GİRİŞ
Kurban Bayramı süreçlerinde büyükbaş ve küçükbaş hayvanların nakliyesi, barındırılması ve kesimi esnasında ciddi bir toplumsal hareketlilik gözlemlenmektedir. Bu hayvanların fıtratlarında yer alan korkma, ürkme ve savunma içgüdüleri şehir hayatının kalabalık, gürültü ve yoğun trafik gibi etkenleriyle birleştiğinde kontrol kaybına yol açabilmektedir. Kontrolden çıkarak firar eden kurbanlıkların park halinde veya seyir halindeki araçlara, dükkan vitrinlerine ve ticari işletmelere çarpması sonucu şehir yaşamında önemli boyutlarda maddi hasarlar meydana getirebilmektedir. Meydana gelen haksız eksilmelerin hakkaniyete uygun biçimde giderilmesi ve bireylerin mal güvenliğinin tesis edilmesi hukuk devletinin temel gereksinimlerinden biridir. Türk Borçlar Hukuku'nda kural olarak kusur sorumluluğu benimsenmiş olsa da toplumsal yaşamın ve teknolojinin yarattığı risklerin artması kanun koyucuyu belirli durumlarda "kusursuz sorumluluk" halleri düzenlemeye itmiştir. Tehlike potansiyeli taşıyan bir canlının yaratabileceği risklerin o canlıyı egemenliği altında tutan veya ondan fayda sağlayan kişiye yüklenmesi düşüncesi, bu felsefenin bir yansıması olarak "hayvan bulunduranın sorumluluğu" müessesesini doğurmuştur. Bu çalışmada, firar eden kurbanlıkların üçüncü kişilerin malvarlığı ve benden bütünlüğü unsurlarına verdiği zararlar karşısında işletilecek hukuki ve cezai yollar yargı kararları çerçevesinde incelenecektir.
I. HAYVAN BULUNDURANIN SORUMLULUĞUNUN HUKUKİ NİTELİĞİ VE TEMELLERİ
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 67. maddesinde düzenlenmiş olan hayvan bulunduranın sorumluluğu, haksız fiil hukuku bağlamında kusursuz sorumluluk hallerinden biri olan "özen sorumluluğu" olarak karşımıza çıkmaktadır. Kanun koyucu burada kişinin kast veya ihmal gibi sübjektif bir kusurunu aramamış objektif bir sorumluluk rejimi kurmuştur. Sorumluluğu doğuran temel etken kişinin gözetimi ve fiili egemenliği altındaki bir canlının çevreye zarar verme potansiyelinin somutlaşmasıdır. Doktrinde de belirtildiği üzere, olağan sebep sorumluluklarının özünde "gözetim ve denetim yükümlülüğünün ihlali karinesi" yatmaktadır. Kanun hayvanın sevk ve idaresini üstlenen kişinin toplum güvenliği adına gereken bütün önlemleri almakla yükümlü olduğunu varsayar. Bir zarar meydana geldiğinde ise bu koruyucu önlemlerin gereği gibi alınmadığına dair bir karine söz konusu olur. Sorumluluk mutlak bir tehlike sorumluluğu değildir; yasa koyucu bulundurana belli şartlarda sorumluluktan kurtulma imkânı, yani kurtuluş kanıtı getirilebilmesi hakkı tanımıştır. Ancak bu hakkın varlığı, sorumluluğun yapısındaki objektif karakteri ortadan kaldırmaz. Söz konusu yasal rejimin temelini Hâkimiyet (Egemenlik) ve Menfaat (Kâr/Yarar) ilkeleri oluşturur.
Hâkimiyet ilkesi, bir hayvanı yönlendirme, kısıtlama ve idare etme gücünü elinde tutan kişinin, bu gücün yaratacağı olumsuz sonuçlara da katlanması gerektiğini ifade eder. Menfaat ilkesi ise, hayvandan manevi, dini, sportif veya ekonomik bir yarar sağlayan kişinin, bu yarara karşılık hayvanın yaratabileceği risk alanını da üstlenmesi gerektiğini belirtir. Kurbanlık hayvanlar özelinde satıcının ticari amacı ile malikin ibadet niyeti bu menfaati açıkça yansıtmaktadır. 5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun 5. maddesi de bu paralelde bir düzenleme getirerek, bir hayvanın bakımını üstlenen veya ona bakan kişinin insan, hayvan ve çevre sağlığı açısından gerekli tüm önlemleri almakla yükümlü olduğunu, zamanında ve yeterli seviyede tedbir alınmamasından kaynaklanan zararları tazmin etmek zorunda olduğunu hüküm altına almıştır. Dolayısıyla, risklerin adil dağılımı ilkesi gereğince, bu faydayı elde eden kişinin, hayvanın çevreye verdiği zararları tazmin etmesi hukukun genel kuralları ile tam bir uyum içerisindedir.
II. HAYVAN BULUNDURAN SIFATININ TESPİTİ VE TAZMİNATIN KAPSAMI
TBK m. 67/1'e göre yasal sorumlu, mülkiyet sahibi (malik) değil; hayvanın bakımını ve yönetimini geçici veya sürekli olarak üstlenen, yani hayvan üzerinde fiili hâkimiyet kuran "hayvan bulunduran"dır. Uygulamada kurbanlıkların satışı, nakliyesi ve kesimi gibi farklı aşamalarda mülkiyet sahibi ile bulunduran sıfatları çoğunlukla ayrışmaktadır. Zararın doğru kişiye yöneltilebilmesi için sürecin aşamalara göre hukuki tasnifinin yapılması gerekmektedir.
Üretici/satıcı aşamasında fiili yönetim tamamen satıcının elindedir. Satış sözleşmesi kurulmuş ve hatta bedel ödenmiş olsa bile, hayvan fiziki olarak alıcıya teslim edilmeden önce yaşanan firar olaylarında tek sorumlu satıcıdır. Örneğin satılan ancak teslimi daha sonraya bırakılan bir boğanın henüz araca yüklenmeden kaçarak otoparktaki araçlara zarar vermesi durumunda fiili hâkimiyet devredilmediği için satıcının hukuki sorumluluğu kesintisiz devam eder. Nakliye aşamasında ise bu iş için profesyonel bir firmayla anlaşıldığında, hayvan araca yüklendiği andan itibaren geçici fiili hâkimiyet taşıyıcıya geçer. Nakliyeci taşıma süresince hayvanın muhafazasından mesuldür. Yolculuk sırasında kasadan atlayan veya kaçan hayvanın yol kenarındaki işletmelere yahut trafiğe vereceği hasarlardan "geçici hayvan bulunduran" sıfatıyla nakliyeci doğrudan sorumludur. Bu noktada alıcının sorumluluğu nakliyeciyi seçerken bir özensizlik gösterip göstermediğine göre TBK m. 66 kapsamında tali olarak tartışılabilir. Alıcının kurbanlığı teslim alıp kendi egemenlik alanına, bahçesine veya otoparkına getirmesi durumunda artık alıcı asli hayvan bulunduran konumundadır. Hayvanın bağlandığı ipten kurtulup kaçması halinde malik, doğrudan yönetimi üstlenen kişi sıfatıyla zarardan birinci derecede sorumludur. Kasap ve kesim aşamasında ise hayvanın kesim günü bir kasaba, mezbahaya veya yetkilendirilmiş personele teslim edilmesiyle yeni bir evre başlar. Hayvanın kesim alanına yönlendirilmesi ve yatırılması işlemlerinde fiili idare ücreti mukabilinde işi üstlenen kasaptadır ve kasap "geçici hayvan bulunduran" konumuna gelir. Kesim esnasında elden kaçırılıp çevre dükkanlara veya vitrinlere zarar veren kurbanlıktan dolayı kasap TBK m. 67 gereği sorumlu olur.
Hayvan bulunduran kişinin, somut olayın gerektirdiği tüm mantıki, teknik ve objektif önlemleri aldığını ispatlayarak sorumluluktan kurtulabilmesi (olağan kurtuluş kanıtı) teorik olarak mümkündür. Ne var ki, buradaki özen standardı basit bir iyi niyet değil, objektifleştirilmiş üstün bir özen standardıdır. Yargıtay kararlarında da altı çizildiği üzere, kurbanlık bir büyükbaş hayvanı zapt etmek sıradan evcil bir hayvana kıyasla çok daha yüksek bir ihtimam gerektirir. Kurtuluş kanıtı sunabilmek için hayvanın bağlandığı halat veya zincirin hayvanın tonajı ve gücüne uygun seçildiği, sevk edilen alanın duvar, çit gibi fiziki engellerle yeterince korunduğu, idareyi sağlayan kasap veya bakıcıların fiziki güce ve profesyonelliğe sahip olduğu hususlarının eksiksiz kanıtlanması aranır. Bu çerçevede, "Boğa çok güçlüydü, halatı kopardı" şeklindeki bir savunma hukuki açıdan geçerli kabul edilmez. Kanun, hayvanın o halatı koparabileceğini öngörerek çok daha mukavemetli bir mekanizma kurulmasını emreder. İpin kopması veya hayvanın birden huysuzlanması argümanları bir kurtuluş kanıtı olmaktan ziyade, aslında mevcut riskin gerçekleştiğinin teyidi niteliğindedir. Gözetimde eksiklik bulunsa dahi, zararın doğmasına dışsal bir etkenin yol açtığı ve bu etkenin illiyet bağını kestiği ispatlanırsa sorumluluk ortadan kalkar. Deprem nedeniyle ahır duvarının yıkılması gibi mücbir sebepler, aracına yaklaşan bir hayvana taş atarak kışkırtan mağdurun ağır kusuru ya da kötü niyetli bir şahsın bağlı olan kurbanlığın ipini kasten kesmesi gibi üçüncü kişinin ağır kusuru halinde illiyet bağı kesilir. Fakat bayram kalabalığı, çocukların bağırması veya korna sesleri kurbanlıklar için öngörülebilir olağan uyaranlar olduğundan mücbir sebep sayılamaz.
III. CEZAI SORUMLULUK: TAKSIRLE ÖLDÜRME VE YARALAMA
Meselenin en kritik boyutlarından biri de firar eden kurbanlıkların sadece mala zarar vermeyip, bir insanın yaralanmasına veya ölümüne yol açması durumunda Türk Ceza Kanunu (TCK) kapsamında doğan cezai sorumluluktur. Toplumsal yaşamda belli faaliyetlerde bulunan kimselerin başkalarına zarar vermemek için birtakım önlemler alma ve bazı davranış kurallarına uyma zorunlulukları bulunmaktadır. Gerekli dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranarak öngörülebilir bir neticenin gerçekleşmesine sebebiyet vermek, ceza hukukunda "taksir" sorumluluğunu doğurur. Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 27 Haziran 2023 tarihli emsal kararı bu konudaki cezai sorumluluğun sınırlarını ve yargının bakış açısını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Karara dayanak olan somut olayda Sivas'ta ortak kurban kesmeye karar veren üç komşu hayvan pazarından bir düve satın almıştır. Ortaklardan biri, evinin bahçesi olduğunu belirterek hayvanı bayrama kadar muhafaza etmek üzere kendi evine götürmüştür. Ancak kurbanlığı muhafaza etme sözü veren kişi, hayvanı boynunda ipi olmasına rağmen herhangi bir yere bağlamadan, etrafı tel örgüyle çevrili bahçeye başıboş şekilde bırakmıştır. Düve, bir süre sonra tel örgü şeklindeki çitleri devirerek yola kaçmış ve o sırada yoldan geçen bir otomobilin önüne atlayarak ölümlü ve yaralamalı bir trafik kazasına neden olmuştur. Olayın ardından Sivas 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davada yerel mahkeme, "sanığın olayda kast ve kusurunun bulunmadığı, büyükbaş hayvanın sanığın öngöremeyeceği bir şekilde kaçarak kazaya sebebiyet verdiğinin kabul edilmesi gerektiği" gerekçesiyle beraat kararı vermiştir. Temyiz incelemesini yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesi ise bu beraat kararını hukuka aykırı bularak tamamen bozmuştur. Yüksek mahkeme gerekçeli kararında, büyükbaş hayvanların doğası gereği tehlikeli olabileceğini ve kaçabileceğini öngörecek yaşta ve olgunlukta olan sanığın, yeterli dikkat ve özeni göstermeyerek hayvanı bahçe içerisinde bağsız şekilde muhafaza etmesi sebebiyle neticenin meydana geldiğini belirtmiştir. Atılı suçun yasal unsurlarının oluştuğuna hükmeden Yargıtay, sanığın TCK m. 85 kapsamında "taksirle insan ölümüne sebep olmak" suçundan cezalandırılması gerektiğine karar vermiştir. Bu emsal karar, kurbanlık hayvan sahiplerinin veya bulunduranlarının "hayvanın kaçacağını tahmin edemedim, bu öngörülemez bir durumdur" şeklindeki savunmalarının ceza hukuku nezdinde hiçbir geçerliliğinin olmadığını ve ucu hapis cezasına varan ağır yaptırımlarla sonuçlanacağını açıkça ortaya koymuştur.
IV. KARAYOLLARI TRAFIK KANUNU (KTK) M. 69 BAĞLAMINDA TRAFIK KAZALARI
Firar eden kurbanlıkların karayoluna çıkarak seyir halindeki motorlu taşıtlarla çarpışması vakıaları 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun (KTK) alanına da girmektedir. KTK m. 69 ile başıboş hayvanların trafiğe açık yollara bırakılması kesin bir dille yasaklanmış, kazaya neden olan hayvan sahip veya sürücülerine doğrudan sorumluluk yüklenmiştir. Araçlarda oluşan hasarların tazmini istemiyle açılan hukuk davalarında mahkemeler kusur durumu tespiti için trafik bilirkişilerinden rapor almaktadır. Bu kapsamda sürücünün hız sınırına riayet edip etmediği, fren mesafesi ve kazadan kaçınma olanağının bulunup bulunmadığı değerlendirilir. Eğer sürücü tüm trafik kurallarına harfiyen uymuş ve aniden yola fırlayan hayvana çarpmaktan başka bir seçeneği kalmamışsa kusursuzluğu söz konusu olabilecektir. Ancak sürücünün hız limitlerini aşması veya dikkatsizliği gibi kısmi bir kusurunun bulunması halinde müterafik (birlikte) kusur değerlendirmesi yapılarak tazminattan kusuru oranında indirim uygulanabilecektir. Burada somut olayın özelliklerine göre değerlendirme yapılması gerekmektedir.
V. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
Kaçan kurbanlık hayvanların araçlara, esnafa ve ticari işletmelere verdiği zararlar ile neden olduğu can kayıpları, özel hukuk ve ceza hukukunun en sıkı uygulandığı uyuşmazlık alanlarından biridir. Maddi zararlar TBK m. 67 çerçevesinde kusursuz sorumluluk esasına göre giderilmekte olup davalının kusurunun ispat edilmesine gerek yoktur. Hayvanın neden olduğu zararı ve illiyet bağını ortaya koyması davanın ispatı için yeterlidir. Sorumluluğun tespitinde mülkiyetten ziyade fiili egemenlik esas alınmaktadır. Bu doğrultuda somut olayın özelliklerine göre satıcı, nakliyeci, kurban sahibi veya kasap sorumlu olabilmektedir. Kanunun bulundurana yüklediği özen borcu oldukça ağırdır ve basit koruyucu tedbirler sorumluluktan kurtulmak için yeterli görülmemektedir. Zararın tazmininden veya cezai sorumluluktan kurtulabilmek ancak illiyet bağının mücbir sebep, ağır kusur gibi istisnai hallerle tamamen kesilmesi veya bilimsel düzeyde en üst düzey tedbirlerin alındığının ispatlanmasıyla mümkündür. Hasılı, bayram dönemlerinde tekrar eden bu tür hukuki uyuşmazlıkların ve can kayıplarının önüne geçilebilmesi için denetimsiz bireysel muhafaza ve kesim işlemlerinden tamamen uzaklaşılması, tüm lojistik ve kesim süreçlerinin belediyeler tarafından hazırlanan tam korunaklı, sigortalı ve bariyerli alanlarda, sadece uzman kasapların gözetiminde gerçekleştirilmesi ihtilafları kaynağında çözecek en rasyonel yaklaşımdır.
Av. Tarık Buğra KAYA
KAYNAKÇA
Akben, D. (2023). "Alman Hukukunda ve Türk Hukukunda Hayvanların Korunmasının Karşılaştırılması". Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 25(2), 1047-1102., Antalya, O. G. (2019). Borçlar Hukuku Genel Hükümler: Cilt II (Haksız Fiil Sorumluluğu). İstanbul: Seçkin Yayıncılık., Eren, F. (2020). Borçlar Hukuku Genel Hükümler (25. Baskı). Ankara: Yetkin Yayınları., Koçhisarlıoğlu, C. & Söğütlü Erişgin, Ö. (2014). "Hayvanın Hukukî Konumu ve Hayvan Bulunduranın Sorumluluğunun Temelleri". Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 63(3), 511-546., Öbelik, T. (2023). "Trafik Kazası Neticesinde Yaralanan Hayvanların Tedavi Masraflarının Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası Kapsamında Karşılanması". Çukurova Üniversitesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, 8(1), 38-63., Şahin, F. İ. (2025). "Hayvan Bulunduranın Sorumluluğunda Kurtuluş Kanıtının ve Objektif Özen Yükümlülüğünün Sınırları". Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 74(1), 115-152., Tandoğan, H. (1980). Türk Mesuliyet Hukuku: Akid Dışı ve Akdi Mesuliyet. Ankara: Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü, 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu. Resmi Gazete (Sayı: 18195), 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu. Resmi Gazete (Sayı: 27836).