine ve seçim yapılmasına hükmetmişti.

“ANAYASANIN DEVLETE YÜKLEDİĞİ POZİTİF YÜKÜMLÜLÜK”

Duruşma saat 10.17’de, İstanbul Barosu Genel Sekreteri Av. Ezgi Şahin Yalvarcı ve Yönetim Kurulu Üyesi Av. Fırat Epözdemir’in müdafileri Av. Serhat Çakmak ve Av. İlknur Alcan’ın esasa ilişkin savunmalarıyla başladı.

Av. İlknur Alcan, İstanbul Barosu’nun açıklamasının Anayasa’nın devlete yüklediği pozitif yükümlülüğün hatırlatılması kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, açıklamanın dava konusu edilmemesi gerektiğini söyledi.

Av. Ezgi Şahin Yalvarıcı’nın müdafisi Av. Veysi Eski ise, gazetecilere yönelik baskıların iktidarların klasik yöntemi olduğunu belirterek, İstanbul Barosu’na ceza verilmesinin hakikatin tartışılmasının istenmediğini gösterdiğini ifade etti ve tüm müvekkillerin beraatini talep etti.

“BU DAVA SAVUNULACAK DEĞİL, İTİRAZ EDİLECEK BİR DAVADIR”

İstanbul Barosu Sayman Üyesi Av. Ahmet Ergin ve Yönetim Kurulu Üyesi Av. Ekim Bilen Selimoğlu’nun müdafii Av. Kemal Aytaç, bu davanın savunma yapılacak değil, itiraz edilecek bir dava olduğunu vurguladı. Aytaç, savcılık mütalaasında insan haklarını savunmanın cezalandırılmasının talep edildiğini belirterek, baroların iktidarın çizdiği çemberde dönmek için değil, o çemberi aşmak için var olduğunu söyledi.

Av. Ahmet Ergin’in müdafii Av. Leyla Han Tüzel, davanın otoriter bir rejim inşa etme amacının parçası olduğunu ifade etti.

“İZİN ALINMADAN BAŞLATILAN SORUŞTURMA HUKUKEN YOK HÜKMÜNDEDİR”

Av. Engin Deniz Ergin, avukatlar hakkında Adalet Bakanlığı’ndan izin alınmadan soruşturma başlatıldığını, Avukatlık Kanunu’nun 76 ve 95. maddelerinden kaynaklanan hakların kullanımının engellenmek istendiğini belirterek beraat ya da usulden düşme kararı talep etti.

Av. Prof. Dr. Nihal Saban, savcının mütalaasının duruşmada yapılan savunmaları yok saydığını ifade ederken, Av. Erkan Albayrak ise iddia makamının delil sunamadığını, mütalaanın iddianamenin kopyası niteliğinde olduğunu söyledi.

Av. Fikret İlkiz, AYM içtihatlarına atıf yaparak, yargının avukatlara “görüş bildirme” yasağı getiremeyeceğini vurguladı.

Av. Hasan Fehmi Demir ise, “Somut davada, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı iki vatandaşın ölümünü araştırmak yerine öldürülenleri terörist ilan ederek İstanbul Barosunu soruşturmaya girişmiştir. Cumhuriyet Başsavcısı, bu davranışı ile vatandaşların hukuk dışında çıkartılarak öldürülmesini meşrulaştırmaya çalışmıştır. Hukukun sınırlarına dönülmesi çağrısı yapıyoruz.” diye konuştu.

BARO BAŞKANLARINDAN ORTAK MESAJ: VAZGEÇMEYECEĞİZ

Muş Barosu Başkanı Av. Kadir Karaçelik, Burdur Barosu Başkanı Av. Meltem Özdemir, Denizli Barosu Başkanı Av. Ufuk Kök ve diğer baro başkanları yaptıkları açıklamalarda, baroların insan haklarını savunmaktan vazgeçmeyeceğini vurguladı.

Muş Barosu Başkanı Av. Karaçelik, “Muş Barosu olarak biz de bu hususa ilişkin İstanbul Barosu’ndan bir gün önce yaşam hakkı ihlaline dikkat çekmek amacıyla açıklama yapmış, ulusal ve uluslararası kuruluşları göreve çağırmıştık. Bize hukuksal değil politik bir mesaj veriliyor. Bu politik mesajı alıyoruz. Tutuklanabiliriz, yargılanabiliriz. Nitekim yargılanıyoruz. Bu bizi yıldırabilir mi ? Hayır. Beynimiz, dilimize hükmettiği müddetçe de vazgeçmeyeceğiz.” dedi.

“BU DAVA SİYASİ GEREKÇELERLE AÇILMIŞTIR"

İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Ekim Bilen Selimoğlu müdafisi Av. Güray Dağ, “Bu dava siyasi gerekçelerle açılmıştır. Temelinde 100 yıldır çözülmeyen Kürt sorununa ilişkin İstanbul Barosunun etkili söz söylemiş olmasının yattığını düşünüyorum.” dedi.

Av. Doğan Selimoğlu ise “Kaboğlu ve yönetim kurulu üyeleri insan haklarını ve Baronun misyonunu gereğinde korumuştur. İddia konusu metni görünür anlamdan çekip başka bir anlam varmış gibi yapmadık. Her kelimesi ve anlamı ile savunduk. Burada verilecek karar yalnızca baro yönetimi için değil yargılama makamı açısından da verilecektir. Avukatların adaletin sağlanmasına tek başına gücü yetmese de sözümüzü söylemekten vazgeçmedik, vazgeçmeyeceğiz. Barolar cebir ve tehdit kavramları ile asla yan yana getirilemez.” diye konuştu.

AMICUS CURIAE MÜTALAASI MAHKEMEYE SUNULDU

Av. Damla Atalay, Fransız Barolar Birliği ve Paris Barosu’nun da aralarında bulunduğu uluslararası hukuk kurumlarının imzasını taşıyan “Amicus Curiae” mütalaasını mahkemeye sundu.

Av. Hülya Gülbahar, davanın yargı tacizi niteliğinde olduğunu, baroların susturulmasının toplumu susturmak anlamına geldiğini ifade etti.

“SONRADAN ALINAN İZİN İHLALİ ORTADAN KALDIRMAZ”

İstanbul Barosu Başkanı Av. Prof. Dr. İbrahim Ö. Kaboğlu’nun müdafileri Av. Prof. Dr. Mehmet Köksal ve Av. Turgut Kazan, soruşturmanın izin alınmadan başlatıldığını, sonradan alınan iznin hukuka aykırılığı ortadan kaldırmayacağını belirterek davanın düşmesi ya da beraat kararı verilmesi gerektiğini vurguladı.

Av. Turgut Kazan; “Savcılık ilk celse yapılan onca savunmaya karşı mütalaasında bir gerekçe sunmadıysa niye mütalaa için 5 ay beklemiştir?
İki gazetecinin ölümü üzerine Şişhane meydanında bir açıklama yapmak istenmiş gazeteciler ve 4 avukat açıklama esnasında gözaltına alınmıştır.
Baro dava konusu açıklamayı bu olay üzerine yapmış ve gözaltına alınanların serbest bırakılmasını da talep etmiştir. Şişhane’de gözaltına alınanlar yargılanmış ve olayda TMK 7/2 unsurları oluşmadığından haklarında beraat kararı verilmiştir. Peki oradan oluşmayan suç, baronun açıklamasında nasıl oluşacaktır.” dedi.

DURUŞMAYI TAKİP EDEN ULUSLARARASI HUKUK ÖRGÜTLERİ VE BAROLAR

İstanbul Barosu yönetiminin yargılandığı davayı; 83 farklı ülkenin hukukçularını temsil eden 30 baro ile 17 uluslararası hukuk birliğinin, aralarında çok sayıda baro başkanı ve üst düzey yöneticinin de bulunduğu temsilciler, duruşmanın üçüncü gününde de gözlemci olarak duruşmayı takip etti.

ÜLKE BAROLARI
Almanya Federal Barosu
Almanya Barolar Birliği
Berlin Barosu (Almanya)
Karlsruhe Barosu (Almanya)
Brüksel Barosu (Belçika)
Charleroi Barosu (Belçika)
Liége-Huy Barosu (Belçika)
Bulgaristan Yüksek Baro Konseyi
Sofya Barosu (Bulgaristan)
Haskovo Barosu (Bulgaristan)
Paris Barosu (Fransa)
Marsilya Barosu (Fransa)
Lyon Barosu (Fransa)
Bordeaux Barosu (Fransa)
Lille Barosu (Fransa)
Toulouse Barosu (Fransa)
Montpellier Barosu (Fransa)
Rennes Barosu (Fransa)
Grenoble Barosu (Fransa)
Hauts-de-Seine Barosu (Fransa)
Saine-Saint-Denis Barosu (Fransa)
Amsterdam Barosu (Hollanda)
Rotterdam Barosu (Hollanda)
İspanya Ulusal Barolar Konseyi
Cenevre Barosu (İsviçre)
Bologna Barosu (İtalya)
Brescia Barosu (İtalya)
Torino Barosu (İtalya)
Norveç Barolar Birliği
Polonya Baro Konseyi

*DURUŞMAYI İZLEYEN HUKUK BİRLİKLE VE DERNEKLER *

Berlin/Hamburg Ceza Savunma Dernekleri Organizasyon Ofisi
Almanya Cumhuriyetçi Avukatlar Derneği (RAV)
Fransa Baro Başkanları Konferansı
Fransa Ulusal Barolar Birliği (CNB)
Avukatlar İçin Avukatlar (L4L)
Sınır Tanımayan Savunma - Dayanışma içinde Avukatlar (DSF-AS)
Uluslararası Avukatlar Birliği - Hukukun Üstünlüğü Enstitüsü (UIA-IROL)
Tehlike Altındaki Avukatlar İçin Uluslararası Gözlemevi (OIAD)
Avrupalı Demokrat Avukatlar (AED/EDL)
Hollanda Sosyal Avukatlar Birliği (VSAN)
Ortak Hukuk Geleneğine Sahip Uluslararası Barolar Konferansı (CIB)
Avrupa Barolar Federasyonu (FBE)
Belçika Fransızca ve Almanca Konuşan Barolar Birliği (OBFG)
İsviçre Demokratik Hukukçular Birliği (DJS)
Avrupa Demokrasi ve Dünya İnsan Hakları İçin Avukatlar Birliği (ELDH)
Avrupa Barolar ve Hukuk Birlikleri Konseyi (CCBE)
İtalyan Ceza Avukatları Odaları Birliği Tehdit Altındaki Avukatlar Gözlemevi (UCPI)

BAROLARI TEMSİL EDİLEN ÜLKELER

Fransa, Almanya, Hollanda, İtalya, Belçika, İsviçre, Bulgaristan, İspanya, Norveç, Polonya.

*FBE TARAFINDAN TEMSİL EDİLEN ÜLKELER *

Azerbaycan, Çek Cumhuriyeti, İrlanda, Lüksemburg, Portekiz, Kosova Cumhuriyeti, Romanya, Avusturya, Ukrayna, Birleşik Krallık, Yunanistan.

CIB TARAFINDAN TEMSİL EDİLEN ÜLKELER

Ermenistan, Cezayir, Benin, Burkina Faso, Burundi, Kamerun, Orta Afrika Cumhuriyeti, Komorlar, Kongo Cumhuriyeti, Fildişi Sahili, Cibuti, Gabon, Gine-Bissau, Gine Cumhuriyeti, Mauritius, Madagaskar, Mali, Fas, Moritanya, Nijer, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Ruanda, Senegal, Çad, Togo, Tunus, Kanada, Amerika Birleşik Devletleri, Guadeloupe, Saint-Martin, Saint-Barthélémy, Haiti, Martinik, Kamboçya, Laos, Lübnan, Suriye, Vietnam.

CCBE TARAFINDAN TEMSİL EDİLEN ÜLKELER

Kıbrıs, Hırvatistan, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Macaristan, İzlanda, Letonya, Lihtenştayn, Litvanya, Malta, Slovak Cumhuriyeti, Slovenya, İsveç, Karadağ, Sırbistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Gürcistan, Kuzey Makedonya, Moldova, Andorra, San Marino.