YENİLENEBİLİR ENERJİ PİYASASINDAKİ PATENT BAŞVURUSU EĞİLİMLERİ

2002 yılından bu yana, en dikkat çeken yönelimin güneş enerjisi kullanımının geliştirilmesi olduğu görülmektedir. Güneş enerjisine ilişkin PCT kapsamında yapılan patent başvuruları, 2002 yılında yapılan yenilenebilir enerji üretilmesini amaçlayan bütün patent başvurularının yaklaşık dörtte birini oluştururken; 2019 yılında ise bu oran neredeyse ½‘dir. Görüleceği üzere yenilenebilir enerji üretimi açısından solar enerji oldukça önemli bir yer tutmaktadır.

İklim krizinin günümüzde gözlenen ve ileride gözlemlenmesi muhtemel negatif etkilerinin üstesinden gelinebilmesi için güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının yaygınlaştırılması pek tabi esastır. Bu tür yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelimin artışı, patent başvurularına ilişkin veriler üzerinden de açıkça gözlemlenebilmektedir.

Geçmiş olduğumuz son on yıl içerisinde, yenilenebilir enerji sektöründe daha önce görülmemiş  seviyede yatırım yapılması ve bu alana bütçe ayrılması söz konusu olmuş; aynı doğrultuda da bu alandaki teknolojilerin geliştirildiği gözlemlenmiştir. Bu yaygınlaşmanın en basit kanıtı uçak yolculukları boyunca gözlemlenen güneş pillerinden ya da rüzgar türbinlerinden dahi anlaşılabilmektedir. Söz konusu ilerlemeyi, yapılan patent başvurularındaki artıştan da çıkarabilmekteyiz.

Zira patent başvurusu verileri hangi alanlarda ne tür inovasyonların ne ölçüde ve dünyada nerelerde gerçekleştiğinin belirgin bir göstergesidir. Teknolojinin ve kullanım sıklığının arttığı alanlarda patent başvurularına ilişkin verilerin daha yakından incelenmesi bu alandaki inovasyonlar hakkında bir dizi anlayış geliştirmemizi sağlayabilmektedir.

Yenilenebilir Enerjiler 2019 Küresel Durum Raporuna göre, yenilenebilir enerji kapasitesi yatırımları 2014 yılından itibaren 2018 yılına değin her yıl 250 milyar ABD dolarını aşan seviyede artış göstermiştir. Söz konusu rapor, dünya genelinde geçtiğimiz son on yıl içerisinde toplamda 2.6 trilyon ABD doları yatırım yapıldığına ilişkin tahminlerden bahsetmektedir. 2019 yıl sonu itibariyle ise toplamdaki yenilenebilir enerji üretiminin dünya çapında toplamda üretilen elektriğin %26,3’ünü oluşturduğu söylenmektedir. İlgili rapor yenilenebilir enerjinin günümüzdeki önemini gözler önüne sermektedir.

Ancak yatırım tablosu da birden çok parametreye bağlı olduğundan yıldan yıla değişiklik göstermektedir. Örneğin 2018 yılındaki mali yatırımların, 2017 yılındaki toplam mali yatırımlardan daha düşük olması Küresel Durum Raporu yazarları tarafından bir geri adım ya da düşüş olarak nitelendirilmemektedir ve bu durumun sebebi yenilenebilir enerji üretim tesislerinin ve özellikle güneş pillerinin maliyetinin azalması olarak açıklanmaktadır.

Dünya Ekonomik Forumu için Yongping Zhai ve Yoonah Lee tarafından hazırlanan makalede yenilenebilir enerjiye yatırım miktarının düşmesinin kötü bir haber olarak nitelendirilmemesi gerektiği vurgulanmıştır. Yazarın ilgili makaledeki notu ise şu şekildedir; Yenilenebilir enerji sektöründeki yatırımın büyümesindeki yavaşlama, dünya çapındaki güneş ve rüzgar enerjisi üretim ekipmanlarındaki fiyatın ucuzlamasından, küresel pazar koşullarının değişmesinden ve sübvansiyonların azaltılmasından kaynaklanmaktadır. Diğer bir söyleyişle aynı büyüklükteki güneş enerjisi ya da rüzgar enerjisi santralinin kurulması için gereken maliyet düşmüş, dolayısıyla yapılan yatırımların parasal değeri azalmıştır.”

Tüm bu değişkenlerin patent başvurusu eğilimlerinin incelenmesi açısından önem taşımasından ötürü dikkate alınması gerekmektedir.

YENİLENEBİLİR ENERJİ ÜRETİMİ VE PATENT BAŞVURULARI

“Yenilenebilir enerjinin kullanımının artırılması, küresel ısınmanın 1.5 ̊C’de sabit kalabilmesi açısından kilit rol oynamaktadır.”

WIPO tarafından yönetilen PCT, başvurduğu patentin uluslararası alanda korunmasını talep eden  mucitler tarafından yaygın olarak kullanılmaktadır. Yalnızca bir PCT başvuru formunun doldurulması yolu ile başvurucular, yapmış oldukları başvuruya ilişkin 150’den fazla ülkede geçerli olmak üzere koruma hakkı tanınmasını sağlayabileceklerdir. Fakat pek tabii başvurunun kabul edilmesi ve patent verilmesi, belirlenen birtakım ulusal ya da bölgesel patent ofislerinin kontrolü  ve onayı neticesinde gerçekleşmektedir.

PCT sisteminde, bir patent başvurusu birden fazla yargı sistemince patente ait hakların korunmasını sağlayan bir uluslararası başvuru olarak da kayda geçirilebilir. Böylece PCT’nin tarafı olan bütün üye ülkelerin yargı mekanizmaları tarafından söz konusu patentin tanınması gerekli hale gelmiş olur. Genellikle başvuru; başvuru tarihinden itibaren 18 ay sonrasında yayınlanır, söz gelimi ilgili buluş bu noktada kamuya açıklanmış olur. Bundan sonrasında, patent başvurusu incelenir ve eğer ki patentin verilmesine ilişkin bütün kriterler sağlanırsa korumanın istendiği her ulusal ya da bölgesel patent ofisi tarafından söz konusu koruma başvurucuya verilir. Yapılan başvuru kabul edilirse ve patent verilirse, belirlenen ücretlerin ödenmesine bağlı olarak patentler başvuru tarihinden itibaren 20 yıl boyunca da geçerli olur. Bu noktada ülkemizin de Patent İşbirliği Anlaşmasının tarafı olduğunu, kabul ofisinin Türk Patent ve Marka Kurumu seçilmesi yolu ile PCT kapsamında ülkemizden de gerçek ve tüzel kişilerin başvuru yapabileceği hususunu belirtmek gerekir.

Edinilen patent hakkının 20 yıllık zamanaşımını doldurması halinde, söz konusu patente konu teknoloji artık kamuya mal olur. Kamuya mal olan bir teknolojinin de bütün kişiler tarafından yasal bir tehditle karşılaşmaksızın kullanılması serbesttir.

PCT kapsamında yayınlanan uluslararası başvuruların sayısındaki temayülleri incelemek birkaç farklı parametrenin etkisinin göz önünde bulundurulması kaydı ile bu sektördeki teknolojinin geliştirilmesinin iç yüzüne ilişkin kayda değer bilgiler edinmemizi sağlayabilir. İlk olarak PCT tarafından yayınlanan başvuruya ilişkin rakamlar dünya çapında bütün yaratıcı faaliyetleri temsil etmemektedir. Şöyle ki, kimi mucitler bulundukları ülke ya da bölge çapında lokal başvurular yapmayı tercih edebilirler. İkinci olarak ise yayınlanan veriler, patent başvurularının yapıldığı dönemdeki anlık durumlara ilişkin bilgi verir. Bir patentin ne kadar süre geçerli kaldığına ya da söz konusu patentin ne yönde ticarileştiğine veya piyasadaki lisans durumuna ya da ticari işlevine ilişkin bilgi vermez.

BAŞVURULARDAKİ EĞİLİMLERE GENEL BİR BAKIŞ

PCT kapsamında; dünyada yenilenebilir enerji sektöründeki teknolojilerin geliştirilmesine ilişkin yapılan ve yayınlanan bütün uluslararası başvuruların toplam sayısının 2002 yılından 2012 yılına değin düzenli artış gösterdiği ve yılda 4.541 başvuru ile 2012 yılında zirve noktasına ulaşıldığı bildirilmiştir. Bu noktadan itibaren ise 2013 ila 2018 yılları arasında yapılan başvurulardan büyük bir kısmı yenilik doğurucu olmaması veyahut farklı başka sebeplerle reddedilmiştir.

Başvuru eğilimlerini anlayabilmenin diğer bir yolu da patent ailesi[2] olarak adlandırılan kavrama ilişkin verileri incelemekten geçer. Bu veriler bağlamında, 2018 yılındaki yenilenebilir enerji sektörüne dair toplamda yapılan 237,378 PCT başvurusundan kabul oranının yalnızca %1 olduğunu da eklemek gerekir. Bu oran bilgisayar teknolojileri, dijital iletişim, tıbbi teknoloji ve ilaç sektörü gibi uluslararası patent başvurusu  kabul oranının yaklaşık %6 olduğu sektörlere kıyasla oldukça azdır.

Peki bütün bu verilerden çıkartılabilecek sonuç nedir? Önemli belirtmek gerekir ki patentler, uzun vadeli yatırımlardır. Örneğin, 2012 yılında yapılan bir patent başvurusu 2032 yılında halen geçerli olur ve kabul edilen bu başvuru bu sürecin herhangi bir noktasında ticarileştirilebilir. Diğer bir deyişle alınan patentin herhangi bir hizmet sunulması ya da piyasaya ürün sürülmesi şeklinde ticari amaçlarla kullanılabilmesi veya patentin lisansının başkalarına devredilebilmesi için patent sahiplerinin oldukça uzun zamanı vardır. Bu nedenle patentlerin uzun vadede faydalı geri dönüşümler sağlayan yatırımlar olduğunu söylemek mümkündür.

2002 ila 2012 yılları aralığındaki yenilenebilir enerji sektöründeki gelişimlere ilişkin kabul edilen patent başvurularının etkisi günümüzde ve önümüzdeki on yıl içerisinde ticari hayat içerisinde satışa çıkarılan ürünlerde ve sunulan hizmetlerde gözlemlenebilecektir. 2002 yılından bu yana sektörde gerçekleşen yeniliklerin ve yaratıcı birçok çabanın faydalarını görmeye henüz yakın zamanlarda başlamış olmamız da bu istatistiğin bir kanıtıdır. Dahası, söz konusu istatistikleri teknolojinin türüne göre ayırarak yenilenebilir enerji sektöründeki farklı eğilimleri de tespit edebiliriz.

PCT kapsamında yayınlanan yenilenebilir enerji üretimi için yapılan patent başvuruları temelde dört farklı sektör kolu altında incelenebilir; güneş enerjisi, yakıt hücreleri (kimyasal reaksiyonlar vasıtası ile elektrik enerjisi üretebilen hücreler), rüzgar enerjisi ve jeotermal enerji (yerkabuğunun derinliklerinde biriken ısının kullanımı ile enerji üretilmesi).

Geçmiş olduğumuz son 17 yıl içerisinde, güneş enerjisi üretimi alanında PCT kapsamında yapılan patent başvurusu sayısının %678 arttığı belirtilmektedir. Güneş enerjisi, 2009 yılından beri yenilenebilir enerji sektöründe ilk sırada yer almaktadır. 2012 yılında ise 2691 uluslararası başvurunun yayınlanması ile solar enerji zirveye ulaşmıştır. Bu alandaki yeniliklere yapılan yatırımlar güneş enerjisinin bütün dünyada kullanımını yaygın hale getirmiştir: Küresel Durum Raporu 2009 yılında dünyada yalnızca 25 GW güneş enerjisi kapasitesi bulunduğunu ve 2010 ila 2019 yılları aralığında bu sayıya 638 GW ekleme yapıldığını bildirmiştir. Ülkemizde de 7 adet coğrafi bölge arasında güneş ışınlarına en çok maruz kalan bölge Güney Doğu Anadolu Bölgesi’dir. Bunun ardından Akdeniz Bölgesi ve Doğu Anadolu Bölgesi gelmektedir. Güneşlenme sürelerinin fazla olması sebebiyle özellikle ve güney ile batı kesimlere pek çok güneş enerjisi santrali kurulmuştur.

Yakıt hücreleri teknolojisi ile güneş enerjisi birbirinden farklı eğilimler göstermektedir. Yakıt hücre teknolojisi, 2008 yılından daha önce zirve yapmış ve Sektörde lider konuma gelmiştir. Bu tarihten sonra bu alandaki patent başvuruları azalma eğilimi göstermiş ve 2019 yılında bütün yenilenebilir enerji sektörüne ilişkin yapılan global başvuruların yalnızca %19’unun yakıt hücrelerine ilişkin olduğu bildirilmiştir. Görüleceği üzere güneş enerjisindeki artış ila yakıt hücreleri teknolojisine yapılan yatırımlardaki azalma birbiri ile zıt şekildedir.

Rüzgar enerjisine ilişkin olarak, her ne kadar bu alanda büyüme söz konusu olsa da patent başvuru sayısı yıldan yıla dalgalanmalı olarak değerlendirilebilir. 2019 yılında yenilenebilir enerji sektöründe yapılan başvuruların %28’i rüzgar enerjisine aittir. Jeotermal enerji ile alakalı Uluslararası başvurular ise %1.4’lük bir dilimi kapsamaktadır. Bu yenilenebilir enerji türü Türkiye’de güneş enerjisi gibi oldukça yaygın bir kullanım ağına sahiptir. Özellikle Marmara Bölgesi ile İç Anadolu Bölgesi’nde rüzgar enerjisi santralleri sık olarak bulunur. Kısaca Türkiye’nin de dünyadaki yenilenebilir enerji kullanımına ilişkin trendleri takip ettiğini söylemek yanlış olmaz.

Türkiye'nin jeopolitik konumu ve coğrafi özellikleri sayesinde temiz enerji elde etme potansiyeli oldukça yüksektir. Ülkemizde yenilebilir enerji kaynaklarının kullanımına ilişkin destekler 5346 Sayılı YENİLENEBİLİR ENERJİ Kaynaklarının ELEKTRİK ENERJİSİ ÜRETİMİ Amaçlı kullanımına İLİŞKİN KANUN'na göre düzenlenmektedir. İlgili yasaya göre yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik enerjisi üreten kişiler, ihtiyaçlarının üzerinde ürettikleri elektrik enerjisini dağıtım sistemine vermeleri halinde kanunun ekinde bulunan I Sayılı Cetvel'deki fiyatlardan on yıl süre ile faydalanabileceklerdir. Bu sayede yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanarak elektrik enerjisi üreten kişilere devlet tarafından alım garantisi verilmesi söz konusudur.

Patent başvuru eğilimlerine ilişkin bilgi edinmenin diğer bir yolu da patentlerin nereden geldiğini incelemektir. PCT başvurularında da, başvuru sahibinin menşe ülkesi başvuru yapılırken bildirilmelidir ve birden fazla başvuru sahibi olması durumunda önce listenen başvurucunun menşe ülkesi esas alınır.

Bu analizlere dayanılarak 2010 ila 2019 yılları arasında, Japonya’nın ve Güney Kore’nin genel olarak yenilenebilir enerji sektöründe hem güneş enerjisi hem de yakıt hücresi teknolojileri için yapmış olduğu toplam patent başvuru sayısında ilk sırada olduğunu söyleyebiliriz. Jeotermal enerji alanında Amerika Birleşik Devletleri en üstte yer almakta; rüzgar enerjisine ilişkin yapılan patent başvurularında da Danimarka birinci sırada yer alırken, Almanya da onu takip etmektedir.

Küresel ısınma seviyesini Paris Antlaşması’na uygun şekilde 1.5 ̊C’de sabitleyebilmenin temel koşulu yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının yaygınlaştırılmasından geçmektedir. IPCC[3]’de yapılan bir Çalışmaya göre uzmanlar, küresel ısınmanın 1.5 ̊C’de tutulabilmesi için yenilenebilir enerjinin 2050 yılında dünyada üretilen toplam elektrik enerjisinin %70 ila %80’inin yenilenebilir enerji kaynakları aracılığıyla üretilmesi gerektiği hususuna dikkat çekmişlerdir.

Ayrıca aynı raporda eklemişlerdir ki: Seçenekler ve ulusal koşullar arasındaki zorlukları ve farklılıkları kabul ederken; güneş enerjisi, rüzgar enerjisi ve elektrik depolama teknolojilerinin politik, ekonomik, sosyal ve teknik fizibilitesi son birkaç yılda dünyada önemli ölçüde iyileşmiştir.”

Patent verilerinin yayınlanmasından elde edilen kanıtlar bu bulguyu desteklemekte ve yenilenebilir enerji sektöründeki yeniliğin 2012 yılına kadar özellikle güneş enerjisi teknolojilerinde on yıla kadar başladığını göstermektedir. Önümüzdeki birkaç yıl içinde, dünyadaki inovasyonların küresel ısınmayla mücadelede nasıl yardımcı olduğunu göreceğiz.

Ülkemizde de Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından yayınlanan istatistikler incelendiğinde; patent başvuru sayılarına açısından güneş ve rüzgar enerjileriyle ilgili başvuru sayılarının belirli bir seviyeye ulaştığı, her ne kadar sübvansiyonlar arttırılmış olsa da; hidroelektrik ile ilgili başvuruların ise daha az sayıda kaldığı gözlenmektedir. Rüzgâr ve güneş enerjisi başvuru sayıları kısmen de olsa bu sahalarda belirli bir ar-ge faaliyetlerinin varlığına işaret etmektedir. Hidroelektrik santrallerle ilgili başvuru sayısının kurulu güce ve üretime miktarına oranla düşüklüğü ise, kullanılan teknolojilerin mevcut teknolojiler olduğu ya da başka ülkelerin geliştirmiş oldukları teknolojilerin kullanıldığına işaret etmektedir.

Av. Özgühan ÇOPUR

----------------------------------------------

[1] PCT, (Patent Cooperation Treaty – Patent İşbirliği Antlaşması); ileride detaylı açıklanacağı üzere; bir buluşun, birden çok ülkede korunması istendiği takdirde, bunu kolaylaştırmak ve ekonomik hale getirmek amacıyla üye ülkelerin yapmış olduğu bir antlaşmadır. Bu anlaşma kapsamında yapılan patent başvurusunun sonucunda üye 154 ülkeye için geçerli olabilecektir.

[2] Patent Ailesi, bir patent için koruma talep edilen ülke sayısını ifade eder. Patent ailesi sayısı ne kadar büyük ise patentin değeri de o kadar artmaktadır. Bu ailenin içinde uluslararası ya da bölgesel başvurular bulunması bu değeri de arttırmaktadır.

[3]Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) 1988 yılında Birleşmiş Milletlere bağlı olarak bilimsel, ekonomik bilgi ve çalışmalar ışığında iklim değişikliğiyle mücadele konusunda karar vericilere yol göstermek amacıyla kurulmuştur.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.