Hafta sonu baroda tahkim yargılaması sempozyumu yaptık. Maşallah herkes de tahkimci olmuş. Ama biz Alo Adalet Hattı ile yargılamaları kısaltmamış mıydık? Neyse, alternatif yargılama yollarından zarar gelmez de, sadece altı ayda dört farklı tahkim doktora çalışması gelmişse, bir oturup düşünmek lazım.

TBB temsilcisi de oradaydı. O da çıktı Barolar Birliği’nde tahkim yargılaması nasıl oluyor onu anlattı. Web sayfalarını gösterdi. Ay artık orada gülmekten yarıldım. Hani Hukuk Doktorasının Avukatlık Ünvanıyla Kullanılamaması[1]’nda bizim baroyu eleştirmiştik ya, senin kendi iki ayda bir çıkardığın derginin künyesi av. Dr. Dolu, nasıl ceza vereceksin diye; ihlali veren barolar birliğinin de web sitesi av. Dr. Ünvanlarıyla dolu! Gerçekten oksimoronlar ülkesiyiz.

Oturumlardan birinde Selçuk Hoca da oturum başkanıydı. Her zaman yaptığı gibi konuşmacıların sürelerinden beşer dakika alıp kendisine ekledi, iyi de yaptı, hoş sohbetinden istifade ettik.

Neden bazı yanlış sorulara bu kadar gereksiz tepkiyle karşılık veriyorum, e elli kere onun yanlış olduğunu görmüşüm, elli birinci kez de aynı soru gelince elimde değil, sinirleniyorum, yaşlanınca böyle oluyor deyince hoca, ben de yaşlandığımı fark ettim.

Bir arkadaş grubuyla karaoke bara gitmiştik. Çıkışta kişi başı dört yüz lira harcama yapmadığımız için giriş parası almaları gerektiğini söylemişlerdi. Arkadaşım bu duruma çok sinirlenmiş, CİMER’e şikayet etmiş.

Bak girişte böyle bir uyarıyı yazmamaları hoş değil ama sonuçta giriş parası almamak yerine harcama yapmamızı istiyorlar, yapmazsan da giriş parası alıyorlar, bunda CİMER’lik bir durum yok. Tamam, mönünde yazmadığın bir bedeli isteyemezsin de, o da sadece senden iki bira içmeni istiyor; keşke en başta giriş ücreti şu kadardır, şu kadar harcama yapılırsa alınmayacaktır diye yazsaydı. Ama bir karaokeye gidip de hiç ücret ödemeden bundan faydalanabileceğini düşünmek…

Hayır, ben İnternet’ten araştırdım (araştırdım dediği ChatGpt’ye sordu; Sanal Avukat Sorumluluğu[2]), bu suçmuş.

Suç filan değil, İnternet’te her şey yazar, önemli olan senin doğru bilgiyi ayıklayabilmen. Kaldı ki, Ombudsman CİMER'e Karşı[3]’da bunlara değindik, doğru muhatap değil. Artık her önüne gelen o kadar başvuru yapıyor ki ilgili kamu kuruluşu bile ciddiye almıyor.

Sen nereden bilebilirsin ki ciddiye almadıklarını?

Nereden mi bilebilirim? Kamuda yöneticiyken o kadar çok başvuru gelirdi ki artık kopyala yapıştıra dönerdi verdiğimiz cevaplar. Yani o eskidendi eyvah CİMER’den yazı geldi, hemen soruşturalım.

Özgür sana ne zaman bir şey söylesem hep saldırıya geçiyorsun bana, kendimi hep savunma durumunda hissediyorum.

Evet, demek ki Selçuk Hoca’da olduğu gibi bende de oluyormuş; o kadar duyuyorsun ki aynı soruları, aynı yanlışları, artık sıkılıyorsun, yaşlandıkça da sinirleniyorsun. Zaten popüler hukuk yazmaya bu sebeple başladım; yoksa eskiden seyahat yazıları yazardım.

O kadar çok anlattım ki aynı şeyleri. Yazdım, orada, tam bu konu diyorum gene okumuyorlar; illa sözel olarak duyacaklar.

Selçuk Hoca anılarına devam ediyor. Ticaret komisyonundayken MHP milletvekili gelmiş, hocam bu konkordato komiserinde komiser yerine başka bir kelime bulalım, olmuyor böyle.

Yoo, siz isterseniz konkordato yerine başka bir kelime bulun ama komisere dokunmayın. Konkordato komiseri olduğum şirketin işçileri bir gün ayaklanmışlar maaşlarını alamadıkları için, bana geldiler hazırola geçmiş bir şekilde, ben de sağol, rahatta dinle, durumu kurtardım.

Bir keresinde de hocanın arkadaşının doktora konusu konkordato komiseri, matbaadan telefon gelmiş, ikinci baskıyı yapacağız, varsa değişikliklerin gönder. Yahu doktora tezinin ikinci baskısı yapıldığı nerde görülmüş? O basılır, bir ömür raflarda kalır. Nişantaşı Karakolu’na gidince gerçek ortaya çıkıyor; panoda hocanın tez kitabı. Bu ne arıyor burada, vallahi emniyet genel müdürlüğünden geldi, yeni bir komiserlik türü çıkmış, tüm karakollara göndermişler.

Aklıma Hayrettin Amca[4] geldi. Bir gün pederle demleniyorlar, telefon geliyor, kadının çocuğunu polis almış. Hayrettin Amca telefon açıyor karakola “Ben cinayet masasından Başkomiser Hayrettin NEMLİ! Orada benim yeğenimi gözaltına almışsınız, derhal serbest bırakın”.

Sayın başkomiserim tabii hemen bırakalım, zaten çocuk reşit değil diye aldık bu saatte, ama hani yanında bir büyük olsa da öyle bıraksak, sıkıntı olmasın.

Pederle gidiyorlar karakola. Komiser hemen kapılarda karşılıyor, efendim ne içersiniz, çay, kahve…

Bana bak, saat kaç?

Saat üç sayın başkomiserim.

Ulan bu saatte çay mı içilir, kahve mi içilir? Gönder bekçiyi iki bira alsın.

Demlenmeye devam ediyorlar. Peder “kumandan birer tane daha içsek mi” dediğinde de “Pekcan b… çıkarmayalım, yürü”.

Neyse geldik sempozyumun son oturumuna; tahkimde dava finansmanı. Özetle dava masraflarını üçüncü kişilerin üstlenerek davayı kazanma halinde dava bedelinden belli bir yüzdeyi alma. Konuşmacı sunumunu yaparken benim aklıma AvK m. 135 geliyordu; avukat iş temin etmek amacıyla yargılama giderlerini üstlenirse kınama cezasıyla cezalandırılır. Acaba bu maddenin ruhundan dolayı ileride tahkimde de böyle bir kısıtlama gelebilir mi diye düşünürken konuşmacı çok rahat bir şekilde basit olarak bir avukatın önceden dava masraflarını karşılamasına benziyor dedi.

O kadar rahat söyledi ki bunu, sanki ben Av. Dr. Bilmem ne, bana iki Tursil ver gibi (Aa bu arada evet, av. Dr. Ünvanlıydı konuşmacı).

Devam etti, Türkiye’de dava finansmanı için açık bir mevzuat yok ama bu adi ortaklık şeklinde olabilir dedi.

Dayanamadım artık, başladım eylemli sorularıma[5].

Hala oluyor mu bilmiyorum ama, eskiden imar hukukunda tecrübeli olmayan avukatlar vatandaşın kamulaştırma davasını kamulaştırma bedelinin yüzde yirmi baş oranını geçmeyecek şeklinde alırlardı, sonra da vatandaş ödemezdi, avukat da icra takibi yapamazdı KmK m. 33 bir yıldan aşağı olmayacak hapis korkusundan[6]. Sözlerinizden anladığım kadarıyla rahatça dava masraflarını üstlenmek konusunda anlaşma yapılıyor da piyasada, nasıl engelleniyor olası şikayet durumları.

Ay sormaz olaydım. Meğer tahkim merkezi başkanı hariç kimse bilmiyor Kamulaştırma Kanunu m. 31 avukatın müvekkille bu tür bir anlaşma yapmasını yasakladığını. Hiç ondan sonra devam etmek istemedim yok doktora akademik ünvandı değildi, hevesim kaçtı.

Yargılamanın üçüncü sac ayağı olan savunma mesleği mensuplarının, her türlü kanunu bilen, loop hole’leri yakalayanların kendi meslekleriyle ilgili kanunları bilmemeleri ne kadar acı.

------------

[1] https://www.hukukihaber.net/hukuk-doktorasinin-avukatlik-unvaniyla-kullanilamamasi

[2] https://www.hukukihaber.net/sanal-avukat-sorumlulugu

[3] https://www.hukukihaber.net/ombudsman-cimere-karsi

[4] https://www.hukukihaber.net/evlatlik-torunun-miras-hakki-ozgur-turkes

[5] https://www.hukukihaber.net/ogrencinin-korsan-kitap-hakki-ozgur-turkes

[6] https://www.hukukihaber.net/avukatlikta-dogru-bilinen-yanlislar-ozgur-turkes