I. GİRİŞ

18 Ağustos 2005 günü Bakırköy 1. Aile Mahkemesi'nde bir duruşma yapıldı. On altı yıllık evli çift anlaşmalı boşanma için gelmişti. Hâkim tarafları ayrı ayrı dinledi. Kadın "paylaşılacak bir malımız ve eşya talebim yoktur" dedi; erkek de "paylaşılması gerekli bir malımız ve eşya talebim yoktur" diye ekledi. Her ikisi de tutanağı imzaladı. Karar aynı gün verildi, 14 Kasım 2005'te kesinleşti.

Dokuz yıl sonra kadın, evlilik birliği içinde edinilip eşin üzerine kaydedilen taşınmazlar ve şirket hisseleri için mal rejiminden kaynaklanan alacak davası açtı. Erkek, o gün tutanağa geçen cümleyi göstererek davanın dürüstlük kuralına aykırı olduğunu savundu — ve aynı dilekçeyle, kadının üzerine kayıtlı üç taşınmaz için kendisi de karşı dava açtı.

Uyuşmazlık on yıl daha sürdü. Hukuk Genel Kurulu 10 Eylül 2025'te noktayı koydu: o iki cümle, mal rejimini tasfiye etmez.

II. TUTANAĞA GEÇEN CÜMLE İLE PROTOKOLDE YAZILMAYAN ŞEY

İlk derece mahkemesi her iki davayı da reddetti. Gerekçe kısaydı: taraflar duruşmada açıkça paylaşılacak malları olmadığını beyan edip tutanağı imzalamışlardı, öyleyse aralarındaki mal rejimini tasfiye etmişlerdi. Mahkeme bu sonuca varırken Hukuk Genel Kurulu'nun 27.11.2013 tarihli ve E.2013/8-185, K.2013/1601 sayılı kararına dayandı. Bölge adliye mahkemesi de aynı çizgide, istinaf başvurularını esastan reddetti.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 03.11.2021 tarihli ve E.2021/5382, K.2021/8091 sayılı kararıyla hükmü bozdu. Bozmanın dayandığı olgu tespiti, dosyanın tamamını belirledi: boşanma dosyasına sunulan protokolde mal rejiminin tasfiyesine ilişkin hiçbir düzenleme yoktu; boşanma kararının gerekçesinde ve hüküm fıkrasında da bu yönde bir hüküm bulunmuyordu. Daire, feragatin "somutlaştırılmış bir hak ile ilgili kayıtsız ve şartsız, herhangi bir kuşkuya yer vermeyecek biçimde açık olması" gerektiğini belirterek, duruşmadaki genel nitelikli beyanların mal rejimi bakımından feragat sayılamayacağı sonucuna vardı.

İlk derece mahkemesi direndi ve önceki gerekçesini aynen tekrarladı. Dosya böylece Hukuk Genel Kurulu'na geldi.

III. "BOŞANMANIN MALÎ SONUÇLARI" KAVRAMININ SINIRI

Genel Kurul'un çözümü, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 166. maddesinin üçüncü fıkrasındaki bir kavramın kapsamını belirlemekten geçti.

Anılan fıkraya göre anlaşmalı boşanma kararı verilebilmesi için hâkimin tarafları bizzat dinlemesi, iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve "boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu" hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Sorulması gereken soru şu: bu ifade mal rejiminin tasfiyesini de kapsar mı?

Genel Kurul'un cevabı hayır. Karara göre boşanmanın malî sonuçları ile anlaşılması gereken, Kanun'un 174. maddesindeki maddi ve manevi tazminat, 175. maddesindeki yoksulluk nafakası ve 182. maddesindeki iştirak nafakasıdır. Mal rejiminin tasfiyesi bunların dışındadır; boşanmanın fer'îsi niteliğinde değildir.

Bu nitelendirmenin iki pratik sonucu var. Birincisi, tarafların mal rejimi konusunda anlaşamaması anlaşmalı boşanma davasının reddini gerektirmez; hâkimin onaylaması gereken düzenlemenin zorunlu unsuru değildir. İkincisi ve asıl önemlisi, tersi de doğrudur: taraflar mal rejimi konusunda anlaşmışlarsa bunu ayrıca ve açıkça yazmaları gerekir. Kararın anahtar cümlesi buradadır:

"Anlaşmada ayrıca yer verilmemişse, tarafların sırf anlaşmalı olarak boşanmış olmaları aralarındaki mal rejimini de tasfiye ettikleri anlamında kabul edilemez."

Genel Kurul, tasfiye anlaşmasının yolunu kapatmıyor. Aksine, eşlerin anlaşmalı boşanmada mal varlığını paylaşarak veya tasfiyeye yönelik haklarından feragat ederek mal rejimini tasfiye edebileceklerini, bunun için ayrı bir geçerlilik şartı aranmadığını açıkça söylüyor. Usulüne uygun yapılmış böyle bir anlaşma varsa, sonradan yeniden tasfiye istemek Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesindeki dürüst davranma kuralına aykırılık ve hakkın kötüye kullanılması sayılacaktır.

Aranan şey anlaşmanın kendisi değil, anlaşmanın açıklığıdır. Kurul, protokol metninde "soyut, muğlâk, her anlama gelebilen, farklı şekilde yorumlanmaya açık, müphem kelime ve cümleler" kullanılmamasını istiyor.

IV. HAK NE ZAMAN DOĞAR: DOĞMAMIŞ HAKTAN FERAGAT İTİRAZI

Uygulamada bu tartışmaya sıkça eşlik eden bir itiraz vardır: boşanma kararı henüz kesinleşmemişken mal rejiminden feragat edilemez, çünkü doğmamış haktan feragat olmaz.

Genel Kurul bu itirazı da karşılıyor ve iki ayrı anı birbirinden ayırıyor. Mal rejimi, Kanun'un 225. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona erer; tasfiyeden kaynaklanan alacak hakkı da bu tarihte doğar. Buna karşılık hakkın dava yoluyla kullanılabilmesi, yani mahkemeden tasfiye kararı alınabilmesi için boşanma hükmünün kesinleşmesi gerekir. Kurul'un ifadesiyle, "anlaşmalı boşanmada ise eşler boşanma davası açmakla doğmuş hakları olan mal rejiminin tasfiyesine yönelik tasarrufta bulunabilirler."

Bir hakkın doğması ile dava edilebilir hâle gelmesi arasındaki bu ayrım, protokoldeki tasfiye hükmünün geçerliliğine yönelik itirazları büyük ölçüde etkisiz bırakıyor.

V. KARŞI OY: MAHKEME İÇİ İKRAR VE DOKUZ YILLIK SESSİZLİK

Karar oy çokluğuyla alındı. Azınlıkta kalan görüş iki dayanağa yaslanıyor. Birincisi usule ilişkin: duruşma tutanağına geçirilmiş ve imzalanmış beyanlar mahkeme içi ikrar niteliğindedir, mahkeme içi ikrar başka bir davada da geçerlidir ve kesin delil teşkil eder. İkincisi terminolojik: Türk Medeni Kanunu'nun "Eşler Arasındaki Mal Rejimi" başlıklı bölümünde ve alt ayırımlarında sürekli "mal" ve "malvarlığı" tabirleri kullanılmıştır — 219. madde edinilmiş malları, 220. madde kişisel malları, 222. maddenin ikinci fıkrası paylı mülkiyete konu malları düzenler. Öyleyse duruşmada söylenen "mal" sözcüğü de ekonomik değeri bulunan taşınır ve taşınmaz varlıkların tamamını kapsar. Karşı oy, dokuz yıl sonra açılan davanın dürüstlük kuralına aykırı olduğu sonucuna varıyor.

Terminolojik argüman ilk bakışta güçlü görünüyor. Ne var ki aynı Yargıtay içtihadı, yıllar önce tam ters yönde bir tespit yapmıştı. 8. Hukuk Dairesi'nin E.2017/9765, K.2017/11128 sayılı ve 20.09.2017 tarihli kararında, boşanma protokolündeki genel ifadelerin mal rejimini kapsayıp kapsamadığı tartışılırken şöyle denmiştir: "Mal tabirinin tüm taşınır ve taşınmazları kapsadığını kabul etmek mal rejimi davalarının mantığına ve hakkın özüne aykırı düşer. Mal tabiri oldukça dar bir kavramdır." Aynı kararda, protokolün mal rejimini de kapsaması isteniyorsa katkı payı veya artık değere konu malların "açık bir biçimde tek tek, bentler hâlinde" protokolde yer alması gerektiği belirtilmiştir.

Tartışmayı bitiren şey ise sözlük anlamı değil, feragatin hukuki niteliğidir. Feragat, bir hakkın kaybı sonucunu doğuran tek taraflı bir irade açıklamasıdır ve bu ağırlıktaki bir sonucun, hâkimin usulen sorduğu bir soruya verilen kalıp cevaptan çıkarılması, iradenin serbestçe açıklandığını denetlemekle görevli 166/3 usulünün kendi mantığıyla bağdaşmaz. Anlaşmalı boşanma duruşmaları uygulamada dakikalarla ölçülür; tutanaklar çoğunlukla matbu ifadelerle doldurulur. Böyle bir ortamda söylenen cümleye, taraflardan birinin mal varlığının tamamındaki payından vazgeçtiği anlamını yüklemek, korunması gereken iradeyi korumamak olur. Çoğunluğun vardığı sonuca bu gerekçeyle katılıyoruz.

Karşı oyun dürüstlük vurgusu ise başka bir yerde gerçekten karşılık buluyor. Dokuz yıl susup sonra dava açmak, tek başına hakkın kötüye kullanılması değildir; kanun koyucu bu süre için ayrı bir sınır öngörmüştür ve o sınır aşağıda ele alınacaktır. Kaldı ki incelenen dosyada dürüstlük itirazını ileri süren taraf, aynı dilekçeyle kendisi de tasfiye talebinde bulunmuştu.

VI. SÜRE, YETKİ VE TASFİYEYE GİREN DÖNEM

Karar bozma ile sonuçlandığından esas hakkında bir belirleme yapmıyor. Buna karşılık dosyanın olguları, tasfiye davalarında sık atlanan üç noktayı görünür kılıyor.

Süre bakımından, mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak davaları Türk Medeni Kanunu'nun 178. maddesindeki bir yıllık zamanaşımına tabi değildir; o hüküm boşanmanın kendisinden doğan dava haklarına ilişkindir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin yukarıda anılan kararında aktardığı üzere, Hukuk Genel Kurulu'nun 17.04.2013 tarihli ve E.2013/8-375, K.2013/520 sayılı kararıyla katılma alacağı bakımından Türk Medeni Kanunu'nun 5. maddesi yollamasıyla 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 146. maddesindeki on yıllık zamanaşımı süresinin uygulanacağı benimsenmiştir. Anılan 146. madde, kanunda aksine hüküm bulunmadıkça her alacağın on yıllık zamanaşımına tabi olduğunu düzenler. İncelenen dosyada davanın kesinleşmeden dokuz yıl sonra açılmış olması, bu ölçüt karşısında anlam kazanır.

Yetki bakımından, Kanun'un 214. maddesi tasfiye davalarında boşanma davasında yetkili olan mahkemeyi göstermekle birlikte bu kural kesin yetki niteliğinde değildir. 8. Hukuk Dairesi'nin E.2014/20857, K.2016/1766 sayılı ve 02.02.2016 tarihli kararında, süresinde ileri sürülmeyen yetki itirazının sonuç doğurmayacağı ve mahkemenin resen yetkisizlik kararı veremeyeceği belirtilmiştir.

Tasfiyeye giren dönem bakımından ise karşı oyun tespiti dikkat çekicidir. Taraflar 1989'da evlenmiş, boşanma davası 2005'te açılmıştır. Eşler arasında başka bir rejim seçilmediğinden 1 Ocak 2002 tarihine kadar mülga 743 sayılı Kanun'un 170. maddesi uyarınca mal ayrılığı, bu tarihten mal rejiminin sona erdiği dava tarihine kadar ise edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. On altı yıllık evliliğin yalnızca son üç buçuk yılı yasal rejim kapsamındadır. Uzun evliliklerde dava dilekçesi hazırlanırken bu tarih ayrımının kurulmaması, talep kalemlerinin yanlış rejime dayandırılmasına yol açar.

VII. PROTOKOL YAZARKEN VE DAVA AÇARKEN

Protokolü hazırlayan taraf için. Mal rejiminin tasfiyesi protokolde ayrı bir başlık altında düzenlenmeli, hangi malın kime kaldığı taşınmazlarda ada-parsel, taşıtlarda plaka, şirket paylarında pay oranı belirtilerek tek tek yazılmalıdır. Tasfiyeye yönelik haktan feragat ediliyorsa bu, "mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan katılma alacağı ve değer artış payı alacağı taleplerimden feragat ediyorum" düzeyinde açık bir cümleyle ifade edilmelidir. Protokolün duruşma tutanağına geçirilmesi ve hüküm fıkrasında onaylandığının görülmesi, kanaatimizce sonraki tartışmaları baştan bitiren asıl güvencedir. "Paylaşacak malımız yoktur", "birbirimizden hiçbir talebimiz yoktur" gibi kalıplar bu işlevi görmez.

Tasfiye davasını açan taraf için. Boşanma dosyası eksiksiz getirtilmeli; protokol metni, duruşma tutanağı ve hüküm fıkrası ayrı ayrı incelenmelidir. Genel Kurul'un ölçütü üç aşamalıdır: protokolde tasfiyeye ilişkin düzenleme var mı, gerekçe ve hükümde bu yönde bir karar var mı, varsa hangi mal hangi eşe özgülenmiş. Üçünde de olumsuz cevap alınıyorsa, karşı tarafın dürüstlük itirazı bu karar karşısında sonuç doğurmayacaktır.

Her iki taraf için. Rejimin sona erdiği tarih boşanma kararının kesinleşme tarihi değil, dava tarihidir; malların bu tarihteki durumu ile karar tarihindeki değerleri farklı işlevler görür. Bir eşin bütün mallarının aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal sayıldığı yolundaki 222. madde karinesi ise ispat yükünü, malı kişisel mal olarak niteleyen tarafın üzerinde bırakır.

VIII. SONUÇ

Hukuk Genel Kurulu'nun E.2024/7, K.2025/498 sayılı kararı yeni bir kural koymuyor; var olan bir ayrımı, uygulamada sürekli karıştırıldığı için bir kez daha ve Genel Kurul ağırlığıyla çiziyor. Anlaşmalı boşanma, boşanmanın fer'îleri üzerinde bir uzlaşmadır; mal rejiminin tasfiyesi bu fer'îlerin içinde değildir. İkisinin aynı duruşmada hâlledilmesi mümkündür, hatta çoğu zaman tarafların yararınadır — ama bunun için yazılması gerekir.

Kararın uygulamaya asıl mesajı, boşanma protokolünün bir formalite metni olmadığıdır. Yirmi yıl önce yazılmış üç satırlık bir protokolün eksikliği, iki insanı iki mahkeme, iki daire ve bir Genel Kurul aşamasından geçirerek yirmi yıl sonra hâlâ dosyanın başına oturttu. Uyuşmazlığın esası ise henüz görülmedi bile.

Yararlanılan Kaynaklar

· Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2024/7, K.2025/498, T.10.09.2025

· Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2021/5382, K.2021/8091, T.03.11.2021

· Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E.2017/9765, K.2017/11128, T.20.09.2017

· Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E.2014/20857, K.2016/1766, T.02.02.2016

· 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m. 2, 5, 166, 174, 175, 178, 182, 202, 214, 219, 220, 222, 225, 227, 231

· 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m. 146

· 743 sayılı mülga Türk Kanunu Medenîsi, m. 170