GİRİŞ
Uygulamada mahkemeler sıklıkla davacı tarafa, "Belirlenen süre içinde ilgili sağlık kuruluşuna müracaat et, muayene işlemlerini tamamlayarak raporu ibraz et ve gerekli masrafları yatır; aksi takdirde davanın reddine veya dosyadaki mevcut delillere göre karar verilecektir" şeklinde, ağır sonuçlar içeren kesin süre ihtarlı ara kararlar kurmaktadır. Ancak bu ara kararlarda öngörülen kesin sürelerin ve bu sürelere bağlanan hukuki sonuçların, her somut olayda mutlak ve katı bir şekilde uygulanması hukuken isabetli değildir.
Bu husus, Türk yargı pratiğinde de önemli görüş farklılıklarına neden olmuştur. Öyle ki, kesin sürenin hukuki niteliği ve doğuracağı sonuçlar konusunda Yargıtay daireleri arasında derin görüş ayrılıkları bulunmakta; hatta aynı dairenin birbirine yakın tarihlerde tam tersi yönde kararlar verdiği müşahede edilmektedir.
Bu çalışmada öncelikle, Yargıtay’ın ilgili hukuk daireleri tarafından verilen emsal kararların özetlerine yer verilerek yüksek mahkemenin konuya yaklaşımı ortaya konulacaktır. Ardından, söz konusu kararlar doktrindeki görüşler ve usul hukukunun temel ilkeleri ışığında analiz edilerek, adil yargılanma ve mahkemeye erişim hakları bağlamında kendi hukuki değerlendirmelerimiz ve çözüm önerilerimiz açıklanacaktır.
A) MADDİ GERÇEĞİ VE HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNÜ ÜSTÜN TUTAN KARARLAR
Yrg. 4. HD, T. 09.02.2026, E. 2025/15606 , K. 2026/1233
Uyuşmazlık Hakem Kararı
Davacıya verilen kesin sürede bilirkişi ücreti yatırılmadığından bahisle davacının talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
Davacı, esastan değil usulden red karar verilmesi gerektiğini talep etmiştir.
İtiraz Hakem Heyeti Kararı
İtiraz Hakem Heyeti, verilen kesin sürede bilirkişi ücreti yatırılmamasının usule ilişkin olduğundan bahisle davacının itirazının kısmen kabulü ile başvurunun usulden reddine karar vermiştir.
Davalı kararı temyiz etmiştir.
Bilirkişi ücretinin yatırılmamış olmasının esastan red sebebi olduğunu ve usulden red kararı verilmesinin hatalı olduğunu, ispatlanamayan davanın esastan reddedilmesi gerektiğini beyanla kararın bozulmasına karar verilmesini istemiştir.
Yargıtay kararı
Yargıtay temyiz talebini red etmiştir.
4. HD, T. 28.04.2025, E. 2023/13423, K. 2025/6724
Uyuşmazlık Hakem Kararı
Dava konusu uyuşmazlıkta, Uyuşmazlık Hakemi, davacının sunduğu maluliyet raporu ile davalının sunduğu medikal görüş arasında çelişki olduğu gerekçesiyle çelişkiyi giderecek rapor almak için bilirkişi görevlendiriyor. Ancak davacı bilirkişi ücreti kendisine verilen sürede ödemediğinden davayı usulden red ediyor.
İtiraz Hakemi Heyeti aşağıdaki gerekçeyle itirazı red ediyor
Gerekçe: Somut uyuşmazlıkta Uyuşmazlık Hakem Heyetince iddianın haklı olup olmadığının belirlenmesi bakımından bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilerek başvuru sahibi vekiline bilirkişi ücretini yatırması için kesin süre verildiği ve bu gereğin yerine getirilmemesinin sonuçlarının açıkça ihtar edildiği, ancak verilen kesin sürede bilirkişi ücretinin yatırılmadığı, bu durumda başvuruya esas tazminatın varlığı ve miktarının kanıtlamadığı, bilirkişi ücretinin delil avansı niteliğinde bulunduğu, başvuran tarafından süresinde yatırılmaması halinde o delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağı ve mevcut delil durumuna göre karar verileceğinin açık olduğu, başvurunun usulden reddine karar verilmesinde bir usulsüzlük bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin itirazının reddine karar verilmiştir.
Yargıtay kararı
Temyiz talebi red ediliyor
Yrg 4. HD., T. 25.06.2025, E. 2024/3768, K. 2025/10003
Uyuşmazlık Hakem Kararı
Dava konusu uyuşmazlıkta, Uyuşmazlık Hakemi, davacıya verilen kesin sürede bilirkişi ücreti yatırılmadığından bahisle davacının talebinin esastan reddine karar vermiştir.
Davacı kararın esastan değil usulde reddi gerektiğini ileri sürerek itiraz etmiştir.
İtiraz Hakem Heyeti Kararı
İtiraz Hakem Heyeti, verilen kesin sürede bilirkişi ücreti yatırılmamasının usule ilişkin olduğundan bahisle davacının itirazının kısmen kabulü ile başvurunun usulden reddine karar vermiştir.
Davalı karara karşı temyiz yoluna başvuruyor
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; maluliyet raporuna yönelik itirazlarının kabul edildiğini ancak başvurunun reddine karar vermek yerine esasa ilişkin eksikliklerin giderilmesi amacıyla bilirkişi raporu tanzim edilmesine karar verildiğini, buna rağmen davacı vekilinin süresi içerisinde bilirkişi ücretini yatırmadığını, bilirkişi ücretinin yatırılmamış olması esastan red sebebi olup başvurunun esastan reddine karar verilmesi gerekirken usulden ret kararı verilmesinin yerinde olmadığını belirtmiştir.
Yargıtay Kararı
Temyiz talebini red ederek kararı onaylıyor.
B) KESİN SÜREYİ KATI ŞEKİLDE UYGULAYAN KARARLAR
Yrg. 4. HD T. 26.5.2025, E. 2024/1951, K. 2025/8501
Uyuşmazlık Hakem Kararı
Davacı tarafça sunulan maluliyet raporu ile davalı tarafça sunulan maluliyet raporu arasında çelişki bulunduğu ve çelişkinin giderilmesi için rapor alınmasına karar verilmiş ise de davacı tarafça bilirkişi ücretinin yatırılmadığı dikkate alınarak ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.
İtiraz Hakem Heyeti Kararı
İtirazın reddine karar vermiştir.
Davacının temyiz talebi ve gerekçesi
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; müvekkilince sunulan maluliyet raporunun hükme esas alınması gerektiğini, bilirkişi ücretinin rapora itirazı olan taraftan istenmesi gerektiği, hekim olmayan hakem heyetinin dosyadaki maluliyet raporuna yönelik tıbbi değerlendirmede bulunamayacağını, kaldı ki bilirkişi ücretinin ödenmemesi halinde usulden red kararı verilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Yargıtay Kararı
Temyiz talebi red edilmiştir.
23. HD, T. 28.11.2019, E. 2018/1790, K. 2019/4994
Bu karar sigorta uyuşmazlığı ile ilgili olmamakla birlikte sigorta davalarına bakan daire kararları ile diğer dairelerin aynı konuda verdikleri kararları karşılaştırmak amacıyla bu kararlar da incelenecektir.
İl Derece Mahkemesi
Mahkeme bilirkişi ücretini yatırmak üzere davacı vekiline iki haftalık kesin süre verilmesine dair ara karara rağmen davacının bilirkişi ücretini yatırmadığı, 08.11.2017 tarihli celsede bilirkişi ücretini yatırmak üzere son kez iki haftalık süre verildiği ve davacı tarafın yine bilirkişi ücretini yatırmadığı gerekçesiyle HMK'nın 94. maddesi gereğince davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Yargıtay Kararı
Bozma ilamı doğrultusunda mahkemece bilirkişi ücretine ilişkin verilen ara kararı uyarınca yatırılması istenen avans HMK 324. maddesinde düzenlenen delil avansı niteliğindedir. HMK 324. maddesi gereğince tarafların talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı kesin süre içinde yatırmak zorundadır.
Aksi halde bu delilden vazgeçmiş sayılır. Davanın niteliği itibariyle ispat yükü davacıdadır. Bu nedenle bozma ilamı doğrultusunda bilirkişi incelemesi yapılması için verilen kesin süreye rağmen ara karar yerine getirilmediğinden ve bu avansın delil avansı olması itibariyle ispat edilemeyen davanın reddine karar verilmesi gerekir.
Mahkemece bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerekirken usulden reddine karar verilmesi doğru değilse de sonuç itibariyle red kararı doğru olduğundan hükmün davanın esastan reddine şeklinde düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
11. HD, 25.04.2024, E. 2023/2810 , K. 2024/5154
İlk Derece Mahkemesi
6100 sayılı Kanun'un 324 üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince taraflardan birisi avans yükümlülüğünü yerine getirmezse, diğer tarafın bu avansı yatırabileceğinin, aksi hâlde talep olunan delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılacağının ve mevcut delil durumuna göre karar verileceğinin ihtar edildiği, davacı tarafça bilirkişi ücretinin kesin süre içinde depo edilmediği, yapılan yargılama sonunda toplanan delillerden davanın ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İstinaf Dairesi Kararı
Davacı, davanın esastan değil usulden red edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
Bilirkişi ücretine ilişkin delil avansı eksikliğinin tamamlanması için davacı vekiline iki haftalık kesin süre verildiği, verilen süreye uyulmadığı takdirde bu delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılacaklarının ihtar edildiği, davacı vekilinin kesin süre içerisinde delil avansı eksikliğini tamamlamaması nedeniyle bilirkişi deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayıldığı, çözümü teknik bilgi ve uzmanlık gerektiren dava konusu uyuşmazlıkta bilirkişi raporu alınmasının zorunlu olması ve mevcut delil durumuna göre davacının davasını ispatlayamamış kabul edilmesinin usul ve yasaya uygun bulunması, avansın geç yatırılmasının da celse talikine neden olması gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Yargıtay Kararı
Temyiz talebi red edilmiştir. Pazartesi saat 15
C) YARGITAY KARARLARINA İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELERİMİZ
HMK m. 281/3 uyarınca mahkeme, maddi gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse yeni bir bilirkişi görevlendirmekle yükümlüdür. Hukuk yargılamasında bilirkişi raporu alınması ve raporlar arasındaki çelişkilerin giderilmesi; maddi gerçeğe ulaşılması ve hükmün denetime elverişli olması açısından mahkemenin temel görevlerindendir.
Bilirkişi ücretinin ödenmemesi durumunda bazı ilk derece mahkemeleri ve Yargıtay daireleri, bu ücreti "gider avansı" ile karıştırarak davanın usulden reddine karar vermektedir. Oysa davacının ödemesi gereken bilirkişi ücreti, niteliği itibariyle gider avansı değil, delil avansı mahiyetindedir. Kanunda gider avansı ile delil avansının yatırılmaması farklı hukuki sonuçlara bağlanmıştır. Gider avansının; tanık dinlenmesi, bilirkişi raporu alınması ve keşif yapılması gibi delil ikamesine yönelik masrafları da kapsayacak şekilde geniş yorumlanması hatalıdır. Bu nedenle, verilen kesin süre içinde bilirkişi ücretinin ödenmemesinin sonucu; davanın açılmamış sayılması, usulden reddi veya esastan reddi değil, sadece o delilden vazgeçilmiş sayılması ve dosyadaki mevcut delillere göre karar verilmesidir. Bilirkişi ücreti ödenmemiş olsa dahi, hâkimin gerçeği ortaya çıkarma ve çelişkileri giderme yükümlülüğü devam eder.
Dikkate alınması gereken bir diğer husus da HMK uyarınca davanın takibi ve ispatı davacıya ait olsa bile, maluliyet oranının tespiti gibi hâkimin resen araştırma yapması gereken konularda, mahkemenin rapor almadan veya mevcut çelişkili sağlık raporlarını gidermeden "ara karar yerine getirilmedi" gerekçesiyle karar veremeyeceğidir. Mahkeme, bu durumda "iddia ispatlanamadı" diyerek davayı esastan reddedemez. Davacının sağlık kurulu veya Adli Tıp Kurumu (ATK) muayenesine gitmeyerek çelişkinin giderilmesini engellemesi hâlinde dahi davanın reddine karar verilmemelidir. Mahkeme gerekirse, davacının bizzat müracaatına gerek olmaksızın mevcut tüm tıbbi evrakları temin etmeli ve bu belgeleri Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi’ne göndererek davacının gıyabında (dosya üzerinden) çelişkiyi gideren nihai bir maluliyet raporu tanzim ettirmelidir.
Her ne kadar HMK m. 324 uyarınca delil avansı yatırılmazsa o delilden vazgeçilmiş sayılsa da maluliyet oranının ve süresinin tespiti ile bu raporlara göre aktüer hesabı yapılması; bu süreçte raporlar arasında doğan çelişkilerin giderilmesi, hâkimin hukuki bilgisiyle çözemeyeceği tıbbi ve teknik konulardır. Dolayısıyla hâkim, "delilden vazgeçtin" diyerek kendi takdirine göre veya hatalı rapora dayanarak uyuşmazlığın esası hakkında karar verip davayı reddedemez.
Ancak adli yardıma ihtiyacı olmayan bir davacı, mahkemenin verdiği kesin süreye rağmen bilirkişi ücretini yatırmazsa kural olarak o bilirkişi delilinden vazgeçmiş sayılır. Uyuşmazlık; maluliyet oranı tespit edilmeden veya aktüer hesabı yaptırılmadan çözülemeyecek nitelikteyse, mahkeme davayı esastan değil, usulden reddetmelidir. Bu durumda usulden ret yerine esastan ret kararı verilmesi, mahkemeye erişim hakkına ağır bir müdahale teşkil eder. Zira davanın esasa ilişkin bir değerlendirme yapılmadan esastan reddedilmesi hâlinde, süresi içinde yeni bir dava açılması imkânsızlaşır. Bir hakkı sınırlamanın dayandığı amacın gerçekleştirilmesini sağlayan, aynı derecede etkili çeşitli araçlar söz konusuysa, bunlar arasından hakkı en az sınırlayan araç tercih edilmelidir. Bir başka ifadeyle, haklara yönelik ağır bir müdahaleye ancak daha hafif, alternatif bir aracın bulunmaması hâlinde başvurulmalıdır (Hakların sakınılarak kullanılması ilkesi için bkz. Karasu, Rauf: Türk Ticaret Kanunu Tasarısı’na Göre Anonim Şirketlerde Pay Sahibinin Bilgi Alma Hakkı, Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi, C. 23, Sa. 2, Y. 2005, s. 86; Karasu, Rauf, Informationsrecht des GmbH-Gesellschafters unter besonderer Berücksichtigung der Lösungsmöglichkeiten zur Unangemessenheit des § 51a GmbH, Konstanz 2003, s. 120 vd. ve orada anılanlar).
Hukuk yargılamasına ilişkin kurallar, yargılamanın düzenli yürütülmesi ve hakkın olabildiğince çabuk elde edilmesi amacıyla sevk edilmiştir. Bir hakkın elde edilmesi için araç niteliğinde olan bu usul kuralları, amaca uygun somut bir ihtiyacın varlığı hâlinde uygulama alanı bulur. Aksi takdirde, araç ile ulaşılması istenen amaç arasında gerçek ve esaslı bir bağın kalmaması durumu, anlamsız bir şekilciliği ortaya çıkarır. Mahkemelerin amacı, ne pahasına olursa olsun uyuşmazlıkları çözmek değil, gerçek hak sahibinin tespit ve hakkı sahibine teslim etmektir.
Yine hâkim, yargılama süresinin kısaltılmasını temel amaç kabul edip kesin süre kurumunu bu amacın bir silahı hâline getirmemelidir. Davanın makul sürede bitirilmesi adil yargılanma hakkının bir unsuru olsa da bu temel insan hakkı, diğer usuli hakların feda edilmesiyle gerçekleştirilebilecek bir hak değildir (Yrg. HGK, T. 22.06.2021, E. 2017/3179, K. 806).
Hukukta “Usul esastan önce gelir” ilkesinin temel amacı, keyfiliği önlemek ve hukuki güvenliği sağlamaktır. Ancak şekilcilik hiçbir zaman adaletin önüne geçmemelidir. Nitekim Anayasa Mahkemesi de içtihatlarında, usul hukukunun bu katı uygulamasının, Anayasa ile güvence altına alınan Mahkemeye Erişim Hakkı'nı ihlal ettiğine karar vermiştir. 23.05.2023 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan AYM kararında, dava tarihinden 9 yıl, dava konusu olay tarihinden 11 yıl sonra alınan bilirkişi raporu üzerine yapılan ıslah talebin, zamanaşımı gerekçesiyle reddedilmesinin orantısız olduğuna ve başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir (23.05.2023 tarihli ve 32199 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan, Anayasa Mahkemesi’nin 23.03.2023 tarihli ve 2019/430 Başvuru Numaralı kararı). Anaysa Mahkemesi en son verdiği güncel bir kararında da önceki içtihatlarını tekrarlamıştır. Bkz. Başvuru No: 2021/65631 Karar Tarihi 17.07.2025; RG 30 Aralık 2025, Gazete Sayı : 33123 (https://www.hukukihaber.net/aymnin-202165631-basvuru-numarali-karari).
Bazı hâllerde kesin sürenin kaçırılması, o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçlar doğurmakta ve davanın kaybedilmesine neden olmaktadır. Geciken adaletin adaletsizlik olduğu düşünülerek, davaların uzamasını veya kötü niyetli olarak uzatılmak istenmesini engellemek üzere getirilen kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı; davanın reddedilmesi için bir usul tuzağı veya kestirme bir araç olarak görülmemelidir (Yrg. HGK, T. 22.06.2021, E. 2017/3179, K. 806).
Sonuç olarak vurgulamak gerekirse, mahkemeler usul hukuku kurallarını katı ve aşırı şekilci uygulamak yerine Anayasa’da güvence altına alınan temel haklar ve ilkeleri dikkate alarak "hakkaniyet" lehine esneterek uygulamalıdır. Ancak yine Anayasa Mahkemesi kararlarında belirtildiği üzere, usul kurallarının uygulanmasında hukuki güvenlik ve istikrar ilkesini ortadan kaldıracak şekilde aşırı esnek de olunmamalıdır. Bu nedenle usul hukuku kurallarının uygulamasında hukuki güvenlik ve istikrar ilkesi ile mahkemeye erişim ve mülkiyet hakkı arasındaki hassas denge de gözetilmelidir.
Prof. Dr. Rauf Karasu
Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku ABD Başkanı





