"AVUKATLIK KANUNU’NUN YABANCI ORTAKLIKLARA İLİŞKİN DÜZENLEMELERİNİ HÜKÜMSÜZ KILAN KANUN TEKLİFİ HUKUK SİSTEMİMİZİN ÖZÜNE AYKIRIDIR"

"5 Mayıs 2026 Salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulan “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”nin 6’ncı maddesi ile 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu’na ek madde eklenmesi teklif edilmektedir. Buna göre “en az üç farklı ülkede aktif olarak faaliyet gösteren” ve bazı faaliyetleri yapmak üzere kurulan, “yıllık hasılatının %80’ini yurt dışındaki ilişkili şirketlerden veya şirketler topluluğundan elde eden” sermaye şirketleri “nitelikli hizmet merkezi” olarak anılmakta; nitelikli hizmet merkezi olarak anılan bu şirketlere gelir vergisi ve kurumlar vergisi bakımından avantajlar sağlanmaktadır. Kanun teklifinin 6. maddesinin (a) bendinde bu şirketlerin faaliyet gösterebilecekleri alanlar arasında “hukuk danışmanlığı” da sayılmıştır.

“Nitelikli hizmet merkezi” statüsündeki hukuk danışmanlığı şirketlerine yönelik bu düzenleme, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun başta savunmanın bağımsızlığı olmak üzere temel ilkelerine, kurucu felsefesine ve emredici hükümlerine aykırıdır. Kanun teklifiyle getirilmek istenen model, yargının kurucu unsuru olan avukatlık mesleğini “ticari bir meta” hâline getirmekte olup, bu durum hukuk güvenliği ilkesi ve bağımsız savunmanın özü ile telafisi imkânsız bir çatışma içerisindedir.

1136 sayılı Kanun, avukatların bir araya gelerek çalışmasını “Avukatlık Ortaklığı” (Madde 44) ile sınırlandırmış ve bu yapıyı ticari şirketlerden keskin çizgilerle ayırmıştır. Avukatların bir araya gelerek kurumsal bir yapıda (Avukatlık Ortaklığı şeklinde) çalışmaları mümkündür; ancak Kanun, bu ortaklıkların amacından sapıp birer ticari şirkete dönüşmesini engellemek için çok katı sınırlar çizmiştir. Buna göre, avukatlık ortaklığının çalışmaları sadece “meslek çalışması” kabul edilir ve ticari sayılamaz. Anılan maddenin (B) bendi ise yabancı sermayeyi teşvik mevzuatı çerçevesinde Türkiye’de faaliyet göstermek isteyen yabancı avukatlık ortaklıkları bakımından çerçeveyi net şekilde belirlemiştir. Buna göre; mütekabiliyet esasına bağlı olarak, bu kanuna ve avukatlık ortaklığı düzenlemesine uygun olarak kurulabilecek yabancı avukatlık ortaklıkları, yalnızca yabancılar hukuku ve milletlerarası hukuk konularında danışmanlık hizmeti verebilirler.

1136 sayılı Kanun uyarınca avukatlık bir “kamu hizmeti” olup, aynı Kanunu’nun 35. maddesi hukuk danışmanlığının yalnızca baroya kayıtlı avukatlar tarafından yapılabileceğini düzenler. Bu anlamda bir kamu hizmetinin sanayi sektöründe olduğu gibi “hizmet ihracatı” üzerinden yabancı sermaye şirketlerine açılması, mesleğin temel felsefesiyle çelişmekte olup hukuk sistemimizin özüne aykırıdır. Bu model, hukuk hizmetini adalet arayışından kopararak kâr odaklı bir operasyona dönüştürmekte; yargı bağımsızlığının özünü sermayenin kârlılığına kurban ederek yargının üç ayaklı yapısını da sakatlamaktadır. Ayrıca teklif, Türkiye’deki avukatlar bakımından da büyük bir haksız rekabet ve eşitsizlik tablosu yaratmaktadır.

Kanun teklifindeki ticari şirket modeli “sınırlı sorumluluk” esasına dayanarak, avukatın mesleki hatalarından dolayı kişisel malvarlığıyla sorumlu olmasının önüne bir tüzel kişilik perdesi çekmektedir. Bu durum, vatandaşın hukuk güvenliğini zedeleyen bir koruma kalkanı yaratmaktadır. Ayrıca 1136 sayılı Avukatlık Kanunu uyarınca avukatlık ortaklıklarının yurt içinde şube açması yasaktır. Bir sermaye şirketi modelinde olacağı anlaşılan yabancı hukuk danışmanlığı şirketleri için bu sınırlamanın olmaması sadece haksız rekabet yaratmamakta emeğin karşısında sermayeye destek vererek hakkın özüne dokunmaktadır.

Düzenleme teklifi, mevcut Avukatlık Kanunu’nda yabancı avukatlık ortaklıkları için öngörülen alan sınırlamasını da mütekabiliyet şartını da tümüyle ortadan kaldırır niteliktedir. Hukuk hizmetinin bir şirket stratejisine ve hissedar kârına endekslenmesi, avukatın mesleki özerkliğini yok eder. Savunmanın bağımsızlığının zedelendiği bir sistemde, yargı bağımsızlığından ve adil yargılanma hakkından söz edilemez. Bu düzenleme, yargı erkinin kurucu unsuru olan savunmayı ve hukuk devleti ilkesini zedelemektedir.

Teklif’te yer alan hukuk danışmanlığı konusu daha evvel kamuoyunda tartışılmamış ve bu konuda Türkiye Barolar Birliğinin görüşü alınmamıştır. Birliğimiz Teklif’ten ancak Meclis Başkanlığına sunulduğu gün itibarıyla ve TBMM sitesi aracılığıyla haberdar olmuş; aynı gün yetkili kişi ve makamlar nezdinde girişimlerde bulunulmuştur. Avukatlık Kanunu’nun temel yaklaşımının, felsefesinin, ilkelerinin göz ardı edilmesini kabul etmiyor, hukuk devletinin temelini ilgilendiren bu konuda “hukuk danışmanlığı” ifadesinin düzenlemeden çıkarılmasının Meclisin ilgili komisyonu bakımından tarihi önemde olduğunu hatırlatıyoruz."

Türkiye Barolar Birliği