I. GİRİŞ
22 Ekim 2014 gecesi Sakarya'da bir okul kantininin kapısı zorlanıyor. İçeriden alınan şey bozuk para. Failler çocuk; biri yaşı nedeniyle ayrı yargılanıyor. Dosya buradan başlıyor ve Yargıtay'a dört kez gidip geliyor.
Ceza Genel Kurulu bu dosyayı 1 Nisan 2026'da karara bağladığında tartışılan mesele artık kantin de, bozuk para da değildi. Hükümde yazmayan tek bir ibare vardı ortada: gece vakti. Mahkeme, TCK'nın 143. maddesindeki yarı oranındaki artırımı uygulamamış, yani cezayı olması gerekenden eksik belirlemişti. Hükmü ise yalnızca suça sürüklenen çocuk ve müdafii temyiz etmişti.
Soru şu: aleyhe temyiz yokken, sanık lehine sonuç doğurmuş bir eksiklik yüzünden hüküm bozulur mu?
II. ÜÇ BOZMA, İKİ FARKLI CEZA, BİR EKSİK ARTIRIM
Sakarya Çocuk Mahkemesi 29.09.2015 tarihli ilk hükmünde çocuğu TCK'nın 142/2-h, 143, 31/3 ve 62. maddeleri uyarınca 3 yıl 14 ay hapisle cezalandırdı. Bu hüküm, Yargıtay (Kapatılan) 13. Ceza Dairesince 17.03.2020 tarihinde bozuldu: suçun gerektirdiği cezanın alt sınırı gözetilmeksizin çocuğun savunması istinabe suretiyle alınmıştı.
Bozmaya uyularak kurulan ikinci hüküm de dayanmadı. Bu kez Yargıtay 6. Ceza Dairesi, 05.04.2021 tarihinde, çocuğa zorunlu müdafi atanmamış olması nedeniyle bozdu.
Yargılamanın sonunda mahkeme 14.09.2021 tarihinde üçüncü hükmünü kurdu: TCK'nın 142/2-h, 145, 31/3 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 4 ay 20 gün hapis, erteleme ve denetim süresi. Malın değerinin azlığı devreye girmiş (TCK m. 145), gece vakti artırımı ise hükümden düşmüştü.
Dosyayı 08.10.2024'te inceleyen Yargıtay 2. Ceza Dairesi bunu isabetsiz buldu. Daire, CD izleme tutanağındaki güvenlik kamerası kaydında suç saatinin 21.41 olarak belirtilmesine ve inceleme dışı sanığın soruşturmada eylemi "21.00 sıralarında" gerçekleştirdiklerini söylemesine dayanarak, TCK'nın 143. maddesinin uygulanması gerektiğini belirtti ve hükmü — kazanılmış hakkın korunması kaydıyla — bozdu. TCK'nın 6/1-e maddesine göre gece vakti, güneşin batmasından bir saat sonra başlayıp doğmasından bir saat öncesine kadar süren zaman dilimidir; ekim ayının sonunda saat 21.41 bu tanımın içindedir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 20.02.2025 tarihinde itiraz etti. Görüşü kısaydı: hükmü yalnız çocuk ve müdafii temyiz etmiş, suçun vasfına ilişkin bir uyuşmazlık ve aleyhe temyiz bulunmadığına göre, başkaca hukuka aykırılık içermeyen hüküm eleştirilerek onanmalıydı.
III. "KAZANILMIŞ HAK SAKLI" KAYDININ ÖDETTİĞİ BEDEL
Bozma kararına ilk bakışta itiraz edilecek bir yan yok gibi görünür. Daire zaten kazanılmış hakkı saklı tutmuştur; CMK'nın 307/5. maddesi uyarınca, hüküm yalnız sanık lehine temyiz edilmişse yeniden verilecek hüküm önceki cezadan ağır olamaz. Çocuğun cezası artmayacaktır.
Artmayacaktır ama dosya döner. Yeniden duruşma açılır, yeni hüküm kurulur, o hüküm de kendi kanun yolu denetiminden geçer. Suç tarihi 2014'tür ve dosya 2026'ya gelmiştir.
Kurul tam bu noktada, çoğu zaman gerekçelerde süs olarak durduğu düşünülen bir hükmü işlevsel biçimde kullanıyor: Anayasa'nın 141. maddesinin dördüncü fıkrası, davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasını yargının görevi sayar. Karar, hükmü etkilemeyecek bir aykırılığın bozma sebebi yapılmasını yalnızca CMK'nın 302/2. maddesine değil, aynı zamanda bu anayasal ödeve ve Anayasa'nın 36. maddesi ile Sözleşme'nin 6. maddesindeki makul sürede yargılanma hakkına aykırı görüyor.
Buna bir de sıralama ekleniyor. CMK'nın 301. maddesi Yargıtay'ın incelemesini temyiz başvurusunda belirtilen hususlarla sınırlar; 307/5 ise bozmadan sonrasını düzenler. Kurulun ifadesiyle 301. madde, 307/5'ten önce nazara alınmalıdır. Yani mesele, "bozarsak ceza artar mı" sorusundan önce, "lehe açılmış bir temyiz davasında sanık aleyhine bir sonuca hiç varılmalı mı" sorusudur.
IV. ÇİZGİ NEREDEN GEÇİYOR: VASIF MI, NİTELİKLİ HÂL Mİ
Kurulun kabulü iki ayaklı.
Birinci ayak, aleyhe değiştirme yasağının kapsamı. Karar, CMK'nın 307/5. maddesinin gerekçesindeki "Bu kural gerek cezanın türü ve gerekse süresi bakımından geçerli olup, suç niteliği yönünden uygulama yeri bulunmamaktadır." ifadesini esas alıyor. Yasak, cezanın nev'i ve miktarı bakımından teminat sağlar; suç vasfını kapsamaz. İstinaf yolunda CMK'nın 283. maddesi de aynı sınırı çizer.
İkinci ayak, Yargıtay'ın ıslah yetkisinin darlığı. CMK'nın 303. maddesi sayılı hâllerde hükmün düzeltilerek onanmasına imkân verir; (c) bendi ise yalnızca "suçun unsurları, niteliği ve cezası hükümde doğru gösterilmiş olduğu hâlde sadece kanunun madde numarası yanlış yazılmış ise" işler. Temyiz mercii, yerel mahkemenin belirlediği vasfı beğenmediği için hükmü ıslah edemez. Kurulun kendi cümlesiyle:
"mahkemesince hatalı olarak belirlenen suç vasfı, ne ıslah edilebilir (CMK madde 303) ne de aleyhe değiştirmeme mecburiyeti (CMK madde 307/5) kapsamında değerlendirilebilir."
Buradan çıkan sonuç iki yönlü işliyor. Suç vasfı yanlış belirlenmişse, aleyhe temyiz olmasa dahi hüküm bozulur; çünkü vasıf görevli mahkemenin tayinini etkiler, ülke genelinde farklı uygulamaların önüne geçilmesi gerekir ve aksi kabul yerel mahkemenin direnme hakkını elinden alır. Ceza miktarı yönünden kazanılmış hak yine korunur.
Vasfı değiştirmeyen bir nitelikli hâl uygulanmamışsa, bozma yoluna gidilmez.
Hangi hâlin vasfı değiştirdiğini belirlerken karar, TCK'nın 43. maddesinin üçüncü cümlesine tutunuyor: "Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır." Kurul buradan, nitelikli hâllerin kural olarak müstakil bir suç adı doğurmadığı sonucunu çıkarıyor. İstisnası, tipikliğe uygun eylemin bağımsız yaptırımı olan ayrı bir suç hâline getirildiği durumlar — kasten öldürme ile nitelikli kasten öldürme (TCK m. 81, 82) ilişkisi gibi.
TCK'nın 143. maddesi bu istisnaya girmiyor. Madde hırsızlık için bağımsız bir suç tanımı yapmaz; hem basit hırsızlık (m. 141) hem nitelikli hırsızlık (m. 142) bakımından cezayı yarı oranında artıran müşterek bir nitelikli hâldir. Vasıf değişmediğine göre, eleştiri ile yetinilecektir.
V. KURULUN KENDİ İÇTİHADI HAKKINDAKİ DÜRÜST CÜMLESİ
Kararın alışılmadık yanı, gerekçenin bir yerinde Kurulun kendi geçmişiyle hesaplaşmayı tercih etmesi. Metin, aynı sorunun daha önce iki farklı yönde çözüldüğünü açıkça yazıyor: kimi kararlarda, aleyhe temyiz bulunmadığı için eleştiriye kalan aykırılığın zamanaşımı hesabında ve infazda dikkate alınmayacağı gerekçesiyle bozma yoluna gidilmiş; kimi kararlarda ise suç vasfı tümüyle değiştiği hâlde eleştiriyle yetinilmiş. Kurul bu iki hattın örneği olarak kendi kararlarının künyelerini sıralıyor ve şu tespiti yapıyor:
"Netice itibarıyla Ceza Genel Kurulu'nun bu konudaki kararlarının istikrar kazandığını söylemek zor ise de genel uygulamadan ayrılmayı gerektiren güçlü ve haklı gerekçeler ortaya konulamamıştır."
Yüksek mahkemenin kendi içtihadının istikrarsızlığını kabul edip yine de baskın uygulamayı sürdürmesi, sonucu değiştirmese de gerekçeyi kırılgan bırakıyor. Kanaatimizce burada tartışmayı bitiren asıl unsur, kararın devamındaki ölçüt: ceza muhakemesi sisteminin kanun yolu filtrelerinde esas aldığı kriter suçun adı değil, ceza miktarıdır. CMK'nın 272/3 ve 286/2. maddeleri istinaf ve temyiz sınırlarını miktara bağlar; sistem, bu sınırlarda kesinleşen hükümlerin sübut, vasıf ve miktar bakımından hukuka uygun olduğu varsayımı üzerine kuruludur. Aynı sistemde, cezayı artıracak bir artırımın uygulanmamasını tek başına bozma sebebi saymak tutarsız olurdu.
Karar oy çokluğuyla alınmış; dört üye Başsavcılık itirazının reddi, yani bozmanın yerinde olduğu yönünde oy kullanmış. Karşı oyun gerekçesi metne yansımamış. Yansımış olsaydı muhtemelen çoğunluğun bizzat andığı endişeye dayanacaktı: eleştiriyle onanan hükümde eksik kalan artırım, zamanaşımı hesabında ve infazda hiçbir sonuç doğurmaz; hüküm o eksik hâliyle kesinleşir. Bu endişe gerçektir. Ne var ki eksikliğin muhatabı sanık lehinedir ve düzeltilmesi ancak sanığın durumunu ağırlaştırarak mümkündür. On iki yıl süren bir dosyada bu bedeli ödetmek, korunan yarara göre ağır kalır.
VI. DOSYAYA NASIL YANSIR
Karar, savunma bakımından somut bir kullanım alanı açıyor.
Yalnız sanık lehine açılmış temyiz davasında Dairenin re'sen saptadığı ve sanık lehine olan bir eksikliği bozma nedeni yapması hâlinde, CMK'nın 308. maddesindeki Başsavcılık itirazı yolu işletilebilir; bu karar itirazın dayanağıdır. İncelenen dosyada da sonucu değiştiren adım budur.
Ayrım testi tek soruya indirgenebilir: uygulanmayan norm, bağımsız yaptırımı olan ayrı bir suç mu yaratıyor, yoksa temel suça bağlı bir artırım mı? Birinci ihtimalde bozma beklenmelidir, ikincisinde eleştiri. Hırsızlıkta 143. madde ikinci gruptadır.
Eleştirili onamanın pratik sonucu, hükmün eksik ceza üzerinden kesinleşmesidir. İnfaz bu miktar üzerinden yürür; eleştiri, hüküm fıkrasına eklenen bir uyarıdır, cezayı değiştirmez.
Karar aynı zamanda temyiz dilekçesinin yazımı bakımından da okunmalıdır. CMK'nın 301. maddesi incelemeyi başvuruda belirtilen hususlarla sınırladığına göre, sanık müdafiinin dilekçede saydığı aykırılıklar yalnız bozma ihtimalini değil, incelemenin çerçevesini de belirler. Uygulamada zaman zaman "hükmün tüm yönleriyle incelenmesi" talebiyle yetinilen dilekçelerin, bu çerçeveyi sanık aleyhine genişletme riski taşıdığı gözden kaçırılmamalıdır. Kurulun 301. maddeyi 307/5'ten önce sıraya koyması, bu riski daraltan bir yorumdur.
Bozmanın sanık lehine görünüp fiilen aleyhe sonuç verdiği hâller de vardır. Erteleme kararı verilmiş, denetim süresi işlemeye başlamış bir dosyanın yeniden derece mahkemesine dönmesi, hükmün kesinleşmesini ve denetim süresinin tamamlanmasını yıllarca öteler. İncelenen dosyada 14.09.2021 tarihli hükümde erteleme ve denetim süresi belirlenmişti; bozma ayakta kalsaydı, çocuk 2014 tarihli bir fiil nedeniyle 2026'dan sonra da yargılanmaya devam edecekti.
Çocuk dosyaları bakımından bir güncelleme notu düşmek gerekiyor: 8/8/2026 tarihli ve 7593 sayılı Kanun'un 2. maddesiyle TCK'nın 31. maddesine eklenen dördüncü fıkra, on beş yaşını doldurmuş çocuklar hakkında yaş indiriminin uygulanmamasına imkân tanıyor. Ancak bu düzenleme yalnızca kasten öldürme (m. 81, 82) ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama (m. 87/2 ve 4) suçları için geçerlidir; hırsızlık dosyalarında 31. maddenin üçüncü fıkrasındaki üçte bir indirimi aynen uygulanmaya devam eder. Sanık aleyhine olduğundan, yürürlük tarihinden önceki fiillere de uygulanamaz.
VII. SONUÇ
Ceza Genel Kurulu, Başsavcılık itirazını kabul ederek Özel Daire bozma kararını kaldırdı ve yerel mahkeme hükmünü, "koşulları oluşmasına rağmen TCK'nın 143. maddesinin uygulanmaması suretiyle eksik ceza tayin edilmesi aleyhe yönelen temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır" eleştirisiyle onadı.
Kararın uygulamadaki değeri, aleyhe değiştirme yasağının sınırını net bir yere oturtmasında. Yasak, cezanın türü ve miktarı için mutlak bir teminat sağlar; suç vasfını kapsamaz. Vasıf hatası, aleyhe temyiz olmasa da bozulur. Vasfı değiştirmeyen bir artırımın atlanması ise, sanık aleyhine temyiz yoksa, hükmü on yıllar süren bir döngüye sokmaya değmez.
Kurulun kendi ifadesiyle "istikrar kazandığını söylemek zor" olan bir alanda, en azından ölçütün adı konulmuş oldu.
Yararlanılan Kaynaklar
· Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2025/298, K. 2026/196, T. 01.04.2026
· 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 6/1-e, 31, 43, 141, 142, 143, 145 (mevzuat.gov.tr güncel metin)
· 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 272, 283, 286, 301, 302, 303, 307, 308 (mevzuat.gov.tr güncel metin)
· 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun m. 8
· 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36, 141
· 8/8/2026 tarihli ve 7593 sayılı Kanun m. 2 (TCK m. 31'e eklenen dördüncü fıkra)