Şanlıurfa Barosu mensubu Avukat Hasan Kılıç, bir hasar danışmanlık şirketine aldırdığı ceza kararını paylaştı.
Karar hakkında konuşan Avukat Hasan Kılıç "Geçirdiğim trafik kazasını duyan trafik kazası çeteleri, dosyayı kendilerine vermem için beni sürekli arıyorlardı. Telefon numaramı hukuka aykırı olarak ele geçirdikleri için suç duyurusunda bulunmuştum. Mahkeme, sanığı TCK 136/1’den 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırdı." ifadelerini kullandı.
İlgili karar şöyle;
VİRANŞEHİR
4. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ
-HAGB-
DOSYA NO : 2025/297 Esas
KARAR NO : 2026/141
[C.SAVCILIĞI ESAS NO] : 2025/1484
GEREKÇELİ KARAR
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
SUÇ : Kişisel Verileri, Hukuka Aykırı Olarak Ele Geçirmek veya Yaymak
SUÇ TARİHİ : 10/09/2024
SUÇ YERİ : VİRANŞEHİR
KARAR TARİHİ : 06/02/2026
Yukarıda açık kimliği yazılı sanık hakkında mahkememizde yapılan duruşma sonunda:
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
İDDİA: "Yukarıda açık kimlik bilgileri yazılı müşteki Hasan KILIÇ'ın Cumhuriyet Başsavcılığımıza vermiş olduğu şikayet dilekçesinde ve alınan beyanında özetle, geçirmiş olduğu trafik kazası sonrasında kullanmış olduğu GSM hattını tanımadığı bir şahsın XXXX GSM numaralı hattan aradığını, trafik kazası nedeniyle vekaletname istediğini, araçta değer kaybı başvurusunda bulunabileceklerini söylediğini, kendisine ait bilgileri ulaşan bu şahıstan davacı ve şikayetçi olduğunu beyan ettiği, müştekiyi arayan GSM hattının yukarıda açık kimlik bilgileri yazılı şüpheli XXXX isimli şahıs adına kayıtlı olduğunun tespit edildiği, şüphelinin olayla ilgili olarak alınan savunmasında özetle XXXX çağrı merkezi isimli işletmenin sahibi olduğunu, iş yerinde genel itibariyle avukatlara ve şirketlere danışmanlık hizmetinin verildiğini, soruşturmaya konu XXXX GSM numaralı hattın şirketinin fiili olarak kullandığını, anlaşmalı olduğu servisler ve şirketler üzerinden kendisine ait şirkete kaza evraklarının geldiğini, bunun üzerine kazanın muhataplarının hukuk bürosu adına kendileri tarafından aranarak hukuki danışmanlık teklifinde bulunduklarını, suç işlemediğini, üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini beyan ettiği olayda, müşteki iddiası ve şüphelinin ikrara dayalı savunması birlikte nazara alındığında şüphelinin aralarında hukuki zemin olmadan müştekiye ait kişisel veri niteliğinde olan cep telefonu numarasını sigorta şirketlerinden temin ederek müştekiyi aramak suretiyle üzerine atılı kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek suçunu işlediğine dair şüpheli hakkında kamu davası açmayı gerektirecek nitelikte delil elde edildiği anlaşılmakla Şüphelinin yargılamasının mahkemenizde yapılarak, atılı suçtan eylemine uyan ve yukarıda gösterilen sevk maddeleri gereğince CEZALANDIRILMASINA, Şüpheli hakkında hürriyeti bağlayıcı ceza mahkumiyeti tayin olduğunda, hakkında TCK nun 53 maddesindeki belli hakları kullanmaktan YOKSUN BIRAKILMASINA, Karar verilmesi, kamu adına talep ve iddia olunur. " şeklinde mütalaada bulunmuştur.
SANIK XXXX SAVUNMASINDA: "Yukarıda bildirmiş olduğum adresim ikamet ve tebligat adresimdir, bundan sonraki tebligatlarında bu adrese yapılmasını talep ederim. İddianamede üzerime atılı suçlamayı anladım. Ben bu konuda daha önce soruşturma aşamasında ayrıntılı olarak savunmada bulunmuştum, aynen tekrar ederim. Bizim çağrı merkezi sekreter hizmeti veren bir şirketimiz mevcuttur. Şahıs şirketidir. Faaliyet bilgilerini asıl mahkemesine göndereceğim. Bizim kendi müvekkillerimizin araç mahrumiyetleri ile ilgi yapmış olduğumuz çalışmalarda eğer kaza tespit tutanaklarında veya karşı tarafın sigorta poliçelerinde eksiklikler tespit edersek zorunlu olarak kazaya karışan karşı taraf ile bu eksiklikleri gidermek adına görüşme yapmak durumunda oluyoruz. Müşteki ile yapılan görüşme 19-20 saniyelik bir görüşmedir. Konuşma içeriğini hatırlamıyorum ancak muhtemelen tespit ettiğimiz bir eksiklik ile ilgili aranmıştır. Zaten aramaları da şirkette çalışanlar yapmaktadır. Biz karşı tarafın bilgilerini bize gelen fiziki evraklardan temin ederek arama yapıyoruz. Herhangi bir şekilde sigorta şirketlerinden telefon numarası alma gibi bir durumumuz söz konusu değildir. Ayrıntılı savunmalarımı asıl mahkemesine avukatım aracılığı ile göndereceğim Atılı suçlamayı kabul etmiyorum, beraatime karar verilsin, her şeye rağmen mahkeme aksi kanaatte ise yasalardaki lehime olan hükümler uygulansın, katılma hususunda takdir mahkemenindir." şeklinde beyanda bulunmuştur.
MÜŞTEKİ HASAN KILIÇ İFADESİNDE: "Ben şikayet dilekçemi tekrar ederim. Olay tarihinde kaza yapmam üzerine telefon numaramı hiçbir şekilde paylaşmama rağmen telefonum arandı. Kişisel verilerek hukuka aykırı bir şekilde ele geçirilmiştir. Ne şekilde ele geçirildiğini bilmiyorum." şeklinde beyanda bulunmuştur.
İDDİA MAKAMI ESAS HAKKINDAKİ MÜTALAASINDA: "Sanık ile katılan arasında trafik kazasının gerçekleştiği, sanığın , katılan ile aralarında hukuki zemin olmadan katılana ait kişisel veri niteliğinde olan cep telefonu numarasını sigorta şirketlerinden temin ederek katılanı aramak suretiyle üzerine atılı kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek suçunu işlediği anlaşılmakla; sanık XXXX hakkında TCK'nun 136/1 maddesi gereğince CEZALANDIRILMASINA,sanık hakkında hürriyeti
bağlayıcı ceza mahkumiyeti tayin olduğunda, hakkında TCK nun 53 maddesindeki BELLİ HAKLARI KULLANMAKTAN YOKSUN BIRAKILMASINA, karar verilmesi kamu adına talep ve mütalaa olunur." şeklinde mütalaada bulunmuştur.
DELİLLER: Müşteki ifadesi, şüpheli savunması, adli sicil kaydı ile tüm soruşturma evrakı kapsamı.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Katılan Hasan KILIÇ'ın; maddi hasarlı trafik kazası geçirdiği, geçirmiş olduğu trafik kazası sonrasında kullanmış olduğu GSM hattının sanığa ait XXXX GSM numaralı hattan aradığı, yapmış olduğu trafik kazasından bahisle trafik kazası nedeniyle vekaletname istenildiği, araçta değer kaybı başvurusunda bulunabileceklerinin söylendiği anlaşılmıştır.
Katılan beyanlarından özetle; XXX hukuk bürosundan aranarak , geçirmiş olduğu trafik kazasından bahsedildiğini, ardından değer kaybı için vekaletname istediğini beyan etmiştir. Sanık kovuşturma aşamasında alınan beyanlarında; kendi müvekkilerinin sigorta poliçelerinde eksiklik olması nedeniyle arama yapılmış olabileceğini, sigorta şirketlerinden telefon numarası almadıklarını beyan etmiştir.
Soruşturma aşamasında alınan beyanlarında ise; Çağrı merkezi işlettiğini, anlaşmalı oldukları şirketlerin ve hukuk bürolarından evraklar geldiğini, müştekinin kazanın taraflarından olabileceğini, müştekinin beyanında geçen av XXX'in ortak olarak çalıştığını beyan etmiştir.
Sanık her ne kadar suçlamaları kabul etmemişise de hayatın olağan akışı içerisinde katılanın sanığın birlikte çalıştığını beyan ettiği avukatın ismini bilemeyeceği, olayın sıcağı sıcağına alınan ilk beyanında sanığın anlaşmları olan şirketler olduğunu ve kazanın muhataplarını hukuk bürosu adına aradıklarına dair kısmı ikrar içeren beyanları nazara alındığında sanığın kovuşturma aşamasında alınan beyanlarının suçtan kurtulmaya yönelik ve itibar edilebilir nitelikte olmadığı kanaatine varılmıştır.
Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2019/12-258 esas sayılı ilamından anlaşılacağı üzere; ''TCK'nın 136. maddesinde düzenlenen suç ile korunan hukuki yarar, genel olarak kişilerin özel hayatı ve hayatın gizli alanı, özelde ise kişisel verilerdir. Bu düzenlemeler ile tüm kişisel veriler koruma altına alındığından kişisel verilerin mutlaka gizli olması zorunlu değildir. Gizli olmayan ve herkes tarafından bilinen kişisel veriler de hukuka aykırı eylemlere karşı korunmalıdır. Zira kişisel verilerin korunmasına ilişkin suçlarda korunan hukuki değer sır olmayıp, verinin ilgilisi olan kişinin kişilik haklarıdır.
TCK'nın 136. maddesindeki verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçu, seçimlik hareketli bir suç olarak düzenlenmiştir. Hukuka aykırı olarak kişisel verilerin başkasına verilmesi, kişisel verilerin yayılması ve kişisel verilerin ele geçirilmesi şeklindeki seçimlik hareketlerin birinin gerçekleştirilmesiyle suç işlenmiş olacaktır.
28.01.1981 tarihli ve 108 No.lu Kişisel Nitelikteki Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Şahısların Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme'nin 2/a maddesinde ise; "Kişisel nitelikteki veriler; kimliği belirtilen veya belirtilebilen gerçek kişiyle ilgili tüm bilgileri ifade eder." denilmiş, 1995 tarihinde yürürlüğe giren Avrupa Topluluğu Veri Koruma Yönergesi'nin 2. maddesinde de kişisel veri; "Doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak bir gerçek kişi ile ilintili olabilecek ve onu belirlenebilir kılacak her türlü bilgi." olarak belirtilmiştir. Bugün dünya çapında kişisel verilerin korunması alanındaki yasal düzenlemelerin birçoğuna temel oluşturan bir diğer hukuki belge ise 24.10.1995 tarihli ve 95/46/EC sayılı "Kişisel Verilerin İşlenmesi ve Bu Tür Verilerin Serbest Dolaşımına Dair Bireylerin Korunması Hakkındaki Avrupa Birliği Konseyi ve Avrupa Parlementosu Direktifi"dir.
Direktifin amacı 1. maddesinde, kişisel verilerin işlenmesine dair başta kişisel mahremiyet hakkı olmak üzere gerçek kişilerin temel haklarını ve özgürlüklerini korumak olarak açıklanmıştır. Direktif’te yer alantemel prensipler; meşruluk, açık ve belirli amaçlarla işlenmesi ilkesi, şeffaflık, orantılılık, güvenlik, bağımsız bir kurum tarafından kontrol edilme, verilerin özgür dolaşımı ilkeleridir. Bu Direktif’te ise kişisel veri, "...belirlenmiş veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin herhangi bir bilgi..."; belirlenebilir kişi ise, "...fizyolojik, zihinsel, ekonomik, kültürel veya sosyal kimliğine özel bir veya daha fazla faktöre veya bir kimlik numarasına atıf başta olmak üzere doğrudan veya dolaylı olarak belirlenebilen bir kişi..." olarak tanımlanmıştır. 95/46/EC sayılı Direktif’in Türkiye açısından esas önemi ise 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun hazırlanmasında büyük ölçüde örnek alınmış olmasıdır.
Kişisel verilerin korunmasında ülkemiz için temel kanun olan ve suç tarihinde sonra 07.04.2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun "Tanımlar" başlıklı 3. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde "Kişisel veri: Kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi...ifade eder." şeklinde tanım yapılmış, maddenin gerekçesinde ise; "Kişisel veri, kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi ifade etmektedir. Bu bağlamda sadece bireyin adı, soyadı, doğum tarihi ve doğum yeri gibi onun kesin teşhisini sağlayan bilgiler değil, aynı zamanda kişinin fiziki, ailevi, ekonomik, sosyal ve sair özelliklerine ilişkin bilgiler de kişisel veridir. Bir kişinin belirli veya belirlenebilir olması, mevcut verilerin herhangi bir şekilde bir gerçek kişiyle ilişkilendirilmesi suretiyle, o kişinin tanımlanabilir hale getirilmesini ifade eder. Yani verilerin; kişinin fiziksel, ekonomik, kültürel, sosyal veya psikolojik kimliğini ifade eden somut bir içerik taşıması veya kimlik, vergi, sigorta numarası gibi herhangi bir kayıtla ilişkilendirilmesi sonucunda kişinin belirlenmesini sağlayan tüm hâlleri kapsar. İsim, telefon numarası, motorlu taşıt plakası, sosyal güvenlik numarası, pasaport numarası, özgeçmiş, resim, görüntü ve ses kayıtları, parmak izleri, genetik bilgiler gibi veriler dolaylı da olsa kişiyi belirlenebilir kılabilme özellikleri nedeniyle kişisel verilerdir." açıklamasına yer verilmiştir.
Kişilerin, sadece insan olması ve toplumdaki yeri; kişinin adı, adresi, kimlik bilgileri, medeni durumu gibi bazı değerleri kişisel veri hâline getirmektedir. Bunun yanında teknolojik gelişmeler nedeniyle gittikçe karmaşıklaşan toplum hayatındaki vatandaşlık numarası, banka hesap numarası, telefon numarası, elektronik posta adresi ve şifresi gibi birtakım bilgiler de kişisel veri hâline gelmiştir.
Dolayısıyla farklı gruplandırmalar bulunmakla birlikte kişisel verilerin iki başlık altında toplanması mümkündür. Birinci grupta; insanın varoluşundan kaynaklanan kişiliğine ait bilgiler, ikinci grupta ise; teknolojinin gelişmesiyle insanın modern toplumda yer alması nedeniyle kendisine verilen ya da çeşitli hizmetlere ulaşmasında kullanılan bilgiler yer almaktadır. Ancak her iki grupta yer alan bilgilerin de kişisel veri olarak hukuk düzenindeki değeri ve korunmaları açısından bir fark bulunmamaktadır.''
Bu açıklamalar ışığında tüm dosya kapsamı bir kül halinde değerlendirildiğinde; Sanığın olayın sıcağı sıcağına alınan ilk beyanındaki kısmı ikrarı, ve bu beyanla uyumlu değişmeyen katılan anlatımları nazara alındığında; Katılan Hasan KILIÇ'ın; maddi hasarlı trafik kazası geçirdiği, geçirmiş olduğu trafik kazası sonrasında kullanmış olduğu GSM hattının sanığa ait XXXX GSM numaralı hattan aranması, yapmış olduğu trafik kazasından bahisle trafik kazası nedeniyle vekaletname istenilmesi, araçta değer kaybı başvurusunda bulunabileceklerinin söylenmesi şeklinde gerçekleşen eylemde katılanın kişisel bilgilerinin ele geçirilerek söz konusu aramanın yapılmış olduğunun anlaşıldığından; katılanın özel verisi niteliğindeki cep telefonu, trafik kazası bilgileri, kimlik bilgileri ve ismine ne şekilde ulaşıldığına dair açıklamada bulunulamaması ve olayın sıcağı sıcağına alınan ilk beyanında anlaşmalı olduğu sigorta şirketlerinden ve hukuk bürolarından gönderilen evraklardan ulaşıldığına dair ikrarı gözetildiğine sanığın üzerine atılı Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Ele Geçirme Veya Yayma suçunu işlediği sabit olduğundan eylemine uyan TCK'nın 136/1 maddesi uyarınca cezalandırılmasına; şartları oluştuğu anlaşılmakla hükmün açıklanmasının geriye bırakılmasına dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM/Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere:
1-) Sanık XXXX'IN üzerine atılı Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Ele Geçirme Veya Yayma suçunu işlediği sabit olduğundan eylemine uyan TCK'nın 44, 136/1 maddesi uyarınca aynı kanunun 61. maddesi de göz önünde tutularak suçun işleniş biçimi, işlendiği zaman ve yer, suçun konusunun önem ve değeri, failin güttüğü amaç ve saik, kastının yoğunluğu karşısında takdiren 2 YIL HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
Cezanın sanığın geleceği üzerindeki olası etkileri, geçmişi lehine takdiri indirim nedeni kabul edilerek cezasından TCK 62/1 maddesi uyarınca takdiren 1/6 oranında indirim yapılarak 1 YIL 8 AY HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
Sanık hakkında kanunen ve takdiren başkaca artırım ve / veya indirim hükümlerinin uygulanmasına YER OLMADIĞINA,
24/11/2015 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 08/10/2015 tarih, 2014/140-2015/85 E.K sayılı kararı ve 15/04/2020 tarihinde yürürlüğe giren 7242 Sayılı Kanun'un 10.maddesi ile yapılan değişiklik belirtilerek sanığın kasten işlemiş olduğu suçtan almış olduğu mahkumiyetin sonucu olarak sanık hakkında 5237 Sayılı TCK'nın 53/1-2-3 maddelerinin TATBİKİNE,
Sanığın hukuki durumunun 5271 sayılı CMK.nın 231. madde hükmü karşısında değerlendirilmesinde, ceza yargılaması anlamında basit bir araştırma ile tespit edilebilecek nitelikte maddi zararın bulunmadığı, sanığın sabıkasının, engel kaydının olmadığı, sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına rıza göstermiş sayıldığı, verilen cezanın nevi ve miktarı karşısında şartların sağlanmış olduğu anlaşılmakla, dosya kapsamında kişilik özellikleri göz önünde tutulduğunda yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaatine varılmakla, konuya ilişkin şartlar somut olayda gerçekleştiğinden 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231 inci maddesinin beşinci, altıncı ve ondördüncü fıkraları gereğince sanık hakkında kurulan HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASINA,
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231 inci maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca sanığın takdiren BEŞ YIL SÜREYLE DENETİM SÜRESİNE TABİ TUTULMASINA,
Sanığın sosyal durumu, kişisel özellikleri karşısında denetim süresinin herhangi bir yükümlülük yüklenmeden GEÇİRİLMESİNE,
Sanığın denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlememesi ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranması halinde 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231 inci maddesinin onuncu fıkrasına göre; açıklanması geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılmasına ve davanın DÜŞÜRÜLMESİNE,
Sanığın denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi nedeniyle mahkum olması veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması hâlinde, açıklanması geri bırakılan hükmün mahkemece AÇIKLANACAĞININ, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231 inci maddesinin onbirinci fıkrası gereğince sanığa İHTARINA,
5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231 inci maddesinin onüçüncü fıkrasına göre; ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi hâlinde ve bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilmek üzere kararın bunlara mahsus bir sisteme KAYDEDİLMESİNE,
Sanık hakkında verilen cezanın 5271 sayılı CMK.nın 231/7. maddesi uyarınca yasal engel olması nedeniyle ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevirilmesine YER OLMADIĞINA,
2-) 5320 sayılı Kanunun 16/1 maddesi gereğince sanık hakkında verilen karar kesinleştiğinde bir örneğinin soruşturmada görev alan kolluk birimine gönderilmesine,
3-) Sanığın sarfına neden olduğu ve dökümü aşağıda gösterilen tebligat gideri 255,00 TL, Posta gideri 15,50 TL olmak üzere toplam 270,50 TL yargılama giderinin sanıktan alınarak hazineye gelir kaydına
4-) Katılan kendisini özel vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT göre 45.000 TL vekalet ücretinin sanıktan alınarak katılana verilmesine Dair Katılanın yüzüne karşı, diğer tarafların yokluğunda Cumhuriyet Savcısı'nın huzurunda, gerekçeli kararın tebliğ edildiği tarihinden itibaren iki hafta içinde mahkememize veya mahkememize gönderilmek üzere başka yer Asliye Ceza Mahkemelerine verilecek dilekçe veya zabıt katibine beyanda bulunarak tutanak tutulmasını sağlamak ve hakime onaylatmak, cezaevinde bulunanların bulunduğu ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürlüğü aracılığıyla mahkememize gönderilmek üzere verilecek dilekçe veya tutanağa geçirilmek üzere cezaevi katibine beyanda bulunmak suretiyle GAZİANTEP Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İSTİNAF yasa yolu açık olmak üzere, mütalaaya uygun verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.06/02/2026





