Bu yazımızda, konut ve çatılı işyeri kiralarında gereksinim nedeniyle tahliye konusunu ele alacağız. 6098 s. TBK md. 350/f.1, b.1 (b. 2 ile hüküm altına alınan yeniden inşa ve imar bu yazımızda ele alınmayacaktır) ile 351 ile hüküm altına alınan gereksinim nedeniyle tahliye, kiraya verenin gereksinimi ve yeni malikin gereksinimi şeklinde ikiye ayrılmaktadır. Öncelikle, kiraya verenin kendisi, eşi, altsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler bakımından söz konusu olabilecek konut ya da işyeri ihtiyacını ele alacağız.

Kiraya verenin ve yakınlarının gereksinimi nedeniyle tahliye davası:

Kiraya verenin ve Kanunda bahsi geçen yakınlarının konut ve çatılı işyeri ihtiyacı doğması durumunda açılabilecek tahliye davasının şartları md. 350’de belirtilmiştir. TBK md. 350 aşağıdaki hükümleri ihtiva etmektedir:

“II. Dava yoluyla

1. Kiraya verenden kaynaklanan sebeplerle

a. Gereksinim, yeniden inşa ve imar

MADDE 350- Kiraya veren, kira sözleşmesini;

1. Kiralananı kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut ya da işyeri gereksinimi sebebiyle kullanma zorunluluğu varsa,

2. Kiralananın yeniden inşası veya imarı amacıyla esaslı onarımı, genişletilmesi ya da değiştirilmesi gerekli ve bu işler sırasında kiralananın kullanımı imkânsız ise,

belirli süreli sözleşmelerde sürenin sonunda, belirsiz süreli sözleşmelerde kiraya ilişkin genel hükümlere göre fesih dönemine ve fesih bildirimi için öngörülen sürelere uyularak belirlenecek tarihten başlayarak bir ay içinde açacağı dava ile sona erdirebilir.”

Kanun maddesi irdelendiğinde kiraya verenin açabileceği tahliye davası için üç şartın öngörüldüğü açıktır. Bu şartlar şu şekildedir:

1-) Kiraya verenin kiralananı kendisi, eşi, altsoyu  (çocuk, torun vd.), üstsoyu (anne, baba vd.) veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu kişiler için konut ya da işyeri gereksinimi sebebiyle kullanma zorunluluğu bulunmalıdır.

Şöyle ki; Kanunda bahsi geçen bu kişilerin konut ya da işyeri gereksinimi bulunması, bu davanın ikamesi için ilk şartı oluşturmaktadır. Burada yapılan sayım, sınırlı bir sayım olduğundan bahsi geçenler dışındaki kişilerin ihtiyacı için bu davanın ikamesi mümkün olmayacaktır.

Ayrıca, davada taraf ehliyeti yönünden ise yargı kararlarının ve doktrinin irdelenmesi gerektiğini belirtelim. Şu anda konu hakkında kısaca bir kaç hususa değinip diğer şartları aktarmakla yetineceğiz. Öncelikle, Kanunun lafzından da anlaşıldığı üzere bu davanın kural olarak “kiraya veren” tarafından ikame edilmesi gerekmektedir. Ancak, kiraya verenin vasfına ilişkin Kanunda bir sınırlama getirilmemiş olup kiraya verenin malik olması aranmamaktadır. Eren bu konuyu şu şekilde aktarmıştır: “Kiraya veren, intifa veya oturma hakkı sahibi olabileceği gibi, kuru mülkiyet ya da alt kiraya veren kiracı da olabilir. Dolayısıyla bu gibi malik olmayan bir kiraya veren de gereksinim nedeniyle tahliye davası açabilir (2018, s. 417).”

Bunun yanı sıra, Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 2014/13824 E., 2015/1000 K. ve 29.01.2015 T. kararında kiraya veren olmayan malikin de dava açabileceğine değinilmiştir:

“Kimlerin ihtiyacı için tahliye davası açılabileceği TBK.’nun 350. maddesinde sınırlı olarak sayılmıştır. Sözü edilen madde hükmüne göre kiraya veren veya kiraya veren durumunda olmayan malik ancak kendisinin, eşinin alt soyu ve üst soyunun veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişilerin konut (veya işyeri) ihtiyacı için dava açabilir.

Konuyla ilgili diğer bir Yargıtay kararı da aşağıdaki gibidir:

“6098 Sayılı TBK.’nun 350/1. maddesi uyarınca ihtiyaç iddiasına dayalı olarak açılacak davalarda dava hakkı kural olarak kiraya verene aittir. Ancak kiraya veren durumunda olmayan malikin de bu davaları açabileceği içtihaden kabul edilmiştir. (Yargıtay 6.H.D., 2015/5741 E., 2015/7678 K. ve 30.09.2015 T.)

İhtiyaç nedeniyle tahliye davası bakımından kiraya veren gerçek kişi olabileceği gibi kiraya verenin tüzel kişi olmasında da bir beis bulunmamaktadır. Böyle bir durumda, “tüzel kişi, konut gereksinimi dışında yalnız kendi işyeri ihtiyacı için tahliye talebinde bulunabilir. Tüzel kişi, yönetici veya personeli için böyle bir talepte bulunamaz. (Eren, 2018, s. 415)”

Diğer bir husus olarak, gerçek kişinin şirket ihtiyacı nedeniyle dava ikame edemeyeceğini de belirtelim. Konuya ilişkin Yargıtay içtihatlarında da birlik sağlanmış olup kararlardan bir kaçını aşağıda aktaracağız:

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 2015/5624 E., 2015/7927 K. ve 05.10.2015 T. kararı aşağıdaki gibidir:

“TBK’nun 350.madde kapsamına göre; bir kişi kendisi eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişilerin ihtiyacını gerekçe göstererek tahliye isteyebilir. Gerçek kişilerin kendi mülklerini şirket ihtiyacı nedeniyle tahliye ettirebilmeleri mümkün değildir. Tüzel kişiler ancak kendilerine ait kiralananı kendi ihtiyaçları için tahliye ettirebilirler.

Olayımızda davacı vekili dilekçesinde açıkça müvekkilinin sahibi bulunduğu şirkete gelen malların şirket içindeki iş hacmi nedeniyle işyeri yetersiz kaldığından, iş bu dükkanın müvekkilinin ortağı olduğu işyerinin depo ihtiyacı için kullanılacağını bildirmiştir. Bu durumda ihtiyaçlının gerçekte davacı A.. M..’ın ortağı ve şirket yetkilisi olduğu P.Tarım Ltd. Şti. olduğu, bu şirketin depo ihtiyacı için dava açıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda tahliye sebebi olarak gösterilen ihtiyacın, gerçekte davacıya ait olmayıp, davacının ortağı olduğu şirkete ait olduğu belirlendiğinden ve gerçek kişinin şirket ihtiyacı nedeniyle dava açması mümkün olmadığından davanın reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru değildir.”

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2017/4717 E., 2017/13324 K. ve 04.10.2017 T. kararında da belirtildiği üzere;

“Davacının ortağı olduğu .....müessesinin ticari alanını genişletmek ve bu doğrultuda ikinci şube açmak için kiralananın tahliyesini istediğini bildirmesi karşısında, taşınmazın davacıya ait şirket ihtiyacı nedeniyle tahliyesinin istendiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu husus mahkemenin de kabulündedir. TBK. 350/1.maddesi kiralananı iktisap eden kimsenin, kendisi, eşi, alt soyu, üst soyu veya Kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut ya da işyeri gereksinimi sebebiyle tahliye isteyebileceği hükmünü içermektedir. Kanun hükmüne ve Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre şirketin ihtiyacı nedeniyle gerçek kişi ihtiyaç nedeniyle tahliye isteminde bulunamaz. Davacı gerçek kişi, ortağı olduğu ..... müessesinin ihtiyacına dayanarak tahliye talep ettiğine göre mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın kabulüne ve davalının kiralanandan tahliyesine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

2-)  Gereksinim, gerçek, samimi, zorunlu ve sürekli olmalıdır. İhtiyacın samimi ve gerçek olup olmadığını her somut olaya göre takdir etmek gerekmektedir. Bu konuda ayrıca yargı kararlarından da yararlanılması elzemdir. Benzer kararlarda verilen hükümlerin, somut olaya benzerliği ve yakınlığı değerlendirilerek ihtiyacın oluşup oluşmadığı noktasında fikir sahibi olunabilir.

İhtiyaç (gereksinim) nedeniyle açılacak tahliye davasında, kiraya verenin, bu ihtiyacının gerçek, zorunlu ve samimi olduğunu ve ayrıca geçici olmadığını ispatlaması gerekecektir. Buna ek olarak, Yargıtay kararlarında da belirtildiği üzere ihtiyacın dava ikamesi sırasında bulunması ve dava sonuna kadar da devam etmesi aranmaktadır.

İhtiyacın gerçek, zorunlu ve samimi olup olmadığını değerlendirecek olan, hâkimdir. Yargıç kiraya verenin iddialarını dosya münderacatı kapsamında değerlendirerek bir karara varacaktır. Ancak, kiraya verenin, sadece ve sadece kira parasını artırmak saikiyle hareket ederek tahliye talep etmesi durumunda gereksinimin oluşmadığı yönünde karar verilmesi gerektiği tartışmasızdır. Kılıçoğlu’na göre de, “oturabildiği konutu, mesleğini icra edebileceği işyeri bulunduğu halde, kiracının tahliyesi talep edildiğinde, amacının süre sonunda artışla tatmin olunmayan daha yüksek bir kira elde etmek olduğu anlaşıldığında sona erme iddiası ve tahliye sebebi haklı görülmeyecektir. (2019, s. 297)”

Gereksinimin varlığı, samimiliği ve devamlılığı konusunda bazı yargı kararlarından bahsederek konuyla ilgili somut örnekler sunalım:

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2018/1050 E., 2018/2136 K. ve 07.03.2018 T. kararında ihtiyaçlının kirada oturması konut ihtiyacının varlığı açısından yeterli bulunmuş olup kararın bir kısmı aşağıda aktarılmıştır:

Davacı ...’in kirada oturmakta olduğu hususu dosya kapsamı ile sabittir. Konut ihtiyacına dayalı davalarda ihtiyaçlının kirada oturması ihtiyacın varlığı açısından yeterlidir. Kaldı ki; davacının taşınmaza ihtiyacının olduğu tanık beyanları ile de doğrulanmıştır. Bu durumda ihtiyacın gerçek, samimi ve zorunlu olduğunun kabulü ile davalının tahliyesine karar vermek gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.”

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 2013/14490 E., 2013/14951 K. ve 06.11.2013 T. kararında ihtiyaçlının kirada oturmasının yeterli olduğundan ve kiraya verenin tahliye tehdidi altında olmasının aranmadığından bahisle gerçek ve samimi bir ihtiyacın oluştuğundan bahsedilmiştir:

“İhtiyaç iddiasına dayalı davalarda tahliyeye karar verilebilmesi için ihtiyacın gerçek, samimi ve zorunlu olduğunun kanıtlanması gerekir. Devamlılık arzetmeyen geçici ihtiyaç tahliye nedeni yapılamayacağı gibi henüz doğmamış veya gerçekleşmesi uzun bir süreye bağlı olan ihtiyaç da tahliye sebebi olarak kabul edilemez. Davanın açıldığı tarihte ihtiyaç sebebinin varlığı yeterli olmayıp, bu ihtiyacın yargılama sırasında da devam etmesi gerekir. … konut ihtiyacına dayalı davalarda ihtiyaçlının kirada oturması ihtiyacın varlığı açısından yeterli olup, ayrıca tahliye tehdidi altında bulunması gerekmemektedir. Davacının kirada oturduğu konusunda uyuşmazlık bulunmadığına göre ihtiyacın gerçek, samimi ve zorunlu olduğunun kabulü ile davalının tahliyesine karar vermek gerekirken …”

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2018/7751 E., 2019/493 K. ve 23.01.2019 T. diğer bir kararda da bu husus şu şekilde ifade edilmiştir:

“Dava, davacının oğlunun konut ihtiyacının doğmasına dayanmakta olup, ihtiyaçlının kirada oturduğuna ilişkin akit dosya arasında bulunmaktadır. Konut nedenine dayalı tahliye davalarında kirada oturan ihtiyaçlının kirada oturması ihtiyacın varlığının başlıca kanıtıdır. Dinlenilen davacı tanıklarının da ihtiyaç iddiasını doğruladıkları anlaşılmaktadır. Bu durumda ihtiyacın samimi, gerçek ve zorunlu olduğunun kabulü icab eder.”

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 2013/12642 E., 2013/15204 K. ve 12.11.2013 T. kararında işyeri ihtiyacı olan ve kirada bulunan ihtiyaçlının durumu aşağıdaki gibi değerlendirilmiştir:

İhtiyaçlının (davacının) kirada olması halinde ihtiyacın varlığının kabulü için ihtiyaçlının ya tahliye tehdidi altında bulunması veya kiralananın yapılacak iş için daha üstün nitelikte olması, en azından halen iş yapılan yerle eşdeğer nitelikte bulunması gerekir. Bu iki halden birisinin varlığı ihtiyacın kabulü için yeterlidir. Davacı dava konusu yerin ihtiyaca konu iş bakımından daha üstün nitelikte olduğunu öne sürmüştür. Mahkemece uzman bilirkişi aracılığıyla keşif yapılarak kıyaslama suretiyle bu husus tespit edilmeden davacının ikamet ettiği yer ile halen faaliyette bulunduğu işyeri arasındaki mesafenin katlanılamaz uzaklıkta olmadığından bahisle davanın reddine karar verilmesi hatalı olmuştur.”

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2017/9251 E., 2018/2813 K. ve 21.03.2018 T. bir kararında da ihtiyaç iddiasında bulunulan taşınmazın satışı aşağıdaki gibi değerlendirilmiştir:

“İhtiyaç nedeniyle tahliyeye karar verilebilmesi için ihtiyaç iddiasının hüküm kesinleşinceye kadar devam etmesi gerekir. Dava konusu, kiralanana ait son tapu kayıt örneğinden taşınmazın satıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda davacının ihtiyaç iddiasının gerçek, samimi ve zorunlu olduğundan söz edilemeyeceğinden …”

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2017/8780 E., 2018/1853 K. ve 28.02.2018 T. kararında ise sağlık sorunlarının gereksinim oluşturup oluşturmayacağı şu şekilde değerlendirilmiştir:

“Davacı 04.12.2015 tarihinde açmış olduğu dava ile; emekli olduğunu, eşinin sağlık sorunları nedeniyle ...’da tedavi görmek istediklerini ayrıca ...’da dava konusu yer ile aynı sitede oturan oğluna yakın olmak istediğini belirtmiş, davacı tanıkları da davacının konut ihtiyacını doğrulamıştır … Ayrıca davacının eşinin sağlık problemleri olduğu ve kanser teşhisi ile ...’da ameliyat olduğu dosya içerisindeki belgelerden anlaşılmakta olup, davacının maddi ve manevi desteğinden faydalanmak istediği oğluna yakın oturmak istemesi de ihtiyacın varlığına karine teşkil etmektedir. Bu durumda dosya kapsamındaki tüm delillerden ihtiyacın samimi olduğu anlaşılmakta olup, davanın kabulü ile kiralananın tahliyesine karar verilmesi gerekirken …”

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 2015/424 E., 2015/1619 K. ve 19.02.2015 T. kararında davacının yaşlılık durumu ile birlikte tahliyesi istenen konutun üstün özellikleri birlikte değerlendirilerek şu şekilde hüküm kurulmuştur:

“Bu durumda dava konusu yerin davacının oturduğu konuta nazaran daha üstün nitelikte olduğu, davacı ve eşinin yaşlı kişilikleri ve kiralananın bulunduğu binada kızı ve torunlarının oturduğu dikkate alınarak ihtiyacın gerçek, samimi ve zorunlu olduğunun kabulü ile davalının tahliyesine karar vermek gerekirken …”

Bu hususlara ek olarak, sağlık durumu, öğrenim, evlilik, memuriyet veyahut işyeri ihtiyacı ile ilgili durumların da somut olaya göre değerlendirilmesi gerektiğini ve samimi ve gerçek bir gereksinim oluşturabileceğini belirtmek isteriz.

3-) Tahliye davası, belirli süreli sözleşmelerde sözleşme süresinin sonundan itibaren bir ay içerisinde açılmalıdır. Belirsiz süreli sözleşmelerde ise fesih dönemine ve fesih bildirimi için öngörülen sürelere uyularak belirlenecek tarihten başlayarak bir ay içinde davanın açılması gerekmektedir.

Bu şartların tamamını sağlayarak ve süresinde ikame edilecek dava ile (bkz. diğer bir durum: TBK md. 353) mecurun tahliyesi mümkün hale gelebilecektir. Davanın taşınmazın bulunduğu yer Sulh Hukuk Mahkemesi’nde ikame edilmesi gerektiğini de ayrıca ifade edelim. (Yetki bakımından bkz. HMK m. 17)

Kiraya verenin gereksinimi nedeniyle açılacak tahliye davasını özet bir şekilde ifade etmeye çalıştık. Şimdi de yeni malikin kendisi ve Kanunda sayılan yakınlarının gereksinimi oluşması durumunda konut ve çatılı işyeri kira sözleşmesini nasıl sona erdirebileceğini ve tahliye davasının şartlarının neler olduğunu inceleyeceğiz.

Yeni malikin gereksinimi nedeniyle tahliye davası:

Yeni malikin ihtiyacı nedeniyle tahliye davasının şartları TBK md. 351’de hüküm altına alınmış olup madde metni aşağıdaki şekildedir:

“b. Yeni malikin gereksinimi

MADDE 351- Kiralananı sonradan edinen kişi, onu kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut veya işyeri gereksinimi sebebiyle kullanma zorunluluğu varsa, edinme tarihinden başlayarak bir ay içinde durumu kiracıya yazılı olarak bildirmek koşuluyla, kira sözleşmesini altı ay sonra açacağı bir davayla sona erdirebilir.

Kiralananı sonradan edinen kişi, dilerse gereksinim sebebiyle sözleşmeyi sona erdirme hakkını, sözleşme süresinin bitiminden başlayarak bir ay içinde açacağı dava yoluyla da kullanabilir.

TBK md. 351 hükmü incelendiğinde yeni malikin ihtiyacı nedeniyle tahliye davası açabilmesi için iki şartın arandığı görülebilmektedir. Bu şartlar aşağıdaki şekildedir:

1-) Yeni malikin, kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut ya da işyeri ihtiyacı bulunmalıdır. Burada da TBK md. 350’de olduğu gibi gereksinimin gerçek, samimi, zorunlu ve sürekli olması şartı aranmaktadır. Burada önceki açıklamalarımıza ve yargı kararlarına atıfta bulunmakla yetiniyoruz. Belirtmiş olduğumuz üzere somut olay hakim tarafından takdir edilecektir.

2-) Yeni malikin mülkiyeti edinme tarihinden başlayarak bir ay içinde durumu kiracıya yazılı olarak bildirmesi ve altı ayın sonunda da davayı ikame etmesi gerekir. TBK md. 351/2 ile de yeni malikin gereksinimi sebebiyle sözleşmeyi sona erdirme hakkını, isterse, sözleşme süresinin bitiminden başlayarak bir ay içinde ikame edeceği dava ile kullanabileceği de öngörülmüştür.

Bu şartları sağlayan yeni malikin, taşınmazın bulunduğu yer Sulh Hukuk Mahkemeleri’nde ihtiyaç nedeniyle tahliye talepli dava ikame etmesi mümkündür. (Yetki bakımından bkz. HMK m. 17)

Yeniden kiralama yasağı:

TBK md. 355 hükmü ile getirilen yeniden kiralama yasağı üç yıl ile sınırlandırılmıştır. Madde metni aşağıdaki şekildedir:

“5. Yeniden kiralama yasağı

MADDE 355- Kiraya veren, gereksinim amacıyla kiralananın boşaltılmasını sağladığında, haklı sebep olmaksızın, kiralananı üç yıl geçmedikçe eski kiracısından başkasına kiralayamaz.

Yeniden inşa ve imar amacıyla boşaltılması sağlanan taşınmazlar, eski hâli ile, haklı sebep olmaksızın üç yıl geçmedikçe başkasına kiralanamaz. Eski kiracının, yeniden inşa ve imarı gerçekleştirilen taşınmazları, yeni durumu ve yeni kira bedeli ile kiralama konusunda öncelik hakkı vardır. Bu hakkın, kiraya verenin yapacağı yazılı bildirimi izleyen bir ay içinde kullanılması gerekir; bu öncelik hakkı sona erdirilmedikçe, taşınmaz üç yıl geçmeden başkasına kiralanamaz.

Kiraya veren, bu hükümlere aykırı davrandığı takdirde, eski kiracısına son kira yılında ödenmiş olan bir yıllık kira bedelinden az olmamak üzere tazminat ödemekle yükümlüdür.”

Kiraya verenin ya da yeni malikin, gereksinim nedeniyle açmış olduğu tahliye davası ile mecurun boşaltılmasını sağlamasını müteakip haklı bir sebep olmaksızın ve üç yılı geçmedikçe taşınmazı, tahliye ettiği eski kiracısından başkasına kiralaması yasaklanmış ve bu hükme aykırılık hali eski kiracıya son kira yılında ödenmiş olan bir yıllık kira bedelinden az olmamak üzere tazminat ödemekle müeyyidelendirilmiştir.

“Maddedeki yasak kiralananın boşaltılmasından itibaren üç yıl için geçerlidir. Boşaltmanın üzerinden üç yıl geçtikten sonra kiraya veren konut veya işyerini başkasına kiraya verebilir. (Kılıçoğlu, 2019, s. 314)”

Yeniden kiralama yasağının uygulanabilmesi için Yargıtay kararları uyarınca tahliyenin mahkeme kararına dayanmasının da arandığını ayrıca belirtelim. Kiracının anlaşma yoluyla, kendiliğinden ya da ihtarname sonrasında mecuru boşaltması durumunda tazminat istemesi mümkün olmayacaktır. Buna ilişkin bazı yargı kararlarını aşağıda aktaracağız.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2017/4632 E., 2019/1687 K. ve 28.02.2019 T. kararında ihtarname sonucunda davacı kiracının kiralananı tahliye etmesi durumunda tazminat koşullarının oluşmayacağı aşağıdaki şekilde ifade edilmiştir:

“… davalılar tarafından 17.10.2014 tarihli ihtarname ile kızları Berrin' in konut ihtiyacı nedeniyle taşınmazın tahliyesinin talep edildiği, bu ihtarname sonucunda davacının kiralananı tahliye ettiği ve taşınmazın 01.03.2015 başlangıc tarihli sözleşme ile 3. kişiye kiralandığı hususlarında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davalılar gereksinim, yeniden inşaa ve imar amacıyla bir tahliye davası açmamıştır. Davacı kiracı taşınmazı bir yargı kararı veya icra marifetiyle tahliye etmemiştir. Bu durumda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 355. maddesi uyarınca tazminat koşulları oluşmamıştır.

Diğer bir Yargıtay kararında da aynı hususlar şu şekilde ifade edilmiştir: “Davalı kiraya verenin, gereksinim amacıyla bir tahliye davası açmadığı anlaşılmakta olup davacı kiracı taşınmazı bir yargı kararı veya icra marifetiyle tahliye etmemiştir. Bu durumda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 355. maddesi uyarınca tazminat koşulları oluşmamıştır. O halde, mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. (Yargıtay 3. H.D., 2017/4956 E., 2019/871 K. ve 07.02.2019 T.)

Av. Ümit MENTEŞ

KAYNAKÇA

1- Eren, F. (2018), Borçlar hukuku özel hükümler (6. Baskı), Ankara: Yetkin.

2- Kılıçoğlu, A. M. (2019), Borçlar hukuku özel hükümler (1. Baskı), Ankara: Turhan.

3- Türk Borçlar Kanunu 6098 Sayılı Kanun. Resmi Gazete, 4/2/2011.

4- Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 04.10.2017 tarihli ve 2017/4717 E., 2017/13324 K.

https://karararama.yargitay.gov.tr/

5- Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 07.03.2018 tarihli ve 2018/1050 E., 2018/2136 K.

https://karararama.yargitay.gov.tr/

6- Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 28.02.2018 tarihli ve 2017/8780 E., 2018/1853 K.

https://karararama.yargitay.gov.tr

7- Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 21.03.2018 tarihli ve 2017/9251 E., 2018/2813 K.

https://karararama.yargitay.gov.tr/

8- Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 23.01.2019 tarihli ve 2018/7751 E., 2019/493 K.

https://karararama.yargitay.gov.tr/

9- Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 07.02.2019 tarihli ve 2017/4956 E., 2019/871 K.

https://karararama.yargitay.gov.tr/

10- Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 28.02.2019 tarihli ve 2017/4632 E., 2019/1687 K.

https://karararama.yargitay.gov.tr/

11- Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 06.11.2013 tarihli ve 2013/14490 E., 2013/14951 K.

https://karararama.yargitay.gov.tr/

12- Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 12.11.2013 tarihli ve 2013/12642 E., 2013/15204 K.

https://karararama.yargitay.gov.tr/

13- Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 29.01.2015 tarihli ve 2014/13824 E., 2015/1000 K.

https://karararama.yargitay.gov.tr/

14- Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 19.02.2015 tarihli ve 2015/424 E., 2015/1619 K.

https://karararama.yargitay.gov.tr/

15- Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 30.09.2015 tarihli ve 2015/5741 E., 2015/7678 K.

https://karararama.yargitay.gov.tr/

16- Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 05.10.2015 tarihli ve 2015/5624 E., 2015/7927 K.

https://karararama.yargitay.gov.tr/