“Eğer tüm arzulara boyun eğerseniz, arzular bir hapishaneye dönüşür”.
Maxime Lagacé
Engelleyici kontrolün bir yönü olan öz denetim (self-control), kişinin baştan çıkarma ve dürtüler karşısında duygularını, düşüncelerini ve davranışlarını düzenleme yeteneğidir. Öz denetim, belirli hedeflere ulaşmak için kişinin davranışını düzenlemek için gerekli olan bilişsel bir süreçtir. İnsanın kendini kontrol edebilme yetisi insan yaşamının merkezindedir ve insanın en önemli bir yeteneğini oluşturmaktadır.
Öz denetim kişinin toplumsal sınırlar dizinini nereye giderse birlikte taşımasıdır. Onların karakteri sosyal kontrol teorisince saptanan aşağıdaki dört öğeye referansla tasvir edilebilir. Öteki insanlarca aile, okul ve iş yerinde sergilenen oto-kontrol ve sosyal kontrol karşılıklı olarak yek diğerini yaşam boyu karşılıklı olarak etkilemekte ve sonuçta oto-kontrol ve sosyal kontrol teorileri bütünleşmektedir.
Modern toplumlarda aile içinde gelişen çocuklar için cezai disiplin/ kontrolün merkezinde yavaş yavaş kendi kendini düzenleyen ve güçlü bir mekanizma olan vicdanın yer aldığı iç denetimle ikame edildiği görülmektedir.1 J. Braithwaite’a (1990) göre, suçlu davranışın en iyi şekilde gelişmiş bir vicdan ile önleneceğini ve bunda etkili olacak kişilerin de suçlunun önem verdiği kişiler olduğudur. İşlenecek suçu ayıplayacak bu kişiler, suç için sosyal destek ve ahlaki meşruiyet sağlayan arkadaş gruplarının cazibesini azaltmaya yardımcı olabilirler. “İçimde düşünce ve duygusu doğmayan hiçbir suç ve kötülük yoktur. Bunu düşünürken bayağı bir zevk duyuyorum. Ancak kısa bir süre içinde vicdanımın karışması ve şahsi telkinle kendime gelir; bunu zihnimden silerim” önermesiyle Senaca bu psiko-sosyal gerçeğe vurgu yapıyordu. Bu duyguya çok yakından bağlı bir duygu da sürüden kovulma korkusudur.
Çocuk ve genç nüfusun toplam nüfus içerisinde önemli bir paya sahip olması karşısında en güçlü enformal sosyal kontrol kurumları olarak aile, okul ve komşuların işlevsel kapasitesi daha fazla devreye sokulmalıdır. Ahlaki yetersizlik içinde veya vicdanları gelişmemiş genç erkekler aile dışına çıktıklarında kendilerini sosyal kontrol açısından boşlukta bulmakta; sosyal medya, arkadaş grubu/suç çetesi onlar için bir sığınak olmaktadır. Öte yandan, aynı durum, iş bulma olanakları on yıl öncesine göre olmadığı için kişisel ve ekonomik bağımsızlığı kazanamayan/evlenemeyen ve uzun süre ailesiyle birlikte yaşayan gençler içinde geçerlidir. İşte bu koşullarda arkadaş grubu, güvenlik, statü, ait olma ve kimlik kazandırma açısından (yegâne değilse de) temel bir kaynak olarak daha önemli ve daha devamlılık içeren bir boyut kazanmıştır. Suçtan uzaklaşmanın gerekli bir ön koşulu, suçlu grupla ilişkilerin kesilmesi olduğundan özellikle evlerini terk edecek gençler için güvenlik, kimlik ve yön verici alternatif kaynaklar sağlanmalıdır. Bu kaynaklar arasında çalışma ve iş hayatı önemli bir konumdadır.2
Suçluluk bir bakıma oto kontrolle sosyal kontrolü azaltan faktörlerin bir işlevi olarak belirdiğinden sosyo-ekonomik kalkınma bakımından kişilerin/çocukların normlara/kurallara uygun davranmalarını sağlamak doğrultusunda oto kontrol en etkili ve en ekonomik bir yöntem olmaktadır. Toplumla bağlarımız kuvvetli olduğu ölçüde oto kontrolümüz daha etkili olmaktadır. Bu bağlar, toplum normla- rına uyan kişilere duyulan sevgi ve saygı şeklindeki bağlılıklara, toplumdaki yeri örneğin aile/okul/iş yerindeki saygın konumunu riske atmak istememesine yönelik adanmışlık, zaman ve enerjisini toplumca onaylanan faaliyetlerdeki meşguliyet ile bazı eylemlerin ahlaken yanlış olduğuna inanma türü inançlara dayalı bulunmaktadır. Bu kontrolü öğrenim ve benimsemede anahtar öğe de özellikle çocukluk evresindeki sosyalleşmedir. Ebeveynler çocuklarında oto kontrol geliştirmesine yardımcı olmak üzere onları gözetleyerek sapma türü eylemlerini cezalandırmalıdırlar. İşte bu tür kontrolü geliştirmek üzere kalkınma planlarında aşağıdaki açılım bağlamında stratejik ilkelere yer verilerek, eylem planları oluşturulmalıdır.3

Yinelersek, suçluluk bir bakıma oto kontrolle sosyal kontrolü azaltan faktörlerin bir işlevi olarak belirmektedir.
“Suça sürüklenen çocuklar" tablosuna bakıldığında, İçişleri Bakanlığı raporuna göre 2025'te "suça sürüklenen çocuklar"ın %71'i 15-17 yaş, %29'u 12-14 yaş grubunda yer aldı. Raporda, 2025’te 1,764 kasten öldürme olayının 266'sında çocukların yer aldığı, cinayet olaylarına karışan çocuk sayısının 478 olduğu bilgisi paylaşıldı. Çocukların karıştığı suçlarda, kasten yaralamada %68, cinsel olaylarda yüzde 64, uyuşturucu suçlarında %144,8 artış olduğu ifade edildi. Raporda, organize suç çetelerinin çocukları kullanmasının son dönemde öne çıkan sorunlardan biri olduğu, organize suçlarda çocuk sayısının %236,4 arttığı belirtildi. Resmi veriler, suça sürüklenen çocuk sayısının ülke genelinde yılda yaklaşık 186 000 olduğunu gösteriyor; bu sayı 2024’te 188 000 ile son on yılın en yüksek seviyesine ulaşmıştı-Suç türlerinde artış ve "organize suç" vurgusu dikkat çekmektedir.
Genelde oto-kontrolü zayıflatan faktörlerin başlıcası şunlardır:
1. Gelecek yerine şimdiki zamana odaklanmışlar ve suç onların gecikmiş tatminler yerine şimdi arzuladıkları sağlamaktadır (Bu kişiler impulsiftirler).
2. Risk alma ve fizik ağırlıklı olarak, dikkat ve algısal karşıtlığı sergilemekte; suç heyecan (sensation) ve riski içeren maceralar sağlamaktadır (Heyecan arayışında olan bu tür kişiler algısal yetenekten yoksundurlar).
3. Sabırlı, ısrarlı olmak ve özenli davranmak özellikleri eksiktir. Suç onlar için hızlı ve kolay bir biçimde para, seks, öç alma v.s. imkânı sağlamaktadır (Bu kişiler dürüstlükten yoksundurlar).
4. Ben merkezli ve duyarsız olan kişilerdir ve böylece öteki kişilerin uğrayacağı zarardan suçluluk duymaksızın suç işleyebilirler (Empati ve vicdan yoksunu olan kişilerdir-psikopatlaşma).4
Bunlara ek olarak psiko-biyolojik şu faktörlere tanık olunmaktadır:
1. Kalıtımsal veya edinilen özürler,
2. Fiziki hastalıklar örneğin tüberküloz, sifilis, HIV pozitif (AİDS),
3. Kalıtımsal veya edinilen akli özürlükler örneğin geri zekalılık, psikopat kişilik, epilepsi,
4. Akıl hastalığı ve psiko-somatik bozukluklar örneğin, psikozlar, psikonevrozlar ve duygusal bozukluklar,
5. Suiistimal örneğin seks, alkol, uyuşturucu madde ve kumar nedeniyle beliren kişisel çözülme- ler,5
6. Karakter/kimlik yapısı örneğin cehalet, yaşamın gerektirdiği mücadelede yetersizlik/iç disiplin yoksunluğu.
Öte yandan, sosyal kontrolü zayıflatan faktörler ise şöyledir:
1. Geleneksel olarak varlık gösteren sosyal sistemlerden ve bağlardan kopma; “ben merkezli bir dünya görüşünün” yaygınlaşması,6
2. Ekonomik düzende tevarüs edilen zayıflıklar örneğin fakirlik, işsizlik ve depression,7
3. Şehirleşmenin getirdiği örneğin şehirlerdeki mobilité (hareketlilik) ve anonim yaşam,
4. Ailede çözülme örneğin ebeveynin ölümü, boşanma ve çocuklara hatalı disiplin uygulaması,
5. Toplumda özellikle merkeze yakın mahallelerde çözülme örneğin ilkel yaşam koşullarındaki gecekondular ve suç çeteleri,
6. Ceza adaleti sisteminin etkinlikten yoksun yönetimi örneğin kolluk güçleri, savcılık ve mahkemelerin biçimsel bir görüntü sergileme ötesi etkinlikten yoksun olmaları, cezaevlerinin suç okulu olması ve çeteleşme/organize suçta yoğunlaşma,
7. Örgün ve yaygın eğitimde yetersizlikler, örneğin sınıfların çok kalabalık olması, sanat eğitimi kapasitesinin talepleri karşılamaktan uzak kalması ve din eğitimin ehil olmayan kişilerce verilmesi,
8. Anomik baskıları körükleyen, cebir ve şiddet suçlarının yoğunlaşma gösterdiği yazılı/görsel medya ve sosyal gerçeklik,
9. Kişiler ve gruplar arası örneğin etnik, dini ihtilaflar.

İrade-Neye hayır diyebildiğimizle ilgili
Suç işleyebilecekler, konformite sağlayıcı nitelikteki sosyal bağın dört öğesi olan duygusal bağlılık (attachment), adanmışlık (commitment), katılım ve benimseme (involvement) ve inançtan yoksundurlar. Attachment, konformitenin duygusal bileşeni, aile ve okul gibi temel sosyal kurumlar bağlamında duygusal bağlara işaret etmektedir. Commitment ise, konformitenin rasyonel bileşeni olarak toplumsal kabul gören bir meslek için kişinin olabildiğince zaman ve enerji harcamasıdır. Involvement ise bir öncekinin doğrudan bir sonucu olmaktadır. İnanç da davranışı yönlendiren sosyal normların kalben kabulüdür. Ne var ki, önceki öğelerden yoksun olan kişinin ahlaka da inanç beslemesi düşünülemez. Bu konumdaki kişi bencil menfaatine yönelmiş konumdadır.
Kriminoloji tarihinin büyük bir bölümünde üç baskın bakış açısı etkili olmuştur: Gerilim teorisi, farklılaşmış ilişki teorisi ve sosyal kontrol teorisi. 1990 yılında Michael Gottfredson ve Travis Hirschi, öz denetim kavramına dayalı, neredeyse anında klasikleşecek yeni bir teori ortaya attılar. Gottfredson ve Hirschi, bireysel düzeyde bir özellik olan öz denetimin, "her zaman tüm suçları” ve hatta anlık ödüller ürettikleri için aslında suç teşkil etmeyen ancak suça benzer davranışları bile açıklayabileceğini savundular.
Gottfredson ve Hirschi'ye göre, öz denetim, (düşük) öz denetime sahip bireylerde bir araya gelen altı özellikten oluşan daha üst düzey bir yapıdır: Dürtüsellik, basit işlere öncelik verme, risk arama, zihinsel aktivitelere kıyasla fiziksel aktivitelere öncelik verme, benmerkezcilik ve çabuk veya değişken bir öfkedir. Bu özellikler, kısa vadeli, sınırlı faydaları olan ancak uzun vadeli olumsuz sonuçları olan eylemlere girme olasılığını artırır. Elbette, öz denetim veya dürtü kontrolü birçok psikolog tarafından incelenmekte ve kavramsallaştırılıp biraz farklı şekilde uygulansa da disiplinler arasında ortak noktalar farklılık gösteren noktalardan çok daha fazladır. Örneğin, öz denetim, okul performansı, maddi başarı ve iyi sağlık gibi bir dizi olumlu yaşam sonucuyla pozitif korelasyon göstermektedir.

Gottfredson ve Hirschi, genel bir suç teorisi olarak, öz denetimi, suç ve benzeri davranışları doğrudan etkileyen en kritik bireysel düzeyde bir faktör olarak kabul ederler. Fırsat-suçların mümkün olduğu durumlara maruz kalma-teorinin bağlamsal bileşenidir. Sosyal ilişkiler, eğitim, istihdam ve sapkın akranlar gibi diğer teorik faktörlerin, suçun bağımsız nedenleri değil, öz denetimin tezahürleri olduğu söylenir. Başka bir deyişle, daha önce suçun nedenleri olarak düşünülen şeyler (okul veya ilişki faktörleri gibi), yalnızca seçilim yoluyla bu tür davranışlarla ilişkilidir.
Gottfredson ve Hirschi'ye göre, okul performansı ve sosyal bağlar suçla ilişkilidir, çünkü öz denetimi düşük olanların hem suç işleme olasılıkları daha yüksektir hem de okul ve ilişkisel sonuçları daha kötüdür. Dolayısıyla, bu çevresel faktörler suça neden olmaz. Son olarak, belirtilen nedensel sürecin tüm demografik özellikleri, zaman, yer, kültür ve suç türleri bakımından değişmez olduğuna inanılmaktadır. Diğer bir deyişle, öz denetim, zaman, mekân ve bağlam içindeki yerinden bağımsız olarak suçun temel nedenidir ve suçluların her türlü suç eylemine karıştığı varsayılır.
Gottfredson ve Hirschi'ye göre öz denetim, insanların doğuştan sahip olduğu veya sahip olmadığı bir şey değildir. Aksine, teori, ebeveynlerin veya bakıcıların sosyalleştirme çabalarının çocukların öz denetim geliştirmesine yardımcı olduğunu öne sürmekte; etkili çocuk yetiştirme olmadan, insanlar doğal olarak bencil ve dürtüsel kalacaktır. Eğer öz denetim 8-10 yaş civarında yeterince gelişmemişse, nispeten değişmez hale gelmektedir. Yaşam boyu sosyalleşme, kişinin içsel öz denetim düzeyini değiştirebilir, ancak göreceli olarak, öz denetim düzeylerinin sıralamasının istikrarlı olduğu varsayılır; eğer (A) kişisi 10 yaşından sonra (B) kişisinden daha yüksek öz denetime sahipse, (B) ne kadar değişirse değişsin, (A) kişisi yaşamı boyunca daha yüksek öz denetime sahip olmaya devam edecektir.

Teorinin Test Edilmesi
Gottfredson ve Hirschi, "Genel Suç Teorisi" adlı eserlerinde, düşük öz denetimin, suç işleme fırsatıyla etkileşim halinde, suçun başlıca nedeni olduğunu öne sürmektedirler. Teorilerinin rasyonel seçim teorisiyle de uyumlu olduğunu düşünüyorlar: Öz denetimi düşük bireyler, öz denetimi yüksek bireylerden farklı seçimler yaparlar. Bu konudaki saptamalar şöyledir:
İlk ve belki de en önemli soru olan "öz denetim suç davranışını öngörür mü?" sorusuna nispeten kesin bir yanıt verilmiştir. Öz denetimin nasıl ölçüldüğüne bakılmaksızın çoğu çalışma, bunun suçla istatistiksel olarak ilişkili olduğunu bulmuştur. Etkilerin genel bir değerlendirmesini sağlamak için çalışmaların sonuçlarını derleyen çeşitli meta-analizler, öz denetimin suçla orta derecede ilişkili olduğunu ortaya koymuştur.
İkinci olarak, ebeveynlik uygulamalarının öz denetimi etkileyip etkilemediği konusunda araştırmalar teoriyi destekleme eğilimindedir. Ancak literatürden anlaşıldığı üzere, öz denetimi geliştiren tek faktör ebeveynlik değildir. Araştırmacılar, ebeveynliğin etkisinin ötesinde öz denetimi etkileyen diğer öz denetim kaynaklarını belirlemişlerdir. Bunlar arasında mahallenin özellikleri ve gayri resmi sosyal kontrolün yanı sıra okulların ve öğretmenlerin etkisi de yer almaktadır.
Gottfredson ve Hirschi'nin (1990) genellikle ebeveynliğin öz denetimin tek nedeni olduğunu veya suçla yalnızca öz denetim yoluyla ilişkili olduğunu savundukları düşünülse de ebeveynliğin öz denetimin "başlıca" nedeni olduğunu belirtmişlerdir. Dahası, ebeveynlerin çocuklar üzerinde denetleyici veya fırsat etkileri olduğu ve bu etkilerin öz denetim düzeylerinin ötesinde suçu etkilemesi gerektiği açıktır.
Üçüncüsü, Gottfredson ve Hirschi, teorilerinin genel olduğunu, her zaman tüm suçları açıklayabile- ceğini savundular. Teorinin genelliği de çeşitli şekillerde test edilmiştir.
Dördüncüsü, Gottfredson ve Hirschi, öz denetim seviyelerinin nispeten istikrarlı olduğunu iddia ettiler. Bununla, yaşam seyri boyunca düşük öz denetimden yüksek öz denetime doğru çok az bir hareket olması ve öz denetim sıralamasında bireyler arasında çok az değişiklik olması gerektiğini kastettiler.
Öz Denetimin Diğer Yaşam Alanlarındaki Etkisi

Genel suç teorisi, açıkça suç ve antisosyal davranışları açıklamak amacıyla yazılmış olsa da Gottfredson ve Hirschi teoriyi tanımlarken öz denetimin diğer yaşam alanları üzerinde olumsuz etkileri olacağını açıkça belirtmişlerdir. Örneğin, yazarlar (düşük) öz denetimin etkilerinin sosyal ilişkiler (akranlar, önemli kişiler, eşler), iş yaşamı, sağlık ve beslenme alışkanlıkları, duygusal tepkiler, erken ve doğal olmayan ölümler, kazalar, mağduriyet vb. dahil olmak üzere diğer yaşam alanlarına da sızacağını belirtmişlerdir. Bu hipotez üzerine, (düşük) öz denetimin bu suç dışı sonuçları etkilediğini öne süren bazı araştırmalar ortaya çıkmıştır. Örneğin, düşük öz denetimin, mağdur olma riskinin arttırması, erken ve doğal olmayan ölüm riski, öfke bağlamında artan olumsuz duygusallık ve yüksek kaza riski ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Yakın zamanda yapılan bir çalışmada, öz denetimin zaman içinde sağlık, ekonomik ve suç işleme sonuçlarıyla ilişkili olduğunu ortaya koymuştur (Moffitt vd., 2011).
Sosyo-Ekonomik Yapılar ve Oto-Kontrol
Genelde kontrol teorilerine egemen olan tez herkesin suçlu gibi hareket etme potansiyeline sahip olduğudur. Bu nedenle, sorun bazı insanların neden suç işlediklerini açıklamak yerine herkesin neden suç işlemediğidir. Diğer bir anlatımla, sorun suça genel yatkınlığı kontrol eden güçlerin neler olduğu- dur?
Hirsch’ın kontrol kuramının analitik tablosuna aşağıda yer verilmiştir.8 Kontrol teorisinde ailenin suçlu davranışa etkisi bakımından kontrol ve gelişim mekanizmaları merkezinde yer alması nedeniyle sosyal yapının göz ardı edilmesi eleştiri konusu edilmiş ise de kontrol teorisyenleri zayıf ve yıkılmış aile yapısının sonuçlarını açıklamak istemişlerdir; yoksa neden böyle olduklarını değil. Ne var ki, tüm davranış teorileri bazı etmenleri göz ardı ederken ötekilerine odaklanmışlardır.

Sosyal Kontrol Teorisi, 1960'larda Travis Hirschi'nin suçun sosyal bağ teorisi veya sosyal kontrol teorisi olarak bilinen yenilikçi yorumunu ortaya koymasıyla önem kazandı. Bu teori, aile, okul ve toplumun diğer önemli düzenleyici unsurlarıyla olan ailevi bağları savunur.
Öz denetim teorisi, sosyal kontrol teorisinin evrimiyle ortaya çıkan genel suç teorisidir. Hirschi'nin sosyal bağ teorisi önerisiyle sosyolojik kontrol teorilerini nasıl geliştirdiğine benzer şekilde, Gottfredson ve Hirschi de suçluluğun nedenlerine ilişkin anlayışlarını daha da geliştirdiler.
Dört Sosyal Bağ Çeşitlemesi
Bağlılık: Ebeveynleriyle yakın ve güvene dayalı bir ilişkiye sahip olan bir gencin suç işleme olasılığı ebeveynlerinin onayını önemsemesi ve onları hayal kırıklığına uğratmak istememesi nedeniyle daha düşüktür.
Adanmışlık: İyi notlar almak ve üniversiteye hazırlık için zaman ve çaba harcayan bir öğrenci, kaybedeceği daha çok şey olduğu için (örneğin okuldan atılma veya gelecekteki fırsatları tehdit eden bir sabıka kaydı) suçtan uzak durmaktadır.
Katılım: Zamanını spor takımları, yarı zamanlı işler veya gönüllü projeler gibi yapılandırılmış faaliyetlerde geçiren bir gencin daha az boş zamanı ve suç işlemeye daha az fırsatı vardır.
İnanç: Güçlü ahlaki değerleri içselleştirmiş ve yasaların önemine inanan birinin suç işleme olasılığı kuralları çiğnemek kendi doğru ve yanlış anlayışını ihlal edeceği için daha düşüktür

Michael R. Gottfredson ve Travis Hirschi'nin "Genel Suç Teorisi" adlı eserinin yayınlanmasının üzerin- den otuz yıldan fazla zaman geçti. Bu kitapta, yakın tarihin en tartışmalı kriminolojik teorilerinden biri olan öz denetim teorisini ortaya koydular. Teorileri, günümüzde bile kriminolojik söylemin merkezinde yer almakta; sürekli teorik ve ampirik incelemelere konu olmaktadır. Kriminolojik literatürde yer eden bu yoğun incelemenin kökeni, Gottfredson ve Hirschi'nin tartışmalı, ancak sade ve iyi gerekçelendirilmiş önermeler kümesinde yatmaktadır: Suçlu ve sapkın davranışın bireysel düzeydeki nedeni olarak öz denetime verdikleri önem.
Teorisyenler ve araştırmacılar, Gottfredson ve Hirschi'nin öz denetim teorisinin formülüne (1) Tek bir ana açıklayıcı yapıya sahip olması (öz denetim) ile sade yapısı; (2) Yaşam seyri üzerindeki potansiyel açıklayıcı gücü ve (3) Demografik özellikler ile suç arasındaki bağlantıyı açıklaması gibi çeşitli nedenlerle dikkatlerini yöneltmişlerdir.
Genel suçlar (hırsızlık ve saldırı), ciddi suçlar (gasp ve cinayet), taksirli davranışlar (aşırı hız), okul ve iş hayatında zorluklar (devamsızlık, geç kalma, okulda kötü davranış, iş istikrarsızlığı), rastgele cinsel davranışlar, uyuşturucu kullanımı ve aile içi şiddet (eş veya çocuk istismarı), bunların hepsinin uzun vadede olumsuz sonuçları vardır. Bu eylemlerin hiçbirinin özel bir motivasyonu olduğu varsayılmaz. Hepsi, eylemi gerçekleştirene (ve aslında tüm amaçlı eylemlere) anında ve açık faydalar sağlamaktadır. Genellikle belirli veya anlamlı kısa vadeli maliyetler içermezler. Ancak hepsi, eylemi gerçekleştirene önemli uzun vadeli maliyetler getirmektedir (Hirschi & Gottfredson, 1994, s. 16).
Dolayısıyla Hirschi ve Gottfredson teorilerini, diğer sapkın ve pervasız davranışlar arasında suçun da kolayca gerçekleştirilebilen, anlık bir tatmin sağladığı varsayımına dayandırırlar. Dahası, bu tür davranışlar çok az veya hiç beceri gerektirmez. Suç ve sapkın eylemlerde bulunanların, anlık tatmin ve zevk sağlayan tüm davranışlara yönelmelerini belirleyen bir eğilimleri vardır. Bu amaçla Gottfredson ve Hirschi, suçu kişisel çıkarlarını gözetme amacıyla yapılan güç ve hile eylemleri olarak yeniden tanımlayarak işe başladılar.
Gottfredson ve Hirschi'nin Genel Suç Teorisi, tüm suç ve sapkın davranış biçimlerini tek bir birleştirici faktör olan öz denetim aracılığıyla açıklamayı amaçlar. Teori iki temel kavramı birbirinden ayırır:
1. Suçluluk- bireyin suç işleme eğilimi veya yatkınlığı.
2. Suç- fırsat doğduğunda kanunu çiğneme eylemi.
Çoğu insanın sık sık suç işleme fırsatlarıyla karşılaştığını, bu nedenle asıl sorunun neden bazılarının ayartmaya direndiği, diğerlerinin ise direnmediği olduğunu savunurlar. Cevap, öz denetimde yatıyor; öz denetimi ise anlık hazzı erteleyebilme, uzun vadeli sonuçları göz önünde bulundurabilme ve dürtüsel davranışlara direnebilme yeteneği olarak tanımlıyorlar. Düşük öz denetim, kolay ve anlık ödüllere duyulan tercihle kendini gösterir ve dürtüsellik, risk alma, kısa görüşlülük ve başkalarına karşı duyarsızlık gibi özelliklerle bağlantılıdır.
Teoriye göre, öz denetim çocukluk döneminde etkili ebeveynlik yoluyla oluşturulur. Davranışları izleyen, sapmaları fark eden ve uygun şekilde düzelten ebeveynler, çocuklarının öz denetim geliştirmelerine yardımcı olur. Tersine, yetersiz denetim, tutarsız disiplin veya ebeveyn yatırımının eksikliği düşük öz denetimle sonuçlanır. Öz denetim bir kez oluşturulduktan sonra, yaşam boyu nispeten istikrarlı olarak kabul edilir.
Çocukluk, öz denetim gelişimi için önemli veya hassas bir dönem gibi görünmektedir. Öz denetim gelişimine odaklanan ve Sosyal Bilişsel Teori ile tutarlı olan araştırmalar, bakım verenlerin çocukların öz denetimi üzerinde özellikle güçlü bir etkiye sahip olduğunu öne sürmektedir. Yalnız, çocukların öz denetim düzeyleri yalnızca bakım verenin talep karlığı (etkili ebeveynlik olarak) değil, aynı zamanda sıcaklık, destek ve olumlu pekiştirme açısından bakım verenin duyarlılığıyla da şekillenmektedir. Yalnız, sevgi ortamında çocuklara sağlanan bakım ve rehberliğin öz denetim gelişimini etkileyen tek faktör olmamasıdır. Araştırmalar mahalle, akranlar, öğretmenler, okullar ve hatta daha geniş sosyal bağlamların, çocuk ve ergenlerde öz denetim düzeylerini, bireyler arası farklılıkları ve değişimleri şekillendirdiğini göstermektedir. Genel olarak, araştırmalar, şiddete tanık olmak veya suç mağduriyeti yaşamak gibi travmatik, stresli yaşam olaylarının ve sert veya istismarcı ebeveynlik ve ırk ayrımcılığı gibi olumsuz deneyimlerin, öz denetimin azalmasıyla ilişkili olduğunu göstermektedir.
Öz Denetim
İrade gücü(sabır), dürtülere, uyarıcılara dayanıklılık göstergesidir. Temelde benliğin iki kısmı arasındaki rekabettir. Tek beyin, iki akıl ve bizler hangi aklın aktif veya daha aktif oluşuna göre tamamen farklı kişiler olmaktayız.
Duygu yönetimi/benlik kontrolü açısından aşağıda lokum testine yer verilmiştir. Walter Mischelli 60’lı yıllarda ödül ertelemesine odaklanan lokum testi (Marshmallow experiment) şöyledir: 4-5 yaşında bir çocuk yalnız olarak bir odada önüne bir lokum konulmuş ve kendisine iki seçenek sunulmuş: İstersen bu lokumu hemen sana verebilirim; ama, eğer 15 dakika beklersen iki lokum yiyebilirsin denilerek oda terk edilir ve çocuk önünde lokum ile baş başa kalmaktadır. Bu süreçte test edilen, ne kadar süre çocukların bekleyebilecekleridir. Bilinmelidir ki, dayanılmaz hiçbir uyarı yoktur. Test, hazzı erteleme- nin ne kadar zor olabileceğinin sergilemektedir.

Bu doğrultuda çocuklara erken yaşta kendi duygularını tanıma ve kontrol etme becerisi kazandırmak için 1) Onlarla güvene dayalı bir ilişki 2) Onlara iyi bir rol model olmak öngörülmelidir. Diğer bir yolu da onlara sorumluluk duygusun kazandırmak için makul sınırlar koymaktır. Bazı durumlarda öz denetim zaafa uğramaktadır. Nitekim, kleptomani ile zorlantı-saplantı nevrozunda sergilendiği üzere öz denetim sınırlanmakta veya kalkmaktadır. Gottfredson ve Hirschi, hazzı erteleme ve dürtüleri kontrol etme yeteneğinin yaşamın erken dönemlerinde geliştiğini ve istikrarlı bir kişisel özellik haline geldiğini savunuyorlar. Marshmallow Testi, öz denetimin temeli ve dolayısıyla sapkın davranış olasılığı olarak gördükleri şeye canlı, ancak basitleştirilmiş bir pencere açıyor.
Gottfredson ve Hirschi, suçun düşük öz denetimi olanlar için çekici olduğunu, çünkü "çalışmadan para, flört etmeden seks, mahkeme gecikmeleri olmadan intikam" sağladığını ünlü bir şekilde belirtiyorlar (1990:89). Ayrıca, düşük öz denetimin sadece suçu değil, madde bağımlılığı, kazalar ve riskli cinsel davranışlar gibi diğer sorunlu davranışları da açıkladığını savunuyorlar.
Günlük yaşamda düşük öz denetimi sergilemek üzere iki gencin, bir bankta sahipsiz bırakılmış pahalı bir akıllı telefonu çalma fırsatıyla karşı karşıya kaldığını hayal edin. Birincisi güçlü bir öz denetim geliştirmiş olduğu için sonuçları tartmakta, sahibine empati duyarak ve cazibeye direnirken ikincisinin düşük öz denetimli olması sonucu dürtüsel davranması, yasal sonuçları veya mağdurun kaybını düşünmeden telefonu almasına tanık oluyoruz. Kuşkusuz, bu öz denetim farkı-fırsattaki farklılıktan çok davranışlardaki farklılığı açıklamaktadır.

Ne var ki, düşük öz denetim, suç işleme ötesinde, riskli araç kullanmaya, madde bağımlılığına, kumar sorunlarına ve erteleme ve disiplinsizlik nedeniyle akademik başarısızlığa da yol açabilir.
Ceza Politikası İçin Çıkarımlar
Genel suç teorisi, diğer kontrol teorileri gibi, öz denetimin geliştirilmesinde sosyal kurumların ve özellikle ailelerin rolünü vurgular. Gottfredson ve Hirschi, suç önlemenin erken çocukluk müdahaleleri- ne odaklanması, ebeveynleri etkili denetim, disiplin ve sosyalleşme konusunda desteklemesi gerektiğini savunmaktadır.
Hirschi'nin daha önceki Sosyal Bağlar Teorisi yaşam boyu devam eden sosyal kontrolü vurgularken, Genel Suç Teorisi öz denetimin öncelikle erken yaşlarda oluştuğunu ve istikrarlı kaldığını vurgular. Buna göre, sosyal politika, öz denetimi teşvik etmek ve yaşam boyu suç riskini azaltmak için aile desteğine, erken eğitime ve ebeveynlik programlarına yatırım yapmalıdır.
Ampirik araştırmalar, düşük öz denetim ile suç davranışı arasındaki bağlantı konusunda karışık ancak genel olarak destekleyici kanıtlar sunmaktadır. Pratt ve Cullen'ın (2000) yaptığı bir meta-analiz, öz denetimin suç ve sapkın davranışlardaki payının yaklaşık %19'unu açıkladığını bulmuştur.
Ne var ki, eleştirmenler, teorinin evrensellik iddiasına meydan okumuş ve bazıları, tüm suçların dürtü- sellikten veya düşük öz denetimden kaynaklanmadığını savuna gelmiştir; örneğin, beyaz yakalı suçlar genellikle planlama ve yüksek öz disiplin içermektedir. Diğerleri ise teoriyi totolojiyle suçlamaktadır: Düşük öz denetimi suça karşı koyamama olarak tanımlayıp, düşük öz denetimi ölçmek için suçu kullanmak söz konusudur. Akers ve Sellers (2004), döngüsel akıl yürütmeyi önlemek için kavramın daha açık ve bağımsız bir şekilde operasyonelleştirilmesi gerektiğini öne sürmektedir.
Ne var ki, tüm bu eleştirilere rağmen, genel suç teorisi son derece etkili olmaya devam etmektedir. Öz düzenlemeyi sapkınlığa karşı temel bir koruyucu faktör olarak vurgulayarak, erken çocukluk müdahalesi, aile politikası ile ikincil suç önleme hakkındaki tartışmaları yeniden şekillendirmiştir.
Sonuç
Hirschi ve Gottfredson, Genel Suç Teorisi ile sosyal bağlara ve kurumsal kontrollere odaklanan sosyolojik yaklaşımdan, öz denetim eksikliklerine dayanan bireyselci bir açıklamaya doğru çarpıcı bir dönüş yaptılar.
Suç davranışı açıklarken, kuşkusuz, bireyler ve çevreleri arasındaki etkileşim de güçlü bir şekilde vurgulanmalıdır. Ahlaki boyutun ötesine gidilerek dış kontrolle ilgili faktörlere vurgu yapılarak öz denetim fren balataları işlevsiz olduğunda dışsal denetim (caydırıcılık) devreye girmelidir.
Bu kontrol faktörü öncelikle bireyin ahlakı ile çevresindeki ahlaki kurallar arasında uyumsuzluk olduğunda işlev görecektir. Diğer bir anlatımla, kontrol faktörleri bireyin ahlakı güçlü ancak çevredeki ahlaki ortam zayıf olduğunda veya tam tersi durumda işlev görecektir. Örneğin, birey yüksek düzeyde ahlaka/öz denetime sahip ancak ahlaki kuralları açısından zayıf, suç üreten bir ortamda bulunuyorsa, öz denetim (içsel kontrol) suç karar verme sürecine önemli ölçüde katkıda bulunur. Tersine, çevresel ahlaki kurallar güçlü ancak bireyin öz denetimi zayıfsa, caydırıcılık (dışsal kontrol) suç davranışını açıklamada çok önemli hale gelecektir. İşte öz denetimi düşük olan bireylerin suçlu davranışta bulunma olasılığının yüksek olduğu değerlendirilmektedir. Ek olarak, öz denetimin, mağduriyet gibi gerilimlerin suç oluşturucu etkilerini ve suçlu akran ilişkilerinin etkisini hafiflettiği gösterilmiştir.
Özetle, öz denetim ve rasyonel seçim, özgür iradenin en yaygın biçimleri olabilir. Kendini iyi kontrol eden bir birey, eylemlerini kontrol etme ve suç davranışına ihtiyaç duyabilecek dürtüsel davranışlardan kaçınma kapasitesine sahiptir. Öz denetim, bir bireyin davranışlarını toplumun standartlarına ve normlarına göre kontrol altında tutmasına yardımcı olur.

“Çocuklarınıza öz denetim, tutku, önyargı ve kötü eğilimleri dürüst ve mantıklı bir iradeye tabi kılma alışkanlığını öğretirseniz, onların geleceğinden sefaleti ve toplumdan suçları ortadan kaldırmak için çok şey yapmış olursunuz.”
Tyron Edwards
Av. Prof. Dr. Mustafa Tören Yücel
-----------
1 “Vicdan koşullanmış bir reflekstir” (Eysenck). Bkz. H.Eysenck ve G.H.Gudjonnson. The Causes and Cures of Crime. New York: Plenum, 1990. Ayrıca bkz. İsmâil Hâmî Dânişmend Eski Türk Seciyye ve Ahlakı, İst. Kitabevi, 2001.
2 Bkz. N.Cömertler ve M.Kar.“Türkiye’de Suç Oranının Sosyo-Ekonomik Belirleyicileri: Yatay Kesit Analizi” SBF Dergisi, 62(2) Nisan-Haziran 2007, ss.37-58.
3 “İç huzur ve düzen ile kalkınma süreci arasındaki bağıntı göz tutularak.” Uzun Dönemli Kalkınmanın ve Üçüncü Beş Yıllık Kalkınma Planının Temel Hedefleri ve Stratejisi T.C. Resmî Gazete, 10/07/1972, s.7.
4 Nürnberg duruşmalarını izleyen ve sanıklarla birebir görüşmeler yapan psikolog G.M.Gilbert, “sanıklarla yaptığım çalışmalarda, kötülüğün doğasını anlamaya çalıştım. Tüm sanıklarda ortak olan tek nitelik empatiden yoksunluk idi. Başka insanların hisleriyle gerçek anlamda hiçbir bağ kurmamak onlara egemen olmuştur.”
5 Oyun yoluyla para alınmasının sağlanması “bul karoyu al parayı” örneğinde olduğu gibi kumar olmaktadır. Burada önemli olan oynatanın devamlı oyun oynanacak bir ortam hazırlaması ve kasanın zarara da katlanmasıdır.
Spor toto, loto, milli piyango örneklerinde legal bir şans oyunu sergilenmekte ve bunların Devlet için getirisi fazla olduğu için katılımcıların artması için olanca çaba gösterilmektedir. Öte yandan, Turnike ve Çarkıfelek gibi TV. programlarında reytingi yükseltmek doğrultusunda dağıtılan hediyelerin artması ile seyircilerde o saatler için bir ekran iptilası oluşmak üzeredir. Burada söz konusu olan seyirci sayısını artırmak, belli gazetelerin alınmasını sağlamak üzere reklam ve özendirme doğrultusunda faaliyetlere tanık olunmakta ve Yargıtay içtihatlarına göre “kumar” olarak değerlendirilmesi söz konusu değildir. Dünya ölçüsünde TV seyredenler açısından ABD’nin arkasında yer alan Türkiye’nin bu programlarla birinci sıraya çıkması beklenmelidir.
Konuya sosyal psikoloji açısından bakıldığında ülkede kumar alışkanlığı ve tutkusu açısından, anılan programlar olumsuz etki yapmaktadırlar. Havadan bir şey temin edildiğini gören kişiler için vasıta önemini yitirmekte; her tür vasıta meşruluk kazanabilmektedir. Kumar genelde üretken olmadığı gibi, yararlı veya gerekli bir hizmette değildir. Yalnızca asalak bir yaşam şekline imkân vermektedir. Kumar aile yaşamının istikrarını örselemekte; yaşam standardını düşürmekte, kumar her türden (adam öldürme, gasp ve müessir fiil gibi) suçların artışını etkilemektedir. Kumar ve fakirlik at başı gitmektedir. Kumar mağdurlarının zimmet, rüşvet, ihtikar ve vatan hainliği suçlarını işlemesi de olağan olmaktadır.
6 Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” sendromu düzen için suiistimal kadar zararlıdır.
7 Bkz. M.Akdağ. Türk Halkının Dirlik ve Düzenlik Kavgası “Celalî İsyanları” Bilgi Yayınevi, Ank., 1975, ss.102-107; yoksulluk çalışması (2004) (1) gıda yoksulluğu verilerine göre, toplam nüfus 70.3 milyondan % 1.3’ü açlık sınırının altında gelir elde etmekte; % 70’i kırsal kesimde, % 30’u ise kentlerde yaşıyor; (2) gıda+gıda dışı yoksulluğa göre ise, nüfusun % 25.6’sını oluşturan 3.5 milyon hane (ortalama 4.1 kişinin yaşadığı) halkı yoksulluk sınırının altında kalıyor-dört kişiden biri daha genel yoksulluk tanımına giriyor. Beş kişiden büyük haneler yoksulluk sınırı altında kalanların %73’ünü oluşturuyor. Yoksulluk oranı yüksek eğitim görenlerde %1,6 iken, ilk okul mezunlarında %21,6, okur–yazar ama okul bitirmeyenlerde % 33.2’ye, okur-yazar olmayanlarda % 44.1’e tırmanıyor. Gıda güvenliği ciddi bir sorun olarak güncelliğini korumaktadır. Aristotle, fakirliğin isyan ve suç doğurganı olduğunu belirtmiştir.
8 T.Hirschi. “Self-control and crime” Handbook of self-regulation research, theory and applications (Ed.R.Baumeister ve K. Vohs) New York: Guilford Press, 2004, ss.537-552. Ayrıca bkz. Hyounggon Kwak ve Eun-Kee Kim. “Düşük Öz Denetim ve Riskli Yaşam Tarzlarının Suç Mağduriyetindeki Rolü: Güney Kore'deki Ergenler Üzerine Bir Çalışma” Uluslararası Çevre Araştırmaları Halk Sağlığı Dergisi 2022, 19 (18), 11500; https://doi.org/10.3390/ijerph191811500: Bu çalışmada düşük öz denetim, riskli yaşam tarzları ve mağduriyet arasındaki bağlantılar incelenmiştir. Riskli yaşam tarzlarının, düşük öz denetimin mağduriyet üzerindeki etkisine tam olarak aracılık ettiği bulunmuştur. Bulgular, mağduriyeti incelemek için sağlam bir çerçeve olarak öz denetimin rutin aktiviteler ve yaşam tarzı teorileriyle bütünleştirilmesinin faydasını göstermektedir. Özellikle, sonuçlar, düşük öz denetim seviyelerini koruyan bireylerin, mağduriyete elverişli ortamlara kendilerini seçtiklerini, yetenekli koruyucuların yokluğunda mağduriyet için hedef olma çekiciliklerini ve uygunluklarını artırdıklarını göstermektedir. Ayrıca bkz. Bkz. L. Hanoğlu. “Özgür iradenin nörobiyolojisi”, İnsan Davranışları, Belirleyicileri ve Hukuk Medipol Unv. 2014, ss.113-142.





