— 7590 Sayılı Kanun'la Gelen Değişikliğin Ardından —

I. GİRİŞ

Sürücü belgesini yeni almış bir kişi için aday sürücülük dönemi, çoğu zaman farkında olunmayan ağır bir hukuki rejimi beraberinde getirir. Bu dönemde yol kenarında yapılan tek bir alkol ölçümü, sürücünün iki yıla yakın emeğinin ve ödediği kurs bedelinin bir anda ortadan kalkması sonucunu doğurabilir. Üstelik eşik, diğer sürücülere uygulanandan çok daha düşüktür: hususi otomobil sürücüleri için 0,50 promil kabul edilirken, aday sürücüler bakımından 0,20 promilin aşılması tek başına belgenin iptali için yeterlidir.

Bu düşük eşik, tartışmayı doğrudan ölçümün güvenilirliği ve ispat hukuku alanına taşımaktadır. Zira 0,50 promillik bir eşikte cihazın hata payı çoğunlukla sonucu değiştirmezken, 0,20 promillik bir eşikte aynı hata payı doğrudan yaptırımın varlığını belirler hale gelir. Buna bir de rutin denetimlerde sürücüye kan örneği verdirilmemesi eklendiğinde, kişinin elinde ölçümün hatalı olduğunu ortaya koyabileceği tek araç, kendi imkânlarıyla ve zamana karşı yarışarak bir sağlık kuruluşuna başvurmak kalmaktadır.

Bu çalışmada, aday sürücü belgesinin alkol nedeniyle iptali rejimi, 24 Temmuz 2026 tarihli 7590 sayılı Kanun'la yapılan değişiklik ışığında ele alınmakta; Danıştay Sekizinci Dairesi ile Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun konuya ilişkin kararları ve bu kararlardaki karşı oylar çerçevesinde, ölçümün ispat değeri ve idari yargı denetiminin sınırları tartışılmaktadır.

II. ADAY SÜRÜCÜLÜK REJİMİ VE 7590 SAYILI KANUN'LA GELEN DEĞİŞİKLİK

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun aday sürücülüğe ilişkin Ek 17. maddesi, 24/7/2026 tarihli ve 7590 sayılı Kanun'un 5. maddesiyle bütünüyle yeniden kaleme alınmıştır. Yeni düzenlemeye göre ilk defa sürücü belgesi alanlar ile belgesi herhangi bir nedenle iptal edilip yeniden belge almaya hak kazananlar, belgenin alındığı tarihten itibaren iki yıl süreyle aday sürücü sayılmaktadır.

Maddenin ikinci fıkrası, aday sürücü belgesinin iptalini gerektiren hâlleri dört bent hâlinde saymaktadır: (a) sürücü belgesinin geçici olarak geri alınmasını gerektiren bir ihlalin gerçekleştirilmesi, (b) 75 ceza puanının aşılması, (c) araç cinsine bakılmaksızın 0,20 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullanıldığının tespit edilmesi, (ç) Kanun'un 53. maddesinin ikinci fıkrası ile 74 veya 78. maddelerinden herhangi birinin üç kez ihlal edilmesi.

Değişikliğin en önemli sonucu, ilk bakışta gözden kaçabilecek bir noktada gizlidir: 0,20 promil eşiği, artık yönetmelikte değil, doğrudan kanun metninde yer almaktadır. Değişiklikten önceki Ek 17. madde yalnızca “aday sürücülerin sürücü belgelerinin iptal edilme ve yeniden sürücü belgesi alma şartları ile diğer usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir” demekte, promil sınırını ise Karayolları Trafik Yönetmeliği'nin Ek 3. maddesi belirlemekteydi. Aşağıda görüleceği üzere bu yapı, yıllarca süren bir kanunilik tartışmasının kaynağı olmuştur.

Buna karşılık, iptal sonrasına ilişkin rejim büyük ölçüde korunmuştur. Belgesi iptal edilen aday sürücünün yeniden belge alabilmesi için sürücü kursuna devam etmesi ve sınavlarda başarılı olarak sertifika alması; kursa başlayabilmek için de psiko-teknik değerlendirme ile psikiyatri uzmanı muayenesinden geçmesi, idari para cezalarının tamamını ödemiş olması ve varsa bekleme süresinin dolması gerekmektedir. Uygulamada sıklıkla gözden kaçan husus şudur: 0,21–0,50 promil aralığındaki bir aday sürücü ihlalinde Kanun'un 48. maddesi uyarınca idari para cezası uygulanmadığından, iptal sonrası ayrıca bir bekleme süresi de söz konusu olmaz; kişi şartları tamamladığında yeniden kursa başlayabilir. Ne var ki bu, iki yıllık aday sürücülük sürecinin ve belgenin sıfırlanması sonucunu değiştirmez.

III. KANUNİLİK TARTIŞMASI: DANIŞTAY'IN 2023–2024 TARİHLİ KARARLARI VE DEĞİŞİKLİĞİN ANLAMI

Danıştay Sekizinci Dairesi'nin 29/09/2023 tarih ve E.2020/3631, K.2023/4244 sayılı kararına konu olayda, aday sürücü belgesi bulunan davacının rutin denetimde alkolmetre ile 0,70 promil alkollü olduğunun tespiti üzerine belgesi iptal edilmiş; davacı hem bu bireysel işlemin hem de dayanağı olan Karayolları Trafik Yönetmeliği'nin Ek 3. maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendindeki “araç cinsine bakılmaksızın 0,20 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullanıldığının tespit edilmesi” ibaresinin iptalini istemiştir.

Daire, düzenleyici işlem yönünden istemi reddetmiştir. Gerekçe iki ayaklıdır: birincisi, dayanak kanun hükmünün (mülga Ek 17. madde) iptal koşullarının yönetmelikle düzenleneceğini açıkça öngörmesi ve ayrıntının idareye bırakılmış olması; ikincisi, aday sürücülerle diğer sürücüler bakımından farklı alkol sınırı belirlenmesinin “birbirinden farklı iki hukuki duruma” ilişkin olması nedeniyle eşitlik ilkesine aykırılık taşımaması. Karar, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 17/10/2024 tarih ve E.2024/741, K.2024/2349 sayılı kararıyla onanmış ve kesinleşmiştir; İDDK, düzenleyici işlem yönünden oybirliğine varmıştır.

Ancak Daire kararına eklenen karşı oy, meselenin can alıcı noktasına parmak basmaktadır:

“2918 sayılı Kanun'un Ek 17. maddesinde aday sürücü belgelerinin iptal edilme şartlarının yönetmelikle düzenleneceği belirtilmiş ise de, aynı Kanunda normal sürücüler yönünden sürücü belgelerinin geri alınması yaptırımına konu olan eylem 0,50 promilin üzerinde alkollü araç kullanmak olarak belirlenmiş iken aday sürücüler yönünden herhangi bir kanuni dayanak olmaksızın bu sınırın Yönetmelikte 0,20 promil olarak belirlendiği görülmektedir.”

Karşı oya göre, dayanak kanunda öngörülmeyen ve cezai sonuç bağlanan bir fiili yönetmelikle ihdas etmek hukuka aykırıdır; dolayısıyla hem düzenleyici işlem hem de ona dayanan iptal işlemi iptal edilmelidir. Bu eleştiri, idare hukukunun yerleşik kanunilik ilkesiyle tam olarak örtüşmektedir: yaptırımın konusunu oluşturan fiilin çerçevesi kanunla çizilmeli, yönetmelik yalnızca uygulamaya ilişkin ayrıntıyı düzenlemelidir.

İşte 7590 sayılı Kanun'un asıl önemi buradadır. 0,20 promil eşiği artık doğrudan Ek 17. maddenin (c) bendinde yer aldığına göre, karşı oyda dile getirilen kanunilik itirazı — en azından normatif dayanak bakımından — konusuz kalmıştır. Bugün açılacak davalarda “yönetmelikle suç ihdası” argümanı üzerinden sonuç almak mümkün görünmemektedir. Tartışma, kaçınılmaz olarak eşiğin kendisinden ölçümün doğruluğuna kaymaktadır.

Bu noktada bir mevzuat uyumsuzluğuna da işaret etmek gerekir: Karayolları Trafik Yönetmeliği'nin Ek 3. maddesi, iptal sebeplerini kanunun yeni metninden farklı bir sistematikle (üç kez ihlal ölçütleri, 47/1-b, 51. madde gibi göndermeler yoluyla) düzenlemeye devam etmektedir. Yönetmeliğin, kanunun yeni Ek 17. maddesiyle uyumlulaştırılması gerekmektedir; aksi hâlde hangi metnin esas alınacağı yönünde uygulama farklılıkları doğması kaçınılmazdır. Normlar hiyerarşisi gereği çatışma hâlinde kanun hükmünün uygulanacağı açıktır.

IV. RUTİN DENETİM–KAZA AYRIMI VE SÜRÜCÜNÜN KENDİ İMKÂNIYLA YAPTIRDIĞI KAN TESTİ

Karayolları Trafik Kanunu'nun 48. maddesi, alkol tespitinde ikili bir rejim öngörmektedir. Kişinin yaralanmalı veya ölümlü ya da kollukça müdahil olunan maddi hasarlı bir trafik kazasına karışması hâlinde muayene zorunludur; teknik cihazla yapılan ölçüme itiraz eden veya ölçüme müsaade etmeyen sürücüler, en yakın adli tıp kurumuna, adli tabipliğe veya Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık kuruluşlarına götürülerek kendilerinden kan, tükürük veya idrar örneği alınır. Buna karşılık rutin denetimlerde böyle bir usul öngörülmemiştir. Karayolları Trafik Yönetmeliği'nin 97. maddesinin üçüncü fıkrasının (f) bendi ise teknik cihazla yapılan ölçüme itiraz hâlinde “tekrar ölçüm yapılmaz” demekle yetinmektedir.

Bu düzenleme, ilk bakışta sürücüyü tek bir ölçümün sonucuna mahkûm eder görünmektedir. Danıştay Sekizinci Dairesi ise anılan kararında son derece isabetli bir yorum yaparak bu izlenimi ortadan kaldırmıştır:

“…rutin trafik denetiminde yapılan ölçüm sonucunda kişinin bir sağlık kuruluşuna başvurmasını, tekrar ölçüm yapılmasını engeller nitelikte bir hükme yer verilmemiştir. … Bu itibarla; davacının, alkol ölçümünün doğru olmadığı yönündeki iddiasını ispatlama imkânının ortadan kaldırılmaması gerekmekte olup; aksi yaklaşım; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesi kapsamında savunma hakkının ve Anayasa'nın 36. maddesinde yer alan hak arama hürriyetinin hukuka aykırı bir biçimde sınırlanması anlamını taşıyacaktır.”

Bu tespit, uygulama bakımından belirleyicidir. Yönetmelikte kolluğa tekrar ölçüm yapma yükümlülüğü getirilmemiş olması, sürücünün kendi imkânlarıyla bir sağlık kuruluşuna başvurup kan örneği verdirmesini ve bu sonucu yargı önünde delil olarak kullanmasını engellemez. Danıştay, bu yolla elde edilen kan testini değerlendirme dışı bırakmamış, aksine değerlendirilmesi gerektiğini açıkça belirtmiştir.

Kanaatimizce bu yaklaşım yerinde olmakla birlikte yeterli değildir. Rutin denetimde de sürücüye, ölçüm sonucuna itiraz etmesi hâlinde masrafı kendisine ait olmak üzere derhâl kan örneği verdirilmesini isteme hakkının kanunla tanınması gerekir. Zira mevcut durumda sürücü, itirazını ancak kendi aracını başkasına teslim ettikten sonra, gecenin bir yarısında bir sağlık kuruluşu bulup ulaşabilirse ispat edebilmektedir. Hakkın kullanılabilirliği, kişinin imkânlarına ve şansına bırakılmış durumdadır.

V. GERİ HESAPLAMA (RETROGRAD EKSTRAPOLASYON) VE EŞİK ALTI SONUÇ SORUNU

Sürücünün sonradan yaptırdığı kan testi, ölçüm anındaki değeri doğrudan göstermez; iki ölçüm arasında geçen sürede kandaki alkolün azalması nedeniyle bir geri hesaplama yapılması gerekir. Danıştay kararında belirtildiği üzere, Adli Tıp Kurumu Beşinci İhtisas Kurulu'nca kan alkol düzeyinin saatte ortalama 15 mg/dl (0,15 promil) azaldığı kabul edilmektedir. Aynı ölçüt, 17/04/2015 tarihli değişiklikle Karayolları Trafik Yönetmeliği'nin 97. maddesine de girmiş; farklı saatlerde yapılan iki ölçüm bulunması hâlinde ikinci ölçüme her bir saat için 0,15 promil eklenmek suretiyle alkol oranının belirleneceği düzenlenmiştir.

Kararın konusu olayda iki ölçüm arasında 100 dakika bulunmakta, hastane sonucu ise “<10 mg/dl (0,1 promil)” olarak raporlanmıştır. Daire, bu süreye karşılık gelen yaklaşık 0,25 promillik azalmayı ekleyerek denetim anındaki değerin 0,25–0,35 promil aralığında olduğunu, dolayısıyla 0,20 promil eşiğinin aşıldığını kabul etmiştir. İlginç olan, Dairenin aynı paragrafta ilk ölçümün de hatalı olduğunu zımnen tespit etmiş olmasıdır: alkolmetre 0,70 promil göstermişken geri hesaplama 0,35 promilin üzerine çıkmamaktadır.

İşte İDDK'nın bireysel işleme ilişkin karşı oyu tam bu noktadan hareket etmektedir:

“…davacının kanındaki alkol oranının 0,70 promilden '<0,1' promile düşmesinin … bilimsel olarak mümkün olmadığından ve hastanede yapılan ikinci ölçümde tespit edilen (referans aralığı 0-0,1 olan) 'Etanol, Promil' sonucu '<0,1' çıktığından hangi değerin üzerine 0,15 promil ekleneceği hususu belirsizlik içerdiğinden, kalibrasyon bitiş tarihi … olan alkolmetre cihazı ile yapılan … ilk ölçüm sonucunun sağlıklı olduğu konusunda tereddüt oluştuğundan, dava konusu bireysel işlemde hukuka uygunluk görülmemiştir.”

Karşı oyun ortaya koyduğu üç sorun, bugün de aynen geçerlidir. Birincisi, iki ölçüm arasındaki fark fizyolojik olarak açıklanamıyorsa, bu durum ikinci ölçümün değil ilk ölçümün güvenilirliğini tartışmaya açar. İkincisi, laboratuvar sonucu “ölçüm sınırının altında” (<0,1 gibi) verildiğinde, geri hesaplamada hangi değerin esas alınacağı belirsizdir; bu belirsizliğin sonucuna sürücünün katlanması, ispat yükünün fiilen tersine çevrilmesi anlamına gelir. Üçüncüsü, cihazın kalibrasyon durumu tek başına ölçümün ispat değerini etkileyebilecek nitelikte bir olgudur.

Uygulamada bu sorunun en keskin biçimi, laboratuvar sonucunun mutlak sıfır çıktığı hâllerde ortaya çıkmaktadır. Kolluk ölçümünün eşiği az bir farkla aştığı (örneğin 0,27 promil), buna karşılık bir saatten kısa süre sonra alınan kan örneğinde etanolün hiç saptanmadığı bir olayda, Yönetmelik'teki geri hesaplama kuralı uygulandığında bile sonuç eşiğin altında kalmaktadır: sıfır değerin üzerine bir saatlik azalma payı eklendiğinde ulaşılan değer 0,15 promil dolayındadır. Bu hâlde artık ihtimallerden değil, iki ölçümden birinin hatalı olduğu olgusundan söz edilmektedir. Böyle bir olayda idari yargı denetiminin, cihazın kalibrasyon sertifikası ve ölçüm çıktısı celbedilmeksizin sonuçlandırılmaması gerekir.

VI. TUTANAĞIN İTİRAZSIZ İMZALANMASININ İSPAT ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

Danıştay Sekizinci Dairesi'nin kararında, sürücünün elindeki iki güçlü delili — hekimin “etanol testi negatiftir, hiç alkol almamış kişilerde 0-10 mg/dL olması beklenir” şerhini ve sunduğu adli tıp uzmanı raporunu — etkisiz kılan husus dikkat çekicidir: davacının, hakkında işlem tesis edildiğine ilişkin tutanakları itirazsız imzalamış olması.

Bu yaklaşım eleştiriye açıktır. Yol kenarında, çoğu zaman gece saatlerinde ve psikolojik baskı altında imzalanan bir tutanağa, sonradan bilimsel delillerle çürütülebilecek bir ikrar değeri atfetmek, idari işlemin maddi olay unsuruna ilişkin yargısal denetimi büyük ölçüde işlevsizleştirir. Kaldı ki tutanağın imzalanması, çoğunlukla “ölçüm sonucunun kabulü” değil, “tutanağın tebliğ alındığının” teyididir. Bununla birlikte içtihadın bugünkü hâli açıktır ve uygulamacı bakımından sonucu bellidir: tutanak, ölçüm sonucuna ilişkin çekince kaydı düşülerek imzalanmalıdır.

Bu bağlamda, kolluk tutanaklarına “ölçüm sonucuna itiraz ediyorum / kan örneği alınmasını talep ediyorum” şeklinde standart bir hanenin eklenmesi, hem sürücünün savunma hakkını güvenceye alacak hem de idare bakımından sonradan doğacak uyuşmazlıkları azaltacaktır. Bugünkü uygulamada bu hanenin bulunmaması, çekince koymayı bilmeyen sürücüyü peşinen dezavantajlı kılmaktadır.

VII. ÖLÇÜM CİHAZINA İLİŞKİN ŞEKLÎ GÜVENCELER

Karayolları Trafik Yönetmeliği'nin 97. maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendi, ölçümde kullanılacak cihazlar bakımından açık bir güvence öngörmektedir: sürücülerin alkol oranlarının tespitinde “tarih, saat ve ölçüm sonucu ile cihaza ait seri numarasını gösterir çıktı verebilen ve kalibrasyon ayarı yapılmış teknik cihazlar kullanılır.” Kanun'un 48. maddesinin son fıkrası da cihazların sahip olacağı asgari koşulların yönetmelikte gösterileceğini hükme bağlamıştır.

Bu güvence, iptal davalarında çoğu zaman göz ardı edilen bir denetim ölçütü sunmaktadır. Ölçüm sonucunun tutanağa yalnızca el yazısıyla yazılmış olması, cihaz çıktısının dosyaya konulmamış olması, cihazın seri numarasının ve kalibrasyon geçerlilik tarihinin belirtilmemesi hâllerinde, idari işlemin maddi sebep unsuru usulüne uygun biçimde ortaya konulmuş sayılmaz. İdari yargıda ispat yükünün dağılımı bakımından belirleyici olan da budur: yaptırımın maddi dayanağını oluşturan olguyu ortaya koymak, kural olarak işlemi tesis eden idareye düşer. Nitekim İDDK'nın karşı oyunda cihazın kalibrasyon bitiş tarihine açıkça atıf yapılmış olması, bu olgunun yargısal denetimde dikkate alınabilir nitelikte görüldüğünü göstermektedir.

VIII. YARGISAL DENETİMİN ÇERÇEVESİ: GÖREV, SÜRE VE DELİLLER

Aday sürücü belgesinin iptali, idari makamlarca tesis edilen, kesin ve yürütülmesi zorunlu bir idari işlemdir; buna karşı açılacak davanın idari yargıda görüleceği, Danıştay Sekizinci Dairesi ile İdari Dava Daireleri Kurulu'nun uyuşmazlığı esastan incelemiş olmasından da anlaşılmaktadır. Karayolları Trafik Yönetmeliği'nin 97. maddesinin üçüncü fıkrasının (f) bendinde yer alan “itiraz 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 27. maddesi kapsamında ilgili mahkemelere yapılır” yollaması, alkollü araç kullanma nedeniyle uygulanan idari para cezasına ilişkindir; belgenin iptaline ilişkin işlemi kapsamaz. Nitekim 0,21–0,50 promil aralığındaki aday sürücü ihlalinde idari para cezası dahi uygulanmamakta, yalnızca iptal işlemi tesis edilmektedir.

Dava süresi bakımından 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. maddesindeki altmış günlük genel süre işler; sürenin başlangıcı, iptal tutanağının ilgiliye tebliğ edildiği tarihtir. Belgenin fiilen geri alınmış olması nedeniyle işlemin icrai sonuçları derhâl doğduğundan, İYUK'un 27. maddesi uyarınca yürütmenin durdurulması istemi de dava dilekçesinde ileri sürülmelidir. İYUK'un 11. maddesi kapsamında idareye başvurulması hâlinde dava açma süresinin duracağı da göz önünde bulundurulmalıdır.

Davanın esasa ilişkin başarısı ise büyük ölçüde delillerin zamanında toplanmasına bağlıdır. Uygulamada aşağıdaki hususların dava dilekçesinde ara karar konusu yapılması yerinde olacaktır:

· Ölçümde kullanılan cihazın marka, model ve seri numarası ile ölçüm çıktısının aslı;

· Cihaza ait kalibrasyon sertifikası ve kalibrasyon geçerlilik tarihi;

· Denetimi yapan görevlilerin kamera/araç içi kayıtları ile denetim tutanağının tüm nüshaları;

· Sürücünün başvurduğu sağlık kuruluşundan numune alma saatini, kullanılan yöntemi ve ölçüm alt sınırını (LOD) gösterir yazı;

· Gerektiğinde adli tıp uzmanından geri hesaplamaya ilişkin bilimsel mütalaa.

Bu delillerin bir kısmı zamanla ortadan kalkabilecek nitelikte olduğundan (özellikle kamera kayıtları), dava açılmadan önce idareye bilgi edinme başvurusu yapılması ve kayıtların saklanmasının talep edilmesi pratik bir zorunluluktur.

IX. DEĞERLENDİRME VE ÖNERİLER

Aday sürücülük rejiminin amacı tartışmasız biçimde meşrudur: deneyimsiz sürücülerin trafikte yol açtığı riski azaltmak. Düşük promil eşiği de bu amacın makul bir aracıdır ve Danıştay'ın farklı hukuki durumlara farklı sınır öngörülmesini eşitliğe aykırı bulmayan yaklaşımı isabetlidir. Sorun eşiğin varlığında değil, eşiğe bağlanan sonucun ağırlığı ile ölçümün güvenilirliği arasındaki dengesizliktedir.

Birincisi, yaptırımın orantılılığı sorgulanmalıdır. Yürürlükteki düzenlemede 0,21 promil ile 1,50 promil aynı sonucu doğurmakta, her iki hâlde de belge doğrudan iptal edilmektedir. Oysa Kanun, aday sürücü olmayanlar bakımından kademeli bir sistem (geçici geri alma sürelerinin tekerrürle artması) öngörmektedir. Aday sürücüler bakımından da eşiğe yakın ihlallerde geçici geri alma, belirgin biçimde yüksek değerlerde iptal öngören kademeli bir yapı, amaca daha uygun olurdu.

İkincisi, ölçüm belirsizliği hukuken tanınmalıdır. Solunum havasından yapılan ölçümlerin belirli bir ölçüm belirsizliği payı taşıdığı teknik olarak bilinmektedir. 0,50 promillik eşikte önemsiz kalan bu pay, 0,20 promillik eşikte sonucu belirleyici hâle gelir. Cihazın ölçüm belirsizliğinin sonuçtan mahsup edilmesi, ceza hukukunda yerleşik olan şüpheden yararlanma ilkesinin idari yaptırımlar alanındaki doğal uzantısıdır.

Üçüncüsü, rutin denetimde de kan örneği verdirilmesini isteme hakkı kanunla tanınmalı; tutanaklara çekince hanesi eklenmelidir. Bugün Danıştay'ın içtihadıyla sağlanan güvence — kişinin kendi imkânlarıyla yaptırdığı testin değerlendirilmesi — kişinin o gece bir sağlık kuruluşuna ulaşabilmesine bağlı kalmakta, böylece hakkın kullanımı fiilî imkânlara terk edilmektedir.

Dördüncüsü, Karayolları Trafik Yönetmeliği'nin Ek 3. maddesi, 7590 sayılı Kanun'la yeniden düzenlenen Ek 17. madde ile uyumlulaştırılmalı; geri hesaplamaya ilişkin 97. madde kuralı ise laboratuvar sonucunun ölçüm alt sınırının altında çıktığı hâller bakımından açık hâle getirilmelidir.

X. SONUÇ

7590 sayılı Kanun'la yapılan değişiklik, aday sürücü belgesinin alkol nedeniyle iptalinde yıllardır tartışılan kanunilik sorununu gidermiş; 0,20 promil eşiğini yönetmelikten alıp kanun metnine taşımıştır. Bu değişiklikle birlikte, Danıştay Sekizinci Dairesi kararına eklenen karşı oyda dile getirilen “kanuni dayanak yokluğu” itirazı normatif zeminini yitirmiştir.

Buna karşılık uyuşmazlığın asıl ağırlık merkezi olan ispat sorunu çözülmüş değildir. Danıştay, rutin denetimde sürücünün kendi imkânlarıyla yaptırdığı kan testinin değerlendirilmesi gerektiğini kabul ederek önemli bir güvence sağlamış; ancak aynı kararlarda tutanağın itirazsız imzalanmasına atfedilen ağırlık ve eşik altı laboratuvar sonuçlarında geri hesaplamanın nasıl yapılacağına ilişkin belirsizlik, bu güvenceyi büyük ölçüde zayıflatmıştır. İdari Dava Daireleri Kurulu'nun karşı oyunda ifade edildiği üzere, iki ölçüm arasındaki fark bilimsel olarak açıklanamıyorsa, tereddüt ilk ölçümün güvenilirliği aleyhine değerlendirilmelidir.

Aday sürücü belgesinin iptali, kişinin mesleğini, çalışma düzenini ve ekonomik hayatını doğrudan etkileyen ağır bir idari yaptırımdır. Bu ağırlıkta bir sonucun, çıktısı dosyaya konulmamış, kalibrasyon durumu denetlenmemiş tek bir ölçüme dayandırılması, hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. İdari yargı denetiminin bu noktada şeklî bir hukuka uygunluk incelemesiyle yetinmemesi, ölçümün maddi doğruluğunu da tartışabilmesi gerekir.

KAYNAKÇA

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu, m. 48 (12/2/2026 tarihli ve 7574 sayılı Kanun'la değişik fıkralar dâhil) ve Ek m. 17 (24/7/2026 tarihli ve 7590 sayılı Kanun'un 5. maddesiyle değişik).

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, m. 7, 11, 27.

Karayolları Trafik Yönetmeliği, m. 97 ve Ek m. 3.

Danıştay Sekizinci Dairesi, 29/09/2023 tarih ve E.2020/3631, K.2023/4244 (oy çokluğu; karşı oy dâhil).

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 17/10/2024 tarih ve E.2024/741, K.2024/2349 (düzenleyici işlem yönünden oybirliği, bireysel işlem yönünden oy çokluğu; karşı oy dâhil).

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m. 2, 36, 125; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, m. 6.