Ceza hukukunda, failin kendi eylemi ile neden olmadığı bir sonuçtan dolayı sorumlu tutulması söz konusu olamaz.

Nedensellik bağı, failin bir sonuçtan dolayı sorumlu tutulabilmesinin esasını oluşturmakta ve failin eylemi ile sonuç arasındaki neden-sonuç ilişkisini ifade etmektedir.

Sırf hareket suçlarında, suçun oluşması için failin suç oluşturan davranışı gerçekleştirmesi yeterlidir. Bu suçlarda nedensellik bağı kavramı herhangi bir soruna neden olmaz.

Genel olarak nedensellik bağı, sonuç suçları açısından değerlendirilmesi gereken bir kavramdır. Sonuçlu suçlarda, tamamlanmış bir suçun kabulü, tipe uygun sonucun gerçekleşmesine bağlıdır.

Belirtmek gerekir ki, bu suçlarda, sadece failin davranışının varlığının ve sonucun ortaya çıktığının tespiti yeterli görülmemektedir. Ayrıca failin eylemi ile sonuç arasında, neden-sonuç ilişkisinin de kurulabilmesi gerekmektedir.

Şayet failin eylemi ile ortaya çıkan sonuç arasında nedensellik bağı yoksa o sonuç faile yüklenemez ve fail sonuçtan sorumlu tutulamaz.

Failin eylemi ile sonuç arasında nedensellik bağının kurulması, failin bu sonuçtan sorumlu tutulabilmesi için tek başına yeterli görülmemektedir.

Burada ayrıca failin davranışı ile ortaya çıkan sonucun faile objektif olarak yüklenebilmesi gerekmektedir. Bu kural, ceza hukukunda objektif isnadiyet kuralı olarak isimlendirilmektedir.[1]

Objektif isnadiyet ise, somut olayda ortaya çıkan sonucun doğrudan doğruya failin eylemine bağlı olarak gerçekleşmesi halidir.[2]

Örneğin, fail tabanca ile ateş ederek bir kişiyi öldürse, burada failin eylemi ile kişinin ölümü arasında doğrudan bir ilişki vardır. Yani kişinin ölümü failin eylemi ile olmuştur.

Oysa failin tabanca ile ateş etmesi sonucu kişi yaralanıp hastaneye kaldırılsa, hastanede çıkan yangın sonucu ölse, burada failin eylemi ile kişinin ölümü arasında doğrudan bir irtibat yoktur. Yani kişinin ölümü fail tarafından değil, hastane yangını sonucu olmuştur.[3]

Nedensellik bağı açısından sırf hareket suçlarından da çarpıcı bir örnek vermek faydalı olacaktır.

Örneğin hakaret suçu, herhangi bir şekilde işlenebilen serbest hareketli bir suçtur; tahkir edici fiilin gerçekleştirildiği anda suç da gerçekleşmiş olacağı için, neticesi olmayan sırf davranış suçudur, kesintisiz bir şekilde işlenmesi mümkündür ve suça teşebbüs neredeyse olanaksızdır.

Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçunda, hakaretin yalnızca görevin yerine getiriliş biçimiyle ilgili olması şart olarak aranmamaktadır.[4]

Hakaret, kamu görevlisinin görevine veya görevin yerine getiriliş biçimine yönelik olabilir.

Herhangi bir kamu görevine karşı duyulan düşmanlık sebebiyle o görevi ifa eden veya etmiş olan görevliye hakarette de illiyet bağının varlığı kabul edilmelidir.

Bu yüzden yerine getirilmekte olan veya yerine getirilen görevin, yalnızca bir kişiye (sanığa) karşı ifa edilmesi şart değildir.[5]

Yasal düzenleme metni ve gerekçesinde de hakarete konu olan görevin, mutlaka bir kişiye (faile) karşı yapılmakta olan veya yapılan bir görev olması gerektiğine ilişkin bir sınırlama getirilmemiştir.

Ayrıca yasal düzenleme ve gerekçesine göre, görevin yapılması sırasında veya yapılmasından sonra görev nedeniyle işlenen hakaret ile bu suç ortaya çıkabilmektedir.[6]

Örneğin, fail ile mağdur önceden birbirlerini tanımamasına ve aralarında bir husumet de bulunmamalarına rağmen failin, polislik görevine duyduğu düşmanlık ve görevin yerine getiriliş şekline yönelik olarak söylediği hakaret içeren sözler ile mağdur tarafından ifa edilen kamu görevi arasında nedensellik bağının bulunduğu varsayılacaktır. [7]

(Bu köşe yazısı, sayın Dr. Suat ÇALIŞKAN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)

---------------------------------

[1] GÖKTÜRK, Neslihan / ÖZGENÇ, İzzet / ÜZÜLMEZ, İlhan: Ceza Hukukuna Giriş, (Ed: İzzet ÖZGENÇ ve İlhan ÜZÜLMEZ, Anadolu Üniversitesi Yayını No: 2476, ISBN 978-975-06-1145-2, 1. Baskı, ESKİŞEHİR, Mayıs 2012, s. 23-24.

[2] GÖKTÜRK, Neslihan / ÖZGENÇ, İzzet / ÜZÜLMEZ, İlhan: Ceza Hukukuna Giriş, (Ed: İzzet ÖZGENÇ ve İlhan ÜZÜLMEZ, Anadolu Üniversitesi Yayını No: 2476, ISBN 978-975-06-1145-2, 1. Baskı, ESKİŞEHİR, Mayıs 2012, s. 23-24.

[3] “Örneğin, A, B’ye öldürmek maksadıyla silahla ateş eder. B isabet alır, ancak ölmez ve yaralı şekilde hastaneye kaldırılır. Tedavi altına alınan B, hastanede çıkan yangın sonucunda dumandan zehirlenerek hayatını kaybeder. Bu olayda, A’nın fiili, meydana gelen netice bakımından nedenseldir. Ancak, meydana gelen neticeyi faile isnat edebilmek mümkün değildir. Zira ölüm neticesi açısından her ne kadar nedensellik bağı var ise de, ölüm doğrudan doğruya A’nın fiilinin eseri değildir; B, hastanede çıkan yangın sonucunda ölmüştür. Dolayısıyla, A bakımından kasten öldürme suçu teşebbüs aşamasında kalmıştır.” Örnek için bkz.; GÖKTÜRK, Neslihan / ÖZGENÇ, İzzet / ÜZÜLMEZ, İlhan: Ceza Hukukuna Giriş, (Ed: İzzet ÖZGENÇ ve İlhan ÜZÜLMEZ, Anadolu Üniversitesi Yayını No: 2476, ISBN 978-975-06-1145-2, 1. Baskı, ESKİŞEHİR, Mayıs 2012, s. 23-24.

[4] Yargıtay Ceza Genel Kurulu E. 2008/4-180 K. 2008/205 T. 23.09.2008

[5] Yargıtay Ceza Genel Kurulu E. 2008/4-180 K. 2008/205 T. 23.09.2008

[6] YCGK, E. 2008/4-180, K. 2008/205, T. 23.09.2008

[7] YCGK, E. 2008/4-180, K. 2008/205, T. 23.09.2008: “… Olay günü sanık, emniyet müdürlüğü binası önünde nöbet tutmakta olan polis memuru mağdura hitap ettiği anlaşılacak şekilde, “yata yata para kazanıyor şerefsizler” demiştir. Sanığın söylediği sözlerin tahkir edici nitelikte olduğunda ve hakaret içerdiğinde, keza mağdur polisin kamu görevlisi olduğu hususlarında bir kuşku bulunmamaktadır. Sanık ile mağdur önceden birbirlerini tanımamakta ve aralarında bir husumet de bulunmamaktadır. Sanığın, polislik görevine duyduğu düşmanlık ve görevin yerine getiriliş şekline yönelik olarak söylediği hakaret içeren sözler ile mağdur tarafından ifa edilen kamu görevi arasında nedensellik bağı bulunduğu açıktır. Sanığın eylemi, 5237 sayılı TCY.nın 125. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendindeki suça uymaktadır ve aynı Yasanın 131/1. maddesi uyarınca kendiliğinden soruşturulacak ve kovuşturulacak nitelikte bir suçtur. O halde Özel Dairece, sanığa yönelik bir görev ifa edilmemesi nedeniyle hakaret suçunun nitelikli halinin oluşmadığının kabulü ve kamu davasının şikâyetten vazgeçme nedeniyle düşürülmesine karar verilmesi yasaya aykırıdır…”